Amerikalı gangsterin İstanbul katliamı

24 Kasım 2022 - 13:19

İstanbul Limanı’nın Galata Rıhtımı bölümünde bulunan ve Galataport projesi nedeniyle 2017’de yıkılan Galata (Karaköy) Yolcu Salonu, Türkiye’nin limanlarındaki ilk modern yolcu karşılama ve uğurlama salonuydu. 1940’ta hizmete giren görkemli yapı, tarihinin en kara gününü ise 1968 yılının Aralık ayında yaşayacaktı. O dönemde yolcu salonunun ikinci katında meşhur Liman Lokantası, binanın yola bakan bölümünde bulunan ve dar bir koridora yerleştirilmiş odalardan ibaret üçüncü-dördüncü katlarında ise İstanbul Emniyeti Mali Şube Müdürlüğü bulunuyordu. Üçüncü kattaki küçük odalardan biri Mali Şube’ye bağlı Kaçakçılık Bürosu’na aitti.

28 Aralık 1968 Cumartesi günü 15.30 sularında üç polis memuru gözaltına aldıkları biri kadın iki kişiyi yolcu salonuna getirmiş, Mali Şube’ye giden dar, karanlık ve dik merdivenlerinden yukarı çıkarıyordu. Rıhtımda gemi olmadığı için yolcu salonu tenhaydı. Günün her saatinde müşterisi olan Liman Lokantası ise Denizcilik Bankası Emeklileri Cemiyeti’nin yılbaşı eşya piyangosu çekilişine de ev sahipliği yapacağı için epey kalabalıktı.1

Mali Şube’ye çıkarılan iki kişi Amerikalıydı. 33 yaşındaki Ralph Gary Bouldin ve 20 yaşındaki kız arkadaşı Patricia Ann Seeds, Sultanahmet’te bir uyuşturucu ihbarı üzerine gözaltına alınmışlardı.

Gary ve Patricia’yı yakalayan polisler ikisini de o dönem uyuşturucu suçlarına da bakan Kaçakçılık Bürosu’ndaki nöbetçi polis memuru Ahmet Çetin’e teslim ettiler. Ama çok büyük bir hata yapmış ve zanlıların üzerini aramamışlardı. Kısa süre sonra Gary Bouldin belinden çıkardığı iki otomatik tabancayı çekip etrafa ateş etmeye başladı.2

Vücuduna altı kurşun isabet eden 37 yaşındaki polis memuru Ahmet Çetin hayatını kaybetti, iki polis yaralandı. Kendisini odanın dışına atan Gary binadan kaçmaya çalışıyordu ama bir polis arkasından ateş edince yolcu salonuna inemedi ve ikinci kattaki Liman Lokantası’na girmek zorunda kaldı. Masa ve sandalyelerden kendisine siper yapmaya çalışan Gary bu sırada lokantanın komilerinden birini ve tesadüfen orada bulunan bir çarkçıbaşıyı vurup yaralamıştı. Lokantadan çıkmak için panikle koşan Denizcilik Bankası’nın genel müdürlük danışmanı 60 yaşındaki Sadrettin Beksaç da kendisini yakalamaya çalıştığını zanneden Gary tarafından vurulup hayatını kaybetti. Limanın ambar memuru eski polis Kemal Barut, Gary’nin üzerine atlayıp sol kolunu yakaladı ama Amerikalı gangster sağ elindeki silahla 48 yaşındaki Barut’u da öldürdü.3 Saat 16.20’de ölü sayısı üçe çıkmıştı.

