Sele üstü seyir defteri: Büyükçekmece’den Terkos’a Çakmak Hattı

Fotoğraf
Koray Berkin
25 Şubat 2021 - 12:16

Eski kuşaklar İstanbul denince etrafı surlarla çevrili tarihî yarımadayı anlardı. Evliya Çelebi’nin 30 bin adım fırdolayı dediği, şehrin toplam alanının sadece yüzde 3’ünü oluşturan bu muazzam kara parçası, tartışmasız şehrin kalbidir. Deyim yerindeyse “öz İstanbul” orasıdır. Bugünün insanıysa, İstanbul denince zihninde daha geniş bir coğrafyayı canlandırıyor. Yine de bu daha geniş coğrafyanın içine henüz dahil olmamış deyim yerindeyse “bir İstanbul daha” var. Ben ona “derin İstanbul” diyorum. Görece daha az bilinen, istisnalar hariç İstanbul rehberlerine pek girmeyen, tarım ve hayvancılık yapılan köylerden oluşan bir İstanbul bu.

Her ne kadar 2012’de değişen Büyükşehir kanunuyla birlikte buralar artık mahalle sayılsa da bölge sakinleri köy demeyi sürdürüyor. Kimse kapısına “mahalle yumurtası bulunur” diye tabela asmıyor mesela! Köy yumurtasının kavramsal hâkimiyeti sürüp gidiyor. İstanbul’un “orda bir köy var uzakta” köşelerini keşfetmek istiyorsanız, bisiklet almanızı öneririm. Zira bisiklet bir şehri keşfetmenin en iyi araçlarından biridir. 

Otuz yılı aşkın bir süredir İstanbul’da bisiklete biniyorum. Şehrin kıyıda köşede neresi varsa bisikletle keşfettim. Sele üstünde sadece mekânda değil, zamanda da yolculuk yaptım; o güzelim köylerin zaman içinde nasıl tahrip olduklarına tanıklık ettim. Bütün tahribata rağmen bu şehir size sele üstünden keşfedeceğiniz sayısız güzellik ikram eder. Bu yazıda, görece az bilinen bir hattı pedallamak, dilim döndüğünce anlatmak istiyorum. Büyükçekmece’den Terkos’a uzanan Çakmak Hattı bu.

Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü (Mimar Sinan Köprüsü de deniyor)

Sayısız korugan var

Malum, Türkiye İkinci Dünya Savaşı’na girmedi. Ama savaşın tedirginliğini hep ensesinde hissetti. Etrafındaki ateş çemberinin gün gelip daralmasından endişe etti. Çakmak Hattı işte o endişenin ürünü. İngilizlerin “blockhouse”, Almanların “bunker”, bizim “korugan” dediğimiz beton mevziler, bugün İstanbul kültürel ve endüstriyel mirasının çarpıcı parçalarıdır.

Hattın adı Mareşal Fevzi Çakmak’tan geliyor. 1930’ların sonuna gelinirken, İkinci Cihan Harbi’nin çıkacağına artık kesin gözüyle bakılmaktadır. Herkesin, 1933’te iktidara gelen Nazi Partisi ve Adolf Hitler’in ne zaman düğmeye basacağını tedirginlikle beklediği günlerde Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak şehrin güneyinden kuzeyine uzanan bir savunma hattı planlıyor. 

Aslında İstanbul onun bu projesinden çok eski zamanlarda yapılmış başka bir savunma hattına daha sahiptir. Karadeniz’den (bugünkü Evcik Plajı’ndan) başlayıp, Silivri’ye kadar inen Anastasios Surları 5. yüzyılda inşa edilmiştir.

Fevzi Çakmak kafasındaki projeyi Atatürk’e götürüyor ama onay alamıyor. Gazi, savaşı insanın yaptığını, insanın da toprak üzerinde olması gerektiğini, böyle bir projenin işe yaramayacağını söylüyor. Fakat ısrarlı Mareşal, Atatürk hayatını kaybettikten sonra, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü ikna ediyor ve projesi hayata geçiyor. Bu arada, 1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’yı işgaliyle başlayan İkinci Dünya Savaşı’nın onuncu ayında, Almanya Fransa’yı da işgal ediyor. Almanlar ülkeye Belçika üstünden girerek meşhur Maginot Hattı’nı boşa düşürüyor. Fransa’nın teslim olduğu tarihlerde, İstanbul’da Çakmak Hattı’nın yapımına başlanıyor.

