Cemal Nadir karikatürlerinde belediye

Fotoğraf
Deniz Dalkılınç Arşivi
26 Ağustos 2021 - 19:10

İlk mizah gazetemiz Diyojen’den günümüze mizahçılarımız İstanbul’u her daim konu edinmiş, kentin sorunlarına odaklanan çizimler yapmaktan çekinmemişlerdir. Konu, yaşadıkları kentin sorunları olunca da belediye (şehremaneti) ve belediye başkanları (şehreminleri) eleştirinin odak noktası olmuşlardır. Takdirle bahsedildikleri çizimler olsa da pek azdır.

Mizahın ciddi bir sanat olduğuna inanan karikatüristler belediye başkanlarını ve belediye hizmetlerini eleştiren hatta alaya alan çizimlerini ironik bir yaklaşımla ifade etmişlerdir. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki yeni yaşam tarzına, yeni bir kent kültürünün oluşumuna ve uyum sürecine tanıklık eden karikatürler ortaya çıkarmışlardır.

Karikatüristlerin ele aldığı belediye hizmetleri, şehre dair pek çok farklı mesele üzerine yoğunlaşmış; kent içi ulaşımdan imar sorunlarına, susuzluktan dilencilere, tozdan çöpe kadar çeşitlilik gösteren konuların birçoğu dönemsel farklılık gösterse de güncel sorunlar olmuştur.

Karikatürcüler için belediyeler ve belediye faaliyetleri vazgeçilmez bir malzemedir. Bu malzemeyi en iyi kullananlardan biri de, sayfalarımızda belediye hizmetlerini hicvettiği karikatürlerine yer verdiğimiz modern Türk karikatürünün kurucusu Cemal Nadir Güler’dir.

Cemal Nadir

Cemal Nadir kimdir?

Temmuz 1902’de Bursa’da doğar Cemal Nadir Güler. Kendi deyimiyle yedek lastikli otomobiller gibi iki nine, iki dede ve iki tane amcanın bulunduğu kalabalık bir aile içinde geçer çocukluğu. Resme meraklı ve hevesli bir çocuktur. İlk resimleri mahallenin duvarlarına kömürle yaptığı resimlerdir. Duvarlara mahallenin elebaşlarını çizdiği resimleri ise “ilk karikatürlerim” diye nitelendirecektir. Daha sonraları leblebi ve yemiş alması için verilen harçlıklarla boy boy kâğıtlar ve rengârenk kalemler alacak, resimlerini kâğıt üzerine yapabilme bahtiyarlığına erecektir.

İlköğrenimini Nalbantoğlu Mekteb-i İptidaisi’nde okur. Dönemi “Okulda resim yapmak şöyle dursun resmin adını bile anamadım” diyerek anan Cemal, üç yıllık eğitiminden sonra ortaöğrenimine Bursa Sultani Mektebi’nde (Bursa Erkek Lisesi) devam eder. Çalışkan, uslu, mahcup bir çocuktur. Resim özlemini bu okulda bir nebze olsun giderecektir.

Babasının tayininin Bilecik’teki adliye başkâtipliğine çıkması üzerine Bilecik İdadisi’nde eğitimine devam eder. Fakat sonra babasının tayini tekrar Bursa’ya çıkar. Maddi olanaksızlıkları nedeniyle eğitim hayatını sürdüremez ve kendi deyimiyle ailevi vaziyetinin fevkalade iyi (!) olması yüzünden hayat üniversitesine girmek mecburiyetinde kalır. Kasnakçı ve makineci çıraklığı yapar. Makineci çıraklığına devam ettiği günlerde İstanbul’dan gelen mizah mecmualarını gözden geçirirken aklına bir fikir gelir: Ben de bu gazetelerdeki karikatürler kadar resim yapabilirim! İlk postayla Diken mecmuasına birkaç karikatür gönderir.

18 yaşındadır. Karikatürünü bir dergide ilk defa görmek Cemal Nadir’in çizme isteğini daha da ateşler. Fakat Bursa’ya düşen ateş, genç çizer için tam bir felakettir; Diken’de çıkan karikatürlerinin sevincini tam olarak yaşayamayacaktır. Bursa, 8 Temmuz 1920’de Yunanlar tarafından işgal edilir ve işgal bütün Bursa’yı altüst ettiği gibi Cemal Nadir ve ailesini de etkiler. Babası Şevket Güler’in işine son verilir.

