II. Dünya Savaşı’nda 1944 yılına kadar Nazi Almanyası’nın yanında yer alan Bulgaristan’da 9 Eylül 1944’te Sovyetler Birliği’nin desteklediği komünistler yönetimi ele geçirir. 8 Eylül 1946’da yapılan referandumla monarşinin kaldırılmasına karar verilince Bulgaristan Krallığı tarihe karıştı, bir hafta sonra Bulgaristan Halk Cumhuriyeti kurulurken ülkenin ilk başkanı da komünistlerin lideri Georgi Dimitrov olur.
İlk iş olarak antikomünist siyasetçileri tasfiye etmeye girişen yeni yönetimin kurduğu “halk mahkemeleri”nde yargılanan binlerce kişi idam edildi. 23 Eylül 1947’de antikomünist cephenin ve Çiftçi Partisi’nin lideri Nikola Petkov idam edilecek, yasaklanan partisinin 120 eski milletvekilinin yanı sıra binlerce üyesi de öldürülecekti. Komünistler baskıyı arttırıp yurt dışına çıkışları yasaklayınca çok sayıda muhalif ülkeden yasa dışı yollarla kaçmaya başladı. 1947’nin son dört ayında Çiftçi Partisi’nin 24 eski milletvekili ve çok sayıda üyesi de Türkiye’ye kaçmayı başarmıştı.1 5 Ekim 1947’de Bulgar askerleri Türkiye’ye kaçmak isteyen dokuz kişiyi sınırda vurarak öldürdü.2
Rejim muhalifleri daha çok Türkiye’ye sığındığı için Bulgaristan sınıra binlerce milis yerleştirmiş ve kara yoluyla kaçış zorlaşmıştı. 1948 yılında üç avukat, bir tüccar ve eski bir hava albayından oluşan beş Çiftçi Partili kaçmak için başka bir yol denemeye karar verdi. Varna-Sofya seferini yapan bir uçağı İstanbul’a kaçıracaklardı. Eşleri ve çocuklarıyla sayıları dokuza çıkan grup planı 30 Haziran 1948’de hayata geçirdi. Kendilerinden başka yedi yolcu ve dört mürettebatın bulunduğu uçak havalandıktan kısa süre sonra pilotları silahla tehdit ederek İstanbul’a inmelerini istediler. Pilotlar reddedince çatışma çıktı ve uçağı kaçıranların lideri konumundaki eski hava albayı pilot koltuğuna oturup uçağı İstanbul’a indirmeyi başardı.3
Yeşilköy Havaalanı’ndaki görevliler olaydan habersizdi ancak havada birkaç tur atıp güç bela inen ve kayıtlarda görünmeyen uçakta bir anormallik olduğunu anlamışlardı. Sıkı güvenlik önlemleri altında boşaltılan uçaktan ikisi yaralı 19 kişi indirildi. Bir kişinin de cesedi bulunmuştu. Yaralılardan biri hastanede hayatını kaybedince ölü sayısı ikiye çıktı. Polis uçağı kaçıran dokuz kişiyi gözaltına alırken diğerleri otele yerleştirildi.4
Büyük heyecan yaratan olayın ayrıntıları ertesi gün netleşmeye başladı. Eski Hava Albayı Mihalikov ve Avukat Gonçarov, kendilerine direnen uçağın telsizcisini öldürüp makinisti yaraladıktan sonra yolcuların arasında bulunan ve müdahale etmeye çalışan Bulgaristan Havayolları Genel Müdürü Galev’e de ateş etmişlerdi. Ağır yaralanan Galev hastanede ölen kişiydi. Savcılık dokuz kişiye, uçak kaçırmak ve Türkiye’ye pasaportsuz girmek suçlarından dava açarken Mihalikov ve Gonçarov’un ayrıca iki kişi öldürme suçundan yargılanacağını duyurdu. Uçağın diğer yolcuları ise ülkelerine geri gönderildi.5
20 gün gözaltında tutulup sorgulanan dokuz kişiden dördü tutuklandı, diğerleri otele yerleştirildi. Bulgaristan, Türkiye’yle 1929 yılında imzalanan adli suçluların geri verilmesi anlaşmasına dayanarak sığınmacıların iade edilmesini istiyordu. Türkiye bu kişilerin “adli suçlu mu yoksa siyasi suçlu mu olduğunu mahkemenin belirleyeceği” yanıtını verirken Bulgaristan’daki mahkeme gıyaplarında yargılanan sanıkları idam cezasına çarptırdı.
