Modern futbolla işgal günlerinde tanıştık

12 Haziran 2020 - 17:01

1881 senesinin ilk günü, soğuk bir cumartesi öğlenden sonrası, Olympic Futbol Kulübü oyuncuları Haydarpaşa’nın uçsuz bucaksız yeşil çayırlarına çıktılar. Levanten İngiliz takımının oyuncuları iki gruba ayrıldılar. Bir grup mavi forma giydi, diğer grup ise kulübün öteki rengi olan beyazı seçti. Ve demiryoluna paralel, bir miktar da denize doğru eğimli olan sahada maç başladı.

Bu yirmi iki centilmen, muhtemelen bu müsabakanın İstanbul’da süreli bir yayın vasıtası ile yayımlanmış ilk futbol maçı olduğunu bilmiyorlardı. Kıyasıya devam eden mücadelenin sonunda Bay Dawson ve Bay Frovin ile iki gol bulan Maviler, karşılaşmadan galip ayrıldılar. Bay Pediani’nin attığı gol Beyazlar’ın mağlubiyetine engel olamadı. 

Sahanın etrafında biriken yerli halk; bir örnek giyinmiş, koşuşturup duran, gazetenin tabiriyle birbirlerine boğalar gibi saldıran, çelme takan, yerlerde yuvarlanan ve nihayetinde yuvarlak bir cismi iki direğin arasından geçirince çıldırasıya sevinen gençlerin bu alışılmadık, garip oyunlarını şaşkın bakışlarıyla seyretmişler ve önlerinde cereyan eden bu faaliyete doğrusu pek bir mana verememişlerdi.1

On dokuzuncu asrın son çeyreğinden itibaren gerek İstanbul Limanını ziyaret eden Britanyalı gemiciler gerekse şehirde yaşayan Levanten unsurların kendi aralarında icra ettikleri bu İngiliz sporu, İstanbul halkı ile böyle tanıştı.

Anadolu yakasında Haydarpaşa, Moda, Kadıköy, Kuşdili, Göksu ve Beykoz çayırlarında kriket, ragbi ve futbol gibi modern takım sporlarını icra eden Levantenlerin bu faaliyetleri, özellikle istibdat devrinde, resmî kurumlarca da takip ediliyordu. Örneğin 1901 senesinde doldurulan bir zabıtta, İngilizlerin Kuşdili Çayırı’nda top oynadıkları jurnal edilmiş2:  

“Moda’da sakin İngiliz muteberanından bazıları, dünkü gün Kuşdili Çayırı’nda lastikten mamul top lubiyyatıyla iştigal ederek akşamüzeri dağıldıkları ve zabıtaca iltizam-ı dikkat edildiği maruzdur. Ol babda emr ü ferman hazret-i men-lehü'l-emrindir. 10 Haziran 317 Üsküdar Mutasarrıfı, Hamdi.” 

Yine bu dönemde şehrin Avrupa yakasında da spor sahaları bulunuyordu. 1905 senesinde kurulan Galatasaray Terbiye-i Bedeniye Kulübü’nün ilk müsabakalarına şahitlik eden ünlü ediplerimizden Ruşen Eşref (Ünaydın), Galatasaray’ın talim ve müsabaka yaptığı sahaları şöyle anlatmış3:

“… Galatasaray'ın kuruluşundan sonra iki evre vardır. Rumeli yakası çağı ve Anadolu yakası çağı… Rumeli yakası çağının coğrafyası Taksim Kışlası Talîmhanesinden başlar, o vakit Tatavla denilen Kurtuluş'tan, Âbide-i Hürriyet tepesinden, Bebek tepesinden aşar; Büyükdere Çayırı'na kadar uzanır. Pek seyrek olarak Çırpıcı Çayırı'na, Bakırköy Çayırı'na uğradığı olmuştur. Polis hafiyesi gözcülüğünü şaşırtmaca nev’inden… Bu çağa epik çağ demek daha doğru olur...”

Haydarpaşa Çayırı'nda ilk futbol ve ragbi müsabakaları yapılmıştı

İstanbul’un çayırları spor sahalarına dönüşüyor

İstanbul’un sonu gelmez geniş çayırlıkları, on dokuzuncu asrın son çeyreğinden itibaren kadim dönemin spor sahaları hâline geldi. Yukarıda isimleri geçen semtler dışında Anadolu Hisarı, Beykoz’daki Hünkâr İskelesi, Bebek ve Tarabya Çayırları ilk takım sporlarına, hatta 1893’te başlayan ve memleketimizin ilk deplasmanlı ligi olan İstanbul Kriket Ligi’ne ev sahipliği yaptılar.