Cemal Nadir, Ulu Camii civarında ufacık bir tabela atölyesi açmıştır. Atölyesinin girişine de bir levha asar: Hattat ve Ressam. Bursa’da o yıllarda tabelalar küçük boyda ve basmakalıp yazılırdı. Cemal Nadir tabelacılığa yeni bir boyut kazandırır: Tabelalara resmi sokan ilk kişidir.

Reklama önem veren Cemal Nadir tabela dükkânının reklamını da yapar. O yıllarda Bursa Setbaşı’nda faaliyette olan Şafak Sineması’nda film arasında reklamları görünür. Cam üzerine “Hattatların Meraklısı, Meraklıların Hattatı” yazan reklamı perdeye yansır. Yunan işgali sonrasında tabelacılıkla birlikte yedi okulda seyyar resim öğretmenliği de yapmaya başlar.

Şehr-i Emini - Sevip de Sevilmemek... Kader midir, keder midir... 7 Temmuz 1924, Akbaba

1923 yılında, İstanbul’da yaşayan uzaktan akrabası Melahat Hanım’la evlenir. Bu dönemde birkaç karikatürünü de zarfa koyarak Akbaba dergisinin sahibi Yusuf Ziya’ya (Ortaç) bir mektup yazar: “Ben, Türk Ocağı başkâtibi arkadaşınız merhum Remzi’nin kardeşiyim. Karikatüre merakım çok. Bana Akbaba’da yer verir misiniz?

Yusuf Ziya Ortaç, “ürkek çizgili, cılız nükteli, çocuk işi karikatürler” olarak nitelendirdiği bu karikatürlere derginin Şubat 1924 tarihli sayısında yer verir. Bu tarihten sonra Cemal Nadir gazete ve dergilerde çalışabilme umuduyla İstanbul’a gider. Karısı Melahat’le Ortaköy’de küçük bir ev kiralar. Yusuf Ziya Ortaç’ın genç çizer hakkındaki izlenimleri şöyledir: “Bir gün çıkageldi İstanbul’a Cemal Nadir. Çizgilerinden daha ürkek bir genç... Soluk bir yüz, kalın camlar arkasından bakan, griye çalan uçuk yeşil gözler, nerde ise gözyaşı, nerde ise hıçkırık olacak bir gülümseyiş... Yürümeğe korkan, oturmağa korkan, konuşmağa korkan bir hayâl adam...

Çorapsız ve delik ayakkabılı İstanbul günleri

Hayatının en sıkıntılı, en buhranlı dönemini yaşayacağı Babıali’deki ilk zamanları gazete ve dergilerin kapısını aşındırmakla geçer. Himayelerini istediği kişilerden soğuk muameleler de görür. Yıllar sonra Vâlâ Nureddin (Vâ-Nû), bu sıkıntılı günleri ağlamaklı bir şekilde anlatacaktır: “Kendisini ilk defa 1925 senesinde Babıali’de Reşidefendi Hanı’nda gördüm. Orada bir mizah mecmuası çıkıyordu. Cemal Nadir de bu mecmuanın ressamı olmak istiyormuş. O gün, birkaç resim getirmişti. Mecmuanın sahibi resimleri şöyle bir süzdükten sonra Cemal Nadir’i rencide edecek şekilde, ‘Sen resim yapmasını beceremiyorsun! Ramız gibi (Ramiz Gökçe) yapmalısın’ dedi. Ramiz, o günlerde çok güzel kadın resimleri yapıyordu. Cemal Nadir’in ise janrı bambaşka idi. Ağlamaklı bir halde kapıdan çıktı. Çok kötü giyinmişti. Korkunç derecede zayıftı. Peşinden dışarı çıktım. Kendisiyle kapı önünde konuştuk. Hali bana çok hazin gelmişti. Ortaköy’de oturduğunu, parası olmadığı için yürüyerek gidip geldiğini söyledi. Evet, Cemal Nadir’le işte böyle tanışmıştık. Ne ben ne o, bu tanışmamızı unutmadık.

