Muhsin Bey’in Neyyire’si

22 Ağustos 2022 - 13:45

Yıl 1923...

O yıl, yer yer kullandığı ve tanındığı adıyla Ertuğrul Muhsin, Kemal Film için yönettiği iki filmin de başarı kazanmasının ardından, yine kısa zaman önce yayımlanan ve okurlardan geniş ilgi gören Halide Edip Adıvar’ın Ateşten Gömlek romanını aynı adla sinemaya taşımak istiyordu. Çünkü roman, yakın zamanda ülkenin farklı kesimlerinden insanların yaşadıklarını gerçekçi bir anlatımla sunmanın ötesinde, yaşamın pek çok alanına dokunan belgesel özellikler de taşıyordu.

Muhsin Ertuğrul’un bir şart gibi önerdiği, bazı rolleri Türk kadınlarına oynatma isteği kabul görünce çalışmalar başlatıldı. Ona göre özellikle hemşire Ayşe ve köylü kızı Kezban rolleri Türk kadınlarınca oynanmalıydı. Ertuğrul anılarında bu yaklaşımı için "(...) kadın rollerini de Türk kadınlarına oynatarak, bunu ileride sahneye yönelebilmeleri için kaçınılmaz bir fırsat biçiminde değerlendirmek istedim" diyecekti.

Hazırlıklar sürerken Ayşe rolü için Darülbedayi sanatçılarından Ahmet Muvahhit’in eşi Bedia Muvahhit öneriyi kabul edince, Kezban rolü için ise dönemin yayın organlarında duyurular yapıldı. “Bir tek başvuru oldu: Münire Eyüp adında bir öğretmen okulu mezunu...” Böylece köylü kızı rolü de seçilmiş oldu. Çalışmanın her aşamasında film ekibinin yanında duran ve Türk kadınının oynamasına destek veren, Muhsin Ertuğrul’a da yönetmenliğinin yanı sıra rol almasını öneren Halide Edip’in çabaları önemliydi. Behzat Haki (Butak), Emin Beliğ (Belli), Kınar Sıvacıyan, Vasfi Rıza (Zobu), Refik Kemal (Arduman), Hakkı Necip diğer önemli rolleri oynadı.

Bu sırada bir başka gelişme ise Münire Eyüp’ün adının değiştirilmesi oldu. Daha sonra hem sinemada hem de tiyatroda Neyyire Neyir adını alan Münire Eyüp, bu adı o kadar çok benimsedi ve içselleştirdi ki yasal işlemlerin dışında kullanmadı. Başkalarının kullanmasını da asla istemedi. Ona yalnızca daha sonra evleneceği Muhsin Ertuğrul “Münire” diyebiliyordu...

Neyyire Neyir (Münire Eyüp)

Müderris (öğretmen) Eyüp Efendi ile Hatice Hanım’ın kızı Neyyire Neyir (Münire Eyüp), Fatih Atikali Mahallesi’nde, 1902’de doğdu.

Babasının iki yaşındayken ölümü, ülkenin içinde bulunduğu sıkıntılı süreçlerle iç içe geçince, aile zorlu günler yaşadı. Mahalle ve İptidai mekteplerinde ilköğrenimini tamamlayan Neyyire, çalışkanlığı ve yaşam tutkusuyla tanındı. Öğretmen yetiştirmek için kurulan ve Cumhuriyet’le birlikte Kız Muallim Mektebi, daha sonra Kız Öğretmen Okulu adını alan Darülmuallimat’a 1916’da girdi, 1921’de bitirip öğretmen oldu. Bu dönemde İngilizcesini ve bilgisini geliştirmek için Amerikan Kız Koleji’ne iki yıl devam etti. Ta ki Ateşten Gömlek filminin seçmelerine katılıncaya kadar...

