Yaşamak güzel olsun

01 Haziran 2021 - 11:50

Ataları nesillerdir burada doğup büyümüş, bazen de ülkenin hatta dünyanın çeşitli köşelerinden gelip İstanbul’da buluşmuş hemşehrileriz. Hepimizin hikâyesi birbirinden özel. Bu sayfada, yazı yazmayı seven okurlarımızı, ailelerinin hikâyelerini ve aile albümlerini bizimle paylaşmaya davet ediyoruz. İletişim: [email protected]

İnsan nereden baksa ancak kendi toprağından görüyor şu âlemi. Gözlerin gördüğü yer, beden toprağı. Sırlı insanın katmanlı bedeninde toprağın bilgisidir aile. Toprağı sevene aşk olsun, toprağı tarafından sevilene şükürler olsun. Bizi bize bildirip bu âleme katana, murat edenlere selâm olsun. Üç babaanne, üç anneanne, üç dede gördüm. Hepsi özdü.

Annemin babaannesi olan büyük babaannem Muzaffer Zehra Tongün, beş çocuk annesi müzisyendi; çalışır, ud çalar ve şarkılar söylerdi, İstanbul kültüründe etkindi. Üç oğlu da dönemin Eyüp Sultan’daki müzisyenlerindendi, semti ve İstanbul’un gece hayatını şenlendirirlerdi. Büyükannesi, sarayda yetişmiş zarafetiyle anılan bir Osmanlı kadınıydı.

Babamın babaannesi olan büyük babaannem Fatma Sarı: Oflu Fadime. Çiftçilik yapardı. Onu arayan, dinlenmek üzere kıvrıldığı bir ağaç dalında bulurdu. Doğayı, toprağı anası bilir, yalınayak gezerdi. Kökleri Oğuz Çepni, Güvenç Abdal.

Babaannem Müzeyyen Sarı. Üvey anne döneminde zor zamanlar geçirdi. Biliriz ya “bu da geçer ya hû”, geçti. Şimdi köyünde çiçekleriyle, çocukları ve torunlarıyla şen. Beş çocuk annesi.

"Annemin anneannesi olan büyük anneannem Saraylı Sıdıka Sultan Eldeniz: İstanbul Fatihi. Evlenince İstanbul’a gelip yerleşir"

Anneannemin anneannesi olan büyük büyük anneannem Elmas Ünal, Trakya’nın Hıdrellez kutlamalarının güllü gülü. Beş çocuk annesi. Çiçekli şalvarı, kulağındaki gülüyle mahalle meydanlarının şen döktüreni. Dede kıskanıp yeter der, o ise, şanındandır ki gelen baharın hakkını verir. Ata biner, tarla sürer.

Annemin anneannesi olan büyük anneannem Saraylı Sıdıka Sultan Eldeniz: İstanbul Fatihi. Evlenince İstanbul’a gelip yerleşir.

İki çocuk annesi Sıdıka Sultan, önce Eyüp Nişanca, ardından ömrünün son demine kadar Fatih Şehremini’de yaşar. Ebedî âleme Eyüp İslambeyli olarak uğurlanır. Sıdıka Sultan’ım çiçekli kıyafetleri içinden, o her şeyin üstüne erişen güzel hâli ile ocağın başında hep enfes yemekler pişirirdi. Hiçbir şey onu bu yeryüzünün duvarlarına zapt edemedi. Evdeydi fakat hepsinin ve her şeyin içinden tüm güzelliği ve zarafetiyle yükselirdi. Bunun için de hiçbir şey yapmaz, sadece kendisi olurdu. Gönlü âlemdi, gönül âlemindeydi. Güzel bir ömür sürdü, şükür, sevgi, özen ve dua dolu. Doyamıyor insan. Doyulur mu gönülden seven Sultan analara, kadim atalara?

Anneannem Hatice Tongün Sultan. Dirayetli kadındı. Beyoğlu’nda zamanın tanınan terzilerindendi. Berin Menderes’in kıyafetleri elinden çıkardı. Bir sebep oldu, o da gidip Avusturya’yı fethetti. Dedem ve annemlerle uzunca bir süre orada yaşadı. Bir süre sonra Türkiye’ye dönüş yaptı.

"Şükür ki hayatımda her bir göz kırpışım, sevgiyle yenileyip tazeliyorsa her şeyi, bu onların mirası, onların eseri"

Dedem Süleyman Eldeniz; Hatice anneannemin babası. Asıl adı Selman. Kökler Horasan, Konya, Karaman. Doğuş Kırklareli Yoğuntaş. Bir İstanbul sakini olarak ebedî âleme uğurlandı. Canım dedem. Cuma namazına giderken Sıdıka anneanneme “Gülçin’in fotoğrafını vitrine koy, gelince seveyim” demiş. Namazını eda ettikten sonra cami avlusundaki bir banka oturup oradan ebedî âleme gitmiş: Kalp. İnsan canının olduğu yerden çıkıp gidiyor olmalı öte âleme. Onlar kalpte, kalpten yaşarlardı, sevgiliye de kalpten gittiler.

Babamın babası Mithat Sarı. Akçakoca Göktepe’den, onun mizacı sertti. Canım dedem, Avusturya’dan ziyarete gelmiştik,
bu onu son görüşüm oldu. Cevval olduğunu biliyorum, bir de babaannemi nasıl sevdiğini.