Gary’nin kız arkadaşı Patricia ise yaşanan ilk karmaşadan faydalanarak kaçmayı başardı. Üzerindeki iki kilo baz morfini merdivenlere atıp yolcu salonundan çıkan genç kadın bir taksiye binerek Tepebaşı’ndaki ABD Başkonsolosluğu’na sığındı.4

GALATA YOLCU SALONU’NUN YOLA BAKAN BÖLÜMÜNDE BULUNAN ÜÇÜNCÜ VE DÖRDÜNCÜ KATINDA İSTANBUL EMNİYETİ MALİ ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ BULUNUYORDU (FOTOĞRAF: İBB ATATÜRK KİTAPLIĞ)

Cumartesi günü Mali Şube’de yalnızca az sayıda nöbetçi polis olduğu için telsizlerden takviye çağrısı yapılmıştı. Olayı telsizden duyan polislerden biri de 37 yaşındaki Beyoğlu Emniyet Amiri Kemal Eröge’ydi. Yeni kurulacak Narkotik Şube’nin başına geçirilmek üzere ABD’ye eğitime gönderilmiş, iki yıl süren eğitimi dünyanın farklı bölgelerinden gelen 157 polis şefi arasında birincilikle tamamlamıştı. İki hafta sonra göreve başlayacak narkotik polis biriminin son hazırlıklarıyla uğraşıyordu. Çatışma haberini alır almaz cipe atlayıp yolcu salonuna ulaştı. İngilizcesi çok iyi olduğu için Amerikalı gangsteri ikna edebileceğini düşünüyordu.5

Salonun dışında hem sivillerden oluşan bir kalabalık hem de yüzlerce polis birikmiş ve yol araç trafiğine kapatılmıştı. Jandarmadan temin edilen otomatik tüfekler uygun yerlere yerleştirildi, içeri girecek polislere çelik yelek ve göz yaşartıcı bomba dağıtıldı. Yağmur yağıyor, hava kararıyordu.

Emniyet Amiri Kemal Eröge olay yerine gelir gelmez yolcu salonuna girdi, ardından Liman Lokantası’nın mutfak tarafından çılgın gibi ateş etmeye devam eden Gary’ye seslendi. Ancak o da zanlının silahından çıkan bir kurşunun kasığına isabet etmesiyle yere yığıldı. Yanındakilerin yardımıyla ayağa kalkıp yürüyerek salonun dışına çıktı ve bir polis aracıyla Taksim İlkyardım Hastanesi’ne kaldırıldı.6

Eröge hastaneye giderken, ABD Başkonsolosluğu’na sığınan Patricia Ann Seeds, Başkonsolos ve dört Amerikalı görevli tarafından yeniden olay yerine getirilip polise teslim edildi. Amerikalılardan ikisi Narkotik Şube’nin kuruluşuna yardımcı olmak için İstanbul’da bulunan FBI ajanlarıydı ve otomatik silahlarıyla gelmişlerdi. Hemen içeri girip Gary ile konuşmaya başladılarsa da ikna edemediler.

Polisler Gary’nin mermilerinin bir süre sonra biteceğini ve teslim olmak zorunda kalacağını düşünüyordu ama cephanesi bitecek gibi değildi. Hava tamamen kararınca yolcu salonu teknelere yüklenen projektörlerle denizden aydınlatıldı. Durumun aleyhine dönmek üzere olduğunu gören Amerikalı gangster de terasa çıktı ve burada bulduğu kâğıtları tutuşturup yolcu salonunun kulesini ateşe verdi. Kulenin yanmaya başladığını görünce terasa merdiven dayamaya çalışan itfaiye ekiplerine de ateş eden Gary yeniden içeri girerken kulede başlayan yangın aşağıdan su sıkılarak büyümeden söndürüldü.7

Merdivenlerden koşarak aşağı indiği sırada silahlarından birini düşüren Gary’nin Liman Lokantası tuvaletlerinin olduğu bölüme girmesi ise sonunu getirecekti. Sıkıştırılınca bir tuvaletin camını kırıp binanın aydınlığına çıktı ama arkasından koşan Asayiş Şube Müdürü Saip Gözet otomatik silahındaki bütün mermileri ateşlemiş, Gary’nin vücuduna 23 kurşun isabet etmişti.8 Yaklaşık üç buçuk saat süren çatışma sona erdiğinde saatler 18.50’yi gösteriyordu.

