Zarif İstanbul akşamlarının mimarlarından

Fotoğraf
Serkan Eldeleklioğlu, İdris Pehlivan Arşivi
30 Ağustos 2020 - 14:08

Yayın hayatına başlama sürecine şahit olduğum İST Dergisi için söyleşi yapma fikri beni heyecanlandırdı. Ne de olsa arşive girecek bir yazı olacaktı ve ben geçmişe, eskiye meraklıydım; yıllar sonra biri arşivde bu yazıyı görüp benim bugün eskiler karşısında duyduğum heyecanı duyabilirdi. Özel ilgi alanlarımın başında da sahne ve eğlence dünyası geliyordu, dolayısıyla bu konunun bir duayeniyle söyleşi yapmalıyım diye düşündüm. İlk aklıma gelen isim İdris Pehlivan oldu. Yıllarca ortaklık yaptığı Ferdi Özbeğen’in kabri başındaki anmasında tanışmıştık kendisiyle. O günden sonra anlatacaklarını dinleyebilmek için her fırsatı değerlendirmeye çalıştım. Kendisi komilikten başlayıp İstanbul’un en önemli yeme içme ve eğlence mekânlarının sahibi olmuş, yabancı ve yerli devlet adamlarını, iş insanlarını, cemiyetin önde gelen isimlerini mekânlarında ağırlamış, Türkiye’nin ve dünyanın en meşhur yıldızlarını sahneye çıkarmış bir “patron”. Yaşadıklarını ve deneyimlerini birkaç sayfaya sığdırmak tabii ki imkânsız ama okuyanlara 1950’li yıllardan 2000’li yıllara İstanbul’un yeme içme ve eğlence kültürü ve dünyası hakkında fikir verebilecek tadımlık bir sohbet. İşine ve aile yapısına olan yaklaşımını gözlemledikçe, eğlence hayatımızdaki patronların çoğunluğu İdris Bey gibi insanlardan oluşsaydı, sahne dünyamızın toplumdaki algısı daha farklı olurdu diye düşünmekten kendimi alamıyorum. İdris Pehlivan on yedi yaşındayken babasını, okuyacağım diye kandırarak Artvin’den tahta bir bavulla çıkmış. Günler süren yolculuğun sonunda Haydarpaşa Garı’na varmış, oradan vapurla Sirkeci’ye geçmiş. Yirmi günden fazla İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun koridorlarını arşınlamış. Bu sayede bulduğu ilk iş, ünlü bir profesörün Cağaloğlu’ndaki aile apartmanında hem muayenehanede hem de evde hizmetli olarak çalışmak olmuş. Orada çalıştığı aylarda İstanbul’u tanımış, asıl çalışmak istediği sektör hakkında gözlem yapmış ve profesörün yanından ayrılıp sektöre ilk adımını Sultanahmet’teki Yorgo’nun işkembecisinde garson olarak atmış. “Zaten aklım hep eğlence hayatındaydı” diyor. Onu hayaliyle buluşturan rastlantı da Yorgo’da çalışırken yaşanmış...

İdris Pehlivan'la Osmantan Erkır İST için konuştu

Eğlence dünyası, gazinolar ilk olarak nasıl ilginizi çekti?

Artvinliyim. Mahallede ilkokul müdürüne o zamanlar başöğretmen derlerdi. Bizim başöğretmen Yaşar Bey’in karısı Sabriye Abla annemin çok iyi arkadaşıydı. Yaşar Bey’e İstanbul’dan ha alık gazeteler gelirdi, Sabriye Abla okunduktan sonra anneme verirdi. Annem de okumayı çok severdi. Ben de sahne dünyası ile ilgili haberlere meraklıydım. Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Safiye Ayla, Ahmet Üstün, Hamiyet Yüceses... Ya ikinci ya da üçüncü sını aydım. Cahit Öğretmen vardı sınıf öğretmenimiz, bir gün dedi ki, görünmeyen adam olsanız ne yapardınız? Kimisi Amerika’ya giderim dedi, kimisi başka bir şey... Bense İstanbul’a gider gazinocu olurum dedim. Rahmetli babam esna ı ve okumamı çok arzu ederdi. Artvin’de okuma yazma oranı çok yüksekti. Ortaokulu bitirdim. Babam oku diye ısrar ediyor. Dedim ki, ben gideyim de İstanbul’da okuyayım. Babam da bu isteğimi İstanbul’da yaşayan bir akrabamız olması sebebiyle kabul etti.