İstanbullular bu müsabakaları, oturacak bir yer bulunmadığından saha kenarında ayakta dikilerek veya kale arkasında çömelerek merak ve heyecan içinde takip ederlerdi. Gol atıldığında veya sayı kazanıldığında şapkalar, fesler havaya uçuşur, hatta çizginin içine girip sahaya dâhil olanlara dahi rastlanırdı. 

Golf pantolonu giymiş, boynunda bir düdük, elinde de bir kronometre taşıyan hakem, sahanın içine giren seyircileri tatlı sert bir üslupla çizginin dışına davet ederdi. Korner atışlarında kale arkasındaki seyirciler adeta bir yay biçimini alarak topun oyuna dâhil olmasını sabırsızlıkla bekler, hemen önlerindeki kaleciye laf atmaktan da geri durmazlardı.

1906 senesi Kasım ayının yirmi beşinci günü, Moda’da, şimdiki Yoğurtçu Parkı’nda yapılan bir lig müsabakasında, kale arkasında dikilerek heyecan içinde Galatasaray’ın pek kuvvetli İngiliz Imogene takımı ile oynadığı maçı izleyen Ruşen Eşref Bey, sesi ve vücudu titrer bir hâlde avazı çıktığı kadar “Dayan Galatasaray!” diye bağırarak belki de takımının ilk tezahüratını icat ediyordu. Karşılıklı atılan birer golle berabere biten bu karşılaşma, Galatasaray’ın tarihinde oynadığı ilk resmi lig müsabakasıydı.

Aralarında İstanbul şehremini Cemil Paşa ve Fenerbahçe’nin kurucusu Nurizâde Ziya Bey’in de bulunduğu Levanten ağırlıklı bir grup, futbola olan bu alakayı derhâl fark ederek bir stadyum yapma fikri ile harekete geçti. Tam da şimdiki Fenerbahçe Stadyumu’nun olduğu alanda, Hazine-i Hassa’dan kiralanan sahaya (Papaz Bahçesi’nin bulunduğu alana) o zamana göre son derece modern sayılacak bir surette İstanbul’un ilk stadyumu inşa edildi. 

İstanbul ve memleketin ilk modern stadyumu olan Union Club, 1922 senesine kadar şehrin en mühim spor müsabakalarına ev sahipliği yaptı. Örneğin Galatasaray ile Fenerbahçe futbol takımları ilk müsabakalarını 17 Ocak 1909 Pazar günü bu güzel stadyumun yeşil çimleri üzerinde oynadılar. Maçı izleyen bir avuç Kadıköy ve Modalı sporsever, bu topraklardaki en büyük spor rekabetinin tarihine tanıklık ettiklerinin muhtemelen farkında değillerdi:5

Pazar günü Kadıköyü'nde Papaz Çayırı'nda Galata Saray ve Fener Bahçe association futbol kulüpleri arasında icra edilen müsabakada Galata Saray kulübü ihraz-ı muvaffakiyet eylediği gibi, aynı günde ikinci cemiyet oyunlarına ait olmak üzere Strugglers kulübü ile Makriköyü’nden gelen bir kulüp arasındaki müsabakada, Strugglers kulübünün muvaffakiyetiyle neticelenmiştir. Perşembe günü Kadıköy ve Elpis kulüpleri arasında icra edilen müsabakada Kadıköy kulübü galip gelmiştir.

Meşrutiyet ile mütareke dönemi arasında, 1914 senesinde, Anadoluhisarı’nda Er Meydanı adıyla bir spor sahası daha tanzim edildi. İstanbul Ligi’nin bazı müsabakaları ile pek çok spor bayramı boğazın kenarındaki bu sahada icra edildi.

Yine bu devirde Emirgan, Büyükdere, Makriköy (Bakırköy) ve Baltalimanı çayırları ile Kasımpaşa’daki Camialtı Sahası özellikle Avrupa yakasındaki kulüpler tarafından kullanıldı. 

Futbol dışındaki faaliyete gelince; 1880’li senelerin ikinci yarısından itibaren Tarabya’da Summer Palace’ta bulunan tenis kortlarında çim tenisi ve 1910’lu senelerden itibaren Beyoğlu Cadde-i Kebir üzerinde, sonraları Emek Sineması olan binada bulunan Cercle d’Orient’deki Skating Palace denilen sahada patenli hokey ve boks müsabakaları yapıldı.

