Pera Palas patlaması

Fotoğraf
İllüstrasyon: Selçuk Ören
22 Şubat 2022 - 18:47

1941 yılında İkinci Dünya Savaşı nedeniyle Avrupa’nın büyük bölümünde kan gövdeyi götürürken, savaşta tarafsızlık politikasını sürdürmeye çalışan Türkiye’nin en büyük kenti İstanbul bir huzur adası görünümündeydi. Buna karşın en önemli gündem konusu elbette savaştı. İstanbul halkı birkaç aydır süren karartma tatbikatlarına alışmıştı. Savaş ekonomisi ve zorluklar da her geçen gün kendini daha fazla hissettiriyordu. Yakıt tasarrufu için özel otomobillerin sokağa çıkması yasaklanmış, iki bin civarında taksinin ruhsatı askıya alınmıştı.1 Birçok mal ancak karaborsada bulunabiliyor, bulunabilen mallar da sürekli zamlanıyordu. Ekmeğin karneyle dağıtılmasına daha bir yıl vardı ama buğday sıkıntısı nedeniyle büyük şehirlerde satılacak ekmeklere tek tip standardı getirilmişti; fırınların buğday unlarına yüzde on beş oranında çavdar, yüzde otuz oranında arpa eklemesi zorunluydu.2

Halkın gözünü asıl korkutansa günlük hayattaki sorunlardan çok savaşın gitgide sınırlara yaklaşmasıydı. Nazi savaş makinesi Polonya ve Çekoslovakya’nın ardından Balkanlar’a girmişti. 1 Mart 1941’de Bulgaristan’ın Almanya önderliğindeki Mihver devletlerine katıldığını duyurması ve öncü Alman birliklerinin bu ülkeye ayak basması Türkiye’deki korkuyu daha da arttırdı. Savaş, kelimenin tam anlamıyla kapıya dayanmıştı.

Savaşın tarafları Türkiye’yi kendi saflarına dahil edebilmek için tüm kanalları kullanıyor, bu çabaların önemli bir kısmını da casusluk faaliyetleri oluşturuyordu. On yedi ülkeden ajanın faaliyet gösterdiği İstanbul, yazar Barry Rubin’in ifadesiyle, “Ölümüne savaşan düşmanların şık lokantalarda yan yana uzanan masalara oturup çigan müziği dinlediği, bir Alman ve bir Amerikalı istihbarat ajanının aynı güzel Macar şarkıcıya âşık oldukları bir kentti.”3

Gizli servislerin tarafsız ülkelerde yürüttüğü casusluk faaliyetlerinin en önemli özelliği, gürültü patırtı çıkarılmaması, söz konusu ülkede tepki uyandıracak işlerden kaçınılmasıydı. Türkiye’de de durum buydu. Casusluk örgütleri Türkiye’nin karşı cepheye yanaşmaması için Türk istihbaratıyla sürtüşmemeye çaba gösteriyordu. İstanbul’da İkinci Dünya Savaşı boyunca bu kuralı ihlal eden tek büyük olay, Pera Palas Oteli’nde patlayan ve yedi cana mal olan bombaydı.

Olayın gelişimi

Bulgaristan’ın Almanya saflarına katılması kararı sonrası İngiliz diplomatlar ülkeden ayrılmak için hazırlık yapmaya başlamıştı. Sofya Büyükelçisi George William Rendel ve beraberindeki yaklaşık yetmiş kişinin geçici adresi İstanbul olacaktı. Büyükelçiliğin boşaltılması ve bazı evrakın imha edilmesi birkaç gün sürmüştü. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra elçilik görevlileri ve yakınları uzun bir araç konvoyuyla tren istasyonuna doğru yola çıktılar.4

