Su çok güzel, gelsenize!

Fotoğraf
Koray Berkin
24 Şubat 2021 - 10:10

İki yarımadadan oluşan, iki deniz ve bir boğaza sınırı olan İstanbul, bu tablonun önereceği kadar yüzme bilen ve seven bir nüfusa sahip değil. Bunun, denizden uzak bölgelerden çok göç alması, büyüklüğü sebebiyle mesafelerinin çok uzun olması ve evlerinden uzak çalışan insanların yorgunluğu ve zamansızlığı, içerilerde kalan semtlerde ekonomik durumun kıyı şeridindekilere göre genellikle kötü olması, buna karşılık kıyı şeridindekilerin tatil yörelerinde yüzmeyi tercih etmesi, bir süre öncesine kadar kalitesi kötü olan suyunun insanlarda güvensizlik yaratması gibi pek çok sebebi var.

Yüzmek, insan sağlığına en büyük iyiliklerden biri. Suyun kaldırma kuvveti sayesinde yerçekimsiz ortamda gibi eklemlerimize baskı yapmadan hareket edebiliyorken, suyu itmek aslında kolay olmadığı için tüm kaslarımızı çalıştırıyoruz. Hem suyun sakinleştirici etkisinden yararlanıyoruz hem de açık havada nefes alıp güneş görüyoruz. Bunları bilen deniz tutkunları hava bozmaya başlayınca da bu nimetten mahrum kalmak istemeyerek, işi biraz ekstrem spor seviyesine taşıyıp kışın yüzmeye devam edebiliyorlar. Görünen o ki sayılarının geçen yıldan bu yana artmasını temelde COVID- 19’a borçluyuz. Hareket alanı evi kadar daralan İstanbullular, zaten iyice azaldığı için uzak noktalarda kalan ormanlara iç geçirerek bakmak zorunda kalınca, hemen önlerinde dalgalarıyla cilve yapan denizi fark etmeye başladılar. İşte, deniz de doğaydı, nasıl unutabilmiştik?

Sarayburnu'ndan denize girenler

Zehir gibi soğukta İstanbul kıyılarından denize girenlerle buluştuk, yüzme ertesi için hazır ettikleri çaylarından içtik, uzun uzun sohbet ettik. Komik anılar, cengâverlik hatıraları dinledik. İBB’den, kıyafetlerini çaldırmadan ve yağışta sırılsıklam olmadan saklayabilecekleri küçük bir kabin isteği var hepsinin. Sürekli soyuluyorlar!

Biz bu işe neresinden başlayalım diye danışmayı da ihmal etmedik. Doktor kontrolünden geçip kalp ve dolaşımla ilgili
bir sıkıntımızın olmadığına emin olmamız şart. Çünkü, denizden çıktıktan sonra üşüme hissedilmeyen kısa bir süre var, o süreye güvenip kurulanmakta ve giyinmekte biraz ağır davranırlarsa profesyonel yüzücülerin dahi hipotermiye girdikleri oluyor.

Tanıştığımız kış yüzücülerinin hepsi güzel insanlardı: Doğa bilinci gelişmiş, neşeli ve sağlıklı. Yerel yönetimlerin bu işi teşvik etmesi çok akıllıca olur gibi görünüyor.

Biz mayısta katılıyoruz aralarına. Siz de gelsenize!

Nevin ve Tomáš Hetmánek çifti Moda'da yaşıyor, Caddebostan'dan denize giriyorlar

Soğuk antrenmanı

Nevin ve Tomáš Hetmánek çiftiyle Caddebostan Plajı’nda buluşuyoruz. 6 Ocak 2021 öğleden sonrası. Hava tahminleri biraz daha güneşli bir gün gösteriyordu ama puslu ve epey soğuk.

Nevin yoga eğitmeni, yaklaşık 15 yıldır Türkiye’de yaşayan Çek asıllı Tomáš ise sanat fotoğrafçısı. İkisi de aynı zamanda caz müzisyeni; Flapper Swing grubuyla canlı performans yapıyorlar.