1918 senesi Kasım ayında İtilaf Devletleri tarafından işgal edilen İstanbul, esaretin bütün acı ve olumsuzluklarını deneyimlerken, bir yandan da yeni spor sahaları kazandı. Amerikan Genç Erkekler Hıristiyan Cemiyeti YMCA, Beyoğlu ve Bahçekapı’da iki bina kiralayarak İstanbul’un ilk modern jimnastik salonlarını inşa etti. Esasen Protestan bir misyonerlik teşkilatı olan bu kurum, Amerikalı hocaların nezaretinde, özellikle yetim çocuklar ve gençler için spor faaliyetleri düzenlemenin yanında, onlara meslek kazandıracak kurslar ve dersler de veriyordu.

İstanbul halkı, modern kurallar ve nizamlar dâhilinde ilk basketbol, voleybol, hentbol ve boks müsabakalarını bu salonlarda izledi.

On sekizinci yüzyılın sonlarında Beyoğlu Kışla-i Hümayunu adı ve ilk hâli ile inşa edilen ve 1860’larda son biçimini alan Taksim Topçu Kışlası, 1917 Sovyet Devrimi sebebiyle memleketlerini terk ederek İstanbul’a gelen Rus göçmenler tarafından işletilmeye başlandı.

Bu dönemde atlı araba, köpek ve motosiklet yarışları için kullanılan avlu, Spor Âlemi mecmuasının sahibi Çelebizâde Said Tevfik Bey’e ilham kaynağı oldu:

Union Club: Tesis-i Tarihi:1908

Komite: Başkan Bay F. E. Whitall, Sekreter Bay Ernest Thomson, Kasadar Bay James La Fontaine; Ekselansları Cemil Paşa, Ekselansları Rıfat Bey, Ekselansları Ziya Bey, Bay C. B. Charnaud.

İcra ve İdari Komite: Sekreter James La Fontaine, Üyeler: Ekselansları Ziya Bey ve R. F. Whittall.

The Union Club (İttihad Kulübü), atletik spor ve oyunların bütün çeşitlerinin gelişimi ve tanıtımı maksadıyla ve bu sportif cereyanları icra etmek için uygun bir mecra sağlamak üzere Türk ve İngiliz centilmenleri tarafından tesis edilmiştir.

Kulüp saha, bina ve müştemilatı, Kadıköy, Papaz Bahçesi’nde vücuda getirilmiş ve şunları içermektedir:

  1. Tur ve köşe dönüşleri dâhil olmak üzere 500 metre uzunluğunda at yarışı ve bisiklet için parkur.
  2. Kriket, futbol, ragbi, hokey ve diğer sporlar için çim saha.
  3. Kadın ve erkekler için 700-1000 kapasiteli büyük tribün.
  4. Türk kadınlar için 150 kişi kapasiteli ayrı kapalı tribün.
  5. Muazzam saha ve yarış pisti. Manzaralı, resepsiyonlu, özel balkonlu, restoran, bar, bilardo masası ve kart oyunları odası, kadın ve erkekler için duş ve lavabolu özel soyunma odaları ile kulüp binası.
  6. Tenis kortu.
  7. Patenli hokey pisti (yuvarlak).
  8. Güreş için yükseltilmiş platform.

Kulüp Eylül ayında bütün eksik işleri tamamlanarak kat’i bir surette açılacaktır. Şu anda devam eden mevcut çalışmalar açılış tarihine kadar bitirilecektir.

Üyelik:

  • Tam Üyelik: 2 Lira giriş (ilk yıl için), 4 lira üyelik sözleşmesi, kulüp odası, tribünler ve saha kenarı için.
  • Üyelik: 1 Lira (ilk yıl için) 2 lira üyelik sözleşmesi, tribünler ve saha kenarı için.
  • Saha kenarı üyeliği: Sadece 1 Lira.

Bütün sorularınız ve hususi başvurularını için idari ve icra komitesi sekreteri Bay James La Fontaine'e başvurunuz.

