150 yıldır İstanbul'u taşıyor

Fotoğraf
Cengiz Özkarabekir Arşivi, İETT Arşivi, İBB Atatürk Kitaplığı Arşivi, İBB Kültür AŞ Arşivi, İBB Faik Şenol-Hilmi Şahenk Arşivi
23 Ağustos 2021 - 15:21

Edebiyatımızın değerli ismi Ahmet Hamdi Tanpınar bir gazete yazısında İstanbul’u “büyük mimari eserlerin olduğu kadar küçük köşelerin, sürpriz peyzajların da şehri” olarak tanımlar. Ona göre büyük eserler İstanbul’a uzaktan görünen suretini bağışlarken küçük sürprizler şehri çizgi çizgi işleyerek portrenin içini dolduran ve hayat izleriyle tamamlayan eserlerdir. Tanpınar’ın sözünü ettiği sürprizlere sokak aralarında, şehrin kuytu köşelerinde rastlamak hâlâ mümkün. Bunun için yapmanız gereken şey ise şehre karışmak... Bu sene 150. yaşını dolduran İETT’nin görevi de tam olarak bu: En ücra köşeden en merkeze kent içi ulaşımı sağlayarak İstanbullunun yaşamını kolaylaştırmak. Dahası mı? İstanbul’u yaşamamızı, bu güzel şehri keşfetmemizi sağlamak.

İstanbul’un en köklü kurumlarından biri olan İETT’nin tarihinde Sultan Abdülaziz döneminin özel bir önemi var. Sultan Abdülaziz Tanzimat’ın modernleşme hareketlerini yürekten benimseyen ve modern dünyaya ayak uydurma noktasında seleflerinin aksine çağının ötesinde işlere imza atan bir padişahtır. Onun saltanatı altında geçen dönem ve özellikle 1870-1871 yılları Avrupai reformlar anlamında kanımca çok kritik bir dönemdir ki bir belgeselci ve sinema yönetmeni olarak keşke bu yılların belgeselini ya da filmlerini daha fazla yapabilsek diye hayıflanırım...

İETT’nin kuruluşuna zemin hazırlayan olaylar dizisi de işte Sultan Abdülaziz’in hüküm sürdüğü bu yıllarda arka arkaya gelir. 1869 yılının Ağustos ayında “Dersaadet Tramvay Şirketi” kurulur. Dünyanın en büyük şehirlerinden ve 1870 yılındaki nüfusu 1 milyona yaklaşan İstanbul’da sadece özel izinle çalışan faytonlarla ulaşım sağlanmakta; denizde buharlı vapur sistemine geçilmiş olsa da karada insanların ulaşımını kolaylaştıracak doğru dürüst bir sistem bulunmamaktadır. Konstantin Karapano’nun sunduğu “Atlı Tramvay” projesinin onaylanmasının ardından 31 Temmuz 1871 tarihinde Tophane Meydanı’nda görkemli bir açılış merasimiyle atlı tramvaylar çalışmaya başlayacaktır. İşte İETT’nin kuruluşu da bu açılışa bağlanır. Çünkü o yıllarda atlı tramvayları çalıştıran Dersaadet Tramvay Şirketi’ni kontrol etme yetkisi bugün belediyenin karşılığı olan Şehremaneti’ne verilmiştir. Böylelikle İstanbul halkına ilk defa ulaşımla ilgili bir belediye hizmeti sunulmuş olur. İlk sefer Azapkapı-Beşiktaş hattında yapılır ve kısa süre içinde hat sayısı artmaya başlar. Ucuz olması sebebiyle atlı tramvay yolculuğuna ilgi büyüktür. Öyle ki oturacak yer kalmadığı için bir müddet sonra çift katlı tramvaylar hizmete başlar.