Bulgaristan Kralı Boris İngilizlere jest olarak kendi özel trenini tahsis etmişti. Türkiye sınırına kadar bu trenle yolculuk yapan kafile sınırdan İstanbul’a yolcu treniyle gidecekti. İkinci trene aktarma yapılırken yolcular yüzlerce bavulun arasından kendi eşyalarını alıp kompartımanlarına çekildiler. Hava ataşesi Stanley Embury ve elçiliğin şifre memuru David Bethel iki bavulun sahibinin çıkmadığını fark etti. Sahiplerini tespit etmek için önce vagonları dolaşan ikili daha sonra bir ipucu bulabilmek umuduyla bavulları açtı. Birincisinde iki büyük radyo pili, gazeteler ve çamaşırlar vardı. İkinci bavulda da bir kazağa sarılı daha büyük bir radyo pili bulunuyordu. Eşyaların kime ait olduğunu anlamayan Embury ve Bethel sahibinin İstanbul’da ortaya çıkacağını düşünüp iki bavulu kendi kompartımanlarına almıştı.5

13 Mart 1941 tarihli Bugün gazetesinin manşetinde patlama haberi yer alıyor

11 Mart 1941 akşamı Sirkeci İstasyonu’na varan kafileyi otellere taşıyacak taksiler yola çıktığında saat dokuzu geçmişti. Rendel, ailesi ve bazı görevliler Pera Palas’ta, diğerleri bu otelin yakınlarında bulunan Alp Oteli’nde kalacaktı.6

Pera Palas’ın resepsiyonuna kaydını yaptıran Rendel odasına çıkarken, işlemleri tamamlanan konuklardan bazıları bir şeyler içmek için bara yönelmişti. Kaydını yaptırmayan konuklar sırada beklediği esnada lobideki merdivenlerin yanında büyük bir patlama oldu. Oteli temelinden sarsan, kubbeli cam giriş tavanının çökmesine yol açan patlamanın etkisiyle civardaki binaların da camları kırılmıştı.

İngiliz misafirlerin önce Alman hava saldırısı zannettiği patlamanın sebebi, trende sahibi bulunmayan bavullardan birine yerleştirilmiş bombaydı. Sahipsiz bavullardan birini David Bethel Pera Palas’a götürmüş, diğerini ise Alp Oteli’nde kalacak Stanley Embury yanına almıştı. Gürültüyü duyup Alp Oteli’nden dışarı fırlayan ve Pera Palas’a ulaştığında sahipsiz bavulun patladığını anlayan Embury hızla geri dönerek odasına koyduğu diğer sahipsiz bavulu dışarı çıkardı ve boş bir alana attı. Polisler daha sonra bu bavulda da TNT kalıpları buldu. Patlayıcı mekanizma çantanın yere düşmesiyle bozulmuş, ikinci facia Embury tarafından önlenmişti.7

Pera Palas’taki patlamada altı yetişkin ve bir doğmamış bebek hayatını kaybetti. Ölenlerden Mahmut Ardıç ve Reşat Mutlugün sivil polis, Gertrude Ellis ve Therese Armstrong elçilikte daktilo görevlisi, Şükrü Cafer şoför, Hüseyin Mehmet otelin pasaport memuruydu. Elçilik çalışanı Elizabeth McDermott bebeğini kaybetmişti.8 Aralarında, patlama sırasında yoldan geçenlerin de olduğu yaralıların sayısı ise yirmiydi.

Karşılıklı suçlamalar

Patlamada kızı da hafif yaralanan Büyükelçi Rendel ertesi gün zehir zemberek bir açıklama yayımladı ve bombalı bavulların Sofya’daki bagaj kontrolünden sonra eşyalarının arasına karıştırıldığını söyledi. Alman ve Bulgar ajanları sorumlu tutan büyükelçiye göre, faillerin asıl amacı treni havaya uçurarak daha büyük bir katliam yapmaktı. Tren beklenenden hızlı gelince bombacıların hesabı şaşmış ve patlama otelde gerçekleşmişti.9

