Olimpik bisikletçilerimiz vardı bizim

Fotoğraf
Tufan Sağnak / Cyclist Türkiye Arşivi, Talât Tunçalp Arşivi
27 Ağustos 2021 - 13:31

2015 yılıydı. Soğuk bir kasım günü üç arkadaş Şişli’de bir apartmanın önünde buluştuk. Tufan Sağnak o dönem yeni çıkmaya başlayan bisiklet dergisi Cyclist’in yazı işleri müdürü idi. Şimdilerde İstanbul’un en aktif bisiklet kulüplerinden biri olan Peloton İstanbul’un başkanı. Ömer Yavru ise yıllardır bisiklet sporunu yakından izleyen TRT muhabiri olarak oradaydı ve birazdan yaşayacağımız tarihî buluşmanın mimarıydı. “Tarihî buluşma” derken abarttığımı düşünüyor olabilirsiniz. Ama öyle değil. Buyurun, sizi Şişli’deki o apartman dairesine alalım...

Dairenin kapısını açan genç kadın bizi içeri davet etti. Nihayet Türkiye bisiklet tarihinin büyük efsanesi Talât Tunçalp’le aynı odadaydık. Bir ay evvel 100 yaşını geride bırakmış, 101 yaşından gün almaya başlamıştı. İnsan hayatında kaç kere bir asrı geride bırakmış biriyle tanışabilir ki? Üstelik o kişi Talât Tunçalp gibi bir şampiyon ve İstanbul beyefendisi ise.

Doğrusunu söylemek gerekirse, hiçbirimiz bu kadar yıl yaşamış bir insanın bu kadar dinç olmasını beklemiyorduk. Biz ön yargılarımızdan mahcup olurken Talât Bey hayranlık verici bir zihin berraklığıyla geçmiş günleri anlatmaya başladı.

Nüfus cüzdanında 1917 yazsa da 1915’te İstanbul’da doğmuştu. İstanbul doğumluydu ama dönemin spor basını onu “Ankaralı Talât” olarak çağırıyordu: İlk katıldığı yarış Ankara’da düzenlenmişti. 1932’de Yenişehir-Kavaklıdere öğrencileri arasında yapılan yarışta birinci olmuş, dikkatleri üzerine çekmişti. Bu hızlı başlangıç ona 1934’te Türkiye şampiyonluğunu getirmişti. Güvençspor’da ve Atatürk’ün kurduğu Muhafızgücü Spor Takımı’nda uzun yıllar forma giymişti.

O yıllarda bisikletçiler yarıştıkları bölgelerin isimleriyle çağrılıyordu. 1934’te çıkan Soyadı Kanunu’yla birlikte herkes bir soyadı alsa da eski alışkanlıklar sürüyor, “Ankaralı Talât”, “İzmitli Orhan”, “İstanbullu Kirkor” kullanımı devam ediyordu. Burada erken Cumhuriyet’in Ankara’yı öne çıkarma arzusuna da işaret etmek gerekir. Talât Tunçalp otuzlu yılların en parlak bisikletçisiydi. Defalarca Türkiye şampiyonu olmuştu. Bu başarılar hem onun hem de genç Ankara’nın, dolayısıyla Cumhuriyet’in hanesine yazılıyordu.

1936 Olimpiyatları'nda Türk Bisiklet Takımı (Feyzi Açıkalın Arşivi)

Ankara’da yarıştığı yıllarda Atatürk’le de karşılaşmıştı Talât Tunçalp. O zaman yeni inşa edilmeye başlanan Atatürk Orman Çiftliği’ne yarışa gittiklerini, bunlardan birinde Gazi’yle karşılaştıklarını, elini öpmek istediklerinde Atatürk’ün şakadan elini geri çektiğini tebessümle anlatmıştı.

Erken Cumhuriyet'in bisiklet yarışları 

Yukarıda da söylediğimiz gibi Talât Tunçalp otuzlu yılların en parlak bisikletçisiydi. Deyim yerindeyse Cumhuriyet’in ikinci jenerasyonuna mensuptu.

