Ufkun ötesine yüzenler

Fotoğraf
Serkan Eldeleklioğlu
23 Kasım 2020 - 17:48

Elif İldem’le ilk kez 2020 yılının başında, ortada henüz bir pandemi yokken konuşmuştuk. O sıralar gündemindeki en önemli olay, yaklaşmakta olan Tokyo Olimpiyatları’ydı. Yüzmeye sadece 4-5 yıl önce tedavi amaçlı olarak başlamış biri için Olimpiyat kotası almak doğal olarak heyecan verici bir gelişmeydi. Heyecanına rağmen soğukkanlı olduğu, planlı programlı hareket etmeye epey gayret ettiği anlaşılıyordu. “Ben her zaman kendi hayatında hedefler koyan, planlar yapan ve bu yolda çalışan birisi olmuşumdur” demişti... Şimdi ise Elif’le Sultangazi’deki İBB Cebeci Spor Kompleksi’ndeyiz. İlk görüşmemizin üstünden yaklaşık sekiz ay geçti. 2020 Tokyo Olimpiyatları ve Tokyo Paralimpik Oyunları da bu arada pandemi nedeniyle ertelendi. Ancak onun o kararlı, soğukkanlı halinde zerre değişiklik yok. “Karantina döneminde karalar bağlamak yerine kendime hemen bir program çıkardım” diyor şimdi de. Öyle bir söylüyor ki bunu, bir şeyleri erteliyor olmaktan (“bu pazartesi kesin başlıyorum spora” gibi) utanıyorsunuz. “İlk haftalar çok şaşırmıştım. Karantinanın o kadar uzayacağını tahmin etmiyordum. Birkaç hafta sürer sonra antrenmanlara devam ederiz diye düşünüyordum. Öyle olmadı ama ben olumlu düşünmeye, durumu kendim için bir fırsata çevirmeye çalıştım” diyor. Planlandığı gibi 2020’de gerçekleşmiş olsaydı, Tokyo Paralimpik Oyunları Elif’in ilk Olimpiyat tecrübesi olacaktı. Her ne kadar bu doğrultuda çalışmış olsa da henüz tam hazır olmadığını düşündüğünü itiraf ediyor. Olimpiyatların 2021’e kaydırılması bu nedenle onun için hayırlı bile olmuş.

Elif İldem yirmi beş yaşında. Üniversitede psikoloji eğitimi görmekteyken başlamış yüzmeye. Bırakın olimpiyatları, profesyonel sporcu olmakla ilgili herhangi bir hayali yokmuş o zamanlar. “Yirmi yaşında tedavi amaçlı girdiğim bu yolda, dört yıl gibi bir süre içerisinde millî bir yüzücü olacağımı ve Tokyo Paralimpik Oyunlar kotası alacağımı biri bana söyleseydi, ‘Dalga mı geçiyorsun benimle’ der, güler geçerdim” diyor. Bedensel engelli bir birey olarak kendisini bu sporun içinde bulduğunda, zamanla potansiyelini de gördükçe, farklı insanlarla sosyalleştikçe ve “suda kendimi daha özgür hissettikçe” duygusuyla kararlılığı artmış. Psikoloji eğitiminin ise ona hem gündelik hayatında hem spor kariyerinde avantaj sağladığı görüşünde. “Psikoloji okumaya başladıktan sonra insanların yaptıklarını, söylediklerini daha fazla sorgular oldum. Toplum içerisinde engelli bireylere karşı oluşan ön yargıları hep anlamaya çalışmışımdır,” diyor ve devam ediyor, “Bu ön yargıların gerçekten de engelli bireylerin potansiyelini düşürdüğünü düşünüyorum. Bir insana ‘Sen yapamazsın, beceremezsin’ gibi cümleler kurduğunuzda, gerçekten olumsuz bir duygulanım ve davranış biçimi oluşturup o kişinin hayatını olumsuz yönde etkiliyorsunuz.