Bulgaristan ise Türkiye sınırına kadar Kral Boris’in özel treniyle giden Büyükelçi Rendel’ın Bulgar polisinden gördüğü ilgi nedeniyle görevlilere 500 Bulgar levası armağan verdiğini hatırlatıyor ve elçilik heyeti Sofya’dan hareket ederken tüm bagajların İngilizler tarafından kontrol edildiğini öne sürüyordu.10 Alman radyosu da sıra dışı bir iddiayı gündeme getirdi: Suikasta uğramaktan korkan Rendel, yanında sürekli bomba taşıyordu ve olay bu bombanın patlamasından ileri gelmişti.11

Türk hükümeti ise hedefi doğrudan Türkiye olmadığı anlaşılan bir meseleyi büyütmekten yana değildi. Nitekim İstanbul Cumhuriyet Savcılığı da kimseye dava açılmasına gerek olmadığı kararı verildiğini duyurdu. Faillerin kim olduğuna da işaret eden savcılık açıklaması şöyleydi: “Hadisenin Britanya temsilciliği personeline karşı Sofya’da bir Alman veya Bulgar teşkilatınca veya onlara bağlı bir teşkilatça hazırlanan bir teşebbüs olduğu hükmüne vardığımızdan ve bu teşebbüsün Türkiye’de mukim bir şahıs ya da teşkilat tarafından Türkiye sınırları dâhilinde düzenlendiği ve hazırlandığına dair herhangi bir delil bulunmadığından, savcılık herhangi bir şahsa karşı herhangi bir hukuki işlem yapmaya mahal bulunmadığına karar vermiştir.”12

İngiliz hükümeti patlamadan yaklaşık iki ay sonra ölen Türk vatandaşlarının aileleri ve yaralılar için toplam 5000 sterlin tazminat ödemeyi taahhüt etti. Büyükelçi Rendel da kendi hesabından 1000 sterlin vererek tazminat miktarına katkıda bulundu.13 Ancak ödemeler maddi zararları kapsamıyordu. Evi ya da iş yerinde hasar olanların İngiliz Konsolosluğu’na yaptıkları başvurular sonuçsuz kaldı.

En büyük zararı hiç kuşkusuz 1893 yılında açılan ve İstanbul’un Batı standartlarındaki ilk lüks oteli olan Pera Palas görmüştü. Otelin sahibi Misbah Muhayyeş, 580 bin lira gibi çok yüksek bir meblağ tutan zararının karşılanması için büyük mücadele verdi. Londra’ya telgraf çekip Başbakan Churchill’den tazminat istedi, ardından Büyükelçi Rendel’ı bombalı bavulun otele getirilmesinde ihmalkârlık suçlamasıyla mahkemeye verdi. Dava sonucunda kendisine zararı kadar tazminat ödenmesine karar verildiyse de İngilizler bu kararı tanımadı.14

1928’de Cumhuriyet Anıtı’nın açılması ve 1930’larda yapılan meydan düzenlemesiyle birlikte sosyal hayatın Taksim civarına kayması, Tepebaşı’ndaki Pera Palas’ı zaten zor durumda bırakmıştı. Bombalı saldırının verdiği hasarsa çok daha büyük oldu. Türkiye’nin en varlıklı insanlarından biri olan Misbah Muhayyeş, tazminat alamamasına rağmen otelinin tamirat işlerini halledebildi ama adı uzun süre bombalı saldırıyla anılan Pera Palas’ın imajını bir daha eski günlerine döndüremedi.