Taksim Stadyumu'nun havadan alınmış görüntüsü

İşgal altındaki İstanbul’da bayram havası: İstanbul Olimpiyatları

İşgal devrindeki İstanbul, gerek şehrin sahipleri Türk, Rum, Ermeni ve Yahudi unsurlar gerek Arnavut, Bulgar, Sırp, Rus ve Çeklerden oluşan göçmenler ve koloniler gerekse İngiliz, Fransız ve İtalyanlardan mürekkep Levantenlerin oluşturduğu ve dünyada eşi benzeri bulunmayan kozmopolit bir halklar mozaiğiydi. 

Şehrin bu muazzam renk ve ahenginden, gayriresmî de olsa bir Olimpiyat Oyunları düzenleme fikrine kapılmamak mümkün değildi. Bu düşünce ve heyecanla gayrete gelen Said Bey, yanına spor muhitinin kıymetli simaları olan Burhan Felek ve Ahmed Robenson’u da alarak bir olimpiyat komitesi vücuda getirdi. Sonra da yukarıda sayılı bütün unsurların temsilcilerini bu komiteye dâhil ederek, oyunları tertip ve tanzim edeceği bir stadyum aramaya başladı.

Önce Kadıköy’deki Union Club’ı düşündüyse de burayı işleten Aydınoğlu Raşid Bey’den6 umduğu ilgiyi göremedi. Bunun üzerine Union Club’dan daha merkezî bir yerde olan Topçu Kışlası’nı gözüne kestirdi. Daha sonraları yazdığı hatıratında o günleri ve kışlanın stadyum hâline getirilişini şöyle anlatıyor:7

… Stadyumun tarihi pek eski değildir. Nitekim bundan dört beş sene evvel metruk kışlanın ortasından geçen kaldırım ve caddelerin etrafındaki yarım yamalak bir pist, Rusların haftada bir yapacakları at yarışı için istimâl ediliyordu.

İşte o sıralarda Beyoğlu cihetinde yapılacak stadyumun pek fazla müşteri celb edeceğini düşünen mecmuamız, o metruk sahayı iyi bir stad hâline koymak için faaliyete başlamış ve üç bin küsur lira sarfıyla ortadaki kaldırımları kaldırmış ve bir buçuk santimden fazla bir toprak tabakasıyla eski vaziyetini değiştirebilmişti…

1922 senesi Haziran-Temmuz aylarında düzenlenen İstanbul Olimpiyat Oyunları, şehrin spor tarihinde ayrı bir öneme sahiptir. İşgal altındaki İstanbul’da mevcut hemen tüm unsurların iştirak ettiği bu oyunlar farklı din, dil, ırk ve rengi bir araya getirdi. O karanlık ve elemli günlere nispet yaparcasına, şehrin üzerinde neşeli, renkli bir barış ve bayram havası estirdi.

Bu tarihten sonra İstanbul’un bir numaralı spor merkezi hâline gelen Taksim Stadyumu, Fenerbahçeli Üstat Zeki Rıza (Sporel), Beşiktaşlı Baba Hakkı (Yeten), Galatasaraylı Aslan Nihad (Bekdik), Beyoğlusporlu Nikola Büyükvafiadis (Buduri), Taksim Kulübü’nden, Fenerbahçe’nin efsanesi Lefter Küçükandonyadis gibi pek çok yıldızı İstanbul halkı ile tanıştırdı. 

1923 yazında İstanbul’u ziyaret eden ‘Meşhur-i Âlem’ Slavia profesyonel takımının futbol resitalinden başlayıp, Milli Takım’ın Romanya ile oynadığı ilk maça ev sahipliği yapan stadyum, futbol tarihi belleğimizde silinmez hatıralar bıraktı.

Denize kaçan toplar

Beşiktaş’ın efsane futbolcularından Refik Osman Bey’in 1925 senesinde yayımlamaya başladığı Gol mecmuasında Zahid Müştak imzası ile muazzam bir makale yayımlandı. O devrin tanıklarından biri olan Zahid Bey, makalesinin bir bölümünde Taksim Stadyumu’nun tarihçesini de anlatmış:8

… Ünyon Kulüp’ün bu hayatı, mütarekenin ilk zamanlarında da biraz daha devam etti. Sonra spor faaliyeti Beyoğlu’na geçti. Taksim Meydanı’nın beş altı sene evvelki hâli unutulmamıştır. Bir tarafta palikaryalar (serseriler) at koşturur, motosiklet yarıştırır; ötede çocuk çenber çevirir, kolan vurur, fıstık, muhallebi, helva yiyerek dolaşırlardı. İngiliz ve Amerikan askerleri ilk defa bu panayır yerinin ortasında, caddeden gelip geçenlerin gözü önünde futbol oynamaya başladılar. 