Bir zamanlar Taksim-Sarıyer hattında çalışan İETT otobüsü

İki büyük teknoloji aynı anda İstanbul'da

1870 yılında Sultan Abdülaziz kendi çocuklarıyla birlikte birçok çocuğa da sünnet şöleni tertip eder. O günün şartlarına göre oldukça zengin bir ziyafet verilir ve eğlence akşam geç saatlere kadar sürer. O şölende yabancı bir mühendis ilk defa elektrikli bir ark lambası kullanarak karanlığı aydınlatır. Dönemin yazılı kaynaklarına göre geceyi âdeta gündüze çeviren bu buluş, görenleri şaşkınlığa uğratır. İşte bu, İstanbul’un elektrikle tanıştığı tarihtir. Bundan sadece bir yıl önce, yani 1869 yılında Eugéne-Henri Gavand isminde İstanbul sevdalısı Fransız bir mühendis koltuğunun altına sıkıştırdığı harita ve çizimlerle Osmanlı’ya başvurarak imtiyaz alır. Amacı Galata ile Beyoğlu arasında bir tünel yapmaktır. İlk kazma da bundan iki yıl sonra 1871’de vurulur. Bazı sebeplerden dolayı tünel inşaatının bitmesi beş yılı bulur. Bu işe her şeyini veren hatta İngiltere’den mali kaynak bulan Eugéne-Henri Gavand 17 Ocak 1875 tarihindeki açılışta yoktur. Çünkü parayı koyan şirket bir şekilde Fransız mühendisi tasfiye etmiştir. Bugün ismi pek bilinmese de Mösyö Gavand, dünyanın ikinci metrosunu İstanbul’a kazandıran kişidir. İstanbul’un hakkı yenmiş önemli bir kahramanıdır Mösyö Gavand...

Sultan Abdülaziz

"Memleketime tren yolu yapılsın da isterse kalbimden geçsin"

Yukarıda anlatılanlar, İETT’nin doğuşuna zemin hazırlayan olaylar silsilesidir. Bunların dışında özellikle 1870-1871 yıllarını parlatacak ve modern hayatı kolaylaştıracak diğer gelişmeler de çok önemlidir. Zira hepsi bütünün birer parçası, birbirini besleyen tarihî gelişmelerdir. Bu gelişmelerden birinin de banliyö tren seferleri olduğu söylenebilir. 5 Ocak 1871 tarihinde Yedikule-Küçükçekmece arasında başlayan yolcu taşımacılığında hattın Sirkeci’ye kadar uzatılması gerekmekte; ancak bazı kesimler trenin sarayın bahçesine dahil olan Sarayburnu bölgesinden geçmesine karşı çıkmaktadır. Sultan Abdülaziz
ise tarihe geçecek o veciz sözü söyleyecek kadar kararlıdır: “Memleketime tren yolu yapılsın da isterse kalbimden geçsin, razıyım...” Sultan Abdülaziz’in kararlı tavrı neticesinde tren yolu ile tramvay yolu kavuşmuş olur. Artık uzun mesafeleri katetmek çok daha kolay hale gelmiştir. Uzun yıllardır yapılan deniz yolu ulaşımında da aynı tarihlerde önemli bir gelişme daha yaşanır. Çizimleri İstanbul’da yapılan ve İngiltere tersanelerinde inşa edilen 450 beygir gücündeki yandan çarklı arabalı vapuru Suhulet memlekete getirilerek Boğaz sularında çalışmaya başlar. “Kolaylık” anlamına gelen Suhulet dünyada bilinen ilk arabalı vapur olma özelliği taşımaktadır.

İstanbul'da 1914 yılının başlarında elektrikli tramvaylar devreye girdi

İlk elektrikli tramvaylar

Elektrikli tramvaylar İstanbul sokaklarında dolaşmaya başlamadan önce elektrik alet ve edevatı ülkeye gelmiş; 20. yüzyılın başlarında bazı iş yerleri, yabancı okullar, konsolosluklar kendilerine tanınan haklarla dinamo ve jeneratörle elektrikli araçları kullanmaya başlamıştır. Birçok yerde elektrikli aydınlatmalar vardır. Sultan Abdülhamit Batı’da ve Amerika’da yaygın olarak kullanılmasına rağmen bazı sebeplerle elektriğin memlekete girmesini geciktirmek istese de gittikçe büyüyen şehirde elektrik kullanımı artık elzem hale gelmiştir. Önce Kabataş’a yapılan geçici santral ve ardından Silahtarağa Santrali’nin tamamlanmasıyla 1914 yılının başlarında elektrikli tramvaylar da devreye girer. Birinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan ekonomik ve siyasi krizlerin ülkeyi sürüklediği buhrana rağmen Silahtarağa Elektrik Santrali işgal altındaki başkente elektrik vermeye, elektrikli tramvaylar da çalışmaya devam eder.