İstanbul’a geldiğinizde kaç yaşındaydınız?

On yedi yaşındaydım. Babam o zamanki parayla cebime 270 lira koydu. Çok büyük paraydı. Rahmetli annem de ceketimin içine muhtelif yerlere parayı taksim ederek dikti. Babam beni Erzurum’a kadar getirip İstanbul’a gelen bir yakınımıza emanet etti. Erzurum’da kara trene bindik. Üç gece dört günde İstanbul’a, Haydarpaşa’ya vardık. Beni getiren kişi “Şu vapura binip Sirkeci’ye geç” dedi ve ayrıldı. Sonbahardı. Akşamüzeri saat üç dört gibi elimde tahta bir bavul Sirkeci’ye vardım. Bir Allah bir de ben. Korkuyorum, aklıma kötü kötü şeyler geliyor, daha çocuk adamım. Sirkeci Adliyesi’nin arka sokağına girdim, kafamı kaldırdım ki Erzurum Turan Oteli yazıyor. Biz bütün işimizi Erzurum’da görürüz, bilirim oraları. Sahibini buldum kendimi tanıttım, hemşeri numarası yaptım. Ertesi günü İstanbul’daki akrabamızı ziyarete gittim, ünlü bir tekstil fabrikasının personel müdürüydü. Onca zorlukla arayıp bulduğum akrabamız bana çay ikram etmekten öte bir yakınlık göstermedi. Artık koca İstanbul’da tek başımaydım.

1960'lar. Ünlü Taksim Belediye Gazinosu günleri

Yazının girişinde bahsettiğimiz profesörün yanında çalışmaya başladınız ve sonra, yine yukarıda bahsettiğimiz gibi İşkembeci Yorgo’da garsonluk yaparken hayatınızda bir dönüm noktası yaşanmış. Nedir hikâyesi?

Evet, 1959’da Yorgo’da çalışırken bir gün birkaç kişi geldi... Birisi İdris diye seslendi, ben de gayriihtiyari döndüm. Bizim köylü çocuklar! Yakaladılar beni. Oturduk, konuştuk. Aralarından İbrahim (Seyhan) bana Taksim Belediye Gazinosu’nda çalıştığını söyledi. O dönemin en önemli işletmesi, İstanbul’da tek. Taksim Belediye Gazinosu’nun yerinde bugün Ceylan InterContinental var. İşleten Mehmet Leblebi çok ünlü bir futbolcuydu; Galatasaray Lisesi’ni bitirmiş, anadili gibi Fransızca konuşan entelektüel bir adam. Futbolu bıraktıktan sonra gazinocu olmuş. O zamanlar elli yaşında. Taksim Belediye’de bir gecede iki üç bin kişi ağırlanırdı, 200 personeli vardı. Muhteşem bir yerdi. Torpille kimse giremez. İbrahim beni gazinoya götürdü, gezdirdi. Mehmet Bey şeker hastası, sinirli biri. “Aksidir, sakın benim gönderdiğimi söyleme” dedi. Ertesi gün prestogal elbiseyle gittim. 1960 senesi.

Prestogal ne demek?

