İstanbul'un perili mekânları

23 Şubat 2022 - 16:23

İngilizcedeki “haunted”ın bizdeki muadili çoğu zaman “perili”, “cinli” anlamında “uğrak” veya “tekinsiz” tabirleridir (kimi yörelerde de “huylu” veya “sahipli” derler), halk ağzındaki memoratlarımızın (doğaüstü varlık veya olay anlatısı) mühim bir kısmı bu motifle ilgilidir.

Sözlü edebiyatımızı besleyen bu bereketli mecraya her ne kadar fantastik, korku gibi alanlar uzunca bir süre görmezden gelinse de yazılı edebiyatımız da kayıtsız kalamamıştır. Türk edebiyatının “perili köşkleri” meşhurdur diyebiliriz. Ömer Seyfettin’in gece saatlerinde geçen heyecanlı bekleyişleriyle 1919 tarihli “Perili Köşk” adlı öyküsü; Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 1929’da basılan Mezarından Kalkan Şehit romanında İstanbul Kartal yakınlarına kondurup gotik unsurlarla tasvir ettiği cinli köşkü, Necip Fazıl’ın “Boş Odalar”, “Gece Yarısı”, “Çan Sesi” şiirlerinde karşımıza çıkan tekinsiz mekânları ilk akla gelebilecek örneklerdir.

Ünlü "uğrak"lar

Kendine has tarihi ve hatıratlara nakşedilmiş epey renkli folkloruyla ünü bulunduğu semtleri tutmuş yahut bugün mevcut olmayıp sadece satır arasında bahislerle hakkında söylenenleri bilebildiğimiz İstanbul’un perili mekânları da eskilerin tabiriyle “başlı başına bir âlem”dir. Neslihan Perker’in 2010’da Yeni Aktüel’de yayımlanan “İstanbul’un En Tekinsiz Yerleri-Şehrin Paranormal Activity Mekânları” başlıklı dosyasında, geceleri yanındaki park arazisinden çığlık sesleri geldiği rivayet
edilen Molla Zeyrek Camii; aslında perili olmasa da 1996’da ATV’de yayımlanan Şok programında “senede bir defa kaybolduğu” şeklindeki parodi haber sebebiyle mimlenen Bakırköy’deki Resneliler Konağı; Kuzguncuk- Beylerbeyi arasındaki Cemil Molla Köşkü gibi mekânların yer aldığını okumuştuk. Modern kahvehanelere benzetebileceğimiz internet platformlarında Rumeli Hisarı tarafındaki Yusuf Ziya Paşa Yalısı (ki halk ağzında Perili Köşk olarak anılmaktadır) ve Belgrad Ormanı’na dair bazı söylentiler yer aldığından, burada tekrar tafsilatıyla anlatmaya lüzum görmüyorum. Onun yerine bazı hatırat ve çalışmalarda bahsi geçen tekinsiz İstanbul mekânlarından bahsedeceğim.

Darüşşafaka Okulları'nın Fatih'te bulunan ilk binası (Fotoğraf: darussafaka.org)

Okul mahzenlerindeki korku

Fatih’te eski Darüşşafaka binasıyla ilgili 1870’li yıllarda anlatılan bir memoratı, kendisi de 1876- 1883 arasında bu okulda eğitim almış ünlü kalemlerimizden Ahmed Rasim aktarmaktadır. Ahmed Rasim hatıralarında, Darüşşafaka’daki ağır cezalardan birinin buranın özel hücrelerine kapatılmak olduğunu, çünkü dönemin çocuklarının buradan hayli korktuğunu anlatır. Öğrenciler arasında burada cinler ve perilerin dolaştığına inanıldığını, ayrıca bir arkadaşının ceza alarak buraya hapsedildiği sırada hücrede kesik başları koltuklarında gezinen şehitler gördüğünü aktarır. Yine Ahmed Rasim çocukken gittiği Çukurçeşme Mektebi ile ilgili bir tekinsiz mekân memoratı aktarır. Çukurçeşme Mektebi’nde aşırı yaramaz çocukların bevvaba, yani buradaki görevli hademe tarafından su mahzenindeki özel bir yere kapatıldığını söyleyen Ahmed Rasim, döneminin çocuklarının bu cezadan çok korktuğunu çünkü mahzende yuvarlana yuvarlana yüzen kesik başlar olduğuna inanıldığını, “isimsizler” diye andığı cinlerin ve başka tuhaf varlıkların da dolaştığını duyduğunu ifade eder.

