Boğaz’da sefa seferleri

Fotoğraf
Emin Nedret İşli Arşivi
22 Temmuz 2020 - 14:24

Bugün İstanbul’un iç hatlarında vapur işletmeciliği yapan Şehir Hatları şirketinin atası olan Şirket-i Hayriye İdaresi, hem deniz taşımacılığında şehrin en eski kuruluşu hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anonim şirketidir. Tanzimat Dönemi paşalarının ortaklığıyla 17 Ocak 1851’de kurulduğunda Boğaziçi’nde yerleşim birbirinden uzak, ulaşılması zahmetli küçük balıkçı köylerinden ibaretti.

Ticari bir şirket olan Şirket-i Hayriye’nin verdiği hizmetler de doğal olarak bölgede yaşayanların şehrin merkezine gidiş gelişlerini kolaylaştırmak suretiyle iskânı arttırmak gibi deniz trafiğini yoğunlaştırmaya yönelik girişimlerdi. Bunun için bir yandan gemi filosunu büyütmüş, bir yandan yeni iskeleler inşa etmiştir. Öğrencilere, memurlara ve askerlere indirimli paso, ev taşıyanlara ücretsiz yük taşıma, köylerde oturanlar için yakacak maddelerinin ücretsiz nakliyesi gibi kolaylıklar sağlamıştır. Bölgenin gelişmesinde gerçekten büyük payı olduğu düşünülür. Halkın gönlünde taht kurmuş vapurları, kaptanları ve çalışanlarıyla da kent belleğinde önemli bir yere sahiptir.

Boğaziçi en şatafatlı dönemini 1930’lu yıllarda yaşamış olmalı. O yıllarda Şirket-i Hayriye tarafından Yusuf Mardin yönetiminde Boğaziçi isimli bir dergi de çıkarılır. 18 sayı yayımlanan dergi, İstanbul’un kültür tarihi açısından çok önemli bir kaynak ve belge niteliğindedir. İşte, derginin Nisan 1937 tarihli sayısında Boğaziçi gezilerinin, o zamanki adıyla “tenezzüh” seferlerinin ilanlarından birini yakalıyoruz:

"Orkestralı ve büfeli tenezzüh seferleri Yazın Cumartesi günleri –hava müsait oldukça- Köprüden saat 14’te kalkacak bir vapurla Boğazda tenezzüh seferi tertib edilecek ve tenezzüh; akşamın geç vaktine kadar sürecektir. Mehtaba tesadüf eden günlerde avdet daha geciktirilecektir. Bu postada bir orkestra takımı bulundurulacak mutedil ücret mukabilinde İstanbulun en maruf bir lokanta müessesesi tarafından zengin büfe izhar edilecektir. Ücret herkes için (50) kuruştur. Vakti gelince müfredatlı program neşir olunacaktır.

Orijinal diliyle aktardığımız ilanda bahsi geçen “köprü” elbette Galata Köprüsü.

10 Temmuz 1937 tarihinden itibaren düzenlenecek çalgılı lüks Boğaz seferlerini duyurup menüsünü gösteren ilan

Sonra, derginin Eylül 1937’ye denk gelen 12. sayısında tam sayfa bir ilan görülür:

"Şirketihayriye Cumartesi Günleri, Tatil saatlerinden sonra fevkâlade Lüks Seferler tertip etmiştir. Yazın her Cumartesi günü hoparlör tertibatı, elektrik tenviratı ile hazırlanan 71 numaralı vapur Köprü’den 14.15 de hareketle Üsküdar, Bebek, A.Hisarı, Emirgân, Yeniköy, Beykoz, Büyükdere ve Sarıyere uğrayacak, Sarıyer’de açılan Boğaziçi Canlı Balık Lokantası’nı görmek ve orada ilk defa getirilen yeni Macar Orkestrasını dinlemek isteyenlere müsait bir tevakkuftan sonra Altınkum’a gidecektir. Daha sonra Sarıyer’e dönen vapur aynı yolla 21.15’te Köprüye dönecektir.