“Buzadam” diye de bilinen ve soğuğa karşı, buzda bir buçuk saat kalmak gibi insanüstü bir dayanma kabiliyetine sahip olan Hollandalı Wim Hof’tan etkilenip birkaç yıl önce soğuk duş almaya başlamışlar. Vücudu zihin gücüyle soğuğa karşı daha dayanıklı kılmayı öğreten Wim Hof sayesinde başladıkları soğuk antrenmanını Kasım 2020’de denize taşımaya karar vermişler. Haftada iki kez girmeye çalışıyorlar.

Moda’da yaşıyorlar. Denize girecekleri günler İSBİKE Akıllı Bisiklet Kiralama Sistemi’nden bisiklet kiralayıp Caddebostan’a geliyorlar. Böylece yarım saat ila kırk dakika süren yolda vücudu ısıtmış oluyorlar. Sonra girip soğuk suda duruyorlar. Hetmánek çiftinin amacı yüzmek değil, soğuk antrenmanı. O yüzden sadece suya girip nefese konsantre olarak ama saat kontrolünü de bırakmadan bekliyorlar. Kasımda 10 dakika kadar suda kalabilmişler ama en soğuk günlerde iki dakikaya kadar düşürmeleri gerekeceğini, vücutlarını fazla zorlamadıklarını anlatıyorlar.

Nevin ve Tomáš Hetmánek

Nevin ve Tomáš Hetmánek, pandeminin olağanüstü koşullarında doğaya yakınlaşma fırsatı ararken denize yönelenlerden: “İstanbul’da deniz pis, yüzülmez diye bir yargı yerleşmiş, o yüzden pandemiye kadar İstanbul’da yüzebileceğimizi düşünmemiştik. Fakat Moda’da oturuyoruz, Belgrad Ormanı’na gitmek için arabamız yok, olsa da trafik stresi çekilmez. En yakınımızda ne var? Deniz! Neden olmasın dedik. Su, sandığımızdan daha temiz diye düşünüyoruz. Zaten karantina zamanlarında doğa epey toparladı kendini.” Aynı zamanda yelkenci olan ve haftada bir Kadıköy’den veya Adalar’dan yelkenle açılan Tomáš, karantina sağ olsun, geçtiğimiz aylarda ilk kez 50’ye yakın bireyden oluşan bir yunus sürüsüne rastladığını söylüyor. “Yunuslar çok mutlu.”

İlk denedikleri dönemde eve dönünce kanepede uyuyakaldıkları oluyormuş, öyle ilginç bir yorgunluk hali yaşamışlar. İlk günün akşamı Nevin’in boğazı şişmiş ama ertesi güne bir şeyi kalmamış. “Her ne olursa olsun her defasında ertesi gün zımba gibi uyandık” diyorlar.

Güneşli havalarda sudan çıkınca, kış güneşi de olsa biraz güneşleniyorlarmış. O gün sudan çıkışta da hava soğuk olduğundan, hemen mayolarını çıkarıp giyindiler. Yanlarında çay getirmişlerdi, bize de ikram etme inceliğini gösterdiler. Çay eşliğinde biraz daha ayaküstü sohbet ettik. Heyecanla karlı günleri bekliyorlardı. Sonra, üşümelerine fırsat vermeden vedalaştık. Esneme hareketi yapmaya gerek duymadılar çünkü yine bisikletlere atlayıp gittiler.

Hetmánek’ler soğuk su antrenmanı maceralarını Instagram hesaplarından paylaşıyorlar, takip edebilirsiniz: @nevinhetmanek @thetmanek.

Güncelleme: Ocak 2021 karında yüzdüler!