Borg isminde bir Maltalı Rum bundan istifade etmek istemişti. Taksim Kışlası’nı kiraladı. Süvarilerin manej yaptıkları meydanı futbolculara arz etti. Sonra bir aralık Taksim Meydanı’nın idaresi Çelebizâde Said Tevfik Bey’le Fenerbahçe kâtib-i umumîsi Ali Naci Bey’e geçti.9 En nihayet stadyumu Aziz Bey’e devrettiler. O zamana kadar ticaret hayatında görülen, boksör Sabri Mahir’in kardeşi olmak üzere tanınan bu genç, Taksim Stadyumu’nun başına geçince büyük bir iş yapmak istediğini gösterecek surette çalışmaya başladı…

… Yavaş yavaş oynanabilecek bir hâle gelen kışla meydanı ise Türk gençlerinin spor hayatında en kıymetli hâtıralara zemin olmuştur. Denilebilir ki; bugünkü cereyanın beşiği stadyumdur…

Fenerbahçe - İstanbulspor maçı

Taksim Stadyumu henüz faaliyette iken Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün efsane isimlerinden Ahmed Şerafeddin Bey, 1932 senesinde Çırağan Sarayı’nın bahçesini kiralayarak Beşiktaş kulübüne bir saha armağan etti. Çok genç bir yaşta ve stadyumun hizmete girmesini göremeden 1933 yılı Haziranı’nda vefat eden bu büyük futbol adamının hatırasına hürmeten stadyuma ismi veridi. 

Lebiderya manzarası, yanındaki yanık sarayı ile eşine rastlanmayacak bir kontrasta ve ruha sahip olan bu benzersiz stadyumda yapılan maçlarda son derece enteresan hadiselere de şahit olunurdu. Yedek top bulunmadığından, topun denize kaçması durumunda onu alıp getirecek bir sandal alesta dururdu. Bu sırada maç durur, hakem ve oyuncular sandalcının topu getirmesini beklerlerdi. 

Şeref Stadyumu 1980’li senelere kadar İstanbul spor muhitine hizmet verdi. Beşiktaş futbol takımı antrenmanlarını, stadyumun hemen karşısında, Yahya Efendi Dergâhında, son uykularında olan Şeref Bey, Baba Hüsnü ve Refik Osman’ın manevi huzurunda yapardı.

İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar’ın Fransız şehir mimarı Henri Prost’a yaptırdığı İstanbul’un ilk nazım planlarında yer alan, Taksim-Maçka arasındaki yeşil kuşak projesi nedeni ile Taksim Stadyumu’nun yıkılmasına ve yerine bir park yapılmasına karar verildi.

1940 senesi sonlarında yıkımına başlanılan stadyum haricinde, şehirde birinci sınıf mertebede iki stadyum bulunuyordu. Bunlardan biri yukarıda bahsedilen Şeref Stadı, diğeri ise eski başbakanlardan Şükrü Saracoğlu’nun çabaları sonucu Fenerbahçe kulübüne kazandırılan ve 13 Mayıs 1932 tarihinde bir Galatasaray-Fenerbahçe müsabakası ile resmî açılışı yapılan stadyumdu. Tarihî Union Club bundan böyle Fenerbahçe Stadyumu olarak anılacaktı:10

Fenerbahçe sporcularının büyük bir gayretle az zamanda modern bir stad hâlinde ortaya koydukları Kadıköy Sahasının resmi küşadı dün yapıldı.

Bu münasebetle, atletik müsabakalarla Fenerbahçe-Galatasaray arasında bir futbol maçı takarrür etmişti.

Resmi küşat, saat tam ikide yapılacaktı. Saat birden itibaren halk akın akın yeni Fenerbahçe Stadı’na gelmeye başlamıştır.

Saat ikiye yakın, tribünler dolmuş, yeşil sahanın etrafı koyu bir seyirci kütlesi ile çevrilmişti… 

Yerine İnönü Stadyumu’nun yapıldığı Dolmabahçe Sarayı has ahırları

Galatasaray’ın stadyum bahtsızlığı

Taksim Stadyumu’nun dörtte üç hissesini elinde bulunduran Galatasaray, iki ezeli rakibi ve ebedî dostunun aksine sahasız bir vaziyete düştü. Bunun üzerine harekete geçen Galatasaraylı idareciler Mecidiyeköy’de gösterilen bir araziyi Taksim Stadyumu hisselerine karşılık kabul ettiler. 

