Meşhur-u âzam Florinalı Nâzım

24 Mayıs 2022 - 16:12

O, büyük şairdi... Hayatı boyunca hep buna inandı. O, şaşaalı bir edebî hayat yaşamış, kâinatça tanınmış bir Türk Şiir Kralı’ydı. Tıbbi raporu da olan üstün zekâlı bir şairdi. O, Florinalı Nâzım’dı... Bu dünyaya şiirle geldi. Bütün şairleri tanıdı, onlardan övgü dolu imzalı fotoğraflarını aldı. Çalıştı, çabaladı. Herkesin halini hatırını sordu, kiminin de kâtipliğini yaptı. Öldüklerinde büyük şairleri mezarları başında andı, lokma niyetine kendi kitaplarını dağıttı insanlara... Sadece kendisi hakkında yazılan övgü dolu satırlar bile on yedi buçuk çuval dolusuydu.

İbrahim Alaettin Gövsa Türk Meşhurları kitabında ondan “Edebiyatımızda saf ve cezbeli halleri ve manzumeleriyle tanınmış bir simadır” diye bahseder. 1883’te Manastır’ın Florina kasabasında doğar. İlk ve ortaöğrenimini doğum yeri olan Florina’da, hukuk eğitimini ise İstanbul’da tamamlar. Dahiliye Nezareti ile Emniyet-i Umumiye’de memur olarak çalışır. Aynı kurumun Neşriyat Şubesi müdürlüğünü yürütür. Polis Mecmuası’nın müdürlüğünü yapar. Gümüşhane Mektupçuluğu’ndan emekli olur. İçgüveyisi Florinalı Nâzım eşi Emine Hanım’ı doğum esnasında kaybeder. Kendisine yadigâr kalan tek kızı Aliye Meliha Hanım’ı da bir “küçük şaire” olarak yetiştirir, yanından hiç ayırmaz. Küçük kız babasının şairleri andığı ihtifallerde kimi zaman şemsiyesini tutar, kimi zaman da şiirler okur. 1926’da üstün zekâlı olduğuna dair düzmece bir rapor alır ve kendisine Türk Şiir Kralı unvanını yine kendisi verir. Florinalı Nâzım’ın bütün hayatı sanatının büyüklüğünü, dehasının üstünlüğünü ispat etme ve gerçek Türk Şiir Kralı olduğunu anlatmakla, şöhretin dikenli yollarında mücadele etmekle geçer. Örneğine ancak romanlarda, filmlerde rastlanılacak bir hayalcilikle bir kendine inanmışlıkla yoluna devam eder.

1920'den 1940’lara kadar mizah dergilerinin önde gelen figürü Florinalı Nâzım, namıdiğer “kâinatça tanınmış Türk Şiir Kralı” Mehmet Nâzım Özgünay karikatürlere, fıkralara, nüktelere konu olan ilginç kişiliğiyle Türk edebiyatında hakkında en çok konuşulan kişi olmayı başarmış gerçek bir fenomendir. Bugün en usta sosyal medya fenomenlerine, değme pop ikonlarına taş çıkaracak kadar da harbi ve boşa kürek sallamayan bir isimdir. Çünkü hazret her ne kadar bir müteşair olarak görülse de istihzayla da olsa her zaman kendisinden söz ettirmesini çok iyi bilmiştir. Sırf bu yönüyle bile yaptıklarıyla kendi dönemi için bir vak’anın ötesindedir.

7 Nisan 1937 tarihli Akşam gazetesinde Florinalı Nâzım

Hayatı boyunca şairiâzam Abdülhak Hamid’in gölgesi gibi peşinden hiç ayrılmamış, onun gibi büyük bir şair olmanın kendisinin de hakkı olduğuna her zaman inanmıştır. Ne yapıp edip bu büyük şairin çevresine girmeyi başarmış ve kendisini onun veliahtı, “veliaht-ı ebedi”si olarak tanıtmayı da çok iyi bilmiştir. Ne yapar eder Hamid’e hatıralarını yazdırır. Bu hatıralarda kendisine de yer vardır çünkü.

Abdülhak Hamid, Samipaşazade Sezai, Halid Ziya, Cenap Şahabettin, Mehmet Akif, Mithat Cemal gibi pek çok önemli ismin peşinden koşar, her türlü işlerini görür. Gölgeleri gibi takip ettiği pek çok isimden imzalı fotoğraflar ve kendi şiirleri için övücü yazılar koparmasını bilir. Tüm bu övgü dolu yazıları ve fotoğrafları da eserlerinde yayımlar. Abdülhak Hamid’den “büyük şairsin” payesini koparır. Bütün bu isimler; “şiir ülkesinin şahı”, “asrımızın en büyük şairi”, “namına heykel dikilecek şair” gibi taltiflerle ödüllendirir kendisini.