Sonraları Cemal Nadir, Vâ-Nû’ya şu itirafta bulunacaktır: “O zaman sen dikkat etmemişsin. Mecmuaya geldiğim gün ayağımda çorap yoktu. Potinim delik olduğu için görünmesin diye ayak parmağımı çini mürekkeple boyamıştım.

Cels-i Umumi Belediye içtimalarında ter döktükten sonra Şehr-i Emini emaneti memurlarına nasihatı: Aman çocuklar! Benden size baba nasihatı: Sakın Şehr-i Emini falan olayım demeyin. 7 Ağustos 1924, Akbaba 

Bu dönemde yaşadığı bütün sıkıntılara rağmen karikatürleri Akbaba, Guguk, Zümrüdüanka, Resimli Dünya ve Papağan adlı dergilerde yayımlanacaktır. Bir yandan da tabelacılık yaparak geçinmeye çalışır. Fakat aldığı parayla geçinmesi imkânsızdır. Kendisi bu durumu şöyle açıklar: “Yazdığım tabelâlar bana, fazla olarak bir tramvay parası bile bırakmıyordu.” Yaşadığı yoğun maddi sıkıntılar yüzünden ilk çocuğunu kucağında yitirir: “Düşünün ki bakımsızlıktan bir çocuğum öldü. Kucağımda can veren yavruyu minderin üzerine koyarak ertesi günkü karikatürü hazırlamaya koyuldum. Buna mecburdum.” Bu acı üzerine ve İstanbul’da geçinemeyeceğini anlayınca içinde yaşattığı bütün umutları da gömerek tası tarağı toplar ve Bursa’ya, baba ocağına döner.

Cemal Nadir Bursa’ya döndükten sonra seyyar öğretmenliğe başlar ve tabelacılığa devam eder.

1928 yılı, Harf İnkılabı ile birlikte maddi açıdan biraz daha rahata kavuşacağı bir yıldır. Okullar, resmî daireler, ticarethaneler levha ve tabelalarını yeni harflere çevirecektir. O kadar çabuk duyulur ve sevilir ki, küçük dükkânının duvar dipleri ve perdeyle ayrılmış arka kısmı bile tabelalarla dolar.

İşte bu günlerde Akşam gazetesi yöneticilerinden Necmettin Sadak birkaç karikatüründen hatırlayıp Selami İzzet Sedes’e Cemal Nadir’e mektup yazmasını ve gazetede günlük karikatür çizme talebini iletmesini ister. Cemal Nadir o günleri şöyle anlatır: “Bu arada Akşam gazetesine de birkaç resim gönderdim. İstanbul’a ilk seyahatimde Akşam’cılarla tanışmıştım. Çizgilerim orada da hem beğeniliyor ve hem de himaye ediliyordu. Günlerden bir gün Akşam’dan mektup aldım. Her gün bir karikatür çizmem ve İstanbul’a gelmem isteniliyordu. Hayatımın gidişini de tanzim edeceklerini yazıyorlardı.

Cemal Nadir bu tekliften sonra gidip gitmeme konusunda tereddütler yaşar. Bursa’da tabelacılıktan edindiği kazanç fena değildir fakat Bursa ona küçük gelmektedir. Çok acı hatıralarla ayrıldığı basın dünyasının parıltısı, cazibesi, her şeye rağmen onu çekmeye devam etmektedir. Sonunda teklifi kabul eder. İstanbul’a ikinci gelişi Cemal Nadir’in hayatında yeni ve parlak bir dönemin başlangıcıdır.

Cemal Nadir öncü bir karikatür ustasıdır. Onu öncü karikatürist yapan en önemli özellik yarattığı çizgi tiplerdir. Günlük karikatürleri ve başta Amcabey olmak üzere yarattığı Akla Kara, Dalkavuk, Yeni Zengin, Dede ile Torun, Salamon gibi tipleri tutulunca büyük bir üne kavuşur. 15 yıl çalıştığı Akşam gazetesini (1928-1943) bıraktıktan sonra ömrünün son dört yılını Cumhuriyet gazetesinde çizerlik yaparak geçirir.

