İstanbul'da su sporları tarihi

Fotoğraf
Seyhun Binzet Arşivi
22 Şubat 2022 - 11:48

İstanbul’da su sporları denince akla gelen ilk yer Kadıköy’ün Kalamış Koyu’dur. Bu koy coğrafi konumu bakımından iki burun ile çevrelenmiştir: Moda ve Fenerbahçe burunları. Tam ortalarında ise bu koya tatlı su taşıyan eski adıyla Khalkedon, şimdiki adıyla Kurbağalıdere vardır. İşte, klasik su sporlarından atlama, yüzme, kürek ve yelken Türkiye’de İstanbul’un bu koyunda doğmuş, buradan bütün şehre ve ülkeye yayılmıştır.

Kalamış’ta hâkim rüzgâr poyrazdır; Kurbağalıdere ağzından çıkarak esmeye başlar. Suları durgun olan Moda Burnu gençleri yüzmeye ve kule atlamaya meraklıdır. Tam poyraza karşı duran ve sürekli rüzgârlı olan Fenerbahçe Burnu civarının gençliği yelkene düşkündür. Durgun ve su yolu olması itibarıyla Kurbağalıdere kürekçilere iyi bir havza sunar, dolayısıyla buranın gençleri de kürekçi olurlar.

Bu coğrafi ayırım neticesinde, Modalı gençler rüzgârdan rahat yüzülmüyor diye Fenerbahçe Burnu’nu, Fenerbahçe Burunlu gençler de rüzgârsızlıktan yelken yapılmıyor diye Moda Burnu’nu sevmezler. İşte benim ailem Kalamış Koyu’nun Fenerbahçe Burnu’ndandır. Ben kendimden söz ederken ne İstanbulluyum derim ne de Kadıköylü; Kalamışlıyım. Ve Fenerbahçe Burnu’na yakın oturduğum için doğal olarak yelkenciyim!

Dünyada yaşam suda başlamıştır ya, ben de eski fotoğraf ve kartpostallardan bir sergi hazırlayıp adını "Kadıköy’de Spor Suda Başladı" koymuştum. Günümüzün yaygın sporu futbol olabilir ama bütün köklü futbol kulüplerimiz 1900’lerin başında kurulmuş yeni sayılabilecek spor kulüpleridir. Oysa yüzme, yelken ve kürek çok eskilere dayanan, Osmanlı hatta Bizans döneminden bu yana yapılan sahici İstanbul sporlarıdır. Bir İstanbullu iyi yüzmeye, iyi kürek çekmeye ve iyi tekne kullanmaya mecburdur; asırlardır bu sporlar sayesinde geliştirdiği yeteneklerle bir yerden bir yere ulaşmış, ticaret yapmış ve denizinin kendisine sunduğu zengin gıdalarla beslenmiştir.

Asım Turgut; eşi, oğlu Demir ve kızı Leyla ile

Su sporlarının iki dönemi: Atö ve Ats 

Su sporlarını yazarken zamanı ATÖ ve ATS olarak ikiye bölmek gerekir. Bu kısaltmalar “Asım Turgut Öncesi” ve “Asım Turgut Sonrası” anlamındadır. Asım Turgut, Osmanlı’nın son Viyana ve Tahran büyükelçisidir. 1930’larda Moda semtine ailesiyle beraber gelip yerleşmiştir. Oğlu Demir Turgut Cumhuriyet Türkiye’sine modern yelken sporunu, kızı Leyla Turgut ise modern yüzme sporunu getirmiştir.

Demir Turgut 17 Eylül 1933’te Almanca olarak annesine yazdığı bir mektupta, Ankara Belvü Palas otelinde kaldığını ve kendisine Cumhuriyet Halk Partisi başkanı Recep Peker tarafından halkevlerine su sporlarını sokma görevi verildiğini anlatır. Bu Modalı ailenin kattığı bilgi birikimi sayesinde Türkiye ilk defa Berlin Olimpiyatları’nda su sporlarında yarışçı olmuştur. Demir ve Leyla kardeşlerin başarısı su sporları yapan herkes için müthiş bir gurur kaynağıdır. Görevi üstlendikten üç sene sonra, 1936’daki Berlin Olimpiyatları’nda ay yıldızlı bayrağımızı göndere çektirmişlerdir. Genç Cumhuriyetimiz, Müslüman nüfusun ağırlıkta olduğu ülkeler arasında su sporlarında olimpik olan ilk ülkedir.