Romanda ve filmde, Kurtuluş Savaşı’nın zorlu ve ateşli günlerinde farklı toplumsal kesimlerden olsalar da ülkenin ve ulusun bağımsızlığı için canlarını ortaya koyarak savaşın tam ortasında yer alan genç insanlar öne çıkartılırken, onların aralarında yaşadıkları ve olup bitenle kurdukları ilişkiler, yine aşkları, gelecek adına tutkuyla bağlandıkları vatan sevgileri yüceltilerek anlatılıyordu. Ayrıca hem Halide Edip’in yazdıkları hem de Muhsin Ertuğrul’un senaryosundan beyaz perdeye yansıyan kareler, Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu insanının önemine, işlevine ve değerine vurgu yapmayı amaçlıyordu. Aslında her ikisinin bir başka ortak noktası, Cumhuriyet’in kuruluşuna giden yolda, yüzyıllardır pek çok nedenle görmezlikten gelinmiş Türk kadınını öne çıkarmaktı.

Alim Şerif Onaran’ın, “Muhsin Ertuğrul’un sanat hayatındaki doruklardan biridir. Filmin başarılı olması için bütün kadronun elinden geldiğince çalıştığı her bakımdan belli oluyordu” dediği Ateşten Gömlek’in iki kadın oyuncusu da övgü dolu anlatımlarla sanat dünyasına adım atıyordu. Artık Bedia ve Neyyire, Burçak Evren’in anlatımıyla "(...) Türk sinemasının ilk Müslüman kadın oyuncuları olurlar. Her ikisi de sonraları Türk tiyatrosunun önde gelen sanatçıları arasına katılırlar." Yine o sıralar film için kaleme alınan yazıların birinde ise “Kezban, Ateşten Gömlek romanında Anadolu kadınının cefa, mihnet ve asalet timsalidir. Diyebiliriz ki bu gömleğin bütün ateşi Kezban’ın kalbinde ve gözlerinde toplanmıştır ve bu rolü yapan Türk hanımı Ateşten Gömlek muharririni en iyi anlamış insandır” deniyordu.

Ateşten Gömlek’in çekimlerinin yapıldığı 1923 yazında, İzmir’de turnede olan Darülbedayi sanatçılarından Ahmet Muvahhit, Fikret Şadi Karagözoğlu ve Behzat Butak’ın, o sırada Uşakizade Muammer Bey’in evinde kalan Büyük Millet Meclisi Reisi ve Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ü (26 Temmuz günü saat 15.00’te) ziyaretleri sırasında Türk kadınını sahnede görme düşüncelerini dile getirmesi, uzun yıllar Şehir Tiyatroları’nda oynayan ve tiyatroseverlerin gönlünde, aklında yer tutan Bedia Muvahhit’in, Ahmet Nuri Sekizinci’nin uyarladığı Ceza Kanunu oyununda birkaç gün sonra ilk kez sahneye çıkmasını sağladı. Bu başlangıç, Türk kadınına tiyatro sahnesinde yaşatılan olumsuzlukların, birkaç yıl öncesinde Afife Jale’de somutlaşan acıların geride kalmasının ilk adımıydı. Bu adım kurulmakta olan Cumhuriyet’in kadına, özellikle de sanatçı kadına bakışının hayata geçmesi gibi bir anlam taşıyordu.

Neyyire Neyir

Neyyire Neyir ise Ateşten Gömlek’in ardından, yine Muhsin Ertuğrul tarafından çekilen Kız Kulesinde Bir Facia filminde rol aldı. Tanınmaya başlayan sanatçı, övgüler alıyor, mesleğe bağlılığından söz ettiriyordu. 1923 yılının Aralık ayında tiyatroseverlerin de karşısına çıkan sanatçının ilk rolü, Darülbedayi’de Muhsin Ertuğrul’un yönettiği, Shakespeare’in Othello’sunda İago’nun karısı Emilia oldu. İago’yu Muhsin Ertuğrul, Desdemona’yı ise Bedia Muvahhit oynuyordu. 

Neyir, bir yıl kadar sonra, 20 Kasım 1924’te Leonid Andreyev’in, Muhsin Ertuğrul tarafından İhtilal adıyla çevrilen oyununda rol aldı. Nazım Hikmet, 22 Kasım 1924 günkü Akşam gazetesindeki yazısında “İstikbal yalnız hakiki sanatın ve hakiki sanatkârlarındır” demeden önce “İhtilal piyesini vaz’eden Ertuğrul Muhsin, Türk sahnesinde bir ihtilal, bir inkılap yaptı” diye oyunu yüceltiyor, diğer oyuncularla birlikte Neyyire Neyir’i de “güzel oynadılar” diyerek övüyordu.