Cumhuriyet’in ilk bisikletçi jenerasyonu, 1924 ve 1928 olimpiyatlarına gitmişti. 1924’te Paris’e giden 40 kişilik sporcu ekibinde Cambaz Fahri, Raif ve Cavit adında üç bisikletçi vardı. Fakat ekip Paris’e bisiklet götürmemiş, bir anlatıya göre “oradan bisiklet edinir yarışırız” diye düşünmüştü. Fakat İstanbul’daki hesap Paris’e uymamış, sporcularımız bisiklet edinemedikleri için yarışamamıştı. Yine de Paris seyahati verimli geçmiş, üç arkadaş, şehirdeki bisiklet fabrikalarını görme şansı bulmuş, bisiklet yapımına dair bilgi sahibi olmuştu. Ekibin en cevval üyesi Cavit Bey (1934’te Soyadı Kanunu çıktığında bisiklet telinden mülhem Cav soyadını alacaktır), buradan edindiği deneyimle memlekete döndüğünde hem bisiklet ve çocuk arabası imalatına girmiş hem de uzun yıllar bu sporun yöneticiliğini yapmıştı.

Türkiye dört yıl sonraki Amsterdam Olimpiyatları’na Galip ve Cavit (Cav) kardeşler, Yunus Nüzhet Unat ve Tacettin Öztürkmen’den oluşan bir takımla katılır. (Kaynaklar, olimpiyat tarihinin en genç bisikletçisinin Tacettin Öztürkmen olduğunu söylüyor. Kasım 1913 doğumlu sporcu Amsterdam’a gittiğinde henüz 15 yaşına basmamıştı.)

Dört yıl evvel bisikletleri olmadığı için yarışamayan takımımızda bu kez bisiklet mevcuttur ama sonuçlar pek parlak değildir. Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi’nin yayımladığı Olimpiyat Oyunlarının 100. yılında Türkiye kitabına göre ekip, bayrak mukavemet yarışında ikinci olarak elenir. Cav kardeşler ayrıca katıldıkları 1000 m sürat serisinde üçüncü olarak elenirler. (Hollanda Olimpiyat Komitesi’nin resmî raporunda Galip Cav’ın 1 km pist yarışında 14. olduğu bilgisi var.)

Berlin'deki bisikletçilerimiz (Talât Bey ortada)

Söz konusu yılların gazetelerini ve dergilerini taradığımızda çok ilginç bir şeyle karşılaşırız. O dönemde İstanbul’da çok sayıda yarış düzenlenmektedir. Fenerbahçe, Beşiktaş gibi büyük kulüplerin bisiklet takımları vardır. Taksim’den Belgrad Ormanı’na, Topkapı’dan Silivri’ye uzanan bisiklet yarışları yapılmaktadır. Küçükçekmece Gölü etrafında Türkiye şampiyonaları düzenlenmektedir. Sadece İstanbul’da değil Türkiye’nin birçok yerinde bisiklet yarışları yapıldığını okuruz. Özellikle 19 Mayıs, 30 Ağustos gibi bayramlarda bisiklet yarışı düzenlemek bir gelenek haline gelmiştir.

Sporcular yurt dışında da yarışmalara katılmakta; Mısır, Romanya, Bulgaristan gibi ülkelerde pedal çevirmektedir. Talât Tunçalp buralarda da birincilikler elde etmekte, yaklaşmakta olan Berlin Olimpiyatları’na hazırlanmaktadır: “Berlin Olimpiyatları öncesi çok yarışa gittik. Sonra 2-3 ay süren uzun bir kamp yaptık. Antrenörümüz Mösyö Marengo çok disiplinli, çok çalışkandı. Çok çalıştırır, çok yorardı bizi. Bir ara Orhan Suda ile düz yolda bile gidemez olduk. Çiftlik yolunda düşmüş gibi yaptık ve bir hendeğin içine girdik, sırf dinlenebilmek için...

Türkiye, tarihin en tartışmalı, en “politik” olimpiyatlarından biri olan 1936 Berlin’e altı bisikletçiyle katılır. Bu sayı 1972 Münih’le birlikte bisiklet tarihimizin en kalabalık olimpiyat kafilesidir. Berlin’e giden ekipte Talât Tunçalp’ın dışında Orhan Suda, Kâzım Bingen, Tacettin Öztürkmen, Eyüp Yılmaz ve Kirkor Cambazyan vardır.