Çakmak Hattı’nı takip edeceğimiz tura Marmara Denizi’nin Büyükçekmece Gölü’yle buluştuğu yerden, Kültür Park’tan başlayacağız. Parkın başındaki Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü (Mimar Sinan Köprüsü de denir) bana sorarsanız İstanbul’un halihazırdaki en güzel köprüsüdür. Eski Galata Köprüsü olsaydı belki ikisini karşılaştırırdım ama o, artık tarihin buruk bir parçası. Şehzadebaşı Camii’ne “çıraklık”, Süleymaniye’ye “kalfalık” eseri gözüyle bakan Sinan’ın, bu köprüye “şaheserim” dediği rivayet edilir.

Korugan

Kanuni’nin Zigetvar seferine giderken Sinan’a emrettiği ama görmeye ömrünün vefa etmediği köprü, II. Selim döneminde, 1567’de kullanıma girer. E5 yolu yapılana kadar İstanbul’un Trakya ile bağlantısını da sağlar. 2004’te Betonart dergisine Büyükçekmece Koruganları hakkında harika bir makale yazan Deniz Aslan’dan alıntı yapalım:

...'70'li yıllarda İstanbul’u Trakya’ya bağlayan tek bağlantı Mimar Sinan Köprüsü’ydü. Bu yıllarda özellikle Kumburgaz, Selimpaşa ve Silivri’ye yazlığa gidenlerin uğrak yeri olan Büyükçekmece, lojistik bir merkez sayılırdı (...) İne çıka köprüyü geçen Amerikan arabaları ve tekerleklerin tüm derzleri aktardığı taş zemin, köprünün iki kenarınca yürüyen insanlar, satıcılar, balıkçılar heyecan verici sinematografik bir dünyanın unsurları idiler. Bu arada sazların arasından, tarlaların ortasından fark edilen koruganlar da bir tür zaman kaymasına neden olurlar, neredeyse Çanakkale Savaşı’na kadar uzanan ‘ele geçirilemez toprak mitosu’ ile bütünleşirlerdi. Daha sonraları devreye giren E5 karayolu bu koruganlar sistemini parçaladı, koruganların bir kısmı bayır üzerinde oluşan dev karayolu adalarının içinde kaldı. Özellikle bayır yukarı çıkan araçlar için birer işaret olan bu nesneler, üzerlerinde dönemin siyasal sloganlarını da taşıyan beton yüzeyleri ile yeni plastik öğeler olarak karşımıza çıktılar. Bugün kentin algısında korugan diye bir kavram yok, göl çevresi boyunca yan yollardan algılanan koruganlar pitoresk ögeler olarak yaşamlarını sürdürüyorlar..."

Deniz Aslan’ın sözünü ettiği koruganlardan bir tanesi köprüye bitişik inşa edilmiştir. Bir dönem çayhane olarak kullanılan korugan şimdi kapalı. Park meydanında bulunan büyük korugan ise rengârenk boyanıp barışa ithaf edilmiş.

Bölgedeki koruganların durumu İstanbul’un kentleşme serüveninin özeti gibidir. 19 Mayıs Mahallesi’ndeki bir koruganın üzerine apartman inşa edilmiştir mesela. Göl kenarındaki mezarlığın plastik büfesi de yine bir korugan üzerine kondurulmuştur. İçlerinde konut olarak kullanılanlar bile var.

Terkos Gölü'nün kıyısında kulübe olarak kullanılan bir korugan

Pedal Vakti

Artık yola çıkabiliriz.

Parkın içinde bulunan ve yine Sinan’a ait olan Kurşunlu Han, Sokullu Camii ve çeşmenin yanından geçip gölün doğu kıyısından kuzeye devam ediyoruz. Maalesef gölün tam kıyısından bisikletle gitme şansı yok. Atatürk Stadı’yla göl arasında kalan bir yol var ama o da bir süre sonra bitiyor. O yüzden stadın üst kısmındaki Çakmaklı Yolu’ndan devam ediyoruz. Bu yolun her iki kenarındaki tarlaların içinde kalan koruganları görmek mümkün.

Biz, Çakmaklı köyüne devam eden yokuşu tırmanmıyoruz. Ama siz denemek isterseniz o taraflarda da koruganlar görebilirsiniz. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa/ Büyükçekmece Yerleşkesi’nin hemen yakınında heybetli bir korugan var mesela.