Suadiye yüzücüleri

Çoğunluk lisanslı sporcu

11 Ocak 2021’de Suadiye Plajı’ndayız. Gün yeni ağarmış. Kadınlı erkekli yaklaşık on kişilik neşeli bir grup bir yandan denize girmek için üst baş değişikliği yapıyor bir yandan kedilere mama veriyor. Suadiye Bükü Yüzücüleri olarak bilinen grup aslında yüz kişiyi buluyormuş. Fakat ancak kırk kadarı kışın da yüzüyor; hepsi aynı gün ve saatte buluşup yüzmüyor. Haftanın farklı günlerinde değişik saatlerde Suadiye’den yüzenlere rastlanabiliyor. Grubun büyük çoğunluğu lisanslı sporcu. Su topu oyuncusu, yüzücü. Manş ve Cebelitarık’ı geçenler var aralarında, millîler de var. Mesela, Aydın Yıldızay Cebelitarık Boğazı’nı wetsuit’siz, yani vücudu soğuğa karşı koruyan özel mayo olmaksızın geçen ilk Türk. Hakan Kiper, Sydney Olimpiyatları’nda kurbağalamada ülkemizi temsil etmiş bir yüzücü, yüzme hocası, eşi Harika Kiper de ritmik yüzücülerden. Fakat çok azı profesyonel. Yani spordan para kazanmıyorlar ve dolayısıyla geçimlerini sağladıkları işlerin takvimine bağlılar. Bir de pandemiyle birlikte yüzmeye başlayan, her gün ve şartta yüzen ve Bükü grubundakilerin “Demir Adamlar” adını verdiği lisanssız dörtlü var: Erdem Ilıksu, Mehmet Ali Nazlı, Güçlü Kirazoğlu, Kerem Vural. 2016’da kurulan Suadiye Bükü Yüzücüleri grubunun kapıları –ya da denizleri– lisanslı olmayanlara da açık.

Buluşma ayarlamalarını yaptığımız Ahmet Tekkeşin, deniz araç trafiğinin yoğunluğu, yüksek dalgası ve gelgit akıntısıyla dünyanın en tehlikeli  boğazlarından kabul edilen Manş Denizi’ni 2017’de, 60 yaşındayken yüzerek geçmiş. Birleşik Krallık’ı Avrupa ana kıtasından ayıran Manş’ın su sıcaklığı yazın da 17 derecenin üzerine çıkmıyor. Buna karşılık Ahmet Tekkeşin “Ben ellerimi bile soğuk suyla yıkayamazdım” diyor. Alışmak imkânsız değil. Ama önce doktor kontrolü şart.

Suadiye Bükü grubunun o sabahki yüzüşüne katılanlar: Antrenmana gelen lisanslı sporcular ve tam kadro Demir Adamlar. Hemen hiçbiri wetsuit kullanmıyor. Grubun genelinde epey bir İstanbul Büyükşehir Belediyesi lisanslısı sporcu olduğunu öğrenip şehir adına mutlu oluyoruz. Haftanın bazı günleri havuzda değil de denizde antrenman yapmayı tercih ediyorlar.

Suadiye Bükü Yüzücüleri arasında Manş ve Cebelitarık’ı geçenler var

Suadiye Bükü Yüzücüleri de zihnin vücuda hükmetme gücünün farkındalar. “Korkarak girmeyeceksiniz suya” diyorlar. İki parkurları var: Plajdan çıkınca ya Kadıköy yönüne ya da Maltepe yönüne gidip geliyorlar. Mesafe hava ve deniz şartlarına göre değişiyor ama kışın da ortalama 60 dakika suda kalıyorlar. Yazın Adalar’a gidiş veya gidiş-dönüş yüzüşleri organize ediyorlar. 

Bazılarının beline bağlı turuncu, balonumsu şeyin “dry bag” olduğunu öğreniyoruz. “İçine malzeme konabiliyor, görünür olup teknelerden korunmaya yarıyor, zor durumda kalırsanız tutunabiliyorsunuz, ayrıca dalgalı denizde birbirinizi görmenizi sağlıyor” diye işlevini açıklıyor Ahmet Tekkeşin.