Kareli kumaştan yani. Gazinoya öğlen gibi gittim. Yılmaz Duru ile Nilüfer Aydan dans provası yapıyorlar. İkisi de yirmi yaşlarında. Diğer salonda da piyanoda İlham Gencer, mikrofonda Ayten Alpman repertuvar çalışıyorlar. Salona girdim, böyle kabarık, kırmızı halı. Görmemişim, köylü çocuğuyum. Ayakkabılarımı çıkarmak istedim, görevli “Çıkarmana gerek yok, buraya herkes ayakkabıyla girer” dedi. Mehmet Leblebi’yi buldum, yemek yiyordu, yanında iki şef garson vardı. “Selamünaleyküm” dedim, “Ne istiyorsun?” diye sordu. “İş” dedim. “Hadi be oradan! Hırlı mısın hırsız mısın nesin!” dedi. Öyle deyince yanındaki iki adamdan biri beni itmeye başladı. Döndüm, beş altı adım gittim, sonra nedense “Hey hey, gel buraya!” diye seslendi. “Nerelisin?” diye sordu, “Artvinliyim” dedim. Kendisi de Artvinlidir. “Git çalıştığın yerden bonservis al” dedi. Bu bonservis neydi, iyi bir şeydi galiba ama neydi? Gittim Yorgo’ya.

İdris Pehlivan

Aldınız mı bonservisi?

İnanmadı, vermedi. “Haydi be, seni o kapıdan içeri sokmazlar, yalancı!” dedi. Baş aşçısı vardı, Şaban, beni çok severdi. Şaban’ın vasıtasıyla Yorgo bonservisi verdi: “Ama bir şartla, altına bir not yazarım ha ada bir sefer kavga eder diye.” Bonservisi ertesi gün Mehmet Bey’e verdim. Mehmet Bey hem kendi evine hem de kendi o sine komi olarak görevlendirilmem için talimat verdi. Üstelik kalacak yer de verdiler. Bir sene sonra garson oldum, bir sene sonra da şe ik aldım. 1966’da kapanıp Sheraton şirketine satılana kadar altı sene çalıştım. Kral gibiydim; personel karavanaya talim, İdris Pehlivan canının istediğini yiyor. Taksim Belediye kapandıktan sonra, 1966 senesinde İtalyanlar tarafından Tarabya Oteli açıldı. Bir de otelciliği deneyeyim diyerek üç sene orada çalıştım.

Patronluğa adımınızı nasıl attınız?

Yıl 1969, Tarabya Oteli Restoranı’nda bir akşam beş kişilik bir masaya hizmet ediyorum. Masadaki beylerden biri çıkarlarken bana kartını verip “Sizinle görüşmek istiyorum” dedi. Kartta Şinasi Ateş yazıyor. Aradım, “Ben Sevillanas’ın sahibiyim, çalışmanızı çok beğendim” dedi. Ben hakikaten çok iyi personeldim. Görüştük “Bizimle çalışır mısınız?” diye sordu. Hatta kadroyu da siz yapın dedi. Şartlarda anlaşınca otelden istifa edip Sevillanas’a transfer oldum. Mekânı hiç bilmiyordum ama neyse ki muhteşem bir kadro yaptım.

Neydi kadronuzun özelliği?

Bir garson üç meslek erbabına benzetilmiştir: Biraz artist, biraz doktor, biraz diplomattır. Artist, tiyatro sanatçısı gibi gülmesini, konuşmasını, gerektiğinde oynamasını bilen demektir. Doktor, hem psikolojiyi hem mideyi çok iyi tanıyandır. Diplomat ise, salon adabını iyi bilendir. O çocuklarda bunlardan fazlası vardı, çekirdekten yetişmeydiler. Ben bir sene Sevillanas’ta şef olarak çalıştım. Şinasi Bey bir senenin sonunda müessesenin gidişatının hep yukarı olduğunu görünce bana ortaklık teklif etti. Mekân kira olmasına rağmen işletmeye 550 bin lira değer biçmişti. “Sana yüzde 40’a kadar hisse veririm. Sen bana yarısını ver, yarısını da çalışıp kârından ödersin” dedi. Böyle bir avantaj olur mu? Allah’ın bir lütfu. Destek sözü vermiş akrabalarım telefonlarıma çıkmadı ama müşteri olarak tanıdığım kişiler borç verdi ve yüzde 35 hisse ile Sevillanas’a ortak oldum.