1942 senesinde ilk hâli ile tamamlanarak hizmete giren Mecidiyeköy Galatasaray Stadyumu gerek seyirci kapasitesi gerekse konumu itibariyle birinci lig müsabakaları için yeterli değildi. Bu sebeple Galatasaraylı sporcular uzun seneler boyunca maçlarını rakiplerinin sahalarında oynamak zorunda kaldılar.

Taksim Stadyumu’nun yıkılması ve yerine son derece çağdaş bir gezinti yeri11 ve park yapılması nedeniyle spor sahası azalan İstanbul’a yeni bir stadyum kazandırmak gerekiyordu. Bunun için düşünülen mevkiler arasında Dolmabahçe Sarayı’nın has ahırlarının bulunduğu arazi öne çıktı. 1940 yılında temeli atılan yeni stadyum inşaatı, İkinci Dünya Savaşı’nın ekonomik güçlükleri altında son derece yavaş ilerledi ve ancak 1947 senesinde bitirilebildi.

Milli Şef İsmet İnönü tarafından 19 Mayıs 1947 tarihinde büyük bir törenle hizmete açılan İnönü Stadyumu, diğer iki stada göre çok daha konforlu ve çağdaş özellikler taşıyordu. Ankara’daki 19 Mayıs Stadyumu’nun da mimarı olan İtalyan Paolo Vietti-Violi ile Türk mimarlar Fazıl Aysu ve Şinasi Şahingiray tarafından Roma mimarisini andıran süslemeleri ve heykelleri ile birlikte tasarlanmış olsa da ödenek yetersizliğinden projenin bu kısımları hayata geçirilemedi.

Yanlış bir hesaplama neticesi, atletizm pisti uluslararası ölçülere göre daha kısa yapılmıştı. Bunun üzerine Gazhane tarafındaki duvar yıkılarak pist uzatıldı ve beynelmilel normlara uygun hâle getirildi.

Bu stadyumdaki ilk futbol müsabakası 23 Kasım 1947 tarihinde Beşiktaş ile İsveç kulübü AIK Solna arasında yapıldı. Stadyumun tarihindeki ilk gol, daha sonra Beşiktaş kulübüne uzun seneler başkanlık yapacak olan Süleyman Seba tarafından atıldı:12

… Lebaleb dolu, otuz beş bini aşan İnönü Stadı; dün mahşeri andıran bir manzara arz ediyordu. Mühendis Mektebi’nin önü, yanları, hatta damı bile bedavacılarla kaplanmış, Gazhanenin civarı simsiyah bir bulut halinde içeri giremeyenlerle meşbu bulunuyordu.

Tribünlerde oturanlar dehşetli bir sıkıntı ve zaman zaman buhranlar geçirdikten sonra, akvaryumdan zıplayan balıklar gibi, tek tek oyun sahasına atlamaya başladılar. Evvela birkaç kişiye inhisar etmiş gibi görünen bu atak; dakikalar ilerlerken yığınlar hâline geldi ve pek kısa bir zamanda seyircilerle doldu.

Uzun münakaşa ve münazaralardan sonra oyun yeri boşaltıldı. Ve evvela ellerinde Türk bayrağını bulunduran İsveçliler, sonra da İsveç bayrağı ile Beşiktaşlılar sahaya çıktılar...

İnönü Stadyumu’nun ismi Türkiye siyasî tarihi ile paralellik gösterecek bir surette zaman içinde değişimlere uğradı. 1950 senesinde Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ile birlikte naaşı İstanbul’a getirilen Mithat Paşa’nın adını alan stadyuma, 1974 senesinde iktidara gelen Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yeniden İnönü Stadyumu adı verildi. Halk arasında Dolmabahçe Stadyumu da denilen bu tarihi yapının üst kullanım hakkı 1990’lı senelerde Beşiktaş kulübüne bırakıldı. 

Mecidiyeköy’deki Galatasaray Stadyumu, Spor Toto teşkilatı tarafından finanse edilerek yeniden inşa edildi ve 20 Aralık 1964 tarihinde Türkiye-Bulgaristan millî maçı ile açıldı. Açılış sırasında büyük bir kazanın da yaşandığı stadyuma Galatasaray’ın kurucusu Ali Sami Yen’in ismi verildi. Bu stadyum, İnönü ve Fenerbahçe stadyumları ile beraber uzun seneler boyunca Türkiye futboluna hizmet verdi.