1924 yılı sonlarında Neyyire Neyir, bir süredir çalıştığı Fikret Şadi’nin (Karagözoğlu) “Milli Sahne” topluluğunu bırakıp Darülbedayi yönetimiyle yol ayrımına gelen Muhsin Ertuğrul’un kurumdan ayrılarak kurduğu “Ertuğrul Muhsin ve Arkadaşları” topluluğuna pek çok sanatçıyla birlikte katıldı. Neyir, Şehzadebaşı Ferah Tiyatrosu’na yerleşen topluluğun çeviri, telif ve uyarlamalardan oluşan geniş repertuvarında roller oynadı. Repertuvardaki oyunlardan biri de onun yazdığı Kâşif Efendi idi. İki yıla yakın bir süre oyunlar oynayan topluluk, parasal sıkıntıların iyice yoğunlaştığı Mayıs 1925’te Trabzon turnesi sonrası dağıldı. O da bazı arkadaşlarıyla birlikte Darülbedayi’ye döndü. Bir zaman sonra tiyatro ve sinema konularında incelemeler yapmak için Rusya’da bulunan Muhsin Ertuğrul’un yanına gitse de ikili soğukların zorlamasıyla Ocak 1927’de İstanbul’a döndü.

O sıralar sanatçılarından bazıları ile ekonomik ve yönetsel sorunlar yaşayan Darülbedayi’nin kurumsal kimlik kazanması için çözüm yolları aranıyordu. İstanbul’a gelen Muhsin Ertuğrul, önerilen Başyönetmen görevini üstlendi. Kararlı ve yenilikçi yaklaşımı, kurumun işleyişini olumlu anlamda etkiledi. Neyyire Neyir, her adımında onun yanındaydı. Bu süreç hem Darülbedayi hem de sanatçılar ve sahne çalışanları için yeni bir dönemin kapısını aralıyordu. Dünya klasiklerini, ulusal ve çağdaş oyun yazarlarını sahneye taşımak kadar, kurumsallaşmayı, tiyatro birimlerinin şekillenmesini ön plana çıkarmayı amaçlayan Ertuğrul’un yaklaşımı, farklı tiyatrolara ya da işlere dağılmış sanatçıların Darülbedayi’ye dönmesini sağladı. Öyle ki onlar, sonraki yıllarda çağdaş Türk tiyatrosuna güç ve renk katacak, kalıcı eserler bırakacaklardı.

Muhsin Ertuğrul ve Neyyire Neyir

1927-1928 tiyatro sezonu sonunda (Nisan ayında) aralarında Neyyire Neyir’in de olduğu Darülbedayi sanatçıları, bir girişimcinin öncülüğünde Adana ve Mersin’in ardından, sekiz oyunla Kahire’ye, kurumun ilk yurt dışı turnesine çıkacaklardı. Ancak Kahire turnesi sonunda olumsuz bir söylenti üzerine Muhsin Ertuğrul istifa edip, iki buçuk aylığına Amerika Birleşik Devletleri’ne giderken, topluluk turne dönüşü Kıbrıs’ta da oyunlar sahneleyip Mayıs ortasında İstanbul’a döndü. Bu süreçte Henrik İbsen’in Hortlaklar, Friedrich Schiller’in Hile ve Sevgi, Vedat Nedim Tör’ün Kör adlı oyunlarında rol alan Neyyire Neyir, 1928 yılında çekimleri başlayıp 1929’da izleyiciyle buluşan, Muhsin Ertuğrul’un yönettiği ve geniş ilgi gören Ankara Postası filminde oynadı. Bu film onun son sinema çalışması oldu. Aynı yıl Muhsin Ertuğrul’la evlendi.