Yüzüş öncesi fotoğraf çekiminden sonra hepsi aynı neşeyle buz gibi suya giriyor. Farklı yönlere farklı mesafelerde yüzüp yeniden kıyıda toplandıklarında bazısı oyalanarak, bazısı daha hızlı, bazısı titreyerek ama hepsi aynı neşeyle giyiniyor. Yüzdükleri için, suyun soğukluğuna rağmen kasları ısınmış olduğundan, sudan çıkınca bir süre hiç üşüme hissetmediklerini anlatıyorlar. Ama bu kısa bir süre ve yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, bunun rehavetine kapılır da kurulanıp giyinme konusunda yeterince hızlı davranmazsanız, hipotermiye girmeniz işten değil. Hipotermi, hayati bir mesele. Lisanslı sporculuğa veya yıllardır kışın yüzmeye alışık olunmasına bakmadan sürekli köşede bekleyen bir risk. Bu riske karşı yanlarında sıcak su torbaları, içecek bulunuyor.

Suadiye Bükü Yüzücüleri de eşyalarını hırsızlıktan ve yağışlı havada ıslanmaktan koruyabilecekleri küçük bir kabin ihtiyacı duyuyorlar. Böyle bir kabin, hipotermi durumunda vakaya daha hızlı yardım etmelerine de yarayacaktır.

Suadiye Bükü Yüzücüleri’ni Instagram’da takip edebilirsiniz: @suadiye_buku.

Güncelleme: Ocak 2021 karında yüzdüler!

Sarayburnu Fatihleri

Her gün yüzüyorlar

Sabahın erken saatlerinde Sarayburnu’na yolu düşenler bir grup insanın Boğaz’da yüzdüğüne şahit olurlar. Hava şartları nasıl olursa olsun her sabah, her mevsim denize giren bu insanlar kendilerine “Sarayburnu Fatihleri” diyorlar.

Sarayburnu Fatihleri ile 18 Ocak sabahında karlı çekimlerimizi yapıyoruz. Aralık ayındaki buluşmamızdan beri onlar karda yüzmeyi, biz de onları karda yüzerken çekmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz.

İstanbul’un çeşitli semtlerinden sabahları yüzmeye gelenler arasında doktor, avukat, esnaf, pazarcı, kebapçı, sporcu, imam gibi olabildiğince çeşitli meslek grubundan insanlar olduğu gibi emekliler de var. Dünyanın en güzel denizinde tarihle iç içe her sabah denize girmenin kendilerini daha zinde hissettirdiğini söylüyor ve keyfini anlata anlata bitiremiyorlar. İstanbul’a ve Boğaz’a tutkuyla bağlılar.

Sabah namazından sonra gün ağarırken Ahırkapı fenerinin önündeki buluşma noktasında toplanıyorlar. Dakikalar içinde sayıları çoğalıyor. Bir kısmı hemen orada mayolarını giyip Boğaz’ın soğuk sularına kendini atıyor, bir diğer kısmı ise mayolarını giydikten sonra şarkılar eşliğinde Sarayburnu’na kadar yürüyüp oradan denize atlıyor. Sarayburnu’ndan denize girenler topluca Ahırkapı fenerinin önüne kadar yüzüyorlar. Yüzerken, yoldan geçen insanlarla da iletişim halindeler; el sallamalar, selamlaşmalar... Korna çalan arabaları da boş geçirmiyorlar.

"Deniz bize şifa; bizi mutlu ediyor” diyor Sarayburnu Fatihleri

İstanbul’un karlı sabahlarında sayıları çok olmasa bile yüzmeyi ihmal etmeyenler de var. Yaşar Çetiner ve Harun Cansız da lapa lapa kar yağarken Boğaz’ın keyfini yaşayanlardan ikisi. İş yerlerine gitmeden önce her koşulda yüzmeye geliyorlar. Onlar da yüzmenin kendilerini daha zinde tuttuğuna inananlardan.

