"İstanbulluyum" diyen Fransız şair

Fotoğraf
Bahçeşehir Üniversitesi Medam Arşivi, Saro Dadyan Arşivi
08 Haziran 2021 - 11:05

"Herkesin saygısını kazanmış Dominiken rahiplerinin kaldığı Saint Pierre manastırı ve kilisesinin önünde duralım. Güneyden bir sokağın sınırladığı müştemilatın bir kısmı Bank-ı Osmani-i Şahane’ye kiralanmış. Fransa’nın duvara gömülü üç zambaklı eski armasını fark edeceğiniz bina, bir zamanlar konsolosluk binamızdı. Bankaya girecek olursanız bugün gişe olarak hizmet veren bir oda göstereyim, 16. Louis döneminde Mösyö Chénier İstanbul konsolosuyken oğulları, iki büyük şair Marie-Joseph ve André bu odada doğdular ve sonradan buralardan ayrılıp biri devrimin idam sehpasında ölürken, diğeri de Paris’in gri gökyüzünün altında kendi köşesine çekilmiş ve unutulmuş olarak neredeyse günümüze kadar yaşamıştır."
(René du Parquet, İstanbul’da Bir Yıl)

André Chénier'nin hapisteyken yapılan, bilinen tek portresi

Osmanlı Bankası’nın çalışanlarından René du Parquet’nin 1864-65 yıllarına ait hatıralarında bahsettiği gibi Galata’daki Saint Pierre Han, o sırada Osmanlı Bankası’na ev sahipliği yapmanın ötesinde Fransızlar için de önemli hafıza mekânlarından biriydi. Yapının Fransızlar için bu kadar önemli olmasının tek nedeni üzerinde Bourbon hanedanının üç zambaklı armasının olması değildi; ismi Fransız İhtilali ile özdeşleşmiş ve devrim kurbanlarından olup giyotinle can vermiş ünlü şair André Chénier'nin de burada doğmasıydı.

Esasında André Chénier 1762 yılında Galata’da dünyaya geldiğinde bugünkü Saint Pierre Han henüz inşa edilmemişti ve o bu yapıyı hiç göremedi. Saint Pierre Han, adını aldığı hemen yanı başındaki Saint Pierre Dominiken Kilisesi’ne ait bir yapı. Bir Katolik tarikatı olan Dominikenlerin İstanbul’daki ilk kilisesi bugün de varlığını devam ettiren ve şimdiki kiliseye de çok yakın bir yerde bulunan Arap Cami’ydi. Kiliselerinin camiye çevrilmesinin ardından Dominikenler Saint Pierre Kilisesi’ni bugün de bulunduğu bölgeye taşıdılar. 1894 yılında İstanbul’daki Latin Katoliklerin tarihi üzerine Histoire de la Latinité de Constantinople isimli kapsamlı bir kitap yayımlayan Fransız elçilik sekreteri M. A. Belin’e göre, kilisenin bulunduğu arazi Angelo Zakaria isimli bir Venedik asilzadesi tarafından bağışlandı. Kapitülasyonlar kapsamında kilise ve kiliseye ait mülkler de yine Venedik Cumhuriyeti’nin koruması altında bulunuyordu.

Karaköy'de bulunan Saint Pierre Kilisesi

Fakat 18. yüzyılın başında, Saint Pierre Kilisesi’nin rahipler topluluğu Venedik elçiliği ile yaşadıkları sorunlar nedeniyle Fransız elçiliğinin koruması altına girmek istediler. İncicyan’a göre Venedik elçiliği ile rahipler topluluğunun anlaşmazlıklarının başında, 1475’te Kefe’nin fethinin ardından İstanbul’a gelen Dominikenler tarafından Kefe’den getirilen ve bugün de kilisede korunan Meryem Ana ikonası geliyordu. Bu konu hakkında İncicyan şu satırları kaydetmektedir: “Saint Paul Kilisesi önceleri Venedik elçilerinin himayesi altında bulunuyordu, fakat bu elçilerden biri tasviri rahiplerin elinden almaya kalkıştığı için hayli kargaşalık çıkmıştır. Bu yüzden kilise Fransız elçisinin himayesine geçti.