Kırlangıç atlama

Su sporu yapmak için önce suya atlamak gerekir. Bu atlama iskeleden, sandaldan veya kule gibi yüksek bir yerden olabilir. Bu işte uzman olanlar Moda Burnu’nun gençleri, çalışma yerleri ise Moda Plajı ve ünlü atlama kulesiydi. En prestijli hareket, ABD’li yüzücü ve oyuncu Johnny Weissmuller’in 1930’larda Tarzan filmlerinde yaptığı kırlangıç atlamayı başarmaktı. Bu atlama için yükseğe zıplanır, eller arkadan açılıp denizin üstünde kırlangıç kuşu gibi süzülünür ve suya dokunuş anında eller öne alınırdı. Başarabilen gençler kendilerini gerçekten Tarzan gibi hisseder ve denize atlarken onun gibi çığlık atarlardı. Plajın üstündeki küçük Moda Gazinosu devamlı seyirciyle dolup taşardı; herkes önden masa kapıp atlayışları seyretmek isterdi.

Suya atladıktan sonra sıra yüzme sporuna gelirdi. Bu spor Moda Plajı’nın önünde yapılan yarışlarla büyük ilgi toplardı. Plajın denize doğru iki uzantısının arasında düzenlenir ve plajda bu gösteriyi izlemek isteyen muazzam kalabalıklar toplanırdı. Bu küçük yarışların dışında uzun soluklu yarışlar, maraton yarışları da düzenlenirdi. Boğaz’da Asya’dan Avrupa’ya akıntı içinde yapılan yarış hâlen düzenleniyor.

Yüzmeden sonra gelen spor kürek sporudur. Bu sporu en iyi Kalamış Koyu’nun dere ağzı çocukları yapardı. Yarıştıkları kayıklara futa denir. Futa, sporcuların çektikleri küreklerle hareket eder. Tek kişilikten başlayıp sekiz kişiliğe kadar çıkan yarış futaları vardır. Bu sporda da devamlı akıntıda çalışmak zorunda olan Beykoz çocukları Kalamışlıları hep geçerdi.

Kürekten sonra sıra yelken sporuna gelir. Dünyanın en zor sporlarından biridir, çünkü spor yaptığınız zemin her gün başka bir şart sunar size. Bazen durgun bazen dalgalı bazen de değişken rüzgârlıdır. Yelkenin, olimpik sporlar arasında özel bir yeri vardır. Olimpik sporlar arasında sadece binicilik ve yelken atlete ait olmayan itici bir güçle yarışır. Sporcu, esen rüzgâr veya binilen atı ancak yönetebilir. Ve başarı sporcunun fizik gücüne dayanmadığından, yine sadece bu iki sporda kadınlar ve erkekler karma ekip kurup yarışabilirler.

Moda yüzme yarışları

İlk yarışlar 1913'te

İlk yarışlar 1913 senesinde Moda Koyu’nda organize edilmiştir. 1908’de Tanzimat ilan edilmiş ve bütün Osmanlı coğrafyasında reformlar başlamıştır. Reformların en büyüklerinden biri, Osmanlı kadınının toplum içinde daha görünür olmasının sağlanmasıdır. İlk Türk kız liselerinden Çamlıca, Arnavutköy, Erenköy ve Kandilli liseleri kurulmuştur. Moda yarışlarında kadın seyircilere büyük önem verilmiş, en iyi localar onlara ayrılmış ve bu tarihten sonra bütün yarışmalarda aynı zamanda sporcu olarak yer almaya başlamışlardır. 7 Eylül 1913 tarihinde ilk Moda yarışları aşağıdaki bildiri ile başlamıştır:

"Halkımıza! (...) Bu zamana kadar ülkemizde spora çok az önem verildi. Ama bugün genel reformlarımızı imparatorluğun her köşesinde yaparken arkamızda devletin enerjik dayanağını hissediyor ve bu sayede bireylerin mükemmel olacağına inanıyoruz. Bu hareket Osmanlı milliyetçilerine büyük bir tatminkârlık verecektir. Amacımız spora yeni bir atılım kazandırmak, su sporlarımızı geliştirmek ve Denizcilik Ligi’nin bize verdiği yarışları organize etmektir. Bu amaçla burada bir Osmanlı kürek kulübü kuracağız. Ümit ederiz ki halkımız bu çağrımıza büyük bir katılımla cevap verir, yarışmaları heyecanla takip eder ve seneden seneye bu yarışmaları geliştirmemizi alkışlar ve vatani duygularla bu tip sportif bayramlar toplumumuzda kutlanır."

