Hayvan hakları mücadelesi ve İstanbul

26 Kasım 2021 - 13:36

"Bir zamanların önemli gazetelerinden olan Meydan’da köşe yazarlığı yapan, ancak 1994 yılında bir trafik kazasında kaybettiğimiz, nesli tükenen gazetecilerimizden olan Teoman Erel bir yazısında kadınları rahatsız eden adamlar için ‘şehir ayıları’ ifadesini kullanmıştı. Ben de kendisine gönderdiğim yazıyla böyle bir hareketi hiçbir ayının yapmayacağını, kaba görünümlü ama aslında çok sevimli olan bu dostlarımıza hakaret edilmemesi gerektiğini belirtmiştim. Teoman Bey’in birkaç gün sonraki köşe yazısının başlığı şu şekildeydi: Gerçek Ayılardan Özür Dilerim."

Prof. Dr. Hazim Tamer Dodurka, İBB Yayınları tarafından yayımlanacak olan ve Türkiye’de hayvan hakları tarihine ışık tutmayı hedefleyen kitap için kaleme aldığı makalesinde anlatıyor yukarıdaki anısını. Prof. Dr. Dodurka, hayvan psikolojisi üzerine uzman bir veteriner hekim, öğretim görevlisi. Hayvan davranışlarıyla alakalı yerleşik hatalı yargılara sık sık dikkat çekiyor. Buna bağlı olarak, "hayvanlık" ve "insancıllık" sözcüklerinin lügatlerden kaldırılması gerektiğini savunuyor ve bu düşüncesini aşağıdaki deneyle temellendiriyor:

"Maymunların kullanıldığı binlerce deneyden birinde bilim insanları maymunları kafeslere yerleştirmiş, bir şeyler araştırıyorlardı. Kafeslerde bir pedal sistemi bulunuyor ve maymunun yemeğini elde edebilmesi için bu pedala basması gerekiyordu. Maymun bunu çok çabuk öğrenmişti ve böylece yemeğine kolayca ulaşabiliyordu.

Ancak deneyin ikinci aşamasında, kafeste kurulan bir düzenek sayesinde maymunlardan biri yemek elde etmek için pedala bastığında yanda bulunan diğer kafese elektrik gidiyor ve oradaki maymun acıdan dolayı çığlık çığlığa bağırıyordu.

Pedala basan maymun birkaç denemeden sonra yandaki maymunun attığı çığlıkların kendisinin pedala basmasıyla alakalı olduğunu fark etti.

Bu maymun şimdi ne yapacaktı? Pedala basmasa yemek gelmeyecek ve bir süre sonra açlıktan ölecek, bassa yandaki maymun acı çekmeye devam edecek... Acıkma duygusu mu, yaşamak içgüdüsü mü, yoksa yandan gelen çığlıklar mı? Hangisi galip gelecekti?

Hayvan hayvanlığını (!) yaptı tabii ki: O pedala bir daha hiç basmadı ve yandaki hayvan bir daha çığlık atmadı. Ama bir daha yemek de gelmedi. Bilim insanları insancıl (!) bir davranış yaparak deneyi durdurdular, yemek vererek maymunun açlıktan ölmesine engel oldular."

Eyüp Sultan Camii şadırvanındaki güvercinleri gösteren foto-kartpostal. Güvercinler halen oradalar

Hayvan hakları mücadelesi 20. yüzyıla tarihleyebileceğimiz yeni bir mücadele alanı sayılabilir. Yakın zamana kadar hayvanların ruhu olmadığı, dolayısıyla acı çekemeyecekleri kabul gören bakış açısıydı. Dolayısıyla insanların hayvanlara istedikleri gibi davranmalarında bir beis görülmezdi. Oysa hayvan davranışları üzerine yapılan araştırma ve gözlemler ile hayvan psikolojisinin gelişmesi sayesinde bir süredir biliyoruz ki hayvanlar da bizim gibi korku, endişe, mutluluk, heyecan gibi tüm temel duygulara sahip olan, düşünüp tartabilen birer canlı. Yeni bilgiler ışığında daha doğru bir “hayvan” algısının tüm insanlığa yerleşmesi elbette henüz gerçekleşebilmiş değil. Bu durum, bu kez hayvanların insanlardan korunması amacıyla hukukun yeni bilgilere uydurulması gerekliliğini doğuruyor.

Son yirmi yılda Türkiye’de yükselen hayvan hakları taleplerini ve iyice görünür hâle gelen mücadeleyi fark etmiş olabilirsiniz. Hukuku ve uygulamaları hayvanların haklarını tanıyacak ve koruyacak bir seviyeye çıkarmak için büyük kitlesel eylemler düzenlendi. Eylemlerin başkenti, hayvan hakları konusunda Türkiye’nin diğer illerinden her zaman daha aktif rol oynayan İstanbul’du.