"CAMGÖZ GARY DÖRT OCAK YIKTI", HÜRRİYET, 30 ARALIK 1968

Kasığından vurulup ambulansa kadar yürüyerek giden Emniyet Amiri Kemal Eröge de ameliyata alınmış ama çok kan kaybettiği için kurtarılamamıştı. Böylece Gary’nin öldürdüğü kişi sayısı dörde çıktı. İkisi ağır altı da yaralı vardı. Olayı okuyucularına aktaran gazeteler sağ gözü takma olan Gary’den “Camgöz Gary” diye söz ediyordu.

O yıllarda İstanbul meşhur “hippi rotası” üzerindeydi ve Batılı hippilerin mesken tuttuğu Sultanahmet de dünya çapında bir uyuşturucu merkezi durumundaydı. Kamuoyu hippilerin uyuşturucu suçlarına alıştığı, saçı biraz uzun olan tüm yabancı erkeklere de hippi muamelesi yapıldığı için gazetelerde Garry ve Patricia’nın Türkiye’ye esrar almaya gelen hippiler olduğu yazıyordu.

Akıl almaz ihmaller zinciri

Gazetelerin üzerinde durduğu asıl şey, İstanbul’u tanımayan silahlı bir yabancının yüzlerce polise karşı saatlerce çatışabilmesiydi. Ortada inanılması güç bir ihmaller zinciri vardı. Her şeyden önce polisler gözaltı sırasında üst araması yapmamış, çiftin otomobilini de aramamıştı. Üstelik polislere kendilerini tanıttıkları anda rüşvet teklif eden Gary’nin sütten çıkmış ak kaşık olmadığı en baştan belliydi. Üst araması yapsalar üzerindeki silahları, arabayı arasalar yüzlerce mermiyle iki kilo uyuşturucuyu bulacaklar ve bu facia yaşanmayacaktı. İkinci büyük ihmal zanlıları polis aracına bindirmek yerine kendi arabalarıyla gelmelerinin tercih edilmesi ve yanlarına polis memuru verilmemesiydi. Arabayı kullanan Gary bir yandan polis aracını takip ediyor, bir yandan da tüm ceplerini mermiyle dolduruyordu. Patricia’dan da arka koltukta battaniyeye sarılı duran iki paket baz morfini kazağının altına saklamasını istedi. Yolda kaçabileceklerini düşünmüştü ama fırsat bulamayacaklardı. Karaköy’e yaklaştıkları sırada Gary, torpido gözündeki torbadan iki şeker alıp ağzına attı. Amerika’dan beri yanlarında taşıdıkları şekerler, halüsinojen uyuşturucu LSD’ye batırılmıştı.9

Bireysel ihmallerin yanı sıra kurumsal tedbirsizlik de söz konusuydu. Binanın terasının kapalı bölümü Kaçakçılık Bürosu’nun deposu olarak kullanılıyordu ve tek güvenlik önlemi de kapıdaki basit bir kilitti. Çatışma günü depoda kaçakçılardan ele geçirilen 11 ton mermi ve dinamit vardı. Gary terasa çıktığında kapıyı zorlayarak içeri girse ya da kulede çıkardığı yangın büyüyüp depoya sıçrasa belki de Türkiye tarihinin en büyük facialarından biri yaşanacaktı.10

"ARDINDAN TEK DAMLA GÖZYAŞI DÖKÜLMEYEN CENAZE TÖRENİ”, HÜRRİYET, 3 OCAK 1969

Camgöz Gary’nin Porto Riko’dan ABD’ye uyuşturucu kaçırdığı gerekçesiyle INTERPOL tarafından arandığı ortaya çıkmıştı. Beş gün boyunca sorgulanan ve bir ara yorgunluktan bayılan Patricia ise polislere tüm hikâyesini anlattı. Genç kadın Kaliforniya’nın San Jose kentinde üniversite öğrencisiydi ve sevgilisiyle birkaç ay önce burada tanışmıştı. Eşinden boşanan iki çocuk babası Gary’nin suç geçmişini bildiğini ama “ne kadar korkunç biri olduğunu Türkiye’de fark ettiğini” iddia ediyordu. Gary İtalya’ya tatile gitmeyi önerince okuluna bir dönem ara vermişti.

