İstanbul'da büyük işçi hareketleri

24 Mayıs 2022 - 12:03

İşgal yıllarında 1 Mayıslar

1920 yılında işgal altındaki İstanbul’da 1 Mayıs kutlanamadı. 1921 yılının 1 Mayıs’ında ise, işgal kuvvetlerinin uyarılarına rağmen Türkiye Sosyalist Fırkası’nın (TSF) öncülüğünde İstanbul’da 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlandı. O gün önce TSF merkezinin önünde bir tören düzenlendi, bando “Enternasyol” dahil çeşitli işçi marşlarını çaldı ve bayramlaşma yapıldı. İşçiler, mavi gömlek, kırmızı boyun bağı ve kızıl rozetler taktılar. Daha sonra vapur ve tramvay işçileri, iş bırakarak Kâğıthane’de 1 Mayıs Bayramı’nı kutladılar.

1922 1 Mayıs’ında da sol parti ve örgütler bir komisyon oluşturup işçilerin Sultanahmet Meydanı’nda toplanmasını sağladı. Daha sonra Pangaltı üzerinden Kâğıthane’ye kadar yüründü. Burada yapılan mitinge vapur, tramvay ve elektrik işçileri, mürettipler (basın emekçileri) katıldı.

1920-1922 yılları arasında İstanbul’da tramvay işçileri başta olmak üzere çeşitli kamusal ve özel iş yerlerinde çalışan işçiler, zaman zaman kent düzeyinde genel greve kadar varan eylemlere başvurdular. Grevlerin büyük çoğunluğu, yabancı sermayeli işletmelerde meydana geldi. 1919-1922 döneminde tüm ülkede yapılan 21 grevin 18’i İstanbul’da gerçekleşti.

1961 Saraçhane Mitingi

1961 Saraçhane Mitingi

27 Mayıs 1960 askerî müdahalesi sonrasında kabul edilen 1961 Anayasası ile çalışanlara toplu sözleşmeli grev hakkı tanınıyordu. Anayasada bu haklar tanınmasına rağmen ilgili yasalar bir türlü çıkarılmıyordu. İstanbul İşçi Sendikaları Birliği, bu yasaların bir an önce çıkması için 31 Aralık 1961 günü İstanbul’da bir miting düzenlenmesi kararı aldı. Vali Refik Tulga, işçilerin mitingi Taksim Meydanı’nda kutlamasına karşı çıktı, sonuçta mitingin Saraçhane’de yapılmasına karar verildi. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden binlerce işçi İstanbul’da toplanmaya başladı. 31 Aralık sabahı Topkapı, Edirnekapı, Kurtuluş, Beşiktaş ve Cağaloğlu’nda toplanan 100 binden fazla işçi yürüyüşe geçerek altı koldan Saraçhane alanına girdi.

“Sosyal adalet istiyoruz”, “Şartsız grev hakkımız”, “Grevsiz sendika, silahsız askere benzer” şeklinde pankartlar taşıyordu. Saraçhane Mitingi, o güne kadar sınırlı bir güce sahip sendikaların bundan böyle daha etkin kuruluşlar haline gelmesine olanak sağladı. İstanbul’daki bu miting, Türkiye işçi hareketi tarihinin o güne kadarki en kitlesel eylemiydi.

1963 Kavel Direnişi

İstinye’deki Kavel Kablo Fabrikası’nda 28 Ocak 1963’te başlayan iş bırakma eylemi ve direniş, grevin yasal olmadığı bir dönemde yapılan en önemli işçi eylemlerinden biriydi. Türk-İş’e bağlı Maden-İş Sendikası’na üye 170 işçi, fazla mesai ücretleri ile yıllık ikramiyelerinin tam ödenmemesini, sendikadan ayrılma baskısını ve üç işçi temsilcisinin işten çıkarılmasını protesto amacıyla iş bırakma eylemine başladı.

1963 Kavel Direnişi

Eylemin başlamasının ardından, Vehbi Koç’a ait iş yerinde tüm işçilerin işine son verildiği bildirildi. Bunun üzerine işçiler fabrika önünde çadır kurarak direnişe geçti. 14 Şubat 1963 günü güvenlik güçleri işçileri dağıtmak için müdahale etti. Polisin müdahalesi sırasında dokuz işçi yaralandı. Orada toplanan İstinye halkı, “Olur mu, böyle olur mu, kardeş kardeşi vurur mu” marşını söyleyerek güvenlik güçlerinin tutumunu protesto etti.