Kent için ulaşımda millî dönem

“Ya İstiklâl Ya Ölüm” parolasıyla yola çıkan Mustafa Kemal, Millî Mücadele’de arkadaşlarıyla birlikte kazandığı büyük zaferin ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde hayatın her alanında yapılan devrimler arasında ulaşımda millîleşme hamlesini bir müddet geciktirir. Zira ulaşım, elektrik gibi ana konularda hem yeterli sermaye hem de yetişmiş insan kaynağı yoktur. Bu sebeple 1920’li ve hatta 1930’lu yıllarda yabancı imtiyaz şirketleriyle çalışmaya devam edilir. 1927-1928 yıllarında Fransa’dan satın alınan dört otobüs İstanbul sokaklarında yolcu taşımaktadır. Fakat İstanbul’un günden güne artan nüfusu karşısında mevcut ulaşım imkânları artık yeterli değildir. İstanbul Belediyesi 1931 yılında hükümete başvurarak kent içinde tramvay şirketiyle özel araç sahiplerinin gerçekleştirdiği otobüs işletmeciliğinin “tek elde” toplanması gerektiğini belirterek kendisine imtiyaz verilmesini hükümetten talep eder. Nihayet 1939 yılına gelindiğinde, 3645 sayılı yasayla İstanbul Tramvay ve Tünel İşletmesi satın alınarak millîleştirilir. İşte bu çok önemli bir adımdır. Böylece İETT İşletmeleri Genel Müdürlüğü kurularak elektrik, tünel, tramvay hizmetleri tek bir çatı altında birleştirilir. Artık kent içi ulaşım hizmetleri kamuya geçmiştir.

Nice 150 yıllara...

İETT faaliyetlerinde yeni bir dönem: Havagazı işletmeciliği

Bazılarımız bilmeyebilir fakat bu topraklarda çok uzun yıllar ısınma ve aydınlatma için havagazı kullanıldı. 1990’lı yılların başına kadar kullanılan havagazı, kömürden imal edilen bir gaz yakıttı ve “gazhane” denilen merkezlerde depolanırdı. Havagazı fabrikalarının 1945 yılında İETT’ye devredilmesiyle birlikte kurumun etkinlik alanı arttı. Yine bu tarihlerde ulaşımda çığır açan fosil yakıtlı, fiyakalı otobüsler İETT bünyesine kazandırılacak ve her geçen yıl daha fazla otobüs satın alınarak İstanbul’un birçok köşesinde ulaşım hizmetine sokulacaktı. 1961 Ağustos’unda tramvayların kaldırılması ve akabinde elektrikli troleybüslerin gelmesiyle yeni bir dönem başladı. 

İETT’nin son altmış yılına ise teknoloji yatırımları ve kurumsallaşma hamleleri damgasını vurdu. Peki, bu çınarın emektarları arasında kimler vardı? 150 yıllık serüvene emek veren isimsiz kahramanların yanı sıra Yaşar Kemal, Peride Celal, Hıfzı Topuz, Tuncel Kurtiz, Memduh Ün, Rasih Nuri İleri gibi kültür sanat dünyamızdan nice isim, çalışma hayatlarının bir bölümünü yahut tamamını İETT masalarında geçirmişti... Neticede İETT’nin çok büyük hizmetleri oldu İstanbul’a. Sadece İstanbul’a mı? Hayır, tüm Türkiye’ye. Zira İstanbul’a yolu düşen herkesin yolu olmuştur İETT...