İki ülke arasında zaten bir süredir gergin olan ilişkiler de iyice gerilmişti. Bulgaristan protesto notası veriyor, aynı zamanda eski bir gazeteci olan Bulgaristan Dışişleri Bakanı Yardımcısı Topaçerov bir makale yayımlayıp Türk Hükûmeti’ni ve basınını katillerin koruyucusu olmakla suçluyordu. Türk gazetelerinin buna tepkisi sert oldu. Söz gelimi Cumhuriyet gazetesi Topaçerov’u “serseri, ilkel, cahil ve karaktersiz” olarak nitelendirmişti.6
İstanbul Adliyesi’nde 24 Ağustos 1948’de başlayan ve üç ay süren davada olayın kendisinden çok Bulgaristan’daki zulüm konuşuldu. 12 duruşma boyunca sanıklar tek tek kendi hikâyelerini anlatırken daha önce Türkiye’ye kaçan Bulgarlar da tanık olarak dinlendi. Avukatlar müvekkillerinin suç işlemeye mecbur bırakıldığını ve asıl sorumlunun Bulgaristan yönetimi olduğunu savunuyordu.
Dava boyunca meselenin “teknik” yönü de tartışma konusu oldu. Müvekkillerinin uçağı siyasi amaçlarla kaçırdığını ve silahlı çatışmayı mürettebatın başlattığını söyleyen sanık avukatlarına göre iki ölüme sebep olan çatışma Varna semalarında yani Türkiye sınırları dışında başlamıştı ayrıca ölenler de öldürenler de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmadığına göre bu dava Türk mahkemelerinin konusu olamazdı. Savcı, ikinci ölümün İstanbul’daki hastanede gerçekleştiğini hatırlatınca avukatlar mahkemeden çatışmanın başlangıç yerinin dikkate almasını talep edecekti. Gazetelerin, ilginç hukuki tartışmalara sahne olan davayı “bugüne kadar emsali görülmemiş” diye nitelendirmesi boşuna değildi.7
14 Aralık 1948’deki son duruşmada kararını açıklayan mahkeme iki cinayetten idam istemiyle yargılanan Mihalikov ve Gonçarov dâhil tüm sanıklar hakkında beraat kararı verdi. Mahkeme gerekçesini diye açıklamıştı. Kararın ardından çoğunluğunu Bulgaristan göçmeni Türklerin oluşturduğu izleyiciler “Yaşasın Türk adaleti!” sloganı attı.8
Yargıtay’ın kararı onamasıyla birlikte, 3 Mart 1950’de beraat kararı kesinleşti. Bulgaristan 27 Nisan 1950’de Türkiye’ye bir protesto notası daha verip dokuz kişinin iadesini bir kez daha isteyecek, Türkiye ise uçağı kaçıranların siyasi eylemci olduğunu söyleyerek talebi yine reddedecekti.
BULGAR DİPLOMAT TÜRKİYE’YE SIĞINIYOR
Bulgar uçağındaki cinayet davasının duruşmaları görülürken olayla ilgisi olmayan son derece ilginç bir gelişme de yaşanmıştı. İlk beş duruşmayı Bulgaristan İstanbul Başkonsolosu ile izleyen yardımcısı Dimitri Karagözof, 10 Eylül 1948’de Türkiye’den iltica talebinde bulundu. İddiasına göre acil Sofya’ya çağrılmıştı ve eğer giderse öldürüleceğini düşünüyordu. Başkonsolosluk kasasında tutulan gizli evrakı da Türk istihbaratına teslim eden Karagözof’un iltica talebi kabul edilirken Hürriyet gazetesi Bulgar diplomatın ifşaatlarını bir ay süren bir yazı dizisiyle okuyucularına duyurdu. İfşaatlarında ülkesindeki komünist yönetimi “Ruslara uşaklık eden bir cinayet şebekesi” olmakla suçlayıp yerden yere vuran Karagözof, İstanbul’daki bazı Bulgar ve Sovyet ajanlarının ismini de açıklıyordu. Yaklaşık bir ay daha İstanbul’da kalan Dimitri Karagözof, daha sonra ABD’ye yerleşti ve bu ülkenin vatandaşı oldu.
DİPNOTLAR
1 “Memleketimize sığınan Bulgar mebuslar”, Vatan, 19 Aralık 1947.
2 “Türk Bulgar hududunda öldürülenler”, Cumhuriyet, 6 Ekim 1947.
3 “Mülteci dolu bir Bulgar uçağı geldi”, Hürriyet, 2 Temmuz 1948.
4 “Yeşilköy’e inen Bulgar uçağındaki facia”, Cumhuriyet, 2 Temmuz 1948.
5 “Bulgar yolcuların sorguları yapıldı”, Hürriyet, 3 Temmuz 1948.
6 “Bulgar küstahlığının uyandırdığı nefret”, Cumhuriyet, 10 Eylül 1948.
7 “Bulgar Çiftçi İttihadı’nın genel teşkilatçısı dinlendi”, Son Posta, 3 Ekim 1948.
8 “Bulgar uçağındaki cinayet suçluları beraat ettiler”, Cumhuriyet, 15 Aralık 1948 ve “Türk adliyesinin tarihi kararı”, Hürriyet, 15 Aralık 1948.