45 yıllık kısa ömrüne, bir kısmı İstanbul belediyelerinin aşağıda yer verdiğimiz macera ve mücadelelerinden oluşan binlerce karikatür sığdıran Cemal Nadir Güler, 27 Şubat 1947’de İstanbul’da hayatını kaybeder.

Şehir emanetinin oyuncağı: Beyazıt Havuzu - 25 Ağustos 1924, Akbaba

İstanbul'un ilk şehreminleri ve mücadeleleri

Ankara hükümeti tarafından İstanbul’a atanan ilk vali olan Ali Haydar Bey, 15 Nisan 1923 tarihinden itibaren vekâleten şehreminliği vazifesini de üstlenir. İstanbul’da yürütmüş olduğu belediyecilik faaliyetleri dikkate alınarak 8 Haziran 1924 tarihinde Ankara Şehremaneti’ne atanır.

Ali Haydar Bey’den sonra Cumhuriyet döneminde atanmış ilk şehremini olan Operatör Emin Bey (Erkul) 9 Haziran 1924 tarihinde görevine başlar. Emin Bey, şehreminliğinin hemen başında giriştiği icraatlar nedeniyle eleştirilerle karşılaşır. Aldığı kararların yanı sıra selefi Ali Haydar Bey’i sürekli tenkit eden açıklamaları da eleştirileri artırır.

İstanbul’da yaşanan şiddetli yağışlar, altyapı eksikliğini de gündeme getirir. Bu dönemde Emin Bey, İstanbul’un altyapı çalışmaları açısından önemli girişimlerde bulunur. İlk defa kanalizasyon yapımına teşebbüs edilmiştir. Kentin su baskınlarına maruz kalması, belediye hizmetlerinin basın tarafından eleştirilmesine de neden olur. Bu eleştirilerden biri Tevhid-i Efkâr gazetesinde “İstanbul’da Caddeden İyi Havuz Mu Olur?” başlığıyla verilmiştir.

Beyazıt Meydanı’nın düzenlenmesine ve Beyazıt Havuzu’nun yapımına Ali Haydar Bey zamanında, 1924 yılında başlanmıştır. İnşası Emin Bey döneminde de devam eden havuz eleştirilerin odağına, Emin Bey de havuzun fıskiyelerinin üstüne oturtulacaktır. Havuzun açılışı ancak 27 Mart 1926’daki şehremini Muhittin Bey zamanında tamamlanacaktır.

Yirmi ayın ardından görevinden istifa eden Emin Bey’in yerine Ocak 1926’da Muhittin Bey (Üstündağ) İstanbul şehremini olur.

Muhittin Bey’in döneminde, İstanbul’da günümüzde kullanılan Bakırköy-Basmane, Kadıköy-Kurbağalıdere, Anadolu Hisarı-Küçüksu ve İstinye köprüleri betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir. Ayrıca Osmanlı devrinden beri köprü üzerinden geçenlerden alınan vergi 1 Haziran 1930 tarihinde kaldırılmıştır.

Muhittin Bey, 1 Eylül 1930 tarihinden itibaren yürürlüğe giren birleşik idare ile valilik ve belediye reisliği görevlerini bir arada yürütür.

1930 yılında yürürlüğe giren Belediye Kanunu, şehirlerin beş yıllık imar planlarını hazırlamaları yükümlülüğünü getirir. 1935 yılının sonunda şehrin planının Henry Prost’a yaptırılacağı kamuoyuna açıklanır. 29 Nisan 1938 tarihinde şehir planı oybirliğiyle kabul edilen Prost, İstanbul’un gelişimi için yeni yollar, meydanlar ve bulvarlar açılacak şekilde planlar yapar. Plan uygulanmaya başlar.