Genelde arkadaş tavsiyesiyle yüzmeye gelmişler ve bir daha bırakamamışlar. İçlerinde Sarayburnu Ultra-Swimming, Balina, Sivriada gibi gruplar kurmuşlar. Sarayburnu Fatihleri’nin grup başkanı Balina Hüseyin. Asıl mesleği kebapçılık olan ve çocukluğundan beri yüzen Balina Hüseyin, iş yerine gitmeden önce neredeyse yılın her sabahı yüzüyor. Havaların yüzmeye daha elverişli olduğu zamanlarda daha uzun yüzdüklerini anlatıyor. Örneğin, Üsküdar’dan Sarayburnu’na veya Sarayburnu’ndan Adalar’a!

Çeşitli kuruluşların düzenlediği yüzme şenliklerine katılıp derece alanları da var. Arkadaşları, “Bu işin duayeni Yüksel Sönmez” diyorlar. Sönmez, düzenlenen organizasyonlarla 12 defa İstanbul Boğazı’nı, 10 defa da Çanakkale Boğazı’nı geçmiş. 57 kez Kuzguncuk’tan Sarayburnu’na yüzmüş. Boğaz’ı, akıntıları, deniz trafiğini çok iyi öğrendiğini söylüyor. Tecrübelerini arkadaşlarıyla devamlı paylaşıyor.

Sarayburnu’ndan Sivriada’ya ilk defa yüzerek giden de Yüksel Sönmez olmuş. 16,5 kilometrelik mesafeyi Sönmez 14 kez, Balina Hüseyin 7 kez yüzmüş. Bir kez de Yassıada’ya yüzmüşler. Bu uzun yüzme seferlerini deniz trafiğinin olmadığı saatlerde, rüzgârlara göre kontrollü bir şekilde ve mevsimin daha uygun olduğu dönemlerde organize ediyorlar. Toplu yüzme seferlerinde yanlarında bir tekne de onlara eşlik ediyor.

"Deniz bize şifa; bizi mutlu ediyor” diyen Sarayburnu ekibinin de ricası, giyinip soyundukları yerde küçük bir kabin.

Doğaya karşı her bakımdan çok duyarlılar; çöplerini asla arkada bırakmıyor, sokak hayvanlarını beslemeyi ihmal etmiyorlar.

Sarayburnu Fatihleri’nin Instagram hesabı: @sarayburnufatihleri.

İstanbul
Sarayburnu
Caddebostan
Kireçburnu
Kışın Yüzenler
Sayı 005

BENZER

İstanbul’da zaman yolculuğuna çıkmanın çok farklı yolları var. Ama kendinize güzergâh olarak şehrin kimi tarihî ve ünlü şekercilerini seçerseniz; semtler, mekânlar ve lezzetler açısından kesinlikle en ‘tatlı’sı olacaktır. Yine de unutmayın; Şeker Bayramı’nda bile olsa azı karar, çoğu zarar.
İstanbul’un Doğal Bitkileri kitabının yazarı Prof. Dr. Ünal Akkemik’e göre, kentin doğasındaki hassas bitki türlerinin korunması için insan müdahalesinden uzak tutulmaları gerekiyor.
Geçmişi bir asırdan uzun zamana dayanan İstanbul Şehir Tiyatroları’nın sergilediği ilk oyun, Fransız yazar Émile Fabre’ın eserinden Türkçeye uyarlanan Çürük Temel’di. Emin Nedret İşli, koleksiyonunda bulunan tanıtım kitapçığından yola çıkarak bu oyunun özelliklerini yazıyor ve 1916 olarak bilinen ilk temsil tarihini 1915 olarak tespit ederek çok yaygın bir yanlış bilgiyi de düzeltiyor.