Neticede isteklerinde başarılı olan Dominiken rahipleri, 1705 yılında Fransa elçisi Comte de Ferriol vasıtasıyla alınan fermanla Fransız himayesine girdiler. Bu tarihten sonra kilise ve çevresi Fransız elçiliği, İstanbul’daki Fransız tüccarlar ve Fransız toplumu için önemli bir mekân haline geldi. Kilisenin yanı başında inşa olunan ahşap evlerde, Fransız Ticaret Temsilciliği ve ona bağlı birimler hizmet veriyordu.

1850'li yıllarda Galata surları ve Kulesi

Chénier ailesi İstanbul'da kuruluyor

Chénier ailesinin kaderi ve İstanbul maceraları da bu kilisenin kaderiyle birleşti. Ünlü şair André Chénier’nin babası Louis Chénier çuha ticaretinde şansını denemek üzere İstanbul’a gelmiş bir tüccardı. Louis Chénier, Osmanlı başkentinde Elisabeth Santi-Lomaca isimli İstanbullu Rum ve Levanten kökenli bir kadına âşık olunca, kalmaya karar verdi. Lomaca ile evlenerek İstanbul’un çok dilli, çok kültürlü yaşamının bir parçası haline geldi. O sırada Fransız elçiliğine ait ahşap sıra evler bulunuyordu. Louis Chénier, Fransız elçiliğinin ticaret ateşesi olarak atanınca, bugünkü Saint Pierre Han’ın yerinde bulunan ahşap evlerden birine yerleşti ve 30 Ekim 1762 günü ailenin üçüncü çocuğu André bu evde dünyaya geldi.

Victor Hugo, Alfred de Musset gibi büyük sanatçılara esin kaynağı olan Fransız İhtilali’nin ateşli şairi André Chénier kısa ömrünün ilk üç yılını İstanbul’da geçirdi, 1765 yılında ailesiyle beraber Paris’e taşındı. Büyük şairin İstanbul’daki bu üç yılına dair elimizdeki tek belge, Paris yolculuğuna çıkmadan evvel kız kardeşiyle beraber Galata’daki Saint Pierre Kilisesi’nde vaftiz edildiğinin kaydı. Kayıt halen kilise arşivlerinde korunuyor.

Hanın üzerinde yer alan büyükelçi Comte Dd Saint-Priest’nin amblemi

Chénier’lerin İstanbul’u terk etmesinden altı yıl sonra Galata’daki ahşap evleri İstanbul’un bitmek bilmeyen meşhur yangınlarından birine yenik düştü. 8 Şubat 1771’de başlayan Galata’daki büyük yangınla beraber Fransız Ticaret Temsilciliği’ne ait ahşap yapılar yanarak yok oldu. Yerlerine Fransız Elçisi Comte de Saint-Priest, kesme taştan inşa edilecek yeni kâgir bir yapının inşasına karar verdi. Böylelikle bugünkü Saint Pierre Han Galata’da yükselmeye başladı. Bloklar halinde inşa edilen hanın ilk kısmı 1771’de yine ticaret temsilciliği, banka ve lojman olarak tasnif edildi. Eski Banka ve Galata Kulesi Sokağı’nın kesiştiği ikinci kısım 1772’de; Voyvoda Caddesi’ne dönen üçüncü ve son bölüm ise 1775’te inşa olundu. Son inşaatın hatırasına hanın üzerine Saint Pierre’i inşa ettiren Fransız sefir Comte de Saint Priest’in amblemiyle Bourbon hanedanının üç zambaklı amblemi yerleştirilmiştir; amblemler bugün aynı yerde bulunmaktadır.