Sonraki yıllarda Arjantin’e göçecek olan Kirkor Cambazyan da o kuşağın güçlü bisikletçilerindendir. Talât Tunçalp söz konusu görüşmemizde yüzünde çocuksu bir tebessümle Cambazyan’la olan tatlı rekabetini, Cambazyan’ın aksanını taklit ederek anlatmıştı: “Kirkor Cambazyan benden büyüktü. Ama beni hiç geçemedi. ‘Naaporsun kuzum, sen finişte bir şey yaaporsun, ama naaporsun? Senin kuyruğunda gidiyorum sonra son 100-150 metrede bütün hamleyi veriorum, ama yapamoorum, bir türlü geçemoorum’ derdi."

Kocaeli bölgesinden Yunus, ünlü bisikletçimiz Cavit Cav ve Ankara bölgesinden Talât bir arada

Berlin'de kazanılan tarihi derece 

1-16 Ağustos tarihleri arasında yapılan Berlin Olimpiyatları’na bütün dünyanın ilgisi büyüktür. 1933’te iktidara gelen Nazi Partisi ve başkanı Adolf Hitler’in çok etkin kullandığı propaganda araçları içinde olimpiyatlar özel bir yere sahiptir. 

Dönemin basınında çıkan haberlerin yoğunluğu bu ilginin en açık göstergesidir. Henüz olimpiyatlar başlamadan içinde bisikletin de olduğu çok sayıda haber görmekteyiz. 20 Temmuz tarihli Ulus gazetesinde “Olimpiyadlara futbol ve bisikletçilerimiz de gidiyorlar” diye bir ilk sayfa haberi okuruz. Belli ki 10 gün kalana kadar kesin karar verilmemiştir.

Bir yandan, bisikletçilerin olimpiyatlara götürülmesi o dönem herkesin olumlu karşıladığı bir şey değildir. Cumhuriyet gazetesinde 2 Ağustos’ta çıkan Nüzhet Abbas imzalı yazıda şöyle cümleler sıralanmıştır: “Bizim gibi yolları henüz yapılmağa başlayan ve bisiklet sanayii olmayan bir memlekette bisiklet sporundan bahsetmek bile abesken sırf bir kargaşalığa gelerek bisiklet takımı mutlak ve muhakkak bir mağlûbiyet namzedidir. Holanda, İtalya, Fransa, Avustralya gibi memleketler varken bisikletçilerimizin kayakçılarımızın akıbetine uğramalarından korkulabilir (...) Bisiklete gelince bu ölü bir spordur. Topu tüfeği birkaç yüz bisikletçimiz vardır. Çoğalmalarına da imkân yoktur. Kimlerin gittiği de malûmumuzdur...

Aslında Nüzhet Abbas, güreş ve basketbol hariç diğer bütün spor dallarında vaziyetin pek parlak olmadığını yazmaktadır. Sonuçlara bakınca kısmen haklı olduğunu görürüz. Ama kısmen... Bisiklet onu ters köşeye yatıracaktır.

Türkiye’nin Berlin’den aldığı iki madalya da güreşten gelir. 61 kiloda mücadele eden grekoromen Yaşar Naçar, olimpiyat tarihimizin ilk altın madalyasının sahibidir. Orta sıklette serbest stil güreşen Ahmet Kireçci ise bronz madalya kazanır. Dönemin gazeteleri günlerce Yaşar Erkan haberleriyle dolar taşar. Atatürk’ün ona attığı telgraf dilden dile dolaşır: “Kendin küçüksün; ama memleket için önemli bir iş yaptın. Artık adın Türk spor tarihine geçti. Çok yaşa Yaşar!” Yaşar’ın “çaresiz” anlamına gelen soyadı Naçar, yine Atatürk tarafından Erkan olarak değiştirilir.

Yaşar bu başarıyı gösterirken Nüzhet Abbas’ın gönderilmesini çok gereksiz bulduğu bisiklet takımı 10 Ağustos Pazartesi sabahı Avus otomobil pistinden start almıştır. Çok çekişmeli geçen 100 kilometrelik yarışı iki Fransız, R. Charpentier ve G. Lapebie önde bitirir. Üçüncülük kürsüsünde ise İsviçreli E. Nievergelt vardır. Takım takip yarışında ise ilk üçü Fransa, İsviçre, Belçika paylaşır.