Elif İldem

İşin sırrı programlı çalışmak

Elif kendisini de analiz edebiliyor. Yüzmeye başlamadan önce çok kaygılı bir insan olduğunu, sporun hayatına girmesiyle olumlu anlamda hayli yol katettiğini söylüyor. “Kendi potansiyelimin farkında değildim. Fiziksel bir engelim olduğu için birçok şeyi yapamayacağımı düşünüyordum” diyor. Eğitim hayatındaki başarısının farkında olduğu halde kendisini fiziksel açıdan yetemiyormuş gibi hissediyor ve sosyalleşmeyi çok sevmesine rağmen zamanının çoğunu çalışmaya harcıyormuş. “Yüzmeye başladıktan ve de antrenmanlar yoğunlaştıktan sonra ilk zamanlar kendi kendime ‘Acaba nasıl yetiştirebileceğim bunları?’ diye düşünüyordum. Gerçekten çok yoğun ve zor bir süreç olmasına rağmen gördüm ki fiziksel bir engelimizin olması hiçbir şeye engel değil. İnsan planlı, programlı çalıştığı zaman kaygılanmadan eğitim hayatını da sporu da başarılı şekilde sürdürebilir.

Elif bu süreçte lisans eğitimini tamamladığı gibi yüksek lisansı da aradan çıkarmış durumda. Bahçeşehir Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji dalında yüksek lisansını yapmış. Akademisyen olmayı gerçekten istediğini söylüyor; “Ama hastalığımdan kaynaklı sıkıntı var gözlerimde de, ellerimde de” diyor. “İki saat yazı yazdığım zaman bu beni iki gün kilitliyor, ağrıdan duramıyorum. Doktora yapmak istersem bu durum sorun yaratacak. Ben de ideallerimi engelim doğrultusunda değiştirdim. Alanda olmak istiyorum, klinik psikolog olarak. Bir yandan da engelli çalışmaları yapmak istiyorum.

Karantina sürecini akademik açıdan kendini geliştirmek için kullanmış olsa da sporu rafa kaldırmamış. Havuz antrenmanları başlayana dek kara antrenmanlarıyla değerlendirmiş zamanını. “Günde yaklaşık 1,5 saat kara antrenmanı yapıyordum. Hatta o kadar düzenliydim ki, belki normalde bile o kadar düzenim yoktu” diyor. Bu süreci bir başka açıdan da fırsata çevirmiş. “Antrenmanlar başladıktan sonra bacaklarımdan ameliyat olmam gerekiyordu. Kalça kaslarımda kısalık vardı. Haziran sonu ameliyat oldum. Benim için çok iyi oldu. Şimdi iyileşme sürecindeyim, yeni yeni antrenmanlara başladım” diyor.

Bir yıllık rötar her ne kadar işine gelmiş olsa da Elif, Tokyo Olimpiyatları’nın bir kez daha ertelenmesi olasılığını düşünmek bile istemiyor, böyle bir şey olursa üzüleceğini söylüyor: “Bu benim ilk deneyimim olacak çünkü. Kota aldığımda çok mutlu olmuştum."

Eyüp Yaman

Sponsorlar ve destek olmazsa olmaz

Cebeci Spor Kompleksi’nde sporcularla tanışmaya devam ederken bir yandan da fotoğraf çekimi için hazırlığımız sürüyor. O gün bir araya geldiğimiz sporcuların yanında antrenörleri Eyüp Yaman var. Eyüp Hoca otuz dört yaşında. On bir yıldır engelli yüzme antrenörlüğü yapıyor ve 2017 yılından beri İBBSK’da. Daha önce Görme Engelliler Federasyonu’nun teknik kurulunda üye olduğunu, bedensel engelli millî takım antrenörlüğü yaptığını da öğreniyoruz. Fotoğraf çekimi devam ederken Eyüp Hoca ile ayaküstü sohbet ediyorum. İBBSK’nin Bedensel Engelliler branşında ülkenin en geniş imkânlara sahip kulübü olduğunu söylüyor. Yüzme sporunun, malzeme açısından pek çok branşa nazaran ne kadar masraflı olduğunu öğreniyorum. Sponsor desteği ne kadar önemli... Markalar keşke daha geniş bakabilseler, daha vizyon sahibi olsalar diye düşünmeden edemiyor insan.