Sermet Muhtar'ın kaleminden "Yavru Bey"li evler 

Eski İstanbul’un sayısız hatıralarını okurla buluşturan yazarlarımızdan Sermet Muhtar Alus, Son Posta gazetesinde 23 Aralık 1944 tarihinde “Geçmiş Zaman Olur ki” adlı köşesinde yazdığı “Cinler ve periler, tekinsiz evler” başlıklı yazısında halk arasında adları tekinsize çıkmış iki konağın hikâyesini ve neden böyle sanıldıklarını şu satırlarla aktarır:

"İstanbul içinde tekinsiz adı çıkan ‘rüküşlü’, ‘yavru bey’li, yani perili evler sayılıp durulurdu. Birkaçını yazayım: Yerebatan’da şimdiki Verem Dispanserinin bulunduğu noktada, Ruznamçeci Malatyalı Emin Efendi Konağı. Rahmetli büyük teyzemizin rivayetine göre: 

Bir Ramazan akşamı oraya iftara gitmişler. Terbiyeli çorbalar, pastırmalı yumurtalar, börekler, baklavalar yenmiş. Tandır başında bir taraftan yüzük oynanıyor, bir taraftan leblebili bozalar içiliyor. Tam o esnalar alt kattaki harem mutfağında bir şangırtı. Kâseler, tabaklar, çanaklar yere yuvarlanıp parça parça oluyor. Selamlık Bölüğünde feryat feryat üstüne: ‘Hırsız var, yetişin!’ Uşaklar koşup baksınlar ki kimsecikler yok. Şimdi de yaygaraların daha büyüğü kopmuş: ‘Eyvahlar olsun, ev ecinnilerin uğrağı oldu!’ Koca ninelerden biri boza bardağına dolduracağı leblebiden bir avuç alıp, okuyup üfleyip mutfak kapısından seper serpmez ses sada tıs. Komşudan sökün eden aç kedinin buyuruşunu aklına getiren yok. Ağayokuşu’ndan Aksaray Caddesi’ne inince, Yeşiltulumba’daki İzzet Paşa Konağı da birden bire tekinsizler arasına girişi ile meşhurdu. 4 yıllık aile ocağı, paşa merhum olduktan sonra ne zamandır veresesi [mirasçıları] oturuyor. Günün birinde ters pers olmuşlar, yatsıdan sonra aşağı kata inmek kimin haddine? Sanki gelin cemiyetlerindeki hamam gibi takır tukur, nâlın sesleri; sünnet düğünlerinin işret sofralarındaki taratora ceviz kırar gibi çatır çutur çatırtılar; Vezneciler’deki kahve satıcıların külünkle kahve dövüşleri gibi gümgümler. İstediğin kadar aşağıya leblebi, lohusa şekeri, nöbet şekeri at; para etmiyor; patırtı gürültü berdevam ve her gece aynı hal. Nihayet, sahipleri palaspandıras başka eve göç edip güzelim konağı bedavasına satmışlar. Keyfiyetin aslı, astarı şu: Civarda oturan bir molla bey konağa göz koymuşmuş... Nasıl eline geçirsin? İpsizin birini bahçe duvarından atlatıp pencereden taşlığa sokturur, bu gürültüleri yaptırtırmış. Sonunda da muradına erermiş ya... Bu gibi badirelere kiracıların uğradığı da vakiydi. Mesela karanlık gecede camlara tık tık taşlar atılır; kömürlüğün yanındaki odadan gıcırtılar duyulur; odanın dışından kâh aşağı, kâh yukarı, bir karış boyda, kafalı, kollu bir gölge, mutlaka bir rüküş, inip kalkar. Ev perili olup çıktı, haydi başka yere nakli. İşin iç yüzünden kimsenin haberi yok, bitişiğe bir yosma taşınmış, aksatasını yoluna koymuş. O küçük taşları atan zamparaları; o gıcırtıları yapan da yosma. El tezgâhında mekiki tek tek atarsa (seni bu gece eve alamayacağım); çift çift atarsa (alacağım) parolasını veriyor. Kafalı, kollu hayalete, yani rüküşe gelince, o da yine fingirnozun yukarıdan, kafesin arkasından siyah tire ile sarkıttığı bez bebek. Bıçkına, ertesi gece teşrifini işaret..."