Talât Tunçalp'ın de aralarında olduğu sporcu kafilemiz 1948 Olimpiyatları dönüşünde Beyoğlu'nda halkı selamlıyor

Peki Türk takımı nasıl bir sonuç elde eder? Gelin onu da dönemin gazetelerinden okuyalım.

Olimpiyatları çok yakından takip eden Haber gazetesi, aynı gün akşam baskısında yarış haberini verir: “Ankaralı Talât 6 ıncı olmuştur (...) 29 milletin yüzden fazla bisikletçisinin girdiği bu müsabakada sporcularımız fevkalâde iyi bir netice aldılar. Biz, bisikletçilerimizin bu kalabalık arasında kaynayıp gideceklerini umarken netice bambaşka çıktı (...) Netice henüz kat’î değildir. Yarışı tespit eden filmlerin developesinden sonradır ki hakikat anlaşılacaktır...

Talât Tunçalp’in derecesi iki gün sonraki gazetelerde dört basamak aşağı iner. Anadolu Ajansı kaynaklı haberi de noktasına virgülüne dokunmadan alıntılayalım:

"Yüz kilometrelik bisiklet yarışında: Talât yüz koşucu arasında onuncu geldi. Koşucumuz bu mesafeyi 2 saat, 33 dakika, 6 saniyede alarak yeni bir Türkiye rekoru kırdı (...) 100 km.lik olimpiyad bisiklet şampiyonluğu müsabakası, dün çıkışı ve bitişi Avus otomobil pisti üzerinde başlayıp biten kapalı bir dairede yapılmıştır. Bu müsabakaya 29 millete mensup yüz kadar koşucu girmiştir (...) Tabanca sesi işitilir işitilmez türk takımı verilmiş direktifleri noktası noktasına takib ederek birinci takımlar arasında yer almış ve her taraftan gelen mütevali hücumlara muvaffakiyetle mukabelede bulunmuştur. 35 inci kilometrede türk şampiyonu Talât üçüncü ve Orhan on ikinci geliyordu (...) Fransız şampiyonları Şarpantiye ile La Pepi birinci ve ikinci geldiler. Arkalarından da İsviçreli ve Alman koşucuları da geldi (...) Talât tekerlek tekerleğe geldiği halde onuncu oldu, çünkü arive çok sıkı oldu (...) Orhan on sekizinci gelmiş, Girkor üç dakika sonra gelmiş, Eyüp kazaya uğramıştır...

Bundan sonra yapılan düzeltmeyle millî bisikletçimiz sekizinciliğe yükselir. Bugün resmî kayıtlarda kendisiyle aynı dereceyi yapan iki Belçikalıyla sekizinciliği paylaşıyor görünmektedir.

Görünen odur ki, dönemin basını Talât Tunçalp’ın ilk 10’a girmesinden şaşkın fakat memnundur. (Bu derecenin Türkiye bisiklet tarihindeki en büyük olimpik başarı olacağını bilselerdi muhtemelen başka türlü manşet atarlardı.)

Bu başarıya rağmen o derece Talât Bey’in içinde bir ukde olarak kalmıştır. Birinci Charpentier’in sadece 1,6 saniye gerisinden gelen büyük şampiyon, yıllar sonra şöyle diyecektir: “O gün son metrelerde bir Alman ile çarpıştım. Ön tekerleğimden teller koptu ve tam finiş yapamadım. Bu kadar kişi içinde o dereceyi yapmak önemli bir başarıydı. Ama ben o zaman bunu anlayamadım ve sürekli ağladım.

1948, talihsiz Londra

1936 yılının 21 Ağustos günü Prensipesya Marya vapurundan inen güreş, basketbol, denizci ve bisikletçi ekibini Galata Rıhtımı’nda binlerce insan karşılar. Şüphesiz en büyük ilgi güreşçi Yaşar ve Ahmet’e gösterilse de genel atmosfer bütün sporcuları olumlu etkiler.

Bu moralin meyveleri kısa süre sonra Sovyetler Birliği’nde yapılan yarışlarda toplanır.