Saint Pierre Han 18. yüzyılda inşa edildiğinde iki katlı bir yapıydı. Hana bugünkü halini veren ve üçüncü katı da inşa eden ise Osmanlı ekonomisini de yeniden şekillendiren Bank-ı Osmani-i Şahane oldu. Hanın banka olarak hazırlanması sürecinde cephesinde yapılan birtakım değişikliklerin yanında iç mekân da büyük oranda değişti. Kaldırılan bazı duvarların yanı sıra bazı kapılar ve pencereler iptal edilip örülürken yerlerine yenileri açıldı. Kesme taştan inşa edilen hanın ilk iki katı taş zeminli, merdivenleri taş ve mermerden inşa edilmişken, banka tarafından inşa edilen üçüncü kat tuğla örgülü üzeri sıvalı duvarlarla çevrili ve üçüncü kata çıkan merdivenler ahşaptır.

Saint Pierre Han'ın girişindeki mermer merdivenler

Şair Chénier'nin idamla biten hayatı

İstanbul günlerinin ardından Louis Chénier’nin Paris’teki hayatı fazla uzun sürmedi: 1767 yılında konsolosluk vazifesiyle Fas’a gönderildi. Aynı yıl Navarre Koleji’ne verilen André, 1782’de subay olarak Strazburg’a gönderildi ama ne sağlığı ne de karakteri asker olmaya uygundu. Öğrencilik günlerinden itibaren şiirle ilgileniyor, tercümeler yapıyordu. Strazburg’da ancak altı ay dayanabildikten sonra Paris’e döndü. O tarihte sadece Fransa’da değil tüm Avrupa’da Antik Yunan tarihi ve kültürüne karşı büyük bir merak vardı. André Chénier de edebiyat ve şiirle ilgilenen bir düşünür olarak bu meraktan nasibini almış, İstanbul’da sadece hayatının ilk üç yılını geçirmesine rağmen, hayatı boyunca İstanbullu olmakla övünmüştü. Öyle ki, girdiği tüm ortamlarda kendisini İstanbullu bir Fransız şair olarak tanıtıyordu. Sorbonne Üniversitesi’nin şeref listesine de adı “Constantinopolitanus” yani “İstanbullu” sıfatıyla kaydedilmişti.

André Chénier Paris’e döndüğünde bir grup arkadaşıyla beraber bir Yunanistan seyahatine çıkmayı ve İstanbul’a kadar gitmeyi planladı. Arkadaşlarıyla birlikte önce İsviçre’den geçti, bir müddet Roma’da kaldı ve Napoli’ye kadar gidebildi. Ancak hastalıkları burada nüksedince daha fazla devam edemeyip Paris’e dönmek zorunda kaldı. Hayatı boyunca bir parçası olmakla övündüğü İstanbul’u bir daha görebilmesi de mümkün olmadı. Zayıf bünyesi ve devamlı nükseden hastalıkları onun bir işte çalışmasına mâni oluyordu. 1787’de babasının ısrarıyla Londra elçiliğinde sekreter olarak çalışmayı kabul etti ama Londra’da da tek ilgi alanı yine şiir ve İngiliz edebiyatı oldu. Üç sene devam edebilen Londra serüveninin ardından 1790 yılında Paris’e geri döndü.

Hanın üzerinde yer alan Bourboun hanedanının üç zambaklı arması

Chénier’nin dönmesinden yalnızca bir sene önce Fransız İhtilali yaşanmış ve monarşi son bulmuştu. Chénier ihtilale karşı değildi, aksine düşünceleri ve şiirleriyle ihtilali destekliyor, yüceltiyordu ama ihtilalin hemen ardından başlayan aşırılıklara karşıydı. Bu aşırılıkları da yine kaleme aldığı şiirleriyle protesto ediyor ve polemiklere girmekten çekinmiyordu. Bu tutumu kendisine karşı düşmanlıkların doğmasına neden oldu. Paris’teki terör artınca Chénier, Versailles’a gitti ama burada arkadaşlarıyla birlikte tutuklanarak Saint-Lazare hapishanesine kapatıldı. Hapisteki günlerinde, belki öldürüleceğinin farkında olduğundan, eserlerini düzenlemekle uğraştı, yeni eserler kaleme aldı ve bunları kirli çamaşırlar içerisinde hapishaneden çıkarmayı başardı. André Chénier’nin Saint-Lazare’daki mahpusluğu dört ay devam etti. Neticede idamına karar verildi ve 25 Temmuz 1794 günü başı giyotinle kesilerek öldürüldü.