İstanbul, tüm dünyada meydanlarında beslenen güvercinleri, sokaklarında aheste dolaşan kedileri ve mahallelerinin “muhtarı” köpekleriyle ünlü benzersiz bir metropol. Elbette her köşesinde aynı anlayış hâkim değil ama İstanbullu genel itibariyle hayvanlarına sahip çıkan bir halk portresi çiziyor. Şehrin, kendisini dünya metropollerinden ve diğer Türkiye şehirlerinden ayıran bu anlayışını, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olduğu dönemde kazandığı bir kültür olarak yorumlamak mümkün. İmparatorluğun başkenti olması hasebiyle, yapılara kuş yuvaları inşa etme, yük hayvanlarının işe koşturulmasına sınırlama getirme, hayvan vakıfları kurma, sokak kedi ve köpeklerini bağışlarla besleyen “mancacılık” mesleğini hayata geçirme gibi –fermanlarla desteklenen– Osmanlı geleneklerini yüzyıllar boyunca sindire sindire benimsemiş olmalı. Öte yandan İstanbul’u “modernleştirmek” uğruna sokak hayvanlarını ortadan kaldırmaya yönelik politikaların üretildiği imparatorluğun son dönemlerinde ise şehrin en büyük şansı, artık hayvan hakları mücadelesini daha ileriye taşıyan “ecnebi”lerle içli dışlı olmasıdır. Türkiye’nin ilk hayvan hakları derneği de bu şekilde İstanbul’da kurulmuştur.

İBB'nin 2021 başındaki soğuk karantina günlerinde yaptığı bir mama dağıtımından

Yazının girişinde bahsi geçen ve İBB Yayınları tarafından önümüzdeki aylarda basılacak olan Türkiye’de hayvan hakları temalı bu kitap, İslam öncesi Türklerin hayvanlarla ilişkisini, İslam’ın hayvan değerlendirmesini, günümüz T.C. hukukunu, deneyleri, psikolojiyi, felsefeyi, edebiyatı, bugünün sokak şartlarını da soruşturuyor. Prof. Dr. Hazim Tamer Dodurka, Murat Toklucu, Özgün Öztürk, Hülya Yalçın, Engin Arıkan, Hayati Baki, Prof. Dr. Aşkın Yaşar, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Prof. Dr. İbrahim Maraş ve Yağmur Özgür Güven makaleleriyle kitapta yer alan değerli isimler.

Çıkış tarihi dergi yayına hazırlandığı sırada henüz kesinleşmemiş olan Türkiye’de Hayvan Hakları Tarihi kitabı için bir gözünüz hep İBB Yayınları’nda olsun.

Hayvan Hakları
Hayvan
İstanbul
Tarih
İBB Yayınları
Sayı 008

BENZER

Tiyatro Kooperatifi'nin girişimiyle 2 Ağustos-25 Eylül tarihleri arasında İstanbul'da üç ayrı mekanda sahnelenecek oyunlara katılım göstererek pandemi sürecinde güç durumda kalan bağımsız tiyatrolara destek vermek mümkün.
Olagelmiş şehircilik anlayışıyla şehirlerimizin kısa süre sonra iflas edeceğini gösteren iklim krizi ve özellikle COVID-19 salgını, önceden makro siyaset olduğu düşünülen alanlarda belediyelere daha çok sorumluluk yükleyerek insanlarla yerel yönetimler arasındaki mesafeyi azalttı. İstanbul’u sağlıklı geleceğe götürecek yol haritasını geçen yıl kurulan Vizyon 2050 Ofisi uzmanları çiziyor.
Haritacıların yaşadıkları çağın tekniğine ve estetik beğenisine bağlı olarak tasarladığı haritalar dünyayı anlaşılabilir bir yapı haline sokar, ülkelerin ve kentlerin doğasını ve sınırlarını anlatır. Yüzyıllarca bir imparatorluklar kenti olarak hüküm sürmüş “şehirlerin kraliçesi” İstanbul da haritacıların her daim ilgisini çeken bir yer olmuştur. 1422 yılında Floransalı din adamı Christoforo Buondelmonte’nin çizdiği perspektif planı ile başlayan, 20. yüzyıla kadar tamamı Batılılar tarafından çizilen İstanbul haritalarını sanat tarihçisi, gravür ve harita uzmanı Dr. Ayşe Yetişkin Kubilay yazdı.