Sermet Muhtar Alus’un Son Posta gazetesinde 23 Aralık 1944 tarihinde “Geçmiş Zaman Olur ki” adlı köşesinde yazdığı yazı

Cinler, periler nasıl def edilir

Cinleri ve perileri yatıştırmak için belli kuruyemiş ve şekerlemelerin dua okunarak atılması folklorumuzda görülen uygulamalardandır. Eski İstanbul’da cinlerin sebep olduğu rahatsızlıktan mustarip kimsenin veya ailesinden birinin şerbet hazırlayarak üstüne üç kere İhlas, bir kere Fatiha suresi okuyup üflediği, gece yarısında bir dört yol ağzına besmele ile dökerken “al derdimi, ver sağlığımı, biz sizin ağzınızın tadını veriyoruz, siz de bizim ağzımızın tadını verin” denildiği aktarılmaktadır. Anadolu’da da yeni taşınılan evlerin cinlerini memnun etmek için mutfak, merdiven altı, kiler, bodrum, bahçe gibi yerlere şerbet döküldüğü, bu şekilde bir kötülük gelmeyeceğine inanıldığı aktarılır. Toplumların epey eskiye dayanan göze görünmez doğaüstü güçleri yatıştırma amacı taşıyan kansız adak uygulamalarının bir kalıntısıdır.

Topkapı Sarayı'ndaki "Serdap Kasrı"nda perilerin toplandığı "şimşirlik"

Okurlarımız hatırlayacaktır; İST’in yedinci sayısında (Eylül-Ekim-Kasım 2021) “İstanbul’un Cinleri” adlı yazımda Topkapı Sarayı’nın Harem kısmındaki Altın Yol’un sonunda “Baş Kadın, Baş Haseki” dairesiyle “Kadınlar, Haseki” dairesini geçtikten sonra sola doğru kıvrılan koridorun adının “Cinlerin Meşveret Yeri” olduğunu Reşad Ekrem Koçu’nun Topkapı Sarayı adlı eserinden aktarmıştım. “Kafes” adı verilen ve bir dönem veliaht şehzade ile diğer şehzadelerin “kafes hayatı” sürdürdükleri “Şehzadeler Dairesi” denilen yere çıkan bu yerin tekinsiz olduğu belirtiliyordu. Reşad Ekrem Koçu’nun aktardığına göre, burası Saray ve Harem-i Hümayun halkı arasındaki inanışlarda, her gece cinlerin toplanıp sohbet ettikleri, yapacakları işleri kararlaştırdıkları bir yermiş. Bu nedenle gece buradan geçenin çarpılacağı söylenirmiş.

Topkapı Sarayı’nda “cinli” olduğuna inanılan bir mekân daha vardır: Sultan III. Selim’in (1761-1808, hükm. 1789-1807) annesi Mihrişah Sultan için Sarayburnu tarafında bugün tren yolunun bulunduğu yerde inşa ettirdiği (tren yolu yapılırken yıkılan) “Serdâp Kasrı”. Balıkhane Nazırı Ali Bey (1842-1928), 1921’de Alemdar ve Peyâm-ı Sabah gazetelerinde tefrika olarak yayımlanan ve sonradan kitaplaştırılan Onüçüncü Asr-ı Hicrîde İstanbul Hayatı adlı eserinde bizzat kendisinin de yıkılmadan evvel ziyaret edebildiği Serdâp Kasrı’ndaki şimşirlikte “peri padişahlarının divan kurduğunun” söylendiğini aktarır. Kendi kaleminden okuyalım:

"Rumeli tren yolunun Sirkeci’ye uzatılması Sultan Aziz tarafından istenmişti. Yol üzerindeki serdâp da oradan kaldırılacaktı. O vakitler buna eskilerden birçok zevat itiraz etmişlerdi. Birinci Hamit (1725- 1789, hükm. 1774-1789, Üçüncü Selim’in amcası) asrında saray hademeleri arasında çıraklık yapmış ve İkinci Mahmut’un (1785-1839, hükm. 1808-1839) berberbaşısı iken tekaüt edilmiş yaşlılardan bir Muhsin Efendi vardı. Serdâbın oradan kaldırıldığı tarihte hayatta idi. Üçüncü Selim ve İkinci Mahmut’un serdâp dâhilindeki musiki âlemlerini hikâye eder ve serdâbın kaldırılmasından esef duyardı. Fakat bu teessüfü daha ziyade serdâbın yakınındaki şimşirliğin kaldırılmasındandı. Çünkü kendisinin rivayetine göre Peri Padişahları seher vakitleri şimşirliğe gelir, divan kurar, maiyeti efradına emirler verirmiş. Şimdi serdâpla beraber şimşirlik de kaldırılınca Peri Padişahının da divan yeri kaldırılmış olacağından bundan sonra nerede divan kuracağını düşünür ve maazallah bunun akıbetinin pek tehlikeli olacağını yanıp yakılarak söyler dururdu."

İstanbul Gizemleri-Sırlar, Ziyaretçiler, Büyüler, Doğaüstü Olaylar, Giovanni Scognamillo

"Beyoğlu Kontu"nun kaleminden İstanbul'un tekinsiz evleri

Üstadımız Giovanni Scognamillo, nam-ı diğer Beyoğlu Kontu, tanınmış çalışması İstanbul Gizemleri-Sırlar, Ziyaretçiler, Büyüler, Doğaüstü Olaylar’da İstanbul’dan bazı tekinsiz mekân anlatıları aktarır. Bunlardan birinde 1912-1914 yılları arasında büyükannesi Mariana Filipucci’nin Beyoğlu Asmalımescit Sokak’taki 50 numaralı evde yaşadığı bir doğaüstü hadiseyi anlatır. Buna göre evde daha önce hiç görmediği kır saçlı ve fesli, paşa üniforması misali sırmalı redingot giymiş siyahi bir adam görür. Adam maddi zorluk çeken aile için Filipucci’ye bir miktar para verir. O esnada sokaktan eve gelen Elisabetta’ya Scognamillo’nun annesi kapıdan çıkan biri olup olmadığını sorduğunda, kızı kimseyi görmediğini söyler. Scognamillo aynı evde dört beş yıl sonra kalabalık bir ruh çağırma seansı esnasında üç bacaklı yuvarlak bir orta masanın dört kat merdiven boyunca indiğinin görüldüğünü aktarır. Yine aynı eserde 1967’de Unkapanı’ndaki bir evin dönemin basınında “uğursuz” olarak anıldığını söyleyip burada yaşanan gariplikleri sıralar. Söz konusu evde duvarda asılı bir yer sofrası yedi kere kendiliğinden asıldığı yerden kopup merdivenlerden aşağıya yuvarlanır. Bunun üzerine ertesi gün masa yan kanatlarından beton çivileriyle duvara çivilenir ancak yine kendi kendine düşer, çivili yerleri duvarda asılı kalır. Yine aynı evde henüz kurulmamış taş kömürü sobası üç kez devrilir, oturma odasındaki bir sehpa, birkaç kez yere düşer, başka vazolar, sandalyeler ve ecza dolabı da aniden yere düşer. 

İstanbul'un meçhul korkulu mekânları 

Bir dönemin televizyon efsanelerinden olan, 1996’da Kanal D ekranlarında seyrettiğimiz Sınır Ötesi programını belli bir yaşın üzerindeki okuyucularımız hatırlayacaktır. Televizyonda tekrarları pek yayınlanmadığından bugün internette görüntülerini bulamayacağımız bu paranormal televizyon programında, her hafta Türkiye’nin belli bölgelerinden garip, açıklanamayan olaylar işlenirdi. Buradaki olayların yazılı dökümü olarak programının yapımcıları Ergun Candan ve Yasemin Candan tarafından Şahitler ve Belgelerle Türkiye’de Yaşanmış Esrarengiz Olaylar adıyla bir kitap çalışması hazırlanmıştır. Çalışmada İstanbul’daki bazı tekinsiz ev vakalarından veya memoratlarından örnekler yer almaktadır. Konunun meraklıları bu eserden de istifade edebilirler.

KAYNAKÇA

Ali Rıza (Balıkhane Nazırı), Bir Zamanlar İstanbul, haz. Niyazi Ahmet Banoğlu, Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul (Tarih yok), Alıntı yapılan yerin sayfaları: 275-276.