2 Ekim’de gazetelerde çıkan haberlerde, Kiev’de yapılan yarışta bisiklet millî takımının hem bireysel hem de ekip olarak en iyi dereceyi yaptığını okuruz. Talât birinci, Orhan ikinci, Kâzım üçüncü gelmiş, güçlü Rus ekibi 10 dakika gibi büyük bir fark yemiştir.

Görünen odur ki, bisiklet sporu Türkiye’de bir ivme yakalamıştır. Bu ivmenin sürüp sürmeyeceği tarihin akışına bağlı olacaktır.

Ne var ki tarihin akışı sadece bisiklet için değil, insanlık açısından da çok hayırlı sonuçlar doğurmayacaktır.

1 Eylül 1939’da II. Dünya Savaşı çıkar. 1940 Tokyo Olimpiyatları iptal edilir. 1944 Londra ise ancak savaşın bitiminden üç yıl sonra yapılabilir. Türkiye bu kez dört kişilik bir bisiklet takımıyla Londra’ya gider. 12 yıl sonra Talât Tunçalp ve Orhan Suda’nın yanında bu kez Ali Çetiner ve Enver Osmalı vardır. Ekibin üç üyesi lastik patlamasından zincir kopmasına kadar bir dizi sorunla yarış dışı kalır. Talât Tunçalp finişe yakın bir noktada başka bir bisikletçiyle çarpıştığı için finişe ulaşamaz. Bisikletiyle kenara çekilip ağlar. (İnternette “Talât Tunçalp 1948” diye arama yaparsanız, o anı anlatan çarpıcı bir video ile karşılaşacaksınız.)

Talât Tunçalp 101 yaşında, Şişli'deki ev, Kasım 2015

İstanbul Velodromu rüyası

Talât Tunçalp aktif spor hayatından görece erken bir yaşta kopar. Ama bir yönetici olarak bisiklet sporuna uzun yıllar hizmet edecektir. Federasyon başkanı olacak, birçok ilke imza atacaktır. Başkan olduğunda iki büyük hedefi vardır: İlki, Türkiye’de uluslararası bir yarış düzenlemek, diğeri ise İstanbul’a bir bisiklet pisti (velodrom) yaptırmaktır.

Tunçalp, uluslararası bir yarış düzenleme hedefine ulaşır. Önce yabancı takımların geldiği organizasyonlar düzenler. Ardından bugün Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu diye bildiğimiz organizasyonu hayata geçirir.

İlki 1963 yılında yapılan Marmara Turu, 1965’te Cumhurbaşkanlığı Enternasyonal Marmara Turu adını alır. Sporcular İstanbul’dan başlayıp Tekirdağ, Çanakkale, Bandırma, Bursa, İzmit üzerinden tekrar İstanbul’a dönerler. “Bir kıtada başlayıp başka bir kıtada biten tek tur” diye lanse edilen organizasyon Talât Tunçalp’in bisiklet kültürümüze büyük armağanıdır.

İkinci hedefi olan İstanbul’a velodrom fikriyse ne yazık ki hayata geçemez. Türkiye’nin başka yerlerinde; Konya’da, Balıkesir’de velodromlar inşa edilir, ne var ki İstanbul bu konuda çok bahtsızdır.

Feyzi Açıkalın’ın kaleme aldığı Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun 50 Yıllık Öyküsü kitabında Talât Tunçalp’in velodromla ilgili çalışmalarına dair çok sayıda haber okuruz. Ama bunlar hep haber olarak kalır. Sevecen Tunç, İST dergisinin altıncı sayısındaki “İstanbul ve Mega Etkinlikler” yazısında içinde velodromun da olduğu bir mega projeyi anlatmıştı: “1950’lerin ikinci yarısında, bu defa surların dışında olacak ve içinde olimpik bir stadyumla birlikte yüzme havuzu, kapalı spor salonu, velodrom ve antrenman sahalarının bulunacağı büyük bir spor kompleksi fikri yeniden tartışılmaya başlandı. Hatta 1958’de 100 bin kişilik olimpik stadyum için mimari tasarım yarışması bile düzenlendi...