Eyleme 2 Mart 1963 günü işçilerin eşleri de katıldı. Kadınlar, fabrikadan mal çıkarmak isteyen işverenin girişimini barikat kurarak engellemek istedi. Polis ekipleri, kadınları dağıtmaya kalkınca olay sırasında yaralananlar oldu. Yapılan arabuluculuk çabaları sonucunda 4 Mart’ta anlaşma sağlandı. Bu arada direnişle ilgili olarak 12 işçi tutuklandı, haklarında dava açıldı. Tutuklananlar daha sonra serbest bırakıldı.

Grev ve toplu sözleşme yasalarının henüz çıkmadığı ve grevin yasak olduğu bir dönemde yapılan Kavel direnişi, Türkiye işçi sınıfı tarihinde bir dönüm noktasıydı. Bu eylem, 24 Temmuz 1963’te yürürlüğe giren 274 ve 275 sayılı sendikal yasaların bir an önce çıkmasında önemli bir rol oynadı. 275 sayılı yasaya konan bir madde ile haklarında takibat açılan işçilerin davasının düşmesi sağlandı. Bu madde, “Kavel maddesi” olarak bilinir.

Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası’ndaki grev 31 Ocak 1966 tarihinde başladı

Paşabahçe Direnişi ve DİSK'in kuruluşu

31 Ocak 1966 tarihinde başlayan Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası’ndaki grev, Türkiye işçi ve sendikacılık tarihinde önemli yeri olan ve yol ayrımını simgeleyen bir grevdir.

Kristal-İş Sendikası, iş yeri düzeyinde daha iyi bir sözleşme yapmak istiyordu. Anlaşmazlık üzerine 2 bin 200 işçi greve çıktı. Fabrikanın Genel Müdürü Şahap Kocatopçu, Türk-İş üst yönetiminin de desteğini alarak grevin kanunsuz olduğunu ileri sürdü. Grevci işçiler, 5 Şubat 1966 günü Paşabahçe İskele Meydanı’nda bir protesto mitingi düzenledi. İşveren tarafından grevin yasa dışı olduğu iddiasıyla açılan dava, işçilerin lehine sonuçlandı, grev yasal olarak devam etti.

6 Nisan 1966’da Türk-İş’in grevi sona erdirme kararına karşı çıkan Petrol-İş, Maden-İş, Lastik- İş, Basın-İş ve Tez Büro-İş sendikaları grevi destekleme komitesi kurdu. Bu komite, daha sonra kurulan ve DİSK’in çekirdeğini oluşturan SADA’nın (Sendikalar Dayanışma Konseyi) öncüsü niteliğini taşıyordu.

Bakanlar Kurulu, 19 Nisan’da 79 günden beri devam eden grevi "halkın sağlığını tehlikeye düşürdüğü" gerekçesiyle bir ay erteledi. İşçilerin büyük çoğunluğu işbaşı yapmadı. Sadece 11 işçi fabrikaya gitmişti. Çalışmak için fabrikaya gelen işçilerden birinin eşi, çalışmaya devam etmesi halinde kocasını akşam eve almayacağını bildirdi. Karısının bu ihtarı üzerine işçi fabrikayı terk etti.

Yüksek Uzlaştırma Kurulu, 18 Mayıs 1966’da tarafların onayı ile toplu sözleşmenin yapılmasına karar verdi. Türk-İş yönetimi, Paşabahçe grevinin ardından 7 Aralık’ta greve destek veren sendikaların konfederasyondan geçici bir süreyle ihracını kararlaştırdı. Bu sendikalardan Maden-İş, Lastik-İş ve Basın-İş, 13 Şubat 1967 tarihinde İstanbul’da kurulan DİSK’in (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) kurucuları arasında yer aldı. Paşabahçe grevi, DİSK’in doğuşunda doğrudan doğruya belirleyici olmasa da etkileyici ve süreci hızlandırıcı bir faktör olarak değerlendirilir.

Derby İşgali, 1968

Derby ve Demir Döküm işgalleri

Kazlıçeşme’de bulunan Derby Lastik Fabrikası, yetkili sendika sorunu nedeniyle işçilerce 4 Temmuz 1968 tarihinde işgal edildi. Mahkeme kararıyla 8 Temmuz 1968’de yapılan referandumda, DİSK’e bağlı Lastik-İş Sendikası’na 930 oy, Türk- İş’e bağlı Kauçuk-İş’e ise altı oy çıktı. Böylece toplu iş sözleşmesi yapma yetkisini DİSK’e bağlı sendika kazanmış oldu. Derby işgali, daha sonraki işçi eylemlerinde önemli bir örnek oluşturdu.