Patricia, İtalya’da iki ay kalıp kiraladıkları bir otomobille Türkiye’ye doğru yola çıktıklarını, bir hafta önce de Kapıkule’den giriş yaptıklarını anlattı. Önce Adana’ya gitmişler ve Patricia otelde beklerken Gary İskenderun’dan iki kilo baz morfin alıp dönmüştü. Çiftin sonraki durağı İstanbul’du. Üç gün boyunca uyuşturucuyu saklamak için arabalarına zula yaptıracak birileriyle görüşmüşler, dördüncü gün ihbar üzerine yakalanmışlardı. İddialara göre görüştükleri ilk kişinin fazla para istemesi üzerine Gary başka bir ekiple pazarlık yapmaya başlamış, ilk görüştüğü kişi de buna sinirlenip çifti polise ihbar etmişti.

"Ardından tek damla gözyaşı dökülmeyen cenaze"

Yeni yılı kutlamaya hazırlanan Türkiye’yi yasa boğan olayda ölen dört kişi için Aksaray Valide Sultan Camii’nde yapılan törene on binlerce kişi katıldı.

Camgöz Gary ise ailesi cenazenin Amerika’ya gönderilmesini istemediği için Feriköy’deki Protestan Mezarlığı’na defnedildi. Cenazede biri mezarlık işçisi diğeri Amerikalı konsolosluk görevlisi olmak üzere iki kişi vardı. Hürriyet gazetesi haberi "Ardından tek damla gözyaşı dökülmeyen cenaze töreni" diye duyururken, mezarı kazan Murat adlı işçinin "Yıllardır mezar kazarım, bazı cenaze sahipleri üç beş kuruş verir. Bu işte ise tek kuruş alamadım" diye yakındığını yazıyordu.11

Polisler yılbaşı günü Camgöz Gary’nin İstanbul’da görüştüğü sekiz kişiyi Patricia’nın ifadeleri sonucu yakalamıştı. Bunlardan dördü ve Patricia mahkeme tarafından tutuklanıp cezaevine gönderildi.12

Tutuklanan Kemal-Hikmet Uzunoğlu kardeşler ve Fevzi Fidanol Sirkeci’de komisyonculuk yaptıklarını söylüyor, Gary ile görüştüklerini reddediyordu. Yine Sirkeci’de bir otobüs yazıhanesi işlettiğini ve İngilizce tercüman olduğunu söyleyen Atalay Saral ise ücreti karşılığı Gary’ye tercümanlık yaptığını, tanık olduğu konuşmalarda ise uyuşturucu lafının geçmediğini anlatmıştı.13

Tutuklu sanıklarından Saral bir hafta sonra, diğer üç kişi ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Davanın sonunda, 15 yıl hapsi istenen Patricia Ann Seeds’e yalnızca uyuşturucu kullanmaktan iki buçuk yıl hapis cezası verildi. Alabileceği en hafif cezayı alan genç kadın gülümseyip mahkeme heyetine teşekkür ederken diğer dört sanık beraat etmişti.14

"CANİ RÜŞVET TEKLİF ETMİŞ”, AKŞAM, 30 ARALIK 1968

Bir süre sonra unutulmaya başlanan olay hafızalara hippilerin karıştığı bir suç olarak kazındı, gazeteler hippiler ve uyuşturucu meselesini uzun uzun tartıştı. Ancak yaşananlarda bir tuhaflık vardı. Her şeyden önce hippilerin şiddet suçu işlemesi pek rastlanan bir durum değildi. Ayrıca hippiler Türkiye’den yüklü miktarda esrar alıyordu ama Camgöz Gary baz morfin almak için gelmişti.