“Mehtapta avdet (dönüş) daha geç olacaktır” notuyla yayımlanan yeni ilanda, “Vapurda sekiz san’atkardan mürekkeb orkestra takımı müntehab eserler çalacak ve hoparlörlerle bütün Boğaziçi musiki nağmeleriyle çınlayacaktır. Vapurda dans etmek isteyenler için hususi yer ayrılmıştır” bilgisi de verilir.

Müzik duyurusu, modernlik anlayışıyla alkış tutulmasını da, Boğaziçi’nin sükûnetine aşinaların öfkesini de beraberinde getirir. “Gürültülü sefer”e kızanların başında kendisi de bir Boğaziçi sakini olan şair Necip Fazıl Kısakürek gelir. 14 Şubat 1939 tarihinde “Zurnalı Vapurlar” başlıklı bir yazı kaleme alır, yapılan müzik yayınının rahatsız ediciliğini ve zevksizliğini yerer. Özetle şöyle der:

"Korkuyorum. Çünkü kış bitmek üzere. Zurnalı vapurlar ortaya çıkacak.

Necip Fazıl Kısakürek

Şirket-i Hayriye aldırış etmemiş ve seferlerde değişiklik yapmamış olmalı ki, iyice kızan şair 12 Haziran 1939 tarihli yazısı “Suda Yüzen Laterna”yı kaleme alır:

"Vaktiyle ‘Zurnalı Vapurlar’ diye yazmıştım, şimdi de ‘Suda Yüzen Laterna’ diye çiziyorum.
Şu, Boğaziçi’nin meşhur Şirket-i Hayriye vapurlarındaki hoparlörlü gramafon zevksizliğinden illallah!

Boğaziçi gibi, en aziz misafiri uzlet, en güzel sesi şırıltı, en manalı rayihası yosun kokusu, en hususi çizgisi ahşap yalı endamından ibaret bir yerin estetiğine, hiç bu dev cüsseli kakafonya uyar mı? Bin hayat faciasına karşı, Boğaz’daki evinin huzur barikatı arkasında dinlenmeğe çalışan yorgun baş, kulağına gaz hunisiyle avaz avaz haykırıldığını duyuyor. Olur kalabalık mı bu?

İnsan pencerelerden kapılardan sızan bir piyano sesiyle, bir şarkı, bir radyo ahengiyle bazan mesud olur. Fakat Anadolu ve Rumeli kıyıları arasında, iki dağ duvarına sıkışmış yankı bombaları patlatan bu seyyar şamata da nedir?

Ayrıca suda yüzen laternaların nağme üstüvanesinden daha adi bir ses programı hayal edebilene aşk olsun! Kuşdili mamulâtı tangolar mı istersiniz, İngilizce, Fransızca, Almanca, Rumca sokak hıçkırıkları mı dilersiniz; kasaba havasını mı, Çardaş’ı mı, Mavi Tuna’yı mı, Karmenista’yı mı tercih edersiniz ne isterseniz!
Sokaklara su yerine süprüntü sıkan müthiş bir arazöz marifetiyle Şirket-i Hayriye vapurlarının Kavaklar’dan Köprü başına kadar serdiği nadide halı işte bu!
Suda yüzen laternalar!
Ya ses kutunuzun düğmesini çevirin, yahut evimizi barkımızı dağıtıp huzur muhaceretine çıkalım!

1936'da Darüşşafaka yararına düzenlenen müzikli gemi gezintisinin bileti

Beylerbeyi’nde oturan Necip Fazıl iki yazısına da cevap alamaz. 21 Temmuz 1939 tarihinde bu sefer “Boğaz’ın Pazarolası” başlıklı yeni bir yazı yazarak Şirket-i Hayriye’yle köye gelen başka bir geleneği eleştirir:

"Boğaz’da yeni bir Pazarola Hasan Bey türedi. Her gün gökyüzü ağarırken yola çıkıp gece yarısına kadar Vaniköy’le Köprü arasında mekik dokuyan yeni bir Pazarola Hasan Bey.
Tıpkı Pazarola Hasan Bey’in meşhur koca kafasını sallayıp sağa sola ‘pazarola’ diye iltifat savurması gibi Üsküdar’la Vaniköy arasında ve adım başında aynı manada bir ses çıkaran yeni bir Pazarola Hasan Bey. Bu da kim, değil mi?
63 numaralı Şirket-i Hayriye vapurunun ihtiyar kaptanı.
Neden olmuş, nerede başlamış, nasıl bu hale gelmiş bilmem, fakat Boğaz’ın bütün çocukları bu kaptana âşık. 63 numarayı uzaktan görmüyorlar mı, hemen kıyılara koşuyorlar, koca bir küme kuruyorlar ve hep bir ağızdan bağırıyorlar: Ya... ya... yaa... şa... şa... şa!.. Tahsin Kaptan bin yaşa!..

Kaptan, ancak krallara yapılacak bu merasimden sonra vapurun canavar düdüğünü çekiyor, çocukları müthiş sevindiren bir ses çıkarıyor. Eğer canavar düdüğü öttürülmezse çocuklar şöyle haykırıyor: Ya... ya... yaa... şa... şa... şa!.. Tahsin Kaptan başaşa!

Fakat ehl-i dil kaptan buna asla imkân bırakmıyor, her defa canavar düdüğünü öttürüyor ve bu hal adım başında Vaniköyü’ne kadar sürüyor.
Her gün köyümden inerken ve köyüme giderken şahidi olduğum bu hâdise karşısında düşünüyorum ki şimdilik bizim memlekette Pazarola Hasan Bey tipine bürünmeden hakiki ve geniş şöhrete ermenin yolu yoktur.

 

71 numaralı Halas Vapuru

Gürültüyü azaltmaya yönelik yaptığı çağrılar, getirdiği eleştiriler yankı bulmayan Necip Fazıl’ın bu yazısı Tahsin Kaptan’ın uyarılması sonucunu doğurur ve yaşlı kaptan sahilde toplananlara iltifat etmez olur. Bunu öğrenen Necip Fazıl, kaleme aldığı “Kalem Kudreti” başlıklı yazısında isyanını ve üzüntüsünü şöyle dile getirir:

"Ahlak suçu, idrak suçu, terbiye suçu, idare suçu gösteririz, dünyaya vız gelir; mana sahasında cinayet haberi, felaket haberi, habaset haberi, şeamet haberi veririz, tüy kıpırdamaz, minicik bir nükte yapalım deriz, lafımız jandarma kasaturası gibi keskinleşir. Gel de iftihar et!
Bin bir rezalet yuvası işlerken, kuş yuvası bozar gibi ihtiyar bir kaptanla masum çocuklar arsındaki oyunu dağıtmış olmaktan kalem kudreti namına mahçup oldum. Devleri öldürmeğe memur 42’lik bir topla bir serçe yavrusuna kıymışım gibi geldi bana.

Boğaz
İstanbul
Şirket-i Hayriye
Emin Nedret İşli
Sayı 002

BENZER

Fatih Sultan Mehmet şehri fethederken, Cumhuriyet kurulurken, Galata Cenevizlileri göçüp giderken, bayramlar kutlanırken, yüzyıllar geçip giderken o hep buradaydı, yanı başımızda. Tarih içinde farklı görevler üstlendi. Yeri geldi zindan; yeri geldi müze, rasathane, yangın kulesi oldu. Gökhan Akçura, kuleye yaraşır bir ayrıntıcılık ve titizlikle “şehrin 1500 yıllık gözcüsü”nü İST okurları için yazdı.
Komedi dünyasına tarzıyla yenilik ve farklı bir samimiyet kattı Doğu Demirkol. Evde mahsur kaldığımız sıkıntılı günlerimizde absürt mahalle komedisi Tutunamayanlar ile neşe kaynağımız olan Demirkol’la mahalle kültürü üzerine konuştuk.
1967 yılında açılan ve bir dönem müzik endüstrisinin kalbinin attığı kasetçi ve plakçılara da ev sahipliği yapan İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ), eski şöhretini yitirse de şehrin göbeğinde tarihe tanıklık etmeye devam ediyor.