İstanbul Silahtarağa’daki Türk Demir Döküm Fabrikası’ndaki işgal, yine sendika uyuşmazlığı nedeniyle 31 Temmuz 1969’da başladı. İşçilerin çoğunluğu Bağımsız Çelik-İş Sendikası’ndan istifa ederek DİSK’e bağlı Maden-İş Sendikası’na üye oldu. İşveren, Maden-İş’in ücret teklifini kabul etmeyince 2 bin 500 kişilik fabrikada DİSK’e üye bin 850 işçi eyleme başladı.

Beş işçinin işten çıkarılması üzerine işçiler fabrikayı işgal etti. 5 Ağustos 1969’da fabrikanın elektriğini ve suyunu kesen güvenlik güçleri, işgale son verilmesini istedi. Kabul etmeyen işçilere göz yaşartıcı bomba ve coplarla müdahale edildi. İşçiler taşlarla karşılık verdi. Yedi saat kadar süren olaylarda 18 işçi ve 61 toplum polisi yaralandı. Bu kez olay yerine 66. Tümen’e bağlı 4 bin jandarma ile on tank ve on beş zırhlı araç getirildi, fabrikanın etrafı sarıldı. Daha sonra fabrika boşaltıldı. 15 Ağustos’ta işverenin işbaşı yapma çağrısı, işçilerce reddedildi. Takip eden süreçte ücretler ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi yönünde olumlu adımlar atılınca anlaşma sağlandı.

15-16 Haziran 1970 büyük işçi direnişi

15-16 Haziran 1970 olayları

15-16 Haziran 1970 büyük işçi direnişi, Adalet Partisi (AP) Hükümeti’nin sendikal örgütlenmeyi kısıtlayan yasal düzenlemesine karşı on binlerce işçinin iki gün boyunca yaptığı eylemleri kapsar. Özellikle İstanbul genelinde hayat durdu, işçiler birçok fabrikayı işgal etti, üretim kesildi, kentin birçok meydanında yürüyüş ve protesto eylemleri gerçekleşti.

Demirel Hükümeti, özellikle DİSK’in örgütlenmesini sınırlamak amacıyla iş kolu ve iş yeri düzeyinde üçte birlik (yüzde 33’lük) bir baraj getiriyordu. CHP yönetimi, başlangıçta bu tasarıyı destekliyordu, yoğun tepkiler üzerine tavrını değiştirdi. Türkiye İşçi Partisi (TİP) yasa tasarısına karşıydı.

TBMM’de yasayla ilgili yapılan oylamada 230 “evet”, dört de “hayır” oyu çıktı. “Hayır” oyu veren milletvekilleri şunlardı: Rıza Kuas (TİP), Hilmi İşgüzar (Millet Partisi), Şeref Bakşık (CHP), Suna Tural (Millet Partisi). 214 milletvekili oylamaya katılmadı. AP’li Çalışma Bakanı Seyfi Öztürk, 11-16 Mayıs 1970 tarihlerinde Erzurum’da yapılan Türk-İş kongresinde “DİSK’in çanına ot tıkayacağız” diyerek bu konfederasyonun kapatılması isteğini dile getirdi.

DİSK, yasayı protesto etmek amacıyla eylem kararı aldı. 15 Haziran günü 70 bin işçi, önce iş yerlerinde üretimi durdurdu, daha sonra da fabrikalardan çıkarak yürüyüşe geçti. Kartal’dan hareketlenen bir grup Kadıköy’e, Eyüp bölgesindeki fabrikalarda çalışan işçiler Topkapı’ya, Levent bölgesindeki işçiler de Şişli, Taksim yönüne doğru yürüdü.

Haziran günü işçilerin katılımı 150 bini buldu. Türk-İş üyesi işçiler de eyleme katıldı. Kadıköy bölgesinde çatışma çıktı. İki gün süren olaylar sonucunda üç işçi, bir polis ve bir esnaf hayatını kaybetti, 200’e yakın kişi yaralandı, yüzlerce işçi gözaltına alındı. Olaylara askerî birlikler de müdahale etti. 16 Haziran akşamı İstanbul ve Kocaeli’de sıkıyönetim ilan edildi. 21 DİSK yöneticisi gözaltına alındı, daha sonraki günlerde 4 bine yakın işçinin de işine son verildi. Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından TİP ve CHP Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açtı. Yüksek Mahkeme, 1317 sayılı yasanın örgütlenmeyi kısıtlayan önemli maddelerini Anayasa’ya aykırı bularak 8-9 Şubat 1972 tarihinde iptal etti. 