Alus, Sermet Muhtar, “Geçmiş Zaman Olur ki: Cinler ve periler, tekinsiz evler”, Son Posta, 23 Aralık 1944 (23 Birinci Kanun), s. 5-6.

Bayrı, Mehmet Halit, İstanbul Folkloru, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1947.

Candan, Yasemin, Candan, Ergun, Şahitler ve Belgelerle Türkiye’de Yaşanmış Esrarengiz Olaylar, Sınır Ötesi Yayınları, İstanbul 2001.

Çağın, Şerife, “Necip Fazıl’ın ‘Tekinsiz Ev’leri”, Yeni Türk Edebiyatı, Sayı 15, Nisan 2017, s. 19-32.

Duvarcı, Ayşe, “Türklerde Tabiat Üstü Varlıklar ve Bunlarla İlgili Kabuller, İnanmalar, Uygulamalar”, Bilig, Sayı 32, Kış/2005, s. 125-144.

Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Gulyabani, haz. Nilüfer Tanç, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 2021.

Gürpınar, Hüseyin Rahmi, Mezarından Kalkan Şehit, haz. Kudret Ayşe Yılmaz, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 2021.

Hamarat, Zehra, “Ahmed Rasim’in Eserlerinde İstanbul Folkloru”, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2010.

Koçu, Reşad Ekrem, Topkapu Sarayı, İstanbul Ansiklopedisi ve Neşriyat Kollektif Şirketi, İstanbul 1960.

Perker, Neslihan, “İstanbul’un En Tekinsiz Yerleri - Şehrin Paranormal Activity Mekânları”, Yeni Aktüel, Sayı 230, 17-24 Kasım 2010, s. 16-20.

Scognamillo, Giovanni, İstanbul Gizemleri- Sırlar, Ziyaretçiler, Büyüler, Doğaüstü Olaylar, Bilge Karınca Yayınları, İstanbul 2006.

Şener, Zeynep, “Boş İnançların Gölgesinde ‘Perili Köşk’”, 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum dergisi, Cilt 4, Sayı 10, Bahar 2015, s. 211-219.

Yaltırık, Mehmet Berk, “Perili Evler ve Tekinsiz Yerler İnancı Üzerine”, Kayıp Rıhtım, (Güncelleme Tarihi: 16.12.2010/03.12.2019 - Erişim Tarihi: 30.12.2021), https:// kayiprihtim.com/inceleme/perili-evler-ve- tekinsiz-yerler-inanci-uzerine/

Perili Köşk
İstanbul'un perili mekanları
Korku edebiyatı
İstanbul
Edebiyat
Mehmet Berk Yaltırık
Resneliler Konağı
Giovanni Scognamillo
Sayı 009

BENZER

Cumhuriyetin ilanından sonra şehirde düzenlenecek törenler için uygun bir alan olarak Taksim seçildi. İstanbul’un yeni kutlama, toplanma alanı burası olacaktı. Bir de özel anıt siparişi verildi. Halktan ve kurumlardan toplanan bağışların da katkısıyla tamamlanan Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın 8 Ağustos 1928’deki açılış törenine yaklaşık 40 bin kişi katıldı, meydana sığmayanlar ertesi günün sabahına kadar anıtı görmeye geldi.
İstanbul, Ramazan ayını diğer yerlerden farklı karşılayan, güzelleştirmek için türlü âdetler bulan bir şehir. Bu âdetlerin bazıları zamanla unutulsa da mahyalar yüzyıllardır şehrin simasını aydınlatmaya, en güzel örneklerini sergilemeye devam ediyor.
Çok yakın zamana kadar Anadolu’dan gelen trenlerin son durağı olan Haydarpaşa Garı, kendini bildi bileli Anadolu’dan göç alan İstanbul’un yüz yılı aşkın süredir yeni sakinleriyle tanıştığı, tutunmayı başaramayan konuklarını ise uğurladığı nokta oldu. Tahta bavullar, sırtta yatak yorganlar... Kâh umutla İstanbul’a kâh düş kırıklığıyla gerisin geri memlekete yol alışlar. Hep biraz yarım kalmış sevdalar. İç göç filmlerine konu eden Yeşilçam’da başrolü kimse Haydarpaşa Garı kadar hak edemez.