Sinema ve tiyatronun ardından dergicilik

Şehir Tiyatroları’na yeniden yönetici olarak atanan Muhsin Ertuğrul’un “Memleketimizde bir tiyatro mecmuasının eksikliği, dünya tiyatro hayatı hakkında malumat alınabilecek mehazlerin yokluğu Darülbedayi’nin resmi programı mahiyetinde olmak üzere bu mecmuaya bu eksiklikleri tamamlamak vazifesi yüklendi” dediği, zamanla Şehir Tiyatrosu ve Türk Tiyatrosu adlarını alan, 15 Şubat 1930’da yayımlanmaya başlayan Darülbedayi dergisinin uzun yıllar “Mesul Müdürü” Münire Eyyub adıyla Neyyire Neyir Ertuğrul’du. Sanatçı, bu görevi sırasında dergideki yazılar nedeniyle, küçük cezalarla atlatılan sıkıntılar yaşadı.

İkinci dergicilik serüveni, ilk sayısı 1 Nisan 1941’de “Sinema ve Tiyatroyu unutturmamak ve bu mevzu etrafındaki alakayı gevşetmemek için neşrediliyor” denilerek yayımlanan Perde ve Sahne dergisi oldu. Muhsin ve Neyyire Ertuğrul derginin sahipleriydi. Dergi, tiyatronun sorunları ve bazı konularda tartışmaları, tiyatro haberleri ile ülkemizde ve yurt dışındaki önemli adların tanıtımını, tiyatro tarihi vb. konularda bilgileri içeriyordu. Dergilerin kapağında tiyatro dünyasından tanınmış bir isim yer alıyordu. Birçok tiyatro ve yazın insanının katkı verdiği dergide, konular gündelik ve sıradan hâle getirilmeden, seyircinin tiyatrodan sinemaya bilgilenmesi sağlanıyordu. Böylesi bir çaba, Neyyire Neyir’in düşünsel birikimini, sanat konusundaki duruş ve bakışını ortaya koyuyordu. Perde ve Sahne, tiyatro adına 1940’ların ilk yarısına damgasını vurdu.

Neyyire Neyir, yüzyılın başında ülkenin yaşadığı yaraları, acıları sarmaya çalışırken, büyük gayret ve çalışkanlıkla Cumhuriyet ilkeleriyle biçimlenen yeni ülkeyi kurmaya ant içmiş kuşağın insanıydı. Böylesi bir süreçte ülkeye ve insana ait onlarca şey savrulsa da ileriye bakabilmenin, yılmamanın, umudu yitirmemenin, Cumhuriyet’e bilinçle bağlanmanın yurttaş kimlikli "birey" olan kadınıydı. Öğrenmeye, bildiklerini aktarmaya, araştırmanın ve denemenin bitmezliğine inancın, birçok meslektaşı gibi sanatı yüceltirken insanın, insanlığın yüceliğini de kavramanın karşılığıydı.

Vasfi Rıza Zobu ile Neyyire Neyir

Neyyire Neyir’in yorgun bedeni, 40’lı yıllarla birlikte hastalıklarla karşılaşıyordu. Ancak Perde ve Sahne’nin yayımlanma işini, Şehir Tiyatroları oyunlarında sahne almayı aksatmıyor, tiyatromuzun kurumsallaşması için önerilerini ve görüşlerini paylaşıyordu. Sahne çalışmalarında ve dergide, farklı dilleri bilmenin sağladığı olanakla, dünyanın başka yerlerindeki tiyatroya ilişkin gelişmeleri, düşünsel ve deneyim birikimi tiyatroseverler ve meslektaşlarıyla buluşturuyordu. Böylesi özverili yaklaşımı onu hep saygın kıldı...

Vasfi Rıza Zobu O Günden Bu Güne adlı anılarında, Ekim 1942’de Neyyire Neyir’in hastalandığını söylemekte: “Kalp supabı kapağı mı, bilmem ne diyorlar, tehlikeliymiş.” Ocak 1943’te ise hastalığının arttığını, Alman Hastanesi’ne yatırıldığını, “kurtulma ümidi”nin azlığını eklemekte... Zobu, Şubat ayının başlarında bir iyileşip bir hastalandığından, hatta Hazım Körmükçü’nün aynı durumda olduğundan söz ederken, "1943 Şubat 13: Bu gün Neyyire rahmete erişti. (...) Tanrı ona rahmet eylesin; kıymet bakımından aramızda eşsiz bir kadındı. Allah çok gördü aldı. Bu acı, elemli, felâket hepimizi sersem etti" diyerek yazdıklarını sonlamakta.