Sporcuların çok iyi dost olduklarını, birbirleriyle çok iyi anlaştıklarını ve iyi vakit geçirdiklerini de bu esnada öğreniyorum. Aslında Eyüp Hoca’nın anlatmasına pek de gerek yok. Fotoğraf çekimi sürerken birbirlerine laf atıyor, birbirleriyle şakalaşıyor, oynadıkları bir oyunu konuşuyorlar. Onlar bu haldeyken yaydıkları enerjiyi fark etmemek mümkün değil. Haftanın altı günü birlikte antrenman yapan, birlikte sosyalleşen, hatta kulübün tesisinde pek çok zaman birlikte kalan sporcuların artık aile gibi olduklarını tahmin etmek zor değil.

Mustafa Şar

Pandemi öncesi buradaki tesisimizde birlikte kalıyorduk. Sürekli beraber vakit geçiriyoruz. Arkadaşlıklarımız ileri seviyede. Haftada iki gün eve gidiyorum. Takım arkadaşlarımı ailemden daha fazla görüyorum” diyor Mustafa Şar. Yirmi üç yaşındaki sporcu on yıldır yüzdüğünü, yedi yıldır profesyonel olduğunu anlatıyor. İstanbul Üniversitesi Spor Yöneticiliği Bölümü’nden mezun olmuş ve şu anda yüksek lisans öğrencisi (Bahçeşehir Üniversitesi Spor Yönetimi Ana Bilim Dalı). O da profesyonel olma hedefiyle değil, sağlığı için başlamış yüzmeye. “Skolyozum (omurga eğriliği) vardı. Bir de 105-106 kilo civarındaydım” diyor. Doktor skolyozu için sırtüstü yüzmenin yararlı olacağından bahsetmiş. O zamanlar henüz kulüp (İBBSK) yokmuş. “Yüzmeye başladıktan sonra yavaş yavaş kilo vermeye başladım. Sırtüstü yüzmek skolyozuma da iyi geldi.

Mustafa böyle böyle tam 40 kilo vermiş. İki üç yıl içinde ufaktan yarışlara girmeye başlamış, başarılar elde etmiş. Bu başarıları uluslararası müsabakalar izlemiş. “Brezilya, Bulgaristan, Yunanistan gibi ülkelere gitmeye başladıkça sadece sağlık amaçlı değil, sportif amaçlı gelişebileceğimi düşündüm. Kendime olan inancım arttı” diyor.

2018’de yapılan Avrupa Şampiyonası’nda beşinci olmuş. 2020 edisyonu ertelenen ve Mayıs 2021’de Portekiz’de düzenlenecek olan Avrupa Şampiyonası içinse barajı geçmiş, “İnşallah madalya alırım” diyor. Karantina sürecinin onu yavaşlatmış olmasından pek hoşnut değil. Şimdi yeniden eski formunu yakalamanın peşinde: “Ocak ayında formumun zirvesindeydim. En iyi antrenman derecelerimi yüzüyordum. Daha önceden o derecelere hiç ulaşmamıştım. Sonra pandemi çıktı. Şimdi ise önümde 9-10 ay kadar bir zaman var.

Hayat antrenmandan mı ibaret?

Antrenmanlarının yoğunluğu sebebiyle başka hiçbir şeye vakit ayıramıyorlarmış gibi bir izlenim yaratsalar da İstanbul’da  nerelere gittiklerini, neler yapmayı sevdiklerini merak ediyorum. Kenti yaşayabiliyorlar mı hakkıyla? “Bayrampaşa’da yaşıyorum. Kulüp Sultangazi’de. Okul ise Beşiktaş’ta” diyor Mustafa. “Önceleri daha zordu gidip gelmek. Ama okula gidip geldikçe ve o ortamda vakit geçirdikçe Beşiktaş’ı çok sevmeye başladım mesela.” Okulun deniz kenarındaki konumundan ve öğrencilik hayatından bahsederken gözü parlıyor.