Eroin yapımında kullanılan baz morfinin merkezi o yıllarda Türkiye’ydi. Hem Türk afyonundan üretilen hem de Afganistan ve İran’da üretilip Türkiye’ye giren baz morfinin alıcıları büyük eroin üreticileriydi. Avrupa ülkelerinde Türkiye’deki fiyatının 30-40 katına satılabilen baz morfin, esrarın aksine büyük organizasyonların işiydi ve bu uyuşturucu maddenin Sultanahmet’te hippi müşteri arayan esrar satıcılarından temin edilmesi mümkün değildi. Ancak Camgöz Gary’nin hippiler gibi esrar değil baz morfin almasının üzerinde durulmadı. Kamuoyu Camgöz Gary’nin taşıdığı uyuşturucudan çok dört kişiyi öldürmesine yoğunlaştığı için baz morfin ayrıntısı satır aralarına sıkıştı.

Camgöz Gary’nin sıradan bir uyuşturucu kaçakçısı ve hippi değil önemli bir mafya mensubu olduğu, olaydan tam 15 sene sonra, 1984’ün Ocak ayında İtalya’nın Trento kentinde görülen mafya davasında ortaya çıktı. Trento Sorgu Yargıcı Carlo Palermo, 1981’de İtalyan mafyasıyla bağlantılı uluslararası silah ve uyuşturucu kaçakçılarını da kapsayan büyük bir soruşturma başlatmış, yüzlerce kişinin yargılandığı bir dava açmıştı. Davanın üçüncü yılına girildiği 10 Ocak 1984’teki duruşmada bir İtalyan mafyası üyesinin tuttuğu günlük ortaya çıktı. Günlükte yazılanlara göre Camgöz Gary, Amerika’daki en büyük İtalyan mafya grubu olan Gambino ailesinin tetikçisiydi. 1968 yılında FBI Gambinolara karşı operasyon başlatınca ailenin üçüncü kademe yöneticilerinden Pasquale Ruffino, dengesiz hareketleri ve uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle başlarını derde sokacağını düşündüğü Gary’yi bir süreliğine İtalya’ya göndermiş; Ancak Garry burada da rahat durmadığı için İtalya’daki Gambinolar da başlarından savmak istedikleri tetikçiyi Türkiye’ye uyuşturucu almaya yollamışlardı. İtalyan mafyasının Türkiye bağlantılarıyla ilişki kurulmuş, Gary’nin Suriye’den gelen İran üretimi baz morfini İskenderun’da alması için gerekli randevular ayarlanmıştı.15

"ÖLDÜRÜLEN AMERİKALI GANGSTER EVLİ VE İKİ ÇOCUK BABASIYMIŞ...”, GÜNAYDIN, 30 ARALIK 1968

Peki Gambino mafyasının Camgöz Gary ile görüşen Türkiye bağlantıları kimlerdi? Bu sorunun yanıtını öğrenmek için olayın ardından Patricia’yla birlikte tutuklanan Uzunoğlu kardeşler ve Atalay Saral’a bakmak gerekiyordu. Kemal ve Hikmet Uzunoğlu’nun büyük bir uyuşturucu şebekesinin üyesi oldukları, 1984’te İstanbul’da 180 kilo eroinle yakalandıklarında anlaşıldı.16

Olayın asıl önemli ismi ise Atalay Saral’dı. Camgöz Gary ile görüştüğü gerekçesiyle yakalandığında üzerinde ruhsatsız silah bulunmasına rağmen bir hafta bile tutuklu kalmadan serbest bırakılmıştı Saral. Bunun sebebi polis muhbiri olmasıydı. Bir yandan polise bilgi verirken bir yandan kendisi de uyuşturucu işi yapıyordu. Camgöz Gary’nin arabasına zula yaptırmak için görüştüğü ilk kişi de Saral’dı. Amerikalının başka birinden de fiyat aldığını öğrenince çok sinirlenmiş ve polise ihbarda bulunup Gary ile Patricia’yı yakalatmıştı.17

1970’lerin başında Almanya’ya yerleşen Atalay Saral, dünyanın en büyük kaçakçılarından Bekir Çelenk ve Henry Arslanyan’la da yakın ilişki içindeydi. Saral, saat kaçakçılığıyla başlayıp otomobil yedek parçası, elektronik eşya ve uyuşturucu kaçakçılığına da adım atan ama asıl ününü silah kaçakçılığıyla yapan Bekir Çelenk’le 1960’lı yıllarda Sirkeci’de tanışmıştı. Çelenk’in, Almanya’da kurduğu ithalat- ihracat şirketinin ortağı da Atalay Saral’dı.18