Muhittin Bey döneminde İstanbul’un önemli hatlarından Kilyos, Büyükdere, Yalova ve Florya yolları inşa edilerek hizmete açılmıştır. 1929’da Sarayburnu’ndan Üsküdar’a, İstanbul’un her iki yakasını birleştirecek bir köprü inşasına dair kamuoyunda tartışmalar çıkar. Muhittin Bey, böyle bir köprüye ihtiyaç olmadığını belirtir. 1936’da Boğaz’a köprü yapılması fikri kamuoyunda tartışılmaya başlanmıştır. Unkapanı Köprüsü’nün (Gazi Köprüsü) temel atma töreni 29 Ağustos 1936 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Yine bu dönemde Haliç Şirketi, İstanbul Belediyesi’nin idaresi altına girmiştir.

Bu dönemde şehir içi ulaşımda da önemli gelişmeler yaşanır. 1926 yılında trafik polisi uygulaması getirilmiş ve trafikte hız sınırlamasına gidilmiştir.

1 Haziran 1927’de ilk defa otobüsle deneme seferi yapılmıştır. Bu tarihten sonra şehrin belli noktalarına otobüs seferleri konularak şehir içi ulaşım hatları tramvaylara paralel olarak karayolunda da çoğaltılmıştır. 1928 yılında Şişli-Sarıyer Caddesi araç geçişlerinin yapılabileceği geniş bir cadde olarak hizmete açılmıştır. Şehrin en merkezî yerlerinden biri olan Beyazıt-Aksaray Caddesi, 30 metre genişletilerek bir bulvar halini almıştır.

6 Haziran 1926, Papağan (Muhiddin Üstündağ döneminden, 29 Ocak 1926-4 Aralık 1938)

1929'da motorlu araç sayısı binleri bulan İstanbul’a ilk kez trafik işaretleri konulmuştur. Araba ve yayalara yol göstermek için köşe başlarında işaret fenerleri kullanılmaya başlanmıştır.

Dünyanın ilk hatlarından biri olan Karaköy-Beyoğlu tünel hattının bulunduğu İstanbul’da, şehir içi demiryolu taşımacılığı için önemli yatırımlar yapılmıştır. 1926’da Dersaadet Tramvay Şirketi ile İstanbul Şehremaneti arasında Edirnekapı-Fatih tramvay hattının inşaat antlaşması imzalanır ve hattın açılışı 20 Haziran 1929’da yapılır.

1928'de Üsküdar-Bağlarbaşı-Kısıklı hattı işlemeye başlamıştır. Hattın yetersizliği sebebiyle Nafia Vekâleti’yle Temmuz 1929’da yapılan anlaşmayla hisselerin büyük bölümü İstanbul Belediyesi’nde olan yeni şirket Üsküdar-Kadıköy ve Havalisi Halk Tramvayları TAŞ adıyla faaliyetine devam eder.

Üsküdar-Haydarpaşa ve Karacaahmet-Bağlarbaşı hatları hizmete açılmış ve sonrasında bu hat Kadıköy’e kadar uzatılmıştır.

1934 yılına gelindiğinde Üsküdar tramvayının Kadıköy’deki güzergâhı genişletilmiş ve daha sonra Üsküdar-Kadıköy tramvayı Bostancı’ya kadar uzatılmıştır.

İstanbul’un şehir planını yapan mimar Henry Prost, şehrin imarında tramvayların yer altına alınmasını planlamıştır ancak bu konuda herhangi bir gelişme sağlanmamıştır.

Muhittin Bey döneminde binaların numaralandırılması ve sokaklara isim verilmesi konusunda da önemli gelişmeler yaşanmıştır. 1935 yılında 30 bin numara levhası ve 3 bin sokak ismi plakası hazır duruma getirilmiş ancak numarataj işini üstlenen müteahhidin ölmesi işlemin tamamlanmasını geciktirmiştir.

Yaz aylarında günlerce suların akmadığı İstanbul’da halkın su şirketinin yetersiz hizmetlerinden duyduğu rahatsızlık da basına yansır. Terkos Gölü’nden İstanbul’a su sağlama işi imtiyazlı bir şirket tarafından idare edilmekteydi. Şirketin şehrin su idaresini elinde bulundurması, idari bakımdan zafiyet doğurmuş ve birçok problemi de beraberinde getirmiştir. 1932 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Terkos Su Şirketi’nin belediyeye geçmesi kararı alınır.

Terkos Su Şirketi’nin belediye tarafından devralınmasıyla İstanbul’un Avrupa Yakası’nda su problemi çözülmüş ve Kayışdağı suyunun Kadıköy’e ulaştırılması da Muhittin Bey tarafından tamamlanmıştır. 1937 yılında Terkos’un adı Şehir Suyu olarak değiştirilir.

Aralık ayına kadar görevini sürdüren Muhittin Üstündağ, “görülen lüzum üzerine” Bakanlar Kurulu tarafından merkeze alınır. 4 Aralık 1938 tarihinde İstanbul’a gelen yeni Vali ve Belediye Reisi Dr. Lütfi Kırdar, Muhittin Bey tarafından karşılanmış ve devir-teslim gerçekleştirilmiştir.

Göreve gelir gelmez imar faaliyetlerine başlaması, 1939’dan itibaren istimlak işlerinin artması kamuoyu ve basının dikkatini çekmeye başlamıştır. Taksim Meydanı’nın yeniden tanzimi, meydandaki umumi tuvaletlerin derhal kaldırılması, Eminönü’ndeki düzenlemelerin hızlandırılması ve şehrin genelindeki temizlik faaliyetlerinin kontrol altına alınması doğrultusunda faaliyetler gerçekleştirir.

Akşam, 9 Aralık 1938 (Lütfi Kırdar döneminden: 8 Aralık 1938-16 Ekim 1949)

Lütfi Kırdar’ın İstanbul’da göreve başlamasından kısa bir süre sonra İkinci Dünya Savaşı (1939- 1945) başlamıştır. Savaş yıllarının vali ve belediye başkanı olan Lütfi Kırdar, bu büyük kriz döneminde kentin idaresini üstlenerek et, şeker, ekmek, tüp, kahve kıtlığı gibi pek çok nahoşluğun da doğrudan muhatabı haline gelmiştir.

Görev yaptığı süre boyunca şehrin harap haldeki yolları yeniden yapılmış, yeni yollar açılmış, su sıkıntısı giderilmeye çalışılmış, toplu taşıma ve sağlık hizmetleri geliştirilmiş, şehre açık hava tiyatrosu, opera binası, müze ve kütüphaneler kazandırılmıştır.

Muhittin Bey zamanında temeli atılan Gazi Köprüsü (Atatürk Köprüsü), 29 Ekim 1939’da Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında dönemin Vali ve Belediye Reisi Dr. Lütfi Kırdar tarafından açılarak hizmete girmiştir.

Taksim Gezisi de (Gezi Parkı) Lütfi Kırdar döneminde halkın hizmetine sunulmuştur. 19 Mayıs 1943’te temeli atılan İnönü Stadyumu’nun açılışı Lütfi Kırdar tarafından 1947 yılında yapılmıştır. Lütfi Kırdar, 1949’da İstanbul’un valiliği ve belediye başkanlığı görevlerinden alınmıştır.

Cemal Nadir
Karikatür
Karikatürist
Diyojen
Mizah
Tarih
İstanbul
Sayı 007

BENZER

Gazeteci ve yazar Umur Talu’nun, COVID-19’un ilk günlerinden itibaren sosyal medya hesabı üzerinden her gün paylaştığı kısa insan öyküleri, kitap olarak yayımlandı (Literatür Yayınları). İnsan yazgılarının asırları ve sınırları aşıp nasıl birbirine bağlandığını anlatan öykülerin her biri kendi içinde bir öyküler yumağı, bir matruşka. Talu, “Kaderlerimiz birbirini etkiliyor. Yalnız yürümek zorunda değiliz” diyor.
Sayısı 7 bin civarında tahmin edilen Yeşilçam filmlerinin yüzde 80’inde İstanbul rol almış. Eylül ayında yayımlanacak olan Türk Sinemasında İstanbul (İBB Yayınları) kitabı, koordinatörü Tunca Arslan’a göre, gerek kapsadığı konular gerek görsel zenginliğiyle "İstanbulluların ve İstanbul-sinema ilişkisini merak eden herkesin ilgisini çekecek."
Yeldeğirmeni Sanat Merkezi, tüm aya yayılacak klasik ve caz müzik programıyla müzikseverlere biraz olsun nefes aldıracak.