Ferdi Özbeğen ile

Bildiğim kadarıyla Sevillanas dönemin en gözde restoran ve gece kulüplerinden biri oldu. Sadece servisiyle değil mekânda sahne alan müzisyenleriyle de meşhurdu, değil mi?

Evet, doğru. Dönemin en iyi piyanist şarkıcılarından biri olan rahmetli Şe k Uyguner, akşam 9.00’da başlar sabaha karşı dörde, beşe kadar hem yemek hem eğlence müziği yapardı. Kendisinin çok seçkin bir müşteri kitlesi, hatta İstanbul’un “kaymak tabakası” diyebileceğimiz bir portföyü vardı.

Kimlerdi?

Örneğin, Ercüment Karacan, Abdi İpekçi, Erol Simavi, Ali Ramazanoğlu, Erdoğan Demirören, Has Ailesi, Özsezen Ailesi, Akar Ailesi... Saymakla bitmez. 1970-74 arası Şe k Bey aralıksız çalıştı. 1974 yılında “Artık yoruluyorum İdris Bey, bana bir yardımcı bul lütfen” deyince, piyasanın müzik bilgisi en ileri ve en prezentabl müzisyenlerinden Ferdi Özbeğen’i düşündüm. Kendisiyle 1974 yılında çalışmaya başladık, bir sene sonra Ferdi Bey sahneyi tamamen devraldı. Kendisiyle çeşitli mekânlarda tam on yedi sene beraber çalıştık. Elmadağ Sevillanas, Tarabya Sevillanas, Taşlık Şale, Lalezar, Garden 74 ve Maçka Terrace Restaurant. Burada Ferdi Özbeğen ortağım oldu.

Gloria Gaynor 1984'te Garden 74’te sahne aldı

Peki İdris Bey başka hangi sanatçılarla çalıştınız?

Kimlerle çalışmadık ki? Behiye Aksoy, Sevim Tuna, Selçuk Ural, Adnan Şenses, Gülistan Okan, Harika Avcı, Nükhet Duru, İzel-Çelik-Ercan, Nilüfer, Kayahan, Özdemir Erdoğan, Fatih Erkoç, Fedon, Linet, Seren Serengil, Harun Kolçak, Nil Burak; Ebru Gündeş’i ilk ben sahneye çıkardım, Salim Dündar, Emel-Erdal, Huysuz Virjin, Leyla Tekül. Ama en gurur duyduğum işlerden biri, 1984 senesinde dünyaca meşhur sanatçı Gloria Gaynor’a bir geceliğine gözde müesseselerimden biri olan Garden 74’te şov yaptırma şere ne nail olmamdır.

Çok yoğun bir çalışma hayatınız olduğunu anlıyorum ama aile hayatınıza da ne kadar önem verdiğinizi biliyorum. Bu iki hayatı nasıl dengelediniz?

İşime ve eşime âşık bir insanım. Mesuliyetlerini çok iyi idrak eden biriyim. Yirmi beş yıl günde sadece dört saat istirahatla müesseselerimin başındaydım çünkü alışverişlerimi dahi ben yapardım. Sadece çekirdek ailemi değil tüm ailemi hiç ihmal etmedim. Hatta Garden 74’ün “74”ü eşime ithaftır, evlilik yılımızdır.

1980'li yıllarda Başbakan Turgut Özal ve eşi Semra Özal'ı ağırlarken

İstanbul’u yaşamış bir insansınız. Bir zamanlar gerçekten Beyoğlu’na çıkılırken insanlar üstüne başına çok dikkat eder miydi?