Dedem İsmail Selim Tongün, Eyüp Sultanlı, müzisyen. En çok zaman geçirebildiğim dedem. Babam gibi hoş sohbetti ve güldürerek severdi. O bir İstanbul beyefendisiydi. Kökleri Mısır. Anneannem de güzel kadındı. Hepsi güzeldi ve yakışıklıydı. Yaşam, onlarla bir başkaydı. Babamı, annemi çok severim fakat hani torunun yeri bir başka derler ya, emin olun torunlar da aynısını söylüyor; sizin yeriniz de bir başka.

Şükür ki hayatımda her bir göz kırpışım, sevgiyle yenileyip tazeliyorsa her şeyi, bu onların mirası, onların eseri. Çünkü onlar özenli severdi. Selim dedem ritimle, müzikle severdi; meyveyi soyuşu, ikram edişiyle severdi. Onun yaşamı nasıl özenli sevdiğini ekmek kesişinden anlayabilirdiniz. Öyle bir ekmek keserdi ki, onun kestiği ekmeği alıp bakıp ancak siz de bir süre sevdikten sonra yiyebilirdiniz. Usta bıçakları vardı. Zamanı da ekmek gibi dilimlere böler, önümüze sevgi olarak sererdi. Abdala malum olur, altı ay önceden başlamıştı onun gidişine hazırlayan rüyalarım. Ağlayarak arıyor “Dede seni gördüm, gidiyordun” diyordum, o da “Gider miyim sizi bırakıp? Anneannenle Gelibolu’dayız biz” diye teskin ediyordu.
Eşini öyle özenli severdi. Nezaketi sesinden, el tutuşundan anlaşılırdı. Kalabalık bir aileydik fakat onun sevgisi hepimize yeterdi. Bu sevgi her şeyi anlayışlı hâle getirir, değerli kılıp birleştirirdi. 2001 yılında dedemi kaybettiğimde büyük bir parçamın beraberinde gittiğini o an anlamadım. Meğer kaybın yarattığı enkazın içinde bir dünya kurup yaşamışım. Lise çağında kritik bir evrede kaybetmişim. Eyüp Sultan Lisesi’ne giden liseli bir kız. Ekose eteği, sarı gömleği, yeşil fularıyla önce okula, ardından dedemi ziyarete kabristana gitmeye başlamıştım. O gün olanları önce ona anlatırdım. Taşı toprağıyla özlem gidermeye çalışıp arada da hani gitmeyecektin demekten kendimi alıkoyamazdım. Ondan çıkıp Zekâi Dede Efendi’ye, Necip Fazıl Kısakürek’e, İbrahim Edhem Paşa ve yine Eyüp Sultan Hazretleri’ne uğrar, oradan da evin yoluna koyulurdum. Şimdi bu ziyaretlerime nicesi eklendi.

"Elmas anneannem, annem ve babamla"

Çünkü toprak onlar, hava onlar, su onlar... Dedem İstanbul. Memleket onlar. Bu toprağın mayası Anadolu insanı, taşı toprağı anı içre anı... Özlemim kabristan ziyaretleriyle gidiyor muydu? Elbette gitmiyordu. Fakat öğretti ki, bizi murat eden ceddimiz, ziyaretlerle bize bir şeyler ilham eder, öğütler verir ve hayatın geçiciliğini hatırlatıp öyle uğurlar. Kar kış demeden gittim. Hem gece hem kar, yine gittim. Kabristan mevsiminin her hâlini gördüm. Derken 2014 yılında kâinattaki güzel şeylerden biriyle tanıştım. Allah’ın emriyle kaybettiğin gelmiyor ama onunla giden bir parçadan bir dem sundular çok şükür bu kaba. Şimdi ilahiler, nefesler, türküler, Türk müziğiyle sarılırım onlara.

Her bir parça saçılmış nur olmuş âleme, insan olmuş, taş olmuş, aş olmuş, müzik olmuş, aşk olmuş. Hangisinden seversen oymuş. Nur âlâ nur olsunlar. İnsan anı yaşarken, anı olacağını bilmez. Tüm atalarımız, analarımız, her birimiz hayattayken sevgiler kıymetli olsun. Hünkârlarımız, sultanlarımız, kabilelerimiz, yere göğe karışanımız. Hepsinin ruhu şâd olsun. Tüm kayıp parçalarımız tamam ve yaşamak hep aşk olsun.

M. H. Gülçin Sarı,
İstanbul, Yeniköy’de yaşıyor
İstanbul
Yaşam
İST
Aile
Sayı 006

BENZER

İstanbul Anadolu Yakası’nın en eski sanayi tesislerinden biri olan Hasanpaşa Gazhanesi’nin artık yeni bir adı ve misyonu var. “MüzeGazhane” bundan böyle kentlinin kültür sanatla buluşma noktası olacak. İBB’nin restorasyon çalışmalarına hız vermesiyle atıl halinden kurtulan mekânın önündeki tek engel şimdilik pandemi.
Genellikle haksız yere erkek meslektaşlarının gölgesinde bırakılsalar da, bizi çok güldüren kadınlar var. Sayfalarımıza konuk ettiklerimizin her birinin mizah anlayışı başka; kimisi kadının farklı hallerine çeşitli pencerelerden bakıyor, kimisi “kaliteli boş yaparak”, kimisi ise dünyayı gezerken güldürüyor. Ortak özellikleri çok iyi birer gözlemci olmaları.
Farklı türlerde üreten sanatçılar olup fark yaratmayı başaran üç kadınla, Melike Şahin, Lil Zey ve Nova Norda'yla yuvarlak masa usulü muhabbet ettik. Türkiye’de kadın müzisyen olmaktan dijital müzik piyasasına ve konserlerin geleceğine, pandemi ve iklim felaketine, oradan İstanbul’a uzandık.