Yarış komitesi de sultanın yüksek patronluğu altında şeref başkanı Veliaht Prens Yusuf İzzeddin Efendi, başkan yardımcısı Büyük Vezir Said Halim Paşa gibi devletin en üst makamlarınca oluşturulur. Moda Burnu’ndaki Mekhitarist okulunun loca gibi olan balkonu lüks donatılır ve Türk kadınlara 1 Türk Lirası fiyata yer verilir. Moda Burnu’ndaki tribünden ve küçük Moda Burnu’ndan seyredecek Türk kadınlar için ön sıralar 40 kuruş, arka sıralar 20 kuruş olur. Şirket-i Hayriye’nin dört gemisi İstanbul’un çeşitli yerlerinden kaldırılacak ve yarışları bu gemilerden seyreden halk 20 kuruş ödeyecektir. Ayrıca kıyıdan kayıkla seyredenler 10 kuruş, sandaldan seyredenler 30 kuruş, pazar kayığından seyir 60 kuruştur. Buharlı sandaldan (3 lira) ve römorklu gemiden yemekli seyir (30 lira) seçenekleri de vardır. Biletler renkli basılacak, herkes biletinin rengine göre yerine alınacaktır.

Böylece Kalamış’ın ilk su sporları kulübü Moda Kürek Kulübü kuruldu ve iskelenin yanında, bugünkü Koço’nun altına KRC (Khalkedon Rowing Club) tabelası asıldı. Güzel yanı, Moda Burnu’nun localar kurularak sandallarla, gemilerle büyük bir yarış arenasına çevrilmesidir. Su sporlarının tribünü olmaz derler ama Osmanlı bu tribünü yaratmıştır. Bir diğer güzelliği, en güzel yerlerin kadınlara ayrılması, Osmanlı toplumunda Meşrutiyet ile beraber kadına önem verilmesi, spor müsabakalarını seyretmelerinin sağlanmasıdır. Müslüman bir ülkede kadın artık evde değil spor sahasındadır.

Moda İskelesi, Kadıköy Kürek Kulübü

1908 senesinde bir de Meşrutiyet Kupası adı altında yelken yarışı düzenlenmiş ve Fransa’dan getirilen iki tekne ile ekipler Boğaz’da yarışmışlardır. Bu yarışın elimizde iki resmi vardır. Tekne tipleri Avrupa’da çok moda olan Argenteuil Clipper’dir: Devrin ressamlarının en fazla çizdiği süzülen kuğuya benzeyen, küçük gövdeli ve büyük yelkenli teknelerdir. Bunları kullanmanın çok güç olduğunu, her dönüşte batma riski taşıdığını bir yelkenci olarak rahatlıkla söyleyebilirim.

Paris'te bir Osmanlı yarışı broşürü

Talebeliğim sırasında Paris’te, 1917 Heybeliada Yarışları’nın bir broşürünü buldum. Osmanlı Birinci Dünya Savaşı’ndadır. O günlerde düşmanımız olan İngiltere’ye, Fransa ve İtalya’ya ait bütün yelkenlilere el konulup genç Osmanlı subaylarına teslim edilmiştir. Yarışları Deniz Kuvvetlerimiz organize etmiş, Heybeliada Deniz Harp Okulu önünde kürek ve yelken yarışları yapılmıştır. Osmanlıca olan broşürü Türkçeye çevirdik ve aynı rotayı kullanarak yüz sene sonra bu yarışı Nostalji Kupası adıyla yeniden düzenledik. Çevrilen broşürdeki bazı kurallar bugün bile uyulması gerekli olan, sporun ruhunu yansıtan maddelerdi. Bazı örnekler vermek isterim:

>> Kürekle hareket eden vasıtalar arkadan yetişenlerin öndeki küreklerine temas edemez.
>> Şamandıra dönüşlerinde içteki teknenin yolu kesilemez, şamandıraya kesin surette dokunulamaz.
>> Acemiler ile ustalar bir arada yarışamazlar, ayrı ayrı yarışacaklardır.

Özellikle bu sonuncu kuralın doğruluğu beni çok duygulandırdı. Tanıdığım birçok yeni yelken sporcusu genç ustaların arasında kalır ve devamlı geçildiği için soğuyup sporu bırakırdı.

Bütün anlattığım olaylar hep su sporumuzun Asım Turgut Öncesi (ATÖ) yarışları idi. Sonra Cumhuriyetimiz kuruldu ve 1930’larda Asım Turgut Sonrası (ATS) yarışlara geçtik. Su sporlarında modern dönemin en büyük yarışı 1936 sonbaharında Mustafa Kemal Atatürk’ün İngiltere Kralı VIII. Edward’la Moda’dan izlediği yelken ve kürek yarışlarıdır.