Hem de çok! Bambaşka bir Beyoğlu vardı. Ben Sultanahmet’teydim ya başta, Beyoğlu’na çıkacağız, ütümüz olmadığı için döşeğin altına akşamdan pantolonumu düz koyar yatardım sabah ütülenmiş olurdu. Kravatı bulurdum, ayakkabılar boyatılır, Kürt Ali’de tıraş olurdum. Olmayan bir şey varsa arkadaştan ödünç alınırdı. Beyoğlu’nda Tünel’den başlayalım, ilk olarak Markiz’den o saatlerde piyano sesleri gelirdi; şapkalı, tüllü madamlar, Fransızlar. Biraz ileride Lebon. Çıkıyorsunuz yukarıya, dönüyorsunuz, Çiçek Pasajı bir mektep gibi. Akşam saatlerinde markalar Pasaj’a gelirdi: Çiçek Pasajı çiçek gibiydi. Çok güzel rakılar içilir, güzel muhabbetler edilirdi. Biraz daha ileride Atlantik Birahanesi, Türkiye’de ilk defa sosisli sandviç ve Arjantin birası. Az ileride Yeni Ar Sokağı’nda Bab Kafeterya, yine Türkiye’de ilk defa self-servis. Çık yukarıya, Abdullah Efendi Lokantası. Çık Taksim Meydanı’na, Kafe Bulvar. Şişhane’den aşağıya inersin Kasımpaşa, Karaköy, Bankalar Caddesi, biraz daha bu tarafa gelirsin, Tepebaşı Gazinosu, Cumhuriyet Gazinosu, Kazablanka. Gelişigüzel adam yok. Efendim, gece tiyatrolar, iyi sinemalar biter, Şişli’ye, Osmanbey’e kadar aileler gece yarısı de le gibi yürürdü... Kadınlarda etoller, parmaklarda pırlantalar... Benim delikanlılığım Beyoğlu’nda geçti, şimdi gitmeye korkuyorum.

"Benim delikanlılığım Beyoğlu’nda geçti, şimdi gitmeye korkuyorum"

Siz İstanbul’un en nezih insanlarıyla başladınız, sonra kendiniz en nezih yerleri işlettiniz. Yıllar içinde müşteride bir değişiklik gördünüz mü?

Son zamanlarda çok. Bize rezervasyonsuz müşteri gelmezdi. Hanımefendiler kuaföre gidip saçlarını yaptırır, en kıymetli taşlarını takarlar. Beyefendiler tıraşlarını olur, en şık koyu renkli elbiselerini giyip kravatlarını takarlar. Ben bir tane kravatsız beyin, tuvaletsiz hanımın girdiğini görmedim. Zaman geçtikçe müşteri kalitesinde gözle görülür bir bozulma oldu. Mesela profesör doktor bir müşteri sana “İdris’çiğim, bakar mısın?” diyor, diğer tara an o malum kişi “Kardeş!” diye sesleniyor. Müşteri kitlesi böyle olmaya başlayınca dedim ki, İdris sen bu işi bırak artık. Müşteri benim çatal bıçağımın kıymetini bilmiyorsa, yemeğimin lezzetine varamıyorsa, tabağımın o göze ve mideye hitap ediş şeklini değerlendiremiyorsa, ben ona hizmet etmek istemem. Böylece 2015’te bıraktım.

İdris Pehlivan
Osmantan Erkır
İstanbul
Gece Hayatı
Sevillanas
Gazino
İST Dergi 003
Sayı 003

BENZER

Mehmet Çağçağ'ın çizgisiyle İstanbullu olmak...
Artık Kuşadası’nda ikamet eden ve kurtardığı hayvanların yaşadığı bir çiftliği olan Hayko Cepkin, gözlerini (kendi deyişiyle tek gözünü) açtığı ve otuz üç yıl yaşadığı İstanbul’un en bitişik nizam semtlerinden Kurtuluş’u kaleme aldı. Orta halli ve kalabalık ailenin haylazı Hayko, mahalleler arası turnuvaları, kırılan camları, yamulan kaputları, gol oldu olmadı kavgalarını, saklambacı, kukayı, inşaatın ikinci katından kuma atlamaları ve akşam sohbetlerini unutamıyor.
İstanbul geleceğin kuluçka merkezidir her konuda. İstanbul geçmişten geleceğe en sağlam geçişin tasarlanacağı köprüdür. Hiçbir sayfa eksik kalmaz bu şehirde; herkes, dünyanın her köşesi kendinden bir parça bulur. Her İstanbullunun kendisini bulduğu bir dergiyle buluşuyor olacağız.