Ekonomik buhranın şanslısı: leblebi

Fotoğraf
Faik Şenol
26 Kasım 2021 - 16:58

Eski İstanbul’un soğuk kışları, evlerin büyük salonlarında yakılan mangalların başında geçerdi. Odanın belli yerlerine ayakları tersine döndürülmüş masalar konur, içine mangal yerleştirilir, masanın havada kalan ayaklarına ise kalın bir örtü yahut yorgan serilirdi. Bir nevi tandır haline gelen bu düzeneğin etrafında oturup dizlerine çektikleri yorganın altında ısınan ev halkının keyfine mangalın başına koydukları birer tas leblebi eşlik ederdi.1

Tarihçi Halûk Y. Şehsuvaroğlu anlatıyor bu anıları... Kış günlerinin lezzetli refakatçisi leblebinin evin eşiğinden geçmeden önceki serüvenini ise Feridun Es’in kaleminden okuyoruz:

"Leblebimi gavuuuraaaa Dumanını savuuuraaa Haydi gızlar gidelim bize Leblebi yedirem size Leblebi yedirem size..

Elek gürültüsü... Kavrulan leblebilerin kokusu ve bu şarkı:

Bici bici bici bici Leblebiciii.
Leblebimi gavuuuraaa.. Dumanını savuuuraaa..

Akşam olmuştu.. Beyazıttaki Leblebiciler sokağı, evine dönen çarşı esnafı, eli mendilli, koltuğun altı çıkınlı, omuzu zembilli aile babaları ile dolup boşalıyordu. Kalabalık arasında tek gözlü boş sefer taslarını gazete kâğıtlarına sarıp sicimile sıkı sıkı bağlamış reji kızları da vardı. Leblebici dükkânlarından birinin önünde durdum. Dışarıda her yerde elektrikler yanarken leblebici dükkânında kısık bir petrol lâmbası ortalığa soluk kirli bir ışık dağıtıyordu. Leblebiciler büyük bir tencerenin etrafında diz çüküp çember olmuşlar, yemek yiyorlardı. Ben dükkândan içeriye girince içlerinden biri sofradan kalktı.. İstediğim leblebiyi tarttı.. Sofrada konuşuyorlardı:

— Hemşerim onun sözleri demirden leblebi gibi.. Yenilir yutulur şeylerden değil ki..

Kavanozlarda kırmızı, sarı, mavi, eflâtun, yeşil, turuncu şekerli leblebiler, küçük küçük baklava gesilmiş leblebi helvaları, gehribar sarısı leblebi unu, beyaz tuzlu leblebiler vardı. Onu biraz açıp söyletmek için:

— Maşallah çeşit tamam!. dedim.

Pos bıyıklarını yukarı çeken geniş bir gülümseme ile cevap verdi:

— İşler iyi hamdolsun...

Bu cevap pek tuhafıma gitti. İşte Dünya buhranından hiç müteessir olmayan yekâne ticaret...

— Yaaa... bu darlık zamanında.. Gülümsemesi daha genişledi:

— Darlık zamanında leblebi çoh yenir efendi?
— Neden?
— Neden olacak sıkıntıdan..

İstanbul, 1932

— Allah allah..
— Ne şaşıyon.. leblebiyi eğlencelih! diye satarlar, hiç duymadın mı ki? Darlık zamanında sıkıntısını yoh etmek isteyenler leblebiye el atarlar... Canın sıhıldı mı irahı içmez misin? Cara içmez misin? İşte leblebi de öyledir..
— Haaa.. Şimdi mesele anlaşılıyor.. İşler ne zaman arttı bakalım?..
— Dedik a.. Darlıhtan sonra. Evelden senede 10 çuval nuhudu zor harcardık. Şimdi maşallah 25-30 çuval harçattığımız oluyor.. — Allah versin, Allah versin.

Bir müddet sonra bahis umumileşti. Sofradakiler de söze karıştılar... Köşede oturan en ihtiyarları sanatın inceliklerini anlatmağa başladı:

— Leblebicilik ince iştir efendi. İşimiz daha çok iyi gidecek emme ah şu soğuk boncuklar..
— Soğuk boncuk da nedir?..

— Soğuk boncuk işte.. Bilemedin mi?.. Sakız leblebisi... Hani hükûmat bir liste yapmış, içeriye mal sohmuyormuş. Ne çare ki Sakız leblebisini unutmuşlar... Allahını seversen, sen bir müslüman çocuğuna benzeyorsun, tanıdığın hükûmat adamı varsa söyle şu soğuk boncukları içeriye sokmasınlar..
— Olur baba.. Hemen söylerim.. (...)
2

*Yapılan alıntılarda metnin orijinal hali korunmuştur.

DİPNOTLAR

1 Halûk Şehsuvaroğlu, “Eski kışlara dair”, 5.3.1963, Taha Toros Arşivi, belge no: TT502374

2 Hikmet Feridun, “Bici bici leblebici!.. Dünya buhranında hiç sarsılmayan yegâne ticaret: Leblebicilik”, Akşam, 26.3.1932.

İstanbul
1930'lar
Faik Şenol
Fotoğraf
Tarih
Hikmet Feridun Es
Sevecen Tunç
Sayı 008

BENZER

Bugünün orta yaşlıları Taksim Meydanı’ndan kalkan eski Amerikan arabasından bozma (daha doğrusu yapma) dolmuşları; muşamba kaplı koltuklarını, zor açılan kapılarını, her zıplamada çıkardığı gıcırtıyı, ince direksiyonunu ve direksiyonun yanında yer alan vitesini rahat hatırlarlar, çok eski bir geçmiş mevzubahis değil. Dolmuşun tarihi ise 15. yüzyıl Haliç’indeki kayık-dolmuşlara uzanıyor; taksi-dolmuşlar ise 1930’lu yılların İstanbul’unda yaşanan ulaşım sorununu çözmek için İstanbulluların geliştirdiği bir nevi “sivil inisiyatif”. Dolmuş, özel bir toplu taşıma aracı olduğundan, yabancı kaynaklardaki İstanbul yazılarında da “dolmus(h)” olarak anılır ve şehri bilmeyen herkesi bir muammaya sürüklemeye bugün de devam eder.
Çok yakın zamana kadar Anadolu’dan gelen trenlerin son durağı olan Haydarpaşa Garı, kendini bildi bileli Anadolu’dan göç alan İstanbul’un yüz yılı aşkın süredir yeni sakinleriyle tanıştığı, tutunmayı başaramayan konuklarını ise uğurladığı nokta oldu. Tahta bavullar, sırtta yatak yorganlar... Kâh umutla İstanbul’a kâh düş kırıklığıyla gerisin geri memlekete yol alışlar. Hep biraz yarım kalmış sevdalar. İç göç filmlerine konu eden Yeşilçam’da başrolü kimse Haydarpaşa Garı kadar hak edemez.
Sadece 1990’ların değil tüm zamanların en akılda kalan dizilerinden biri Süper Baba. 1994- 1997 arasında çekildi, o güne dek görülmemiş seyredilme oranlarına ulaştı. İstanbul’un bir Boğaz semti Çengelköy dizinin âdeta başrolündeydi; henüz çekimler bitmeden semte geziler, Nihat’ın deniz kenarındaki kahvesine turlar düzenleniyordu. Meydan çeşmesi, ulu çınar ağacı, dar sokakları, ahşap konakları, müstakil evleriyle ünlenmişti Çengelköy.