İkinci Dünya Savaşı’nda rakip istihbarat ajanlarının Türkiye’de şiddete başvurduğu ikinci büyük olayın adresi ise Ankara olacaktı. 24 Şubat 1942’de, Almanya’nın Türkiye Büyükelçisi Franz von Papen ve eşi caddede yürürken on metre arkalarında patlayan bombadan yara almadan kurtuldu. Bombanın elinde patladığı suikastçı ise öldü. Saldırının, Stalin’in özel emriyle Sovyet ajanları tarafından düzenlendiği savaştan epey sonra kesinleşti. Tam bir casusluk romanını andıran suikast girişimi ve mahkeme süreci tüm dünyada yakından izlenmişti. İngiliz yazar Ian Fleming, 1953’te çıkardığı ilk James Bond romanı olan Casino Royale’de Bond’a yapılan suikast girişimi için von Papen’e yönelik bombalı saldırıdan esinlenecekti.

12 Mart 1942 tarihli Vatan gazetesi

Kabak gazetelerin başına patladı

1940’lı yıllarda tüm gazetelerde en az bir Beyoğlu muhabiri çalışıyordu. Gün boyu haber kovalayan bu muhabirler akşamları da Beyoğlu’nda kalır, haber bulabilecekleri otellerde, restoranlarda ve gece kulüplerinde vakit geçirirlerdi. Pera Palas’taki patlama bütün semti sarstığında da Beyoğlu muhabirlerinin çoğu en fazla birkaç yüz metre mesafedeydi. Hemen olay yerine koştular, fotoğrafları çekip bilgileri topladıktan sonra ilk buldukları araçla Cağaloğlu’nda bulunan gazete binalarına gidip haberi baskıya yetiştirdiler.

Tam on gazete başarılı bir gazetecilik örneği sergilemiş ve haberi okuyucularına geniş bir şekilde duyurmuştu. Ancak gece yarısından sonra tüm gazetelere gönderilen Nöbetçi Emniyet Müdürü Faik Ayrak imzalı yazıda olayın büyütülmeden verilmesi, oteldeki hasarı, ölü ve yaralıları gösteren fotoğrafların kullanılmaması isteniyordu. Gazeteler çoktan basıldığı için bu uyarıya birkaç gazete hariç uyabilen olmadı. Bunun sonucunda Yeni Sabah, Vatan, Hakikat ve Halk gazeteleri üçer gün; Vakit, Tan, Son Posta, Tasviri Efkâr, Akşam ve Demokrat Politika gazeteleri ikişer gün kapatıldı.15

Pera Palas Oteli
İstanbul
Pera
Tarih
2. Dünya Savaşı
Murat Toklucu
Sayı 009

BENZER

COVID-19 hastalığının hayatımıza girmesiyle birçok alışkanlığımızın değişmek zorunda kaldığı bir gerçek. Küresel salgının en çok etkilediği alanların başında ulaşım geliyor. İstanbul’da da kent içi ulaşımın yeniden ele alınması, eski alışkanlıkların gözden geçirilmesi ve yeni yolların denenmesi kaçınılmaz.
Yolda yürürken tesadüf edip saatlerce seyrettiği bir İstanbul apartmanı, ilk romanı Unutma Beni Apartmanı’nın ilham kaynağı olmuştu. 2020’de yayımlanan yedinci ve şimdilik son kitabı Ev ile Duygu Asena Roman Ödülü’nü kazanan Nermin Yıldırım, üniversiteden sonra on yılını geçirip âşık olduğu İstanbul ile son on iki yılının büyük bölümünü yaşadığı “rahat” Barselona şehirlerini Ocak 2022’de İspanya’da İST için kaleme aldı. Yüreğinden geçtiği biçimde aktardı iki şehri, gezi yazısı olarak değil... Bir yazar olarak en çok neyi özlüyor dersiniz?
Mimar ve gazeteci Aydın Boysan, 1921’de İstanbul’da dünyaya geldi. Yüz yaşına birkaç yıl kala, 2018’de kaybettiğimiz Boysan’a doğumunun yüzüncü yılı olan 2021’de, çok sevdiği şehirde bir bisiklet turu adayalım, onun şehirdeki izlerini sürelim istedik. Oğlu Burak Boysan da eşlik etti.