Uğur Şenel

Cebeci Spor Kompleksi’nde tanışma şansı yakaladığımız isimlerden biri de Uğur Şenel. Pek konuşmuyor ve biraz da çekingen ama sadece bizim yanımızda öyle. Havuz başında arkadaşlarıyla birlikteyken gayet rahat, onlarla gülüyor, eğleniyor. Bu yüzden onlardan uzak kaldığı karantina zamanlarının kolay geçmediği anlaşılıyor, bunu sorduğumda başıyla onaylıyor. Yüzmeye altı yaşında başlamış. Şu anda on dokuz yaşında. Bedensel Engelli Yüzme Millî Takımı sporcusu ve 2021’de Portekiz’de düzenlenecek Avrupa Şampiyonası’na gitme hazırlığında o da.

Sporcuların pandeminin ilk zamanlarına ve karantina sürecine dair hislerini anlatırken kullandıkları sözler onların karakterleri hakkında bir şeyler söylüyor. Şimdi karşımda Koral Berkin Kutlu var. “Pandemi sürecinde ilk başlarda yüzmeden uzak kaldığım için biraz hayattan soğumuş gibi oldum” diyor dürüstçe, duygularını ifade biçimine kendisi de gülüyor. Bunalımı kara antrenmanları başlayınca biraz olsun hafiflemiş ama geçmemiş. “Sonunda yüzmeye başladık da eski derecelerimi yakaladım” diyor.

Koral Berkin Kutlu

Berkin sessiz sakin, “hayattan soğumuş gibi oldum” sözüyle bağdaşacak bir mizacı, öyle bir hali var. Neden böyle bir izlenim edindiğimi henüz dokuzuncu sınıfta olduğunu öğrenince daha iyi anlıyorum. Tokyo Olimpiyatları için kota alma yolunda olduğuna bakmayın, Berkin tam olarak ergenlik çağında. Her sabah online derslere girdiğini, biraz zorlansa da yeni eğitim sistemine alışmaya, dersleri anlamaya çalıştığını anlatıyor. “Okul ile antrenmanları bir arada götürmek zor” dese de halinden şikâyetçi görünmüyor.

Doktorların spor tavsiyesi hayat değiştiriyor

Berkin de doktor tavsiyesi ile yüzmeye başlayanlardan. “Özel ders ile başladım ama yüzmeyi öğrenemedim” diyor. Bunun üzerine İBB Hidayet Türkoğlu Spor Kompleksi’nde sadece hafta sonları suya girmeye başladığını, şimdi inanması güç gelse de önceleri yüzmeyi sevemediğini söylüyor. Yüzmeye ısınması, yer değiştirince ve ilhamını bulunca olmuş: “Dayımın arkadaşı yüzme antrenörü Osman Gülen Abim ailemle konuşarak beni İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü’ne yönlendirdi. Bu şekilde iki haftada yüzmeyi öğrendim. Sonrası azim ve çalışma ile geldi. Kendisi de benim gibi paralimpik yüzücü olan ve dünya şampiyonluğu bulunan Beytullah Eroğlu Abimi örnek alıyorum kendime. O hem iyi bir sporcu hem de bizleri sürekli motive ediyor.

Beytullah Eroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü ve Bedensel Engelliler Yüzme Kulübü kaptanı. Cebeci Spor Kompleksi’nde bir arada olduğumuz ekibin “abisi” olduğu çok açık. Pozitif, doğal ve de hayli şen şakrak. Motivasyon kaynağı olduğu belli. Kulübe on üç yaşında transfer olmuş. “Burası benim evim, bunlar benim sporcularım, benim kardeşlerim” diyor. Özel hayatlarına kadar her şeylerini bildiğini söylüyor. Öte yandan, bir bakışıyla 32’sini birden susturabileceğinin de farkında. Bunu yumuşak, babacan bir tavırla dile getiriyor, “Her şey onların iyiliği için” diyor ve sevgilerinin karşılıklı olduğunun bilinmesini istiyor.