Çelenk ve Saral, Suriye vatandaşı Henry Arslanyan’la da iş yapıyordu. İç savaşa kadar Ortadoğu’da kaçakçılığın merkezi olan Lübnan ile bağlantılı tüm kaçakçılık organizasyonlarını yöneten Arslanyan 1961’de İtalya’ya yerleşti ve dünya çapında bir uyuşturucu kaçakçısına dönüştü. Kara para aklama konularında o kadar maharetliydi ki “narco-dolar” tabiri ilk kez Arslanyan’ın bu faaliyetleri nedeniyle kullanılmıştı. Dünya Anti-Komünistler Birliği’nin kurucularından olan Arslanyan birçok ülkedeki aşırı sağcı gruplarla da bağlantılıydı.19

Gazeteci Uğur Mumcu’nun yazdıklarına göre Çelenk, Arslanyan ve Saral, Amerika’da büyük uyuşturucu suçlarıyla mücadele için 1973’te kurulan DEA ve CIA için muhbirlik yapıyor ve verdikleri bilgiler karşılığında yasadışı faaliyetlerine göz yumuluyordu.20

Çelenk, Arslanyan ve Saral üçlüsünün adı hem Trento’daki mafya davasında hem de 1981’de Papa II. Jean Paul’e yönelik suikast girişimi davasında sık sık gündeme geldi. Arslanyan 1983’te Trento davası nedeniyle tutuklandı, Bulgaristan’a yerleşen Bekir Çelenk için de uluslararası arama kararı çıkarıldı. Çelenk 1984’te Bulgar makamları tarafından İtalya’ya değil, başka bir davada yargılandığı Türkiye’ye iade edilecek ve tutuklanacaktı. İki ismin sonu da aynı oldu. Arslanyan’ın 1984 yılının Eylül ayında, Çelenk’in ise Ekim 1985’te cezaevinde öldüğü duyuruldu. Her iki olay da şüpheliydi ama ölüm sebebi kayıtlara ani kalp krizi olarak geçti ve dosyaları rafa kaldırıldı.

Trento davası iddianamesinde “karanlık bir istihbarat elemanı” olarak söz edilen Atalay Saral’ın Almanya Federal Haber Alma Servisi BND’ye Almanya’daki Türklerle ilgili bilgi verdiği, 1970’lerin sonundan itibaren Amerikalılar için de çalışmaya başladığı yazıyordu. Papa davasında ise Saral’ın suikastı gerçekleştirecek tetikçi bulmak için çeşitli görüşmeler yaptığı iddiası vardı. Ancak her iki davada da hakkında tutuklama kararı olmasına rağmen Saral bir türlü yakalanamadı. Arslanyan’ın tutuklandığını duyduğu gün sıranın kendisine de geleceğini anlamış ve Münih’teki ofisinden hızla ayrılıp sırra kadem basmıştı. O günden sonra da adını duyan olmadı.21

DİPNOTLAR

1 “Teksaslı Kaçakçı 4 Kişiyi Öldürdü 5 Kişiyi Yaraladı”, Akşam, 29 Aralık 1968.

2 “Amerikalı Cani Mali Poliste Dövülmüş”, Akşam, 1 Ocak 1969.

3 “Amerikalı Kaçakçı Ölüm Saçtı”, Milliyet, 29 Aralık 1968.

4 “Teksaslı Kaçakçı 4 Kişiyi Öldürdü 5 Kişiyi Yaraladı”, Akşam, 29 Aralık 1968.

5 “Kemal Eröge ‘İş Büyüyor Ben De Gideyim’ Demişti”, Hürriyet, 30 Aralık 1968.

6 “Camgöz Gary Dört Ocak Yıktı”, Hürriyet, 30 Aralık 1968.