André Chénier’nin bu haksız ve zamansız ölümü sadece Fransız entelektüellerini değil, hemen herkesi etkiledi. Chénier hayattayken eserleri toplu bir şekilde yayımlanmamıştı. Şairin tüm eserleri ancak 1819 yılında derlenerek yayımlanabildi ve kimliği, hayatı bu sayede yeniden gün yüzüne çıktı. Kendisinden on yıllar sonra bile eserleriyle düşünürleri ve edebiyatçıları etkilemeye devam etti. André Chénier’nin şiirlerini Türkçeye çeviren ve hakkında yazdığı yazılarla şairi Türkçede ilk kez okurla buluşturan isim ise bir başka şair, Orhan Veli oldu.

Parquet’nin de bahsettiği gibi Fransız İhtilali’nin önde gelen şairlerinden André Chénier’nin Saint Pierre Han’ın bir odasında doğduğuna dair rivayet 19. yüzyıl boyunca anlatılagelmiştir.

Bu rivayetin doğrulanmasınıysa Stamboul gazetesinin sahibi ve başyazarı olan Régis Delbeuf üstlenmiştir. Delbeuf, İstanbul’un önde gelen mimarlarından Alexandre Vallaury’ye hazırlattığı mermer levhayı hanın ikinci katında yer alan odalardan birinin üzerine yerleştirtmiştir. Levha bugün de aynı yerde bulunmaktadır. Levhanın üzerinde "André Chénier naquit dans cette maison le 30 Octobre 1762" yani “André Chénier 30 Ekim 1762’de bu evde doğmuştur” kaydı bulunmaktadır.

Osmanlı Bankası döneminde vezne olarak kullanılan salon

Arşivlerde ve bugün Saint Pierre Han

Osmanlı Bankası, 1892 yılında Voyvoda Caddesi’nde inşa edilen yeni binasına taşınana değin merkez olarak Saint Pierre Han’ı kullanmaya devam etti. Annuire Oriental isimli ticaret yıllıklarına bakıldığında bankanın Saint Pierre’i terk etmesinin hemen ardından hanın çeşitli iş kollarından kurum ve kuruluşlara kiralandığı ve her geçen yıl kiracıların sayısının arttığı görülmektedir. Hanın 1893’teki ilk kiracıları arasında Paul Tavukçu isimli bir komisyoncu; Osmanlı hukuk tarihinin önemli isimlerinden, Külliyat-ı Kavanin’in yazarı Sarkis Karakoç’un hukuk bürosu; Dr. Lewis Mizzi isimli başka bir avukat; Vahan Manukyan’ın kimya laboratuvarı; İtalyan Ticaret Odası ve İstanbul Rıhtımları Müdürlüğü’nün bulunduğu görülmektedir. Kitabevi, şarap şirketi ve kavı, komisyoncu, tüccar, kimyager, banker, tütün tüccarı gibi farklı iş kollarından birçok kimsenin ofislerinin bulunduğu Saint Pierre Han’ı, özellikle avukatlar ve mimarlar tercih etmiştir. Ticaret yıllıklarına bakıldığında bu iki meslekten birçok ismin çalışmalarını handa yürüttükleri ve her geçen yıl sayılarının arttığı görülmektedir. Özellikle mimarlar arasında Hovsep Aznavur, Antoine Perpignani, Giulio Mongeri, Eduardo de Nari gibi İstanbul’un anıtsal birçok yapısını inşa eden mimarların bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu isimlerden Giulio Mongeri 1908’de Saint Pierre Han’dan ayrılmasına karşın 1920’de tekrar ofisini buraya taşımıştır.

Üçüncü katın ahşap merdivenleri

Osmanlı Arşivleri’ndeki belgelerden anlaşıldığı üzere kilise ve sahip olduğu gayrimenkuller ile eşyalar, bir dökümü yapılarak 1907’de Fransız himayesinden İtalya Krallığı’nın himayesine geçirilmiştir. Yine Osmanlı Arşivleri’nde bulunan ve Amerikan Büyükelçiliği’nin Osmanlı Dışişleri’ne gönderdiği bir diplomatik notadan Osmanlı yönetiminin Saint Pierre Han’a Ekim 1915’te el koyduğu ve tüm kiracılardan kontratlarını talep ettiği öğrenilmektedir. O sırada Osmanlı Devleti ile İtalya savaşta olduğu için Dominiken rahiplerine ait hana el konulmasını tarafsız ülke sıfatıyla Amerikan Büyükelçiliği protesto etmişti.

Kısa süren bu el koyma döneminin ardından günümüze kadar han, Saint Pierre Kilisesi’nin mülkü olmaya ve kilise tarafından odalar halinde kiralanmaya devam etti. Fakat Cumhuriyet döneminde Galata’nın ülke ekonomisinin ve iş hayatının merkezi olma kimliğini kaybetmesiyle birlikte kiracıların profili de büyük oranda değişti. Cumhuriyet döneminde han, daha çok imalathanelerin, elektrikçilerin, tornacı, demirci gibi atölyelerle birlikte küçük ölçekteki tüccarların tercih ettiği bir mekân oldu. Uzun yıllar süren bu yanlış kullanım sonucu hasar alan tarihî yapı, şu anda Bahçeşehir Üniversitesi tarafından restore ettirilmektedir.

André Chénier
İstanbul
Beyoğlu
Galata
Saint Pierre Han
Sayı 006

BENZER

Trabzonpor, futbol liginde 1983-84 sezonundan sonraki ilk şampiyonluğunu yaşıyor. Sunay Akın, yıllar evvel futbolda Anadolu devrimini yapan şampiyonun başarısını kendi çocukluğundan Şenol Güneş’e, Harem otogarından Türk sinemasına uzanan bordo mavi hikâyesini anlatıyor.
Marmara Denizi dünyanın en genç ve en nevi şahsına münhasır denizi. Korkulan o ki, artık ondan bahsederken geçmiş zaman kipi kullanıp “deniziydi” demeye başlamak zorunda kalacağız. Zira bu yılın ilkbaharında deniz yüzeyini kaplayan köpüğümsü tabaka “müsilaj” sayesinde Marmara Denizi’nin kanser olduğunu, kanserin yıllardır uzmanlar tarafından yapılan uyarıların dikkate değer görülmeyip önlem alınmadığı için iyice ilerlediğini ve oldukça büyük kısmında hayatın sona erdiğini öğrendik. Yarın cenazesinde buluşmak istemiyorsak biz bireyler olarak ne yapabiliriz, sorumlular ne yapmalı, nerede hata yaptık, geriye dönüşü var mı, diğer çevresel felaketlerle ilişkili mi diye uzmanlara danıştık.
Neşe Yulaç, Jeyan Mahfi Tözüm ile birlikte İstanbul Şehir Tiyatroları’nın hayattaki en yaşlı iki kadın sanatçısından biri. 1934 doğumlu Yulaç ile Suadiye’deki evinde bir araya geldik. Özenle hazırladığı çay sofrasında ağırladı bizi. Sohbetimizde önce 1950’li yılların İstanbul’una gittik. Ailesinin Tünel’de oturduğu apartmandan başladık, çocukluğunun geçtiği Büyükdere’de dolaştık. Şehir Tiyatroları’nın dram bölümündeki devrin ünlü oyuncularını andık, filmlerinin çekildiği mekânlarda, bilhassa Pera Palas’ta vakit geçirdik ve Suadiye’ye döndük...