Beytullah Eroğlu

Üç yılda can simidinden millî mayoya

Beytullah da Mustafa gibi İstanbul Üniversitesi Spor Yöneticiliği Bölümü’nden mezun olmuş. 2001 yılında kendini geliştirmek adına başlamış yüzmeye. “2007 yılına kadar can simidiyle yüzdüm, 2007’de bırakarak profesyonel yüzmeye geçtim. 2010 yılında da millî mayomu giydim” diye anlatıyor.

Beytullah’ın da gündemindeki en önemli madde Tokyo Paralimpik Oyunları. Ülkemizden olimpiyatlar için kota alan isimlerden o da. Yıllardır hazırlıkların sürdüğü böylesine büyük bir organizasyonun pandemi sebebiyle ertelenmiş olması bilhassa sporcular için hayal kırıklığı olsa da durumu avantaja çevirenler var. Elif böyle yaptığını dile getirmişti, Beytullah da, “Benim için biraz yıkıcı oldu” dese de tüm bu beklenmedik gelişmelere olumlu bir yerden bakmayı bilmiş.

"Bu bir krizdi ve krizi iyi yönetenler daha avantajlı çıktı diye düşündüm hep. Bana özel değildi sonuçta, dünyanın farklı yerlerindeki rakiplerim için de bir krizdi bu. Kendimi en azından böyle motive etmeye çalışıyorum” diyor. Beytullah’ın aslında
bir avantajı da Tokyo’nun onun için bir ilk olmaması. 2012 ve 2016 Olimpiyatları’na katılan Beytullah, bu kez zirveyi görmek istiyor. “Tarih değişti, hedef değişmedi dedik” diyor ve pandeminin neden olduğu performans kaybının tam olarak neye benzediğini anlatmaya koyuluyor: “Yüzme sporunda su aşinalığı denilen bir durum var. Sudan ne kadar uzak kalırsak o kadar geri gidiyoruz. Belki de 1’e 3 gidiyor, yani 1 gün yapmazsak 3 gün geriye gidiyoruz. Pandemi sürecinde evlere kapanmayla iki üç aya çıktı bu süre. Bunu toparlaması bizim için zor oldu. Bunlarla mücadele etmek psikolojik açıdan da zor oldu ama toparladık. Hâlâ eski formumuzda değiliz ama o noktaya geleceğiz.

Eski formlarını yakalamak için çok çalışıyorlar. Antrenman rutinleri acımasız. “Bir de öyle sabah antrenmanı yaptın, hadi tamam bitti, artık ne istersen yapabilirsin diye bir şey yok” diyor. 

Akşamki antrenmana kadar beslenmelerine de dikkat ederek vücutlarını dinlendirmeleri gerektiğini söylüyor. Haftada bir gün izinleri var. “Sinemayı ve denizi çok severim” diye gülüyor. Karantina en azından bu açıdan yüzünü güldürmüş. Normalde erkenden uyumaları gerektiği için film izleme ve dizi takip etme hayalini gerçekleştiremediğini, pandeminin buna fırsat verdiğini söylüyor. Takip ettiği platformlarda ne varsa izlemiş, öyle bir izlemiş ki artık açtığında izleyecek bir şey bulamıyormuş.

Konu hobilerden açılınca sonu Beytullah’ın gelecek planlarına uzanan bir sohbet başlıyor. Beytullah, Spor Yöneticiliği Bölümü’nde okurken aslında neyi hedeflediğini anlatmaya koyuluyor: “Ülkemizde büyük bir boşluk var. Buraya çekirdekten yetişme insanların gelebileceğini düşünerek bu bölümü seçmiştim. Kendimde de böyle bir vasıf görüyorum. Merak alanım psikolojidir benim. Spor psikolojisi alanında araştırmalar yaptım. Online konferans ve seminerlere katıldım. Bu da bir hobi sayılır” diyor muzip bir ifadeyle. Spor camiasının içinde kalmak istediğini yineliyor, nedenlerini kendi geçmişinden örneklerle izah etmeye çalışıyor: “Ben hep bi’ aradım. Ben ilkleri başaran bir sporcuyum. İlk Avrupa şampiyonu, ilk dünya şampiyonu, ilk madalya alan, ilk final yüzen... Ve ben hep aradım: Bir büyüğüm olsa da dara düştüğümde arkasına sığınsam, şunu nasıl yapabilirim diye sorsam dediğim çok oldu. Gelecek nesillerin benden faydalanmalarını istiyorum.