Kimi zaman öğrenciliğimizde cebimizde kalan son otobüs biletiydi İETT. Ama bilirdik ki bizi evimize güvenle mutlaka götürür. Elektrikti, tramvaydı, tüneldi İETT... Romanlarda, şiirlerde, kitaplarda, Yeşilçam filmlerinde hep karşımızdaydı. İETT bizim çocuğumuz, çocukluğumuz, atamız, dedemiz... 150. yılın kutlu olsun... Daha nice 150 yıllara...

İstanbul’un kent içi ulaşımından satır başları

1869

Dersaadet Tramvay Şirketi’nin kurulmasıyla hikâye başladı.

1871

İlk atlı tramvaylar hizmete girdi. İETT’nin kuruluş yılı olarak kabul edilir.

1875

Londra’dan sonra dünyanın en eski ikinci metrosu olan Tünel işletmeye alındı.

1914

Elektrikli tramvay işletmeciliğine geçildi.

Yüksek Kaldırım-Kurtuluş atlı tramvayı, 1910'lu yıllar

1926

İlk otobüsler satın alındı, Kadıköy İskelesi’yle Moda arasında özel otobüsler çalışmaya başladı.

1939

Bir süre muhtelif şirketlerce işletilen Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmesi millîleştirildi. Kurum, 3645 sayılı yasayla İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel (İETT) İşletmeleri Umum Müdürlüğü adını aldı.

1945

Havagazı fabrikaları ve dağıtım sistemleri İETT’ye devredildi. Bu hizmet 1993 yılında sonlandırıldı.

1957

İşe alınan otobüs şoförlerine motor ve trafik derslerinin yanında “psikoteknik” eğitimi de verilmeye başlandı.

1959

İETT otobüslerinde kadın biletçi uygulamasına geçildi

1961

Troleybüs hizmete girdi.

1968

Tamamen yerli üretim olan ilk Türk troleybüsü Tosun seferlerine başladı.

1979

Macaristan’dan alınan 30 adet ilk körüklü otobüsler hizmete girdi.

1980 

Mavi Kart uygulamasına geçildi.

1982

Elektrik dağıtımı TEK’e devredildi.

1985

Özel Halk Otobüsleri’nin (ÖHO) yönetim, yürütüm ve denetimi İETT’ye devredildi.

1991

Nostaljik tramvay Taksim-Tünel hattında sefere başladı.

1993

İlk çift katlı otobüsler alındı. Aynı yıl doğalgazlı otobüsler de hizmete girdi.

1994

Türkiye’de bir ilk olan mobil reklam uygulamasına geçildi. Hizmet, modern duraklar, tutamak ve turnike reklamlarıyla geliştirildi.

1995

İstanbullular elektronik bilet Akbil’le tanıştı. 

Çiçeklerle süslenmiş tramvaylar 1961'de İstanbul'a veda etti

1998

Çevre ve insan dostu yeşil otobüsler hizmete girdi.

2003

Moda Tramvayı hizmete girdi. 2003 yılından itibaren pek çok hizmet internet aracılığıyla (Beyaz Masa, hat sorgulama, İstanbulkart işlemleri, kayıp eşya sorgulaması vb.) elektronik ortama taşındı.

2004

Otobüslerde sigortalı yolculuk dönemi başladı.

2005

Ekspres otobüsler hizmete girdi.

2006

Avrupa standartlı Euro III çevreci motora sahip klimalı ve alçak tabanlı otobüsler hizmete girdi. Aynı yıl hayata geçirilen tek bilet Akbil uygulamasıyla toplu taşımacılıkta entegrasyona geçildi.

2007

Yeni çift katlı kırmızı otobüsler hizmete girdi. Aynı yılın eylül ayında İstanbulluların hayatına giren metrobüs, şehrin gündemini değiştirdi.

2008

Eylül ayında Zincirlikuyu’ya uzatılan metrobüsün Söğütlüçeşme ayağı 2009 Mart ayında tamamlanarak İstanbul’un iki yakası en kısa yoldan birbirine bağlandı. Aynı yıl ilk hibrid motorlu otobüsler hizmete girdi.

2009

Mart ayında yapımını İETT’nin üstlendiği Edirnekapı-Topkapı raylı sistem hattı hizmete alındı. Aynı yıl geliştirilen mobil İETT sayesinde hat ve güzergâh bilgileri cebe girdi.