15-16 Haziran direnişi, Türkiye işçi sınıfı tarihinde ilk kez bir hak gaspına karşı bir sınıf hareketi olarak ortaya çıktı ve ücret dışı haklar için bir mücadelenin ilk örneğini oluşturdu.

Kemal Türkler

1976-1977 1 Mayısları

Mayıs İşçi Bayramı, uzun yıllardan sonra ilk kez 1976 yılında kitlesel olarak kutlandı. DİSK tarafından düzenlenen miting, o güne kadar görülmemiş bir kalabalıkla Taksim Meydanı’nda gerçekleşti. DİSK’e bağlı sendikaların yanı sıra Türk-İş üyesi işçilerin, demokratik kuruluşlar ile meslek örgütlerinin de katılımıyla 150 bin kişinin, kimi kaynaklara göre de 400 bin kişinin toplandığı bir miting oldu.

1 Mayıs 1977 ise yine DİSK’in öncülüğünde daha geniş bir katılımla düzenlendi. Beşiktaş ve Saraçhane’de toplanan katılımcılar, iki koldan Taksim Meydanı’na yürüdü. O güne kadar Türkiye’nin en kitlesel 1 Mayıs’ı gerçekleşiyordu. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in konuşması sırasında Taksim Sular İdaresi binası ile Intercontinental Oteli’nden (şimdiki The Marmara Oteli) açılan yaylım ateşi sonucu ortalık bir anda karıştı, panik başladı, çoğu ezilme yüzünden ilk tespitlere göre 37 kişi yaşamını kaybetti. Daha sonra ölenlerin sayısının 41 olduğu belirtildi.

1 Mayıs 1977 katliamının kontrgerilla kaynaklı bir organizasyon olduğu öne sürüldü. Türkiye’de gelişen işçi sınıfı hareketi ile sol güçlerin etkinliğinin böyle bir operasyonla engellenmek istendiği iddia edildi.

MESS grevleri

MESS Grevleri

İstanbul hem grev hem de grev dışı eylemler açısından Türkiye’de rakipsiz durumda bir işçi merkeziydi. 1965-1980 yılları arasında grev dışı eylemlerin yüzde 40’ı İstanbul’da gerçekleşti. Bu eylemlerin direniş, işgal, yürüyüş ve miting şekillerinde olduğu ifade edilebilir.

1972-1980 yılları arasında da Türkiye’deki grevlerin yüzde 33’ü (398 adet) İstanbul’da meydana geldi. 1980, grevlerin daha çok yoğunlaştığı yıl olarak saptandı. 12 Eylül 1980 darbesi öncesi MESS (Metal Sanayicileri Sendikası) ve Tekstil grevleri başta olmak üzere İstanbul’da yaklaşık 100 bin işçi grevdeydi.

İlk büyük çaplı MESS iş yeri grevleri 1977 yılında gerçekleşti. Taraflar arasında uzunca bir süre uzlaşma sağlanamadı ancak 3 Şubat 1978’de DİSK’e bağlı Maden-İş’le MESS arasında anlaşma imzalandı. 1979 yılındaki toplu sözleşme görüşmelerinde ise uyuşmazlık çıktı.

Demirel Hükümeti, Nisan 1980’de birçok MESS grevini doksan gün süreyle erteledi. Bir yandan da ülkede çatışma ve terör ortamı teşvik ediliyordu, günde ortalama ondan fazla kişi silahlı çatışma sonucunda öldürülüyordu. 19 Temmuz’da eski başbakanlardan Nihat Erim’in öldürülmesinin ardından 22 Temmuz 1980’de de Maden-İş Genel Başkanı Kemal Türkler, silahlı bir saldırı sonucu hayatını kaybetti. Maden-İş’in MESS’e bağlı iş yerlerinde sürdürdüğü grevler, 12 Eylül 1980 askerî müdahalesiyle yasaklandı.