Her yıl yaptığı Tevfik Fikret anmalarını kendi propagandasına dönüştürdüğünü söyleyerek eleştiren Halit Fahri’ye hakaretlerle dolu imzasız bir mektup gönderir. İbnülemin Mahmut Kemal’in Son Asrın Türk Şairleri kitabının yayını durdurulunca Maarif Vekâleti’ne hitaben Milliyet gazetesinin ilan sayfasında bu kitabın yayınının neden  durdurulduğuna dair bir yazı kaleme alır. Çünkü kitabın basımı tam da kendisinden bahsedilen bölüm yayımlanmadan durmuştur. Bu duruma içerlenen Florinalı’nın bu yazısından sonra büyük bir curcuna kopar. Yusuf Ziya Cumhuriyet’te “Akbaba” müstearıyla “Ustura Faaliyette” başlıklı bir yazı kaleme alır. “Florinalı Nâzım Bey’e galiba tayyare piyangosu vurdu” şeklinde başlayan yazıda “Florinalı artık ölülerle de yetinmeyip dirilere el atmaya başladı” der. Florinalı bu durum üzerine karşı atağa geçer, şöhret için tüm zamanını ve parasını ilan sayfalarına boca etmeye devam eder. İş artık o raddeye varmıştır ki eğlencelik bu durum diğer matbuatın da ilgisini çeker. Peyami Safa Cumhuriyet’teki yazısında “Florinalı Nâzım Bey’in bu yüksek edebî salahiyetlere dayanarak kendi kendini ‘şiir kralı’ ilan etmesini doğru bulalım” der. Bu yazıyı fazlasıyla ciddiye alan Florinalı hemen ertesi gün bir teşekkür mektubu yazarak Peyami Safa’ya gönderir: “Bugünden itibaren yazılarımın altına ‘Türk Şiir Kralı’ namını, hakiki bir liyakatımı ifade etsin etmesin, teberrüken ve memnunen yazmaya başladım”. Peyami Safa Florina’lının gönderdiği mektubu ve Keriman Halis için yazdığı şiiri kendi sayfasında “Florinalı Kendini Kral İlan Ediyor!” başlığıyla yayımlar. Peyami Safa’nın yazısı yenilir yutulur cinsten değildir: “Türk Şiir Kralı unvanını böylece kabullenen Florinalı’nın başına taç koymak yalnız Abdülhak Hamid’e düşer, değil mi? Hayır, bence bu şerefli işi yapmaya daha sâlahiyetli olan bir zat var: Mazhar Osman.

Florinalı Nâzım gazete haberi

Florinalı Nâzım’ın tüm hayatı boyunca biriktirdiği çuval dolusu yazılar, eserleri 9 Eylül 1933 günü Açıktürbe’de çıkan yangında tamamen yanar. Son yıllarını hastalık sebebiyle inzivada geçiren Florinalı Nâzım 6 Haziran 1939’da Gülhane Hastanesi Asabiye servisinde tedavi görmekte olduğu sırada hayata gözlerini yumar. Hayatı boyunca şairlerin yanında olup öldüklerinde de her yıl düzenli olarak anılmalarına, unutulmamalarına vesile olan Florinalı Nâzım’ın cenazesinde yazık ki ne her dediğini mizah ve haber malzemesi yapan gazete efradı ne de edebiyat dünyasından birileri vardı. Birkaç polisin omuzladığı cenazesi sessizce son yolculuğuna çıkmıştı.

Heveskârlığıyla, saf inancıyla ve ilginç kişiliğiyle insanı gülümsettiği kadar iç burkan bir tarafı da var bu hikâyenin. Onun için Peyami Safa da ölümünden sonra “Zavallı Florinalı’nın kabahati samimi olmaktan ibaretti” der. Evet, gerçekten de “Yazık oldu şu Nâzım Efendi’ye”...

 

Florinalı Nâzım
Şiir
Türk Edebiyatı
İstanbul
Ahmet Bozkurt
Tarih
Portre
Sayı 010

BENZER

İstanbul, erkek romantizminin gözüyle şiirlerde hep bir kadına benzetilir; kâh onun gibi güzel, kâh onun kadar kırılgan, kâh onun kadar kaprislidir. Oysa diyor Betül Dünder, İstanbul bir kadın değildir, şair kadınların kentidir.
2021 yılı sonunda kaybettiğimiz Sezai Karakoç, İstanbul’la sevgili kabul edilen şairlerdendir. Karakoç sadece şiirlerinde değil, binlerce sayfayı bulan düzyazılarında ve kitaplaştırılmayı bekleyen hatıralarında da hep şehrimizden bahsetmiştir. Doğduğu “kara” Diyarbakır’dan “deniz” İstanbul’a uzayan hayat yolculuğunda “içinin sesi, rüyasının öfkesi, merhametinin şehri” mertebesine ulaşmıştır İstanbul. Ve sonunda toprakta onunla buluşmuştur. Sezai Karakoç’un İstanbul’unu, yakın çevresinden şair ve yazar Ömer Erdem anlatıyor.
Eskiden mahallesinde, sokağında kadim şehrin kalıntısı terk edilmiş ahşap evler, eğri büğrü köşkler, metruk hamamlar olup da burası hakkında “Tekin değildir!” ikazıyla başlayan söylentilere denk gelmeyen var mıdır? Kulak asılmasa bile akşam karanlığında yanından yöresinden geçilirken temkinle adım atılır, rüzgâr sebepli olduğu bilinse de gıcırdamalarına kulak kabartılır... Bir süre sonra o harabe bire bin katılarak anlatılanlarla kendi çapında mitleşir, bölge folkloruna mâl olur.