150 yıldır İstanbul'u taşıyor

2010

İstanbul’da güvenli yolculuk projesi kapsamında İETT şoförlerinin üniversite ortamında eğitimine başlandı.

2013

İETT filosuna 1705 yeni ve konforlu otobüs katıldı.

2014

965 yeni şoför göreve başladı. Eğitim çalışmalarını yürütmek amacıyla İETT Akademi oluşturuldu.

2015

Akbil yerini İstanbulkart’a bıraktı.

2016

İETT, Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı (EFQM) tarafından verilen ödüllerde “Müşteriye Değer Katma” kategorisinde 2016 EFQM Mükemmellik Başarı Ödülü ve iş dünyasının en saygın ödüllerinden biri olan Stevie International Business Awards-2016’da insan kaynakları alanında bronz ödülün sahibi oldu.

2017

İETT futbol takımı İngiltere’nin Everton kentinde yapılan Dünya Kurumsal Kupa Oyunları’nda (2017 World Corporate Cup Games) 4. kez dünya şampiyonu oldu.

2018

Tamamı yerli üretim olan 375 adet otobüs İETT filosuna katıldı.

2019

Metrobüs hattında kadın güvenlik görevlileri işbaşı yaptı.

2020

Kadın şoförler göreve başladı. Adalar’da faytonlar kaldırılarak yerine çevre dostu elektrikli araçlar hizmete alındı. İstanbul’da toplu ulaşım hizmeti veren tüm otobüsler İETT çatısı altında toplandı.

2021

İETT kuruluşunun 150. yılını kutladı.

İstanbul
İETT
Tramvay
Belediye Otobüsü
Ulaşım
Tarih
Kent Yaşamı
IBB
Cengiz Özkarabekir
Sayı 007

BENZER

Hiç tren uğramayan gar olur mu? İstanbul’un bir zamanlar Avrupa ve Anadolu’ya açılan iki kapısı, Sirkeci ve Haydarpaşa garları tam yedi yıldır trene hasret. Oysa mimari ve tarihî bakımdan son derece kıymetli olan bu yapılar, Paris’in Gare du Nord’u, Washington’ın Union Station’ı, Londra’nın St. Pancras’ı kadar önemli, görkemlidir. Amerikan Time dergisi, 2016’da dünyanın en güzel tren garları listesi hazırlamış, seçkiye Sirkeci ile Haydarpaşa’yı da dâhil etmişti. Her ikisinin de sonunu getiren, neo-liberal politikalar ve bu politikalara paralel geliştirilen “mega” projeler oldu.
Edebiyat, doğayı sever. Edebiyatçıların çoğu yazmak için kendine bir tenhalık krallığı kurar; bazen sohbeti seçilmişler arasında, bazen çamlar altında. Adalar semti her daim İstanbul’un tenhalığı olmuş, sanatçıları kendine çekmiştir. Büyükada, Heybeliada, Burgazadası ve Kınalıada’da yaşamış ünlü edebiyatçılarımızın izini sürdük sokaklarda ve satırlarda.
Bugünün orta yaşlıları Taksim Meydanı’ndan kalkan eski Amerikan arabasından bozma (daha doğrusu yapma) dolmuşları; muşamba kaplı koltuklarını, zor açılan kapılarını, her zıplamada çıkardığı gıcırtıyı, ince direksiyonunu ve direksiyonun yanında yer alan vitesini rahat hatırlarlar, çok eski bir geçmiş mevzubahis değil. Dolmuşun tarihi ise 15. yüzyıl Haliç’indeki kayık-dolmuşlara uzanıyor; taksi-dolmuşlar ise 1930’lu yılların İstanbul’unda yaşanan ulaşım sorununu çözmek için İstanbulluların geliştirdiği bir nevi “sivil inisiyatif”. Dolmuş, özel bir toplu taşıma aracı olduğundan, yabancı kaynaklardaki İstanbul yazılarında da “dolmus(h)” olarak anılır ve şehri bilmeyen herkesi bir muammaya sürüklemeye bugün de devam eder.