1992 senesinden başlayarak, futbolun endüstri hâline gelmesi sebebiyle İstanbul’daki üç büyük kulübe ait stadyumların modernleştirilmesi bir zorunluluk hâline geldi. Fenerbahçe Stadyumu parça parça yıkılıp yeniden yapılarak çağdaş bir hâle getirilen ilk stadyum oldu. İnönü Stadı ise tamamen yıkılıp yeniden yapıldı ve şimdiki hâlini aldı.   

Ali Sami Yen Stadyumu’nun kaderi diğer ikisine nazaran daha trajikti. Yerine bir alışveriş merkezi yapılan bu meşhur stadyum maalesef tarihe karıştı. Galatasaray Spor Kulübü, Taksim’den başladığı yolculuğuna, bir süre Mecidiyeköy’de mola verdikten sonra, Seyrantepe’deki yeni stadında şimdilik son vermiş gözüküyor.

İstanbul idman sahaları ve stadyumları tarihi elbette bu anlatılanlarla sınırlı değil. Karagümrük ve Vefa kulüplerinin kullandığı Çukurbostan Stadı ve Sarıyer’deki Yusuf Ziya Öniş Stadyumu gibi daha pek çok stadyum İstanbullulara hizmet vermiş ve şehrin spor tarihi ile İstanbul halkının belleğinde yer etmiştir.

Dipnotlar

1. “Football”, The Constantinople Messenger, 5 January 1881, Vol: 1, No: 35.

2. Osmanlı Arşivleri, Y__PRK_ ZB___00028_00038_001_001 numaralı belge.

3. Birinci, Necat; Sağlam, Nuri; Ruşen Eşref Ünaydın Bütün Eserleri-Galatasaray ve Futbol, Cilt 4, Hâtıralar II, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2002, s. 201-331.

4. “The Union Club”, The Levant Herald & Eastern Express, 7 August 1909, Vol: XXIX, No: 32.

5. “Spor-Futbol”, Şûrâ-yı Ümmet, 6 Kânûn-i Sânî 1325.

6. İstanbul Altınordu ve İttihad Spor Kulüplerinin kurucusu ve aynı adlı stadyumun bir dönem işletmeciliğini yapan Raşid Bey, futbol tarihimizin önemli simalarından biridir.

7. Çelebizâde Said Tevfik, “Taksim Stadyumu’nun Mazisi, Hâli ve İstikbâli”, Spor Âlemi, 22 Nisan 1926, Sayı: 33, s. 6.

8. Zahid Müştak, “Taksim Stadyumu’nun Tarihçesi”, Gol, 25 Mayıs 1926, Sayı 19-20, Sayfa: 14

9. Gazeteci Ali Naci (Karacan).

10. “Dün Fenerbahçe Stadı’nın Küşadı Yapıldı”, Olimpiyat, 14 Mayıs 1932, Sayı: 55, s. 14.

11. Yeni yapılan parka İnönü Gezgisi ismi verilmişti.

12. “AIK Beşiktaş’ı 3-2 Mağlup Etti”, Türkspor, 24 Kasım 1947, Sayı: 30, s. 13.

Futbol
İstanbul
İstanbul'un işgali
Fenerbahçe
Beşiktaş
Galatasaray
Mehmet Yüce
Sayı 001

BENZER

Ahmet Mümtaz Taylan, yirmi yılı aşkın zamandır yaşadığı Cihangir’i İST okurları için kaleme aldı. Beyoğlu’nun ve İstanbul’un gözde mahallesinin ruhu, Taylan’ın cümlelerinde saklı.
Çoğunluğu “izlenimci” olarak tanımlanan ressamlar tarafından yaklaşık 200 yıl boyunca tuvale yansıtılmış iki yüzün üzerinde İstanbul resminden oluşan önemli bir koleksiyon var. Sizi, bu koleksiyondan seçtiğimiz örneklerle bir İstanbul turuna çıkmaya davet ediyoruz.
İstanbul’un her köşesi, özellikle Osmanlı döneminde, farklı bir amaca hizmet eden tarihî bir taşa ev sahibiydi. Ok için taş, kıble için taş, dua için taş, çamaşır için oluklu taş... Bunların bir kısmı halen aramızda yaşamaya; beton blokların arasında hayata tutunmaya devam ediyor.