Ona, yüzme sporunda bir yaş sınırı olup olmadığını soruyorum. Bir sınır olmadığını ama bilimsel verilere göre otuz beş yaş sonrasında düşüşe geçilebildiğini söylüyor. “Yüksek performans sporudur yüzme. Ben de yirmi beşteyim. O kadar dayanabilecek miyim bilmiyorum. İki olimpiyattır kıl payı kaçırıyorum. Birinde beşinci, birinde altıncı oldum” diyor. Bu noktada küçük bir totem yapıyor. Amcası, dünyaca ünlü millî güreşçi Şerif Eroğlu’nu anıyor: “Amcam üçüncü olimpiyatında aldı madalyasını. Bu da benim üçüncü olimpiyatım olacak.”

Bedensel Engelli Branşı’nda en başarılı kulüp

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü Bedensel Engelli Branşı 2008 yılında kurulmuş. Bünyesindeki sporcu sayısı, başarı grafiği ve millî takıma verdiği sporcu sayısına bakıldığında Türkiye’nin en büyük ve en başarılı Bedensel Engelli Branşı unvanını elinde bulundurduğunu söylemek mümkün. Kulüp bünyesinde bedensel engelli yüzme, bedensel engelli okçuluk ve bedensel engelli bilek güreşi branşları ve elli üç elit sporcu bulunuyor.

Bedensel Engelli Yüzme Branşı’nda İBBSK sporcuları Beytullah Eroğlu ve Elif İldem, 2021 yılında Tokyo’da yapılacak Paralimpik Oyunlar’da ülkemizi temsil edecek. Koral Berkin Kutlu’nun ise kota alma yolunda şansı sürüyor.

İBBSK
Elif İldem
Beytullah Eroğlu
Mustafa Şar
Berkin Koray
Uğur Şenel
Yüzme
Engelli Yüzme
IBB
Tokyo Paralimpik Oyunları
Sayı 004

BENZER

Bir elin parmaklarını geçmeyen saatlik uyku süresi dışında kocaman bir gün kalıyor kendisine ama boş anını yakalamak mucize gibi. Teknoloji sağ olsun, WhatsApp marifetiyle gerçekleştirebildiğimiz söyleşide Haluk Levent, salgının verdiği derslere rağmen, duyguya değil paraya dayalı sistemde ne yazık ki her şeyin eski haline döneceğini düşündüğünü anlatıyor.
1932’de İstanbul sokaklarında insanları sıcaktan bayıltan yaz, 1933’te gelmek bilmedi, sayfiye yerlerinde esnafın gözü yollarda kaldı... 1931’de ani fırtına eşliğinde gerçekleşen Boğaz’ı Yüzerek Geçme Yarışması’nın iki kadın yüzücüsü de başarıyla Kandilli’ye ulaşırken, 1935’te Florya’nın dünya plajı olma hayalleri vardı...
Toprak, modernleşmenin peşinde onlarca yıldır üzerine beton döküle döküle İstanbul’un iyice çeperine itilmiş, daracık kalmıştı. Yetmezmiş gibi, genetiğiyle oynanmış tohum kullanılan ve tarım ilacına boğulan bilinçsiz bir üretimin pençesindeydi... Neyse ki yakın zamanda tersine bir rüzgâr doğdu. Bu yazıda yer verebildiğimiz Şile, Kilyos ve Silivri’deki alternatif çiftlik ve pazarların ortak noktası, toprakla haşır neşir yaşamaktan zevk duyan insanlar tarafından başlatılan girişimler olmaları.