Döner kavşağın yanından tam sol yapıyor, batıya devam ediyoruz. Bu yol üzerinde çok sayıda köpek göreceksiniz. Büyükçekmece Belediyesi Sahipsiz Sokak Hayvanları Rehabilitasyon Merkezi’nin yaptığı kulübelerde yaşıyor ve merkezin getirdiği gıdalarla hayatlarını sürdürüyorlar. Yetkililer, pandemiden sonra terk edilen ev hayvanlarının sayısında büyük artış olduğunu belirtiyor. Çok hazin.

Biraz ileride yolun hemen kenarında bir korugan daha görüyoruz. İSKİ tesislerinin yakınından geçiyor, Karaağaç’a giden ana yolu takip ediyoruz. Yolun her iki tarafında sıralanmış tarlaların özellikle bahar aylarında harika bir peyzaj sunduğunu söylemeden geçmeyeyim. Yol üstünde bazı noktalarda tarlaların arasından geçerek göl kıyısına inmek mümkün. Ama altınızdaki bisikletin uygun olması lazım. Narin bir yol bisikletiniz varsa pek önermem. Göl kıyısına inerseniz yine koruganlar göreceksiniz. 1989’da baraj yapıldıktan sonra suyun altında kalan koruganlar, son dönemdeki korkutucu kuraklık yüzünden deyim yerindeyse yeniden boy verdi.

Büyükçekmece’den 12 kilometre sonra TEM’e ulaşıyoruz. Buradaki üst geçitten Karaağaç’a gidilebiliyor. Karaağaç-Yeşilbayır-Nakkaş güzergâhı üstünde de koruganlar görmek mümkün. Ama biz o yola da girmiyor, TEM’i sağımıza alarak aşağıya iniyoruz. Biraz sonra karşımıza nefis bir manzara çıkıyor. Burası Büyükçekmece Gölü’nün kuzey sınırı. Birazcık ileride Hezarfen Havaalanı var. Eğer şanslı gününüzdeyseniz küçük uçakların iniş kalkışlarını izleyebilirsiniz.

Havaalanının karşısında 15 Temmuz Hatıra Ormanı bulunuyor. Biraz ilerideki Bahşayiş köyünün çıkışında yan yana iki korugan var. Bir zamanlar İTÜ Mimarlık Fakültesi Korugan Çalışma Grubu, Trakya ve Çanakkale’ye yayılmış koruganları tespit etmeyi, ilgili rölöve ve envanter çalışmalarını yaparak yayımlamayı hedeflemiş. Bu amaçla yapılan ön çalışmada, bir öğrenci yarışması düzenlenmiş. Ve iki koruganın rölöve çalışmaları gerçekleştirilmiş.

"Ejder dişleri"

Savunma hattında "ejder(ha)dişi"

Kuzeyden gelen Çamaşırcı Deresi’nin göle bağlandığı bu noktada ilginç bir savunma unsuru daha göze çarpıyor. Bu unsurlara “ejder dişi” deniyor. Ejder dişleri saldırı riskinin yüksek olduğu stratejik noktalardaki koruganların önüne, konik bir beton üstüne eklenmiş ray demirlerinden oluşuyor. Amaç tank ilerleyişini engellemek.

Bahşayiş’ten sonra birden fazla alternatifimiz var. Eğer altınızdaki bir dağ ya da kros bisikleti ise patikalardan geçerek kuzeye, Nakkaş’a doğru devam edebilirsiniz. Ama özellikle yağmurlu mevsimlerde macun kıvamına gelen bereketli topraklar teker çevirmenizi engelleyebilir. Kuru mevsimlerde ise tadına doyulmaz bir sürüş ve keşif zevki verir. Tarlaların içinde büyüklü küçüklü onlarca korugan görmenize vesile olur. Gökyüzünde süzülen çeşit çeşit kuşları söylemeye bile gerek duymuyorum. Biz bu gidişimizde çok sayıda şahin gördük mesela.

Eğer mevsim şartları ve bisikletiniz uygun değilse zorlamayın. Asfalttan Ahmediye yönüne devam edin. 5 kilometre sonra Çatalca-İstanbul yoluna çıkacaksınız. Bu yolun trafiği, kuzey otoyollarının da eