İstanbul’un çeşmeleri

21 Şubat 2024 - 12:01

Kanuni Sultan Süleyman’ın huzurunda yapılan bir toplantıda Padişah, Mimar Sinan’a, “İstanbul’a su getir” diye buyurdu. Orada bulunan devlet adamları içinde yalnızca bir kişi karşı çıktı buna; Padişah’ın damadı ve başveziri Rüstem Paşa, “Aman Hünkârım!” dedi. “İstanbul’a su gelirse, çok göç alır burası. Maazallah askeri besleyecek erzak bulamaz, sıkıntı çekeriz! Kıtlık olur!” 

Rüstem Paşa, İstanbul’un nüfusunu artırmamak için kente su getirilmesine karşıydı ama Padişah’ın sözünün üstüne söz koyacak gücü yoktu sonuçta. Kanuni’nin dediği oldu; Mimar Sinan İstanbul’a su getirmek üzere, yapımı dokuz yıl süren bu işe başladı. Dönemin en pahalı imar çalışmasıydı. Maliyeti elli milyon akçeyi bulacaktı. Bizans döneminden kalma suyolları yeniden hayata döndürüldü. Yeni suyolları, yeni kemerler, bentler yapıldı. Sular, mahalle çeşmelerine kadar ulaştırıldı.

1900’LÜ YILLARIN BAŞINDA KIRKÇEŞME, SARAÇHANE

Gelgelelim kentin nüfusu çoğaldıkça Mimar Sinan’ın canlandırdığı “Kırkçeşme” suyolu da İstanbul’a yetmez olacaktı. XVIII. yüzyıla gelindiğinde Padişah III. Ahmed ile Damat İbrahim Paşa da İstanbul’un su varlığını zenginleştirmek üzere kolları sıvadı. Kırkçeşme suyoluna yeni bentler eklendi, yeni çeşmeler yapıldı. Sultanahmet’teki III. Ahmed Çeşmesi, Topkapı Sarayı’nın önündeki ve Üsküdar İskelesi’nin karşısındaki meydan çeşmeleri o dönemin görkemli taş yapıtları olarak günümüze kadar yaşayageldi. Kayışdağı suyunu, Üsküdar-Kadıköy arasındaki çeşmeye ulaştırdılar: “Ayrılık Çeşmesi.” Saray çevresinden varlıklı bazı kimseler İstanbul’a beşten fazla çeşme yaptırmıştı. II. Mahmud başkente yirmi altı çeşme yaptırarak bu alanda bir rekora imza atmıştı.

Cezayirli Gazi Hasan Paşa yaptırdığı on üç çeşmeyle II. Mahmud’dan hemen sonra geliyordu. 

Mihrişah Valide Sultan tam on bir çeşme yaptırmıştı. I. Sultan Mahmud sekiz, Bezmiâlem Valide Sultan ise yedi çeşmeden su akıtmıştı. 

Sultan Abdülmecid de yedi çeşme yaptırdı. 

III. Sultan Ahmed yine yedi çeşmeyle bu alanda anılmayı hak ediyordu. 

Keza Damat İbrahim Paşa da yedi çeşmeye can verenlerdendi. 

Pertevniyal Valide Sultan altı çeşmeye adını yazdırmıştı. 

II. Abdülhamid de altı çeşmenin sevabıyla günahlarından arınmayı mı düşünmüştü acaba, bilinmez. 

Ne var ki bütün bu hayırlı çabalar zamanla yetersiz kalacak; İstanbul’un su sıkıntısı yine kendini gösterecekti. 

XX. yüzyılın ilk yarısında yapılan bir saptamaya göre (1943-45 yılları arasında) İstanbul’da suyu akan çeşme sayısı kadar suyu kurumuş çeşmeler de vardı.1 Geleneksel Osmanlı mimarisi içinde çeşmeler taş işçiliği, süslemeleri, hat sanatlarıyla özel bir alan oluştururken kimi çeşmeler de ilginç biçimleriyle dikkat çekiyordu. Söz gelimi Çengelköy Çeşmesi şişe biçimindeydi. Eyüp’te sütun çeşme dikkat çekiyordu. Büyükçekmece’nin aslan başlı çeşmesi dillere destandı. Küçüksu’nun Meydan Çeşmesi; Babıali’nin kapı çeşmeleri göz ve gönül okşayan kaynaklardı.

İstanbul’da suyun konutlara kadar ulaştırılması için XIX. yüzyılı beklemek gerekiyordu. Kentin iki yakasındaki suları evlere bağlama işini, kurulan su şirketleri üstlendi. 1874’te Terkos suyunu kente getirme imtiyazı Dersaadet Su Şirketi’ne verilmişti. Devlet 1932’de bu imtiyazı satın alarak İstanbul’un Avrupa Yakası’ndaki su işlerini kamulaştırdı. Üsküdar-Kadıköy Su Şirketi’yse, Anadolu Yakası’ndaki su dağıtımını üstlenmişti (1888). Tam adı, Üsküdar-Kadıköy Türk Anonim Su Şirketi’ydi.

SU ALAN SAKALAR (FOTOĞRAF: SÉBAH & JOAILLIER ARŞİVİ)

XX. yüzyıl, artık mahalle çeşmelerinin ve çeşme kültürünün pabucunun dama atıldığı bir dönem oldu. Yüzlerce yıllık bir yaşam biçimi değişmeye başlıyor; su kaynaklarının mahalle yaşamındaki folklorik etkileri tükenme sürecine giriyordu. Suları akmayan çeşmeler hayatın dışına düşüyor, âdeta bir taş yığınıymış gibi duruyordu. Oysa o çeşmelerde, Mimar Sinan ve onun izinden yürüyen usta mimarların parmak izleri vardı. Düşününüz ki “suyu akıtan adam” diye Mimar Sinan’ın mezar taşına kayıt bile düşülmüştü. 

İstanbul’un Anadolu Yakası, Tarihî Yarımada’ya göre su yönünden daha zengindi. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Çamlıca’da su tatma yarışları yapıldığı, eski kuşak yazarların anılarında yer alır. Kayışdağı, Çırçır, Alemdağ, Kestane, Karakulak, Hamidiye, Taşdelen, Gümüşsuyu, Sırmakeş, Terkos, Halkalı, Kısıklı vb. sular on beş ayrı bardağa doldurularak yarışmacıların önüne getirilirdi. Yarışmaya katılan gençler bu suları tadarak hangi kaynağa ait olduğunu söylerdi. Doğru bilenler yarışmayı kazanır, ödülü hak ederdi! 

Beykoz’un ünlü Sırmakeş suyu, döneminin ünlü yazarı Ahmet Mithat Efendi’nin çiftliğinden çıkardı. Ahmet Mithat Efendi kaynak suyunu, akşam güneş battıktan sonra damacanalara doldurtur, arabaya yükletir, sabahleyin gün doğmadan yola çıkarıp kıyıya kadar taşıtırdı. Kıyıda çatanaya yüklenen damacanalar, yine gün doğmadan Eminönü’ndeki satış yerine ulaştırılırdı. Gün ışığı suya hiç değmemiş; dolayısıyla içilecek suyun soğukluğu pınardan itibaren korunmuş olurdu. Bu bir kuraldı: İçilecek suya gün ışığı değmemiş olmalıydı!

Ahmet Mithat Efendi, Sırmakeş suyu satılan dükkânında kendi kitaplarını da satardı.

OSMANLI’DA ÇEŞME VE ETRAFINDAKİ SİMİTÇİLERLE SEYYAR SATICILARI TASVİR EDEN BİR KARTPOSTAL (FOTOĞRAF: İBB ATATÜRK KİTAPLIĞI)

ÇEŞME TÜRLERİ 

“Çeşme” sözcüğü dilimize Farsçadan geçmiş. Bilindiği gibi “çeşm” göz demek. Zaten Farsçaya yabancı olan Anadolu insanının dilinde suyun aktığı yer “göz” diye nitelenir: “Göze” ya da pınarın gözü denir. Çeşmeler iki türlüdür: Biri, halkın her türlü gereksinimi için su aldığı hiçbir özelliği olmayan çeşmelerdir. Ötekiler varlıklı kimselerin kendi adına ya da bir yakını adına hayır işleme düşüncesiyle yapılmış “sebil”lerdir ki oradan gelip geçenler, zincire bağlı kalaylı tasla su içer. Camilerin iç avlularında “şadrevan” ya da Türkçedeki yaygın söylenişiyle “şadırvan” (ortasından su fışkıran, çevresinden su akan havuz) bulunurdu. Bunun çevresinde takılı musluklardan abdest alınır, el yüz yıkanırdı. 

Bilindiği gibi Osmanlı döneminde çeşmeler meydanlarda, yolcuların gelip geçtiği yerlerde, ibadet alanlarında, çarşı pazar yerlerinde, iskelelerin çevresinde yapılırdı. 

Halitağa Çeşmesi, Ayrılık Çeşmesi, Selamiçeşme, Çatalçeşme (Bostancı Çeşmesi) menzil çeşmeleridir. Bir anlamda namazgâh çeşmeleridir bunlar. Örneğin Bostancı’daki Çatalçeşme, Anadolu’dan uzun bir yolculuk sonrasında İstanbul’un kapısına gelen yolcuların, kente giriş izni verilene kadar dinlendikleri, namaz kıldıkları bir su başıdır. Kendilerinin ve hayvanlarının su gereksinimini burada giderirlerdi (Bostancı yolu genişletilirken çeşmenin yeri daha içeride kalmıştır). 

Aynı biçimde Haydarpaşa Çayırı üzerine yapılan Ayrılık Çeşmesi de bir menzil çeşmesidir. İstanbul’dan yola çıkıp Anadolu’da ya da Ortadoğu’da bir yerlere gidenler, hacı adayları ya da sefere çıkan askerler, kervancılar, uzun yolculuk öncesinde burada bir mola verir; namazlarını kılar, kendilerini geçirmeye gelmiş yakınlarıyla vedalaşırlardı. Yolcuların yakınlarından ayrılması nedeniyle çeşme bu adla anılagelmiştir. 

Meydan çeşmeleri, dört bir yanı açık bir anıt görünümündedir. Bu tür çeşmeler, adından da anlaşılacağı gibi halkın su gereksinimini karşılama amacıyla açık alanlara yapılmıştır. Meydan çeşmelerinin en görkemli örneklerini Osmanlı’nın başkentinde görmekteyiz.

İstanbul’un en eski kitabeli çeşmesi denildiğinde, Cerrahpaşa’daki Davut Paşa Çeşmesi’nin adı verilir. Davut Paşa Camii’nin avlu duvarına bitişiktir bu çeşme. Kesme taştan yapılmıştır. Oldukça sade görünümlüdür. Yaptıran Davut Paşa olarak belirtilse de kitabede ondan “merhum” olarak söz edildiği saptanmıştır. Belli ki onun adına sonradan yaptırıldı. Tophane Çeşmesi, Tophane Meydanı’nda, Nusretiye Camii ile Kılıç Ali Paşa Camii arasında yer alır. I. Mahmud Çeşmesi de denir. İstanbul’un üçüncü büyük çeşmesidir. Tarihî kitabesini, divan şairi Nahifi kaleme almıştır. Çeşmenin açılış tarıhi 1732’dir. I. Mahmud, annesi Saliha Sultan için yaptırmıştır. Dört yüzü de kabartma motif, figür ve hatlarla süslüdür.

ÜSKÜDAR’DAKİ III. AHMED ÇEŞMESİ

Üsküdar Çeşmesi, Üsküdar İskelesi Meydanı’nda, padişah I. Mahmud tarafından yaptırılmıştır. Yapılış tarihi 1732’dir. Üzerinde sekiz tane musluğunun olduğu kayıtlardadır. Gelip geçen Boğaz yolcularının su gereksinimini karşılamak amacıyla yapılmıştır. 

Topkapı Sarayı önündeki Sultan III. Ahmed Çeşmesi: Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın önerisiyle Padişah tarafından yaptırılmıştır. Topkapı Sarayı ile Ayasofya arasındadır. Bizans döneminde aynı yerde bulunan “Perayton” adlı çeşmenin suyu üzerine yapılmıştır. Yapılış tarihi 1728’dir. Türk rokoko tarzının güzel örneklerinden biri olmasıyla ünlüdür.

Dönem dönem bakımı yapılarak günümüze kadar yaşatılmış bu üç örnek dışında da meydan çeşmeleri vardır: Süleymaniye Meydan Çeşmesi, Kadırga Limanı Meydan Çeşmesi, Halil Cevkan Meydan Çeşmesi (Kumkapı’da, 1590 yılında yapılmıştı; klasik üslup olarak ünlüydü.). Eminönü Mahmut Paşa Çeşmesi, Edirnekapı Mustafa Ağa Meydan Çeşmesi, Bezmiâlem Valide Sultan Çeşmesi (1839’da Abdülmecid tarafından yaptırılmıştı.). 

Meydan çeşmelerinden başka bir de “cephe çeşmeleri” vardır. Bunlar tek cepheli çeşmelerdir. Genellikle musluk sayısı bir tanedir. İstanbul’da yakın dönemlere kadar birçoğunun suyu akıyor olsa da zamanla suyu kurumuş ancak tarihsel ve mimari değerlerinden ötürü bazıları korunmuştur. 

Beykoz’da İskele Meydanı’nda bulunan ve bir adı da İshak Ağa Çeşmesi olan “Beykoz Onçeşmeler”, geçmiş yüzyıllardan günümüze kalan görkemli bir çeşmedir. Sanat tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice’nin deyimiyle “Dünyanın sayılı mimari yapıtlarından biri”dir Onçeşmeler. 

Beykoz Onçeşmeler, Kanuni Sultan Süleyman’ın Hasodabaşısı Behruz Ağa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. 1746’da İshak Ağa’nın onarımıyla günümüze kadar gelebilmiştir. 

SANAT ESERİ GİBİ ÇEŞMELER 

Çeşmeler, şu ögelerden oluşuyordu: Önde musluklar ve tekne. Teknenin içinde su kaplarının konulduğu set taşı bulunuyordu. Mermer ayna taşı ki üzerine musluklar yerleştirilir. Ayna taşı kemeri. Kitabe. Çeşmeyi yaptıranları ve suyu öven sözler içeriyordu kitabe. Çeşmenin yapılış tarihi… Suya gelenleri yağıştan koruyacak saçak. Arkada, gelen suyun biriktiği hazne. Çeşmelerin suyunun akmasından sorumlu sakaları olduğunu da belirtmek gerekir.

Selçuklunun ve Osmanlının süslü çeşme mimarisini sadeleştirdiği belirtilir. İstanbul çeşmeleri içinde Türk mimarisinin çeşitli dönemlerini yansıtan zarif ve sanatkârane örnekler vardır. Özellikle Lale Devri çeşme cephelerinde taş işlemeciliği dikkat çeker.

Çiçek ve meyve motifleri, su içmeye gelenlerin âdeta iştahını açardı, derler. Özellikle meydan çeşmeleri, bu bakımdan birer sanat eseri niteliğindedir. Bunun en güzel örneği de Beşiktaş’taki Bezmiâlem Valide Sultan Çeşmesi’dir. 

Çeşmelerin ilk açılışında bal şerbeti akıtılması da ilginç bir gelenek olarak çeşme tarihine geçer. Kimi çeşmelerden bir hafta boyunca şerbet akıtıldığı da tarihte kalmış bir gerçektir. 

İstanbul’un semt ve sokak adlarını gözden geçirdiğinizde, kimi çeşmelerin adının bulundukları yerdeki sokağa, hatta semte verildiğine tanık olursunuz. Örneğin Selamiçeşme, bilindiği gibi Kadıköy’de seçkin bir semttir. Kızıltoprak ile Çiftehavuzlar arasındadır. Selami Çeşme’nin yapılış tarihi 1800 yılıdır. Kethüda Şuhi Kadın tarafından yaptırılmıştır. 1966 yılında yeniden onarılmıştır. 

Çatalçeşme de yine Kadıköy’de bir sokağa adını veren bir cephe çeşmesidir. Soğukçeşme Sokağı’nda Soğukkuyu adıyla da söylenen çeşme, Bizans dönemine uzanan bir sarnıçtan kaynağını alır. Bu ad, Eminönü ilçesinde, Ayasofya ile Gülhane Parkı arasında uzanan sokağı kapsar. On iki ev vardır bu sokakta. Seksenli yıllarda, Çelik Gülersoy tarafından imar ve ihya görmüş, eski mimari özelliklerini koruyarak canlandırılmıştır. (Ne yazık ki bundan önceki İstanbul Belediyesi yönetimince geleneksel mimariden kopmadan eski İstanbul’u canlandırmaya çalışan merhum Çelik Gülersoy âdeta cezalandırılmıştı!) 

Eski İstanbul hayatında çeşmeler söz konusu olunca Türk folkloruna geçmiş çeşme başı kavgalarından ve çeşme başı aşklarından söz etmemek mümkün mü? Çeşme başı kavgaları daha çok, su almak için sırada beklemeler yüzünden çıkardı. Çeşmeden su alıp akşam yemeği kotarmakta geç kalmış hatunlar, bazen sıraya uymadan testisini, kovasını doldurmak ister, sırada bekleyenler de ona karşı çıkar, iş kavgaya kadar varırdı.

Çeşme başı aşkları ise erkekle kadınların görüşmelerinin yasak olduğu kaçgöç dönemlerinde yaşanırdı. Bu da başlı başına bir yazı konusu.

DİPNOT

1 Reşad Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi, Cilt: 7, “Çeşme, Çeşmeler”, s. 3870- 3871.

Çeşme
Tarihi çeşmeler
İstanbul'un tarihi çeşmeleri
Saka
Tophane Çeşmesi
III. Ahmed Çeşmesi
Mimar Sinan
Suyolları
Su kemerleri
Meydan çeşmeleri
Osmanlı Tarihi
Sayı 017

BENZER

Şekerci, tatlıcı dururken bir “ekşici” dükkânı açmak kaç çocuğun hayali olabilir? Soru böyle gelince, hiç şans vermiyor insan. Halbuki söz konusu “ekşi”nin turşu olduğu bilinince, işin rengi hemen değişiyor: Onlarca çeşit sebze ve meyve, kavanozlar dolusu yumuşacık renk, beraber büyüyüp tansiyonu oynatmak pahasına beraber yaşlandığımız geleneksel tat... Sonbahar, turşucuların yeniden canlanma zamanı.
Kitap Fuarı’nın 1982 yılında Taksim’de başlayan hikâyesi Büyükçekmece ilçe sınırında bulunan yerinde devam ediyor. Sadece İstanbulluları değil ülkenin dört bir yanındaki okur- yazarları bir araya getiren fuarın yolculuğunu Deniz Kavukçuoğlu* yazdı...
Bilinen ilk yerleşim 11. yüzyıla kadar gitse de Sultanbeyli, ancak 1957 yılında köy statüsü kazandı. 1985 sonrası büyük bir iç göç akınıyla hızlı ve kaotik bir büyümeye sahne oldu. Bu dönemde ortaya çıkan dinamikler, modernleşse de altında mahalle yapısı olan bir yerleşim meydana getirdi.