Velodrom gibi 100 bin kişilik stadyum projesi de kâğıt üstünde kalır. Ama mevcut stadyumların arada velodrom niyetine kullanıldığı günler olur. Bir zamanlar Taksim Stadyumu’nda yapıldığı gibi İnönü Stadyumu’ndaki atletizm pistinde maç aralarında bisiklet yarışları düzenlenir. Ne var ki atletizm pisti ortadan kalkınca bisiklet yarışları da tarihe karışır. Bugün Maltepe’deki sembolik pisti saymazsak İstanbul’da halen bir velodrom yoktur.

1 Ocak 2017’de 102 yaşındayken “yaşayan en eski olimpik sporcu” sıfatıyla bu dünyadan göçen Talât Tunçalp velodrom rüyasının gerçekleştiğini göremedi. Kim bilir, bisiklet konusunda önemli adımlar atan İstanbul Büyükşehir Belediyesi bize bir velodrom armağan eder belki. Eğer bu rüya gerçek olursa velodroma asılacak tabelayı da biz teklif etmiş olalım: TALÂT TUNÇALP İSTANBUL VELODROMU!

ÖZET KAYNAKÇA

Aydan Çelik, Ömer Yavru, Ege Kimyonşen (haz.), “Türk Bisikletinin Olimpiyat Serüveni,” Cyclist Türkiye dergisi, sayı 18, Ağustos 2016.

Cem Atabeyoğlu ve ekibi, Olimpiyat Oyunlarının 100 Yılında Türkiye, Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi Yayınları, İstanbul, 1997.

Ergun Hiçyılmaz, 1912-2012 Türkiye’de Bisikletin 100 Yıllık Tarihi, Bisiklet Federasyonu Yayınları, İstanbul, 2012.

Fevzi Açıkalın, Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun 50 Yıllık Öyküsü, Ege Yayınları, İstanbul, 2014.

Nail Bülbül, Osmanlı’dan Bugüne Türk Bisiklet Tarihi, Bisiklet Federasyonu Yayınları, İstanbul, 2013.

Ömer Yavru (haz.), “Talât Tunçalp Söyleşisi”, Cyclist Türkiye dergisi, sayı 10, Aralık 2015.

Sevecen Tunç, “İstanbul ve Mega Etkinlikler”, İST dergi, sayı 6, Haziran- Ağustos 2021.

The Ninth Olympiad Amsterdam, Olimpiyat Oyunları Resmî Raporu, Amsterdam, 1928.

Yiğit Akın, Gürbüz ve Yavuz Evlatlar: Erken Cumhuriyet’te Beden Terbiyesi ve Spor, İletişim Yayınları, İstanbul, 2004.

Talât Tunçalp
Bisiklet
Spor
Aydan Çelik
Cyclist Türkiye
Sayı 007

BENZER

Foto muhabiri Faik Şenol’un (1912-1981) binlerce fotoğraftan oluşan koleksiyonu geçtiğimiz yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından koruma altına alınmıştı. Biz de İST’in her sayısında büyük üstadın objektifinden İstanbul’un anılarla yüklü geçmişine bir yolculuk yapıyoruz. Bu sayımızda Faik Şenol’un deklanşöre bastığı ‘o an’ın tanıklığını Hikmet Feridun Es’in güçlü kaleminden okuyoruz.
Kaderin garip bir cilvesi! İşgalciler ve onları beş yıl sonra geldikleri gibi gönderecek olan kurtarıcı, aynı gün aynı saatlerde İstanbul’a geldi. İstanbul, ‘işgalcilerini’ ve ‘kurtarıcısını’ aynı gün aynı saatlerde karşıladı.
Türkiye’de basketbolun sevilmesinin ve zamanla futboldan sonra “ikinci spor” durumuna gelmesinin temelini atanlar, 1920’li ve 30’lu yıllarda bu spora gönül veren İstanbullu bir grup genç basketbolcuydu. Bu gençlerden biri de, Robert Kolej takımının kaptanı Rupen Semerciyan’dı. İlerleyen dönemde koçluk yapan ve çok sayıda genç sporcu yetiştiren Semerciyan, basketbol milli takımımızın da ilk antrenörüydü. 1944’te Amerika’ya yerleşen ve bu tarihten sonra hakkında neredeyse hiç bilgi bulunmayan Semerciyan’ın izini spor tarihi araştırmacısı Mehmet Yüce sürdü.