İstanbul’un gözdeleri yandan çarklı vapurlar

Fotoğraf
Murat Koraltürk Arşivi
31 Ağustos 2020 - 11:57

İstanbul’a ilk buharlı geminin gelişinin üzerinden neredeyse iki asır geçti. 1827’de gelen ve “Buğ Gemisi” adı verilen bu geminin ardından, 1837’de yabancılar İstanbul sularında ilk buharlı gemi taşımacılığına başladılar. Hemen ertesi yıl ilk Osmanlı bayraklı gemiler işlemeye başladı. İstanbul sularında buharlı vapurlarla yolcu taşımacılığı yapmak üzere, ilk işletme olan Hazine-i Hassa Vapurları İdaresi 1844’te kuruldu. Sirkeci-Adalar, Sirkeci-Pendik ve Sirkeci-Yeşilköy hattında vapur işleten bu kurum, 1862’de yerini Fevaid-i Osmaniye İdaresi’ne, 1871’de İdare-i Aziziye’ye, 1878’de İdare-i Mahsusa’ya, 1909’da Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi’ne bıraktı. O tarihten itibaren yine çeşitli isim ve tüzel kişilik değişiklikleri yaşayan bu kurumsal oluşum, bugünkü Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne kadar uzanır. İstanbul sularında yolcu taşımacılığını halen İBB’ye bağlı bir işletme olarak yapan Şehir Hatları, işte bu kurumsal oluşum zincirinin son halkasıdır.

Yeri gelmişken bir başka hususu da paylaşmakta yarar var. Bugün Şehir Hatları’nın logosunda da yer alan ve sembolik de olsa kuruluş tarihi olarak ifade edilen 1851 yılı, Boğaziçi’nde yolcu taşımak üzere kurulmuş olan Şirket-i Hayriye’nin kuruluş tarihini ifade eder. Ancak İstanbul’da vapur işletmeciliğinin Şirket-i Hayriye’den önceye dayandığı, yani yukarıda da ifade edildiği üzere Hazine-i Hassa Vapurları İdaresi ile başlatmak gerektiği göz önüne alınırsa, Şehir Hatları’nın logosundaki tarihi 1844 olarak düzeltmek gerekir. Umarım İBB ve Şehir Hatları yöneticileri bu ayrıntıyı dikkate alırlar.

Ferah

Boğaziçi ve Haliç dışındaki Marmara iskelelerine giden vapurların hepsi yandan çarklıydı

Gelelim başta Kadıköy olmak üzere “sevahil-i mütecavire”, yani Boğaziçi ve Haliç dışındaki Marmara iskeleleri arasında işleyen vapurlara. Bu vapurların tamamı, başlangıçtan 1910’lara kadar yandan çarklıydı. Adları ilk akla gelenler Ferah, Aydın, Fenerbahçe, Haydarpaşa, İhsan, Neveser, Bağdat, Basra ve Halep’tir. Ferah, İstanbul halkının en çok ilgi gösterdiği vapurlardan biriydi. 1884 yılında D. Galloway Salon Pkt.&Co. Şirketi için İskoçya Leith’te S.&H. Morton tezgâhlarında inşa edilen Ferah, İdare-i Mahsusa’ya geçmeden önce Tantalion Castle adını taşıyordu; ağırlığı 257 groston, boyu 57,9 metre, eni 6,4 metre ve derinliği 2,3 metreydi. Yedi yıl Salon Pkt.&Co. Şirketi tarafından kullanıldıktan sonra D. Currie&Co., ertesi yıl da Castle Pkt.&Co. tarafından satın alınan vapur, 1898 yılında İdare-i Mahsusa’ya satılarak Ferah adını aldı. Yıllarca Köprü-Kadıköy ve Marmara hattı iskeleleri arasında çalışan Ferah, 1915’te Marmara Denizi’nde batırıldı.

İstanbul halkının adını sık duyduğu diğer iki yandan çarklı vapur ise 1903 yılında İdare-i Mahsusa filosuna katılan ve birbirinin aynısı olan İhsan ile Neveser’dir. O zaman Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’na bağlı olan Budapeşte’deki Danubius Schoenischen Hartmann AG. tezgâhlarında inşa edilen vapurlar 375’er grostonluktu. Boyları 54,1 metre, enleri 6,7 metre ve derinlikleri 2,9 metreydi; ayrıca yine aynı şirketin tezgâhlarından çıkma 510 beygir gücünde 2 silindirli “compound” (bileşik) buhar makinelerine sahiptiler.

İhsan önce 30 Eylül 1927’de Pire’den İstanbul’a gelirken Gelibolu önlerinde bir kaza geçirdi; ardından 11 Şubat 1936’da patlayan fırtınada Paşabahçe’deki hurdalıkta batarak ömrünü tamamladı. 1940 yılında tadilat geçirerek araba vapuru haline getirilen Neveser ise 1961’de tümüyle hizmet dışı kaldı.

Almanların Osmanlı topraklarındaki emperyal ihtiraslarının sembolü olan ve İstanbul’dan Bağdat’a uzanacak bir hattı hedefleyen Anadolu-Bağdat Demiryolları, denizyolu ulaşımında da varlığını gösterdi. Hattın başlangıç noktası olan Haydarpaşa ile İstanbul arasında ulaşımı sağlamak gerekliydi. Bu amaçla Osmanlı Anadolu Demiryolları Şirketi 1904’te Almanya Kiel’de Howaldtswerke tezgâhlarında Bağdat, Basra ve Halep adlarını taşıyan üç adet yandan çarklı yolcu vapuru inşa ettirdi. Birbiriyle eş niteliklere sahip bu vapurların her birinin ağırlığı 438 groston, boyu 54 metre, eni 7 metre, derinliği 2,8 metreydi. 900 beygir gücünde üç silindirli buhar makinelerine sahiptiler ve saatte 10 mil hız yapabiliyorlardı.

Anadolu-Bağdat Demiryolları Şirketi söz konusu vapurları önce Köprü-Haydarpaşa-Kadıköy hattında çalıştırdı, ardından Köprü-Adalar, Köprü-Moda-Kalamış hatlarını da bunlara ilave etti. 28 Ağustos 1910’da bu görevi Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi devraldı. Bağdat ve Basra, 1940’ta araba vapuru haline getirildiyse de giderilemeyen denge sorunları gündeme gelince 1954 yılında kadro dışı bırakıldı. Yolcu vapuru olarak kullanılmaya devam edilen Halep de yine aynı yıl görevini tamamlamış oldu.

İhsan ve Neveser

Şehir halkının sevgilisiydiler

Bu birbirinden güzel vapurlar tıpkı diğerleri gibi çalıştıkları, yani İstanbulluların hayatlarında oldukları sürece sevildiler. Bazı İstanbullular bu sevgilerini tıpkı değerli şair ve yazar Ziya Osman Saba’nın yaptığı gibi yazıya döktü. Saba, Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi’nde ilk tanıdığı günden başlayarak Neveser vapurunu anlatır. Saba, yazısının bir yerinde bakım-onarımdan henüz çıkmış Neveser’i “O gün, Neveser’in her yeri, narin teknesinin parlak siyah, karşımdaki davlumbazının güneşle pırıl pırıl yanan bembeyaz boyası, salonunun, yan kamarasının iki yana intizamla ayrılmış eflatun rengi, püsküllü perdeleri, güvertesinin yeni gerilmiş ak tentesi, al bayrağı, her yeri, her şeyi, tamirden yeni çıktığını belli ediyordu” diyerek tasvir eder.

Yıllar geçer gider ve her şey gibi Neveser de yaşlanır. Saba, Neveser’in bu günlerini ise “O artık Köprü’den isteksiz isteksiz ayrılıyor, Sarayburnu’nu dolandıktan sonra, Hayırsız Adaların arkasından doğru yaklaşan akşam içinde artık kaybolmak, artık tatlı bir sonla yok oluvermek ister gibi, önce Marmara’ya burnunu çeviriyor, fakat kaptan onu yine Moda’sına yanaştırıyor, o artık iskelelere ‘bırakın da şuracıkta biraz daha dinleneyim’ demek ister gibi yaslanıyor, yanaştığı iskelelerden güçbela, âdeta dürtülmekle ayrılıyor, Neveser öylesine yorgun argın çalışıyordu” sözleriyle anlatır.

Ziya Osman Saba, bir şair duyarlılığı ile Neveser’i anlatır. Neveser aslında İstanbul’un bütün yandan çarklı vapurlarını sembolize eder; anlatılanlar hepsinin ortak hikâyesidir.

Yandan çarklı vapurlar
İstanbul
Vapur
Neveser
İST Dergi 003
Sayı 003

BENZER

Şehir Tiyatroları yeni sezona 16 yeni oyunla merhaba diyor, sahnesini özel tiyatrolara da açıyor.
Beyoğlu bir semtten çok, en güç koşullarda bile ayakta kalmayı beceren devasa bir canlıya benziyor. Gıdasını yaşamdan alan, sokakları, caddesi, meydanı, anıt binaları ve birbirinden ilginç insanlarıyla devasa bir canlı. Bu kadim varlığı korumak istiyorsak, tek kültürlülük cehenneminden kurtarmamız lazım.
İstanbul'un ve İstanbullunun yaşam kültürü dergisi İST, üçüncü sayısıyla kentin bugününe ve tarihine ışık tutmaya devam ediyor.