1936 Berlin Olimpiyatları'na Türkiye yelken dalında katılmıştı

1936 Berlin Olimpiyatları’na Türkiye yelken dalında katılmıştı. Asım Turgut’un oğlu Demir Turgut, Harun Ülman ve Behzat Baydar adlı arkadaşlarıyla start almıştı. İşte, olimpiyatlardan bir ay sonra Cumhurbaşkanımız Atatürk, VIII. Edward’a modern Türkiye’nin bu yüzünü, kızlı erkekli sporcusunu göstermek istemiştir. Kral, Moda’da inanılmaz kalabalığı ve sporcuların heyecanını görmüş ve İstanbul şehrinin de bir Londra, bir Paris, bir Berlin gibi su sporlarına önem verdiğini, yarışmaları şölene dönüştürdüğünü izlemiştir.

Ulu önderimizin başlattığı modern Moda Yarışları sonraları her sene 1 Temmuz Kabotaj Bayramlarında tekrarlanan bir şölen olmuştur. Hep 1 Temmuz’u bekler, Kalamış Koyu’na gelen harp gemilerimizi görür ve yapılacak atlama, yüzme, kürek ve yelken yarışlarını yakından izlemek için denize sandallarla açılırdık. Bu öyle bir manzaraydı ki sandal bolluğundan neredeyse Fenerbahçe’den Moda’ya hiç suya basmadan sandaldan sandala atlayarak gidecek gibi olurdunuz.

Sonraları 1 Temmuz Kabotaj Bayramı kaldırıldı ve bizlerde hep o günlere özlem kaldı. Ama iyi şeyler de oldu; su sporu yapan gençlerimiz ATS döneminde çok ilerlediler. Bizim gençliğimizde hayal bile edemeyeceğimiz dünya şampiyonlukları aldılar, kürsüde ulusal marşımızı çaldırdılar, ay yıldızlı bayrağımızı en üstte dalgalandırdılar.

İlk defa millî olduğumda pirat sınıfında Avusturya’ya gitmiştim. O yarışmalar Neusiedler Gölü’nde yapılmıştı. Katılımcı on altı ülkeden sadece İspanya’yı geçmiş ama Türkiye’ye şampiyon olmuş gibi sevinerek dönmüştük. Sonuncu olmamıştık ya, kendimizi başarılı görmüştük. Yerimize gelen gençler bizleri kat kat aştı, ikinci olunca bile ağladıklarına şahit oldum. Ama hâlâ bir beklentimiz var su sporlarında: Bir Türk gencinin olimpiyat kürsüsüne çıkmasını heyecanla bekliyoruz. Kotaları alıyorlar, yarışları kazanıyorlar ama seri yarışlarda performansları düşüyor ve kürsüye çıkamıyorlar.

Belki de toplum olarak bizler hatalıyız, gerçek sporumuz olan su sporlarını futbol ile gömdük. Bugün basın için spor sadece futbol, biraz da basketbol ve voleybol demek. Oysa su sporlarında kumar yok, muazzam para kazançları söz konusu değil, sporcular çoğunlukla kendi malzemelerini ailelerinden veya dar bütçeli kulüplerden sağlar. Eski bir Kalamışlı olarak gözlerim ve kulaklarım hep eski 1 Temmuzların coşkusunu arıyor. Tarzan gibi çığlık atıp kuleden kırlangıç atlayacak bir Kalamışlı olmaz artık, ama ümitliyim, genç su sporcularımız bir gün olimpiyat kürsüsüne çıkıp bizlere gurur verecekler. İşte o gün Asım Turgut Sonrası dönemin sonu olacak ve o sporcunun ismiyle başlayan postmodern döneme gireceğiz.

İstanbul
Su Sporları
İstanbul Yelken Kulübü
Kalamış
Moda
Yelken
Fenerbahçe Burnu
Seyhun Binzet
Sayı 009

BENZER

Türkiye'nin önde gelen sanat fuarlarından Contemporary Istanbul, "sanal" deneyiminin ardından 3-6 Haziran tarihlerinde fiziksel formatına geri dönmeye hazırlanıyor. Biletler satışta!
Mart ayından beri İstanbul’dan uzakta, Göcek’te yaşıyor Göksel. Şehri terk etmiş değil, dönecek. Ama şimdilik hayvanlar âlemiyle tanışmaya ve müziğini özgürleştirdiğini düşündüğü doğanın kucağında üretmeye devam ediyor. Yeni maceralarını Yekta Kopan’a anlattı.
"Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarının 50. yıl dönümünde bu kitap hazırlandı. Onların kavgası, inanç ve değerleri
bu kitaba sinmiştir” diyor İBB Yayınları etiketini taşıyan Denizlere Çıkan Sokaklar’ın koordinatörü gazeteci Rıdvan Akar. Türkiye’nin 68’ini en kapsamlı şekilde ortaya koyan bu değerli kaynak eseri Akar’la konuştuk.