Neyyire Neyir, 41 yıllık kısa ömrünün 20 yıllık tiyatro serüvenine yazarlığın yanı sıra pek çok kurumsal görevi ekledi, 40 kadar oyunda rol aldı. Özellikle 1930’ların ilk yıllarından itibaren daha yoğun sahneye çıktığı Şehir Tiyatroları’nda oynadığı bazı oyunlar şöyle: Bir Kavuk Devrildi, Zehirli Kucak, Doktor İhsan, Akın, Mum Söndü, İşadamı, Hile ve Sevgi, Per Günt (Peer Gynt), Cürüm ve Ceza (Suç ve Ceza), Unutulan Adam, Tohum, Macbeth, Ayak Takımı Arasında, Kral Lear, Bahar Temizliği, Bir Adam Yaratmak, Erkek ve Hayaletleri, Leydi Windermere’in Yelpazesi, Şermin, Emilia Galotti, Para, Kış Masalı ve Nuh.

Bugünden düne baktığımızda, perdeden sahneye ilklerden biri olmanın ötesinde, örnek olan, ilkeler getiren Neyyire Neyir, doğumunun 120. yılında adının anlamı gibi "ışıklı" ve "aydınlık" kadınlarımız arasında yerini aldı.

KAYNAKÇA

And, Metin (1971). Meşrutiyet Döneminde Türk Tiyatrosu (1908-1923), Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Ertuğrul, Muhsin (1989). Benden Sonra Tufan Olmasın, İstanbul: Dr. Nejat Eczacıbaşı Vakfı Yayınları.

Ertuğrul, Muhsin (1993). Gerçeklerin Düşleri, İstanbul: Dr. Nejat Eczacıbaşı Vakfı Yayınları.

Evren, Burçak (2006). Türk Sineması, İstanbul: Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı - Antalya Kültür Sanat Vakfı.

Nutku, Özdemir (1969) (2. Basım, İş Bankası Kültür Yayınları, 2015). Darülbedayi’nin Elli Yılı, Ankara: Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları.

Onaran, Alim Şerif (1981). Muhsin Ertuğrul Sineması, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

Sevinçli, Efdal (1987). Meşrutiyetten Cumhuriyet’e Sinemadan Tiyatroya Muhsin Ertuğrul, İstanbul: Broy Yayınları.

Sevinçli, Efdal (1990). Muhsin Ertuğrul, İstanbul: Arba Yayınları.

Zobu, Vasfi Rıza (1977). O Günden Bu Güne, İstanbul: Milliyet Yayınları.

Neyyire Neyir
Tiyatro
Muhsin Ertuğrul
Vasfi Rıza Zobu
Darülbedayi
Şehir Tiyatroları
İstanbul
Kültür Sanat
Hilmi Zafer Şahin
Sayı 011

BENZER

Günümüzde Kültür Bakanlığı’na bağlı müze olarak ziyaret edilen Rumelihisarı Kaleiçi, 1953 yılına kadar ahşap evlerde oturan sakinleri, sokaklarında oynayıp çeşmelerinden su içen çocukları, ağaç dallarına tüneyen kuşlarıyla belirginleşen cıvıl cıvıl bir Türk mahallesi kimliğiyle gündelik hayatın içinde yer alıyordu. Yapılışından 500 yıl sonra uğradığı bir dizi değişiklikle bugünkü görünüm ve işlevine kavuştu.
5 Aralık Dünya Türk Kahvesi Günü’nde köpüklü bir kahve içmeyi unutmayın! 2013’te UNESCO’nun kültürel miras kabul ettiği gelenekler arasına katılan Türk kahvesi, dünyada telvesiyle birlikte ikram edilen tek kahve.
Oyuncu ve yazar Bâlâ Atabek bu kez bizi, ailesiyle birlikte bir yaz hafta sonunda Kınalıada’ya, “denize” götürüyor. "Üç nesil, üç kadın, üç müzik, aynı çanta ve tek walkman." Bazı anılar hep taze...