Netaş Grevi ve 1989 Bahar Eylemleri

12 Eylül 1980 darbesi sonrasında işçilerin başta sendikal hakları olmak üzere birçok sosyal hakkı kısıtlandı, grev hakkı iyice budandı. Tüm bu koşullara rağmen İstanbul Ümraniye’deki Netaş iş yerinde bağımsız Otomobil-İş Sendikası, 2 bin 600 işçiyle 18 Kasım 1986 tarihinde greve çıktı. Doksan üç gün süren Netaş grevi, 12 Eylül’ün grev hakkını iyice sınırlayan yasalarına rağmen mevcut koşullarda da grev yapılabileceğini ortaya koydu. 12 Eylül sonrasının en büyük ve en önemli greviydi. 18 Şubat 1987’de anlaşmayla sona erdi.

İş’in örgütlü olduğu ve 600 bin işçinin çalıştığı kamu iş yerlerinde de 1989’da toplu sözleşme görüşmelerinde uyuşmazlık çıktı. Kamu işçileri, Mart 1989 tarihinden itibaren adına “Bahar Eylemleri” denilen eylemlere başladılar. İşi yavaşlatma, viziteye çıkma, yemek boykotu, sakal grevi, yolu trafiğe kapatma gibi eylemlere başvurdular. Arkasından grevler başladı. İstanbul’da da grev ve bahar eylemleri Pendik, Haliç, İstinye tersaneleriyle TEKEL’in iş yerleri ve İETT iş yerlerinde gerçekleşti. ANAP (Anavatan Partisi) Hükümeti ile Türk-İş arasında yapılan toplu iş sözleşmesi sonucu yüzde 140 oranında bir zam elde edildi. Bu zam, bir anlamda 12 Eylül sonucu kaybedilen ücret düzeyini telafi eder nitelikteydi. İşçi hareketi açısından önemli bir başarıydı. Sonuçta Netaş greviyle birlikte 1989 bahar eylemlerinde büyük bir sıçrama gösteren işçi sınıfı hareketi, hem sendikal hem de siyasal alanda önemli bir güç olduğunu ortaya koydu. Ancak bu sınıf hareketine öncülük edebilecek siyasal bir partinin olmayışı, sendikal hareketin giderek sönümlenmesine yol açtı.

ÖZET KAYNAKÇA

Aziz Çelik, Zafer Aydın, Paşabahçe 1966, Gelenek Yaratan Grev, TÜSTAV Yayınları, İstanbul, 2006.

Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, İstanbul, 1996.

Hakan Koçak, “Türkiye İşçi Sınıfının Ayağa Kalktığı Gün: Saraçhane Mitingi”, Sınıf, Sendika, Siyaset, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2016.

Yıldırım Koç, Türkiye İşçi Sınıfı Tarihi, Osmanlı’dan 2010’a, Epos Yayınları, Ankara, 2010.

Zafer Aydın, İşçilerin Haziranı, 15-16 Haziran 1970, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2020.

İşçi hareketleri
Miting
Eylem
1 Mayıs
Direniş
Kavel Direnişi
Derby İşgali
DİSK
Kemal Türkler
Taksim
İstanbul
Tarih
Sayı 010

BENZER

Son dönemin, sahne sanatçıları için neredeyse hayat memat meselesine dönüştüğünün farkındayız. Bu yıl 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nü, insanlarla da işiyle de ilişkisini büyük bir aşk üzerine kuran muhteşem oyuncu Yıldız Kenter’in hiçbir yerde yayımlanmamış belki de son söyleşisine yer vererek kutluyoruz. Kaybettiğimiz ve hayattaki tüm sanatçılarımıza saygıyla.
Otuzlu yılların İstanbul basını, kent yaşamını zenginleştiren ayrıntıları yakalamak ve incelikle işlemekte ustaydı. Şüphesiz mevsimler bu renkli anlatıyı değiştirip dönüştüren birer intikal sahasıydı. Örneğin yaz, İstanbullular için eğlence, deniz hamamı, sayfiye sefası, beklenmedik yağmurlar ve bunaltan sıcaklar anlamına geliyordu.
Hezârfen “bin ilimli insan” demektir. Necip Sarıcı bu sıfatın yaşayan bir timsali: Ses mühendisi; sinema, belgesel film ve müzik yapımcısı; yönetmen, araştırmacı, fotoğrafçı, yazar, sergi küratörü, uzman koleksiyoner ve vakanüvis. Ayrıca birçok müzenin kurulmasına büyük katkıları olmuş bir kültür insanı. Meslek hayatında sayısız ödüle layık görülmüş başarılı bir iş insanı, harika bir aile babası ve tanımın hakkını tam olarak veren bir İstanbul beyefendisi, bir anıt insan.