7 “Teksaslı Kaçakçı 4 Kişiyi Öldürdü 5 Kişiyi Yaraladı”, Akşam, 29 Aralık 1968.

8 Gazeteler çatışmanın ertesi günü Gary Bouldin’in vücudundan 62 mermi çıktığını yazdı ama Adli Tıp raporunda 23 mermi girişi tespit edilmişti.

9 “Tecrübesizlik, Tedbirsizlik ve İhmalin Hazin Tablosu”, Akşam, 31 Aralık 1968.

10 “Cani Rüşvet Teklif Etmiş”, Akşam, 30 Aralık 1968.

11 “Ardından Tek Damla Gözyaşı Dökülmeyen Cenaze Töreni”, Hürriyet, 3 Ocak 1969.

12 “Camgöz Gangster Gary’nin Sevgilisi Dâhil 9 Kişi Adliyeye Sevkedildi”, Hürriyet, 3 Ocak 1969.

13 “Esrar Kaçakçılığı Şebekesine Mensup 4 Kişi İle Patricia Tutuklandı”, Cumhuriyet, 4 Ocak 1969.

14 “Gangsterin Sevgilisi Patricia 2.5 Yıla Mahkûm Oldu”, Milliyet, 14 Eylül 1969.

15 Ünal İnanç, “15 Yıl Önceki Galata Katliamının Esrarını Bir Günlük Çözdü”, Milliyet, 12 Ocak 1984.

16 “Beyaz Zehir Tacirlerine Darbe”, Bulvar, 16 Nisan 1984.

17 “Yeraltı Dünyası Panik İçinde”, Cumhuriyet, 11 Aralık 1982.

18 Örsan Öymen, “Çelenk Almanya’da Şirket Kurdu”, Milliyet, 15 Ekim 1982.

19 Uğur Mumcu, Papa-Mafya-Ağca, um- ag Yayınları, Ankara, 2011, s. 274-278.

20 Uğur Mumcu, age., s. 114.

21 Valeska von Roques, Papa’ya Komplo, Yordam Kitap, İstanbul, 2007, s.165.

İstanbul
Karaköy
Galata Yolcu Salonu
Gary Bouldin
Camgöz Gary
Tarih
Popüler Tarih
Murat Toklucu
Sayı 012

BENZER

Sayısı 7 bin civarında tahmin edilen Yeşilçam filmlerinin yüzde 80’inde İstanbul rol almış. Eylül ayında yayımlanacak olan Türk Sinemasında İstanbul (İBB Yayınları) kitabı, koordinatörü Tunca Arslan’a göre, gerek kapsadığı konular gerek görsel zenginliğiyle "İstanbulluların ve İstanbul-sinema ilişkisini merak eden herkesin ilgisini çekecek."
Tamamen güvende olmanın sadece tek başınayken mümkün olduğu günlerden geçiyoruz. Pandemi, duygusal olgunluğumuza bakmaksızın bizi kendimizle baş başa bırakıyor. Oysa “tek başınalık” ile “yalnızlık” aynı şey değil. Hepimiz her zaman tek başınayız aslında; esas mesele dara düştüğümüzde yönelebileceğimiz insanlar, kurumlar olup olmadığı. Bunlar yoksa, işte o zaman yalnızız. Psikoterapist ve psikiyatrist Agâh Aydın, küresel salgın sürecinin bir yalnızlaşma müsebbibi olmadığını, buna karşılık pek çok insana “yalnız olduğunu fark ettirdiğini” söylüyor ve anlatıyor: “Tanık yoksa hikâye, hikâye yoksa insan yok. Sosyal medya, kentlerde yapayalnız kalmış insanların iyileşme girişimidir.”
Bir "yakından tanıma" ve analiz yöntemi olarak pek çok mecrada kullanılan meşhur Proust anketini eğdik, büktük, içine İstanbul’u kattık ve konuğumuz Fenerbahçe Spor Kulübü’nün millî voleybolcusu Naz Aydemir Akyol’un önüne attık. "İSTanket" her sayıda farklı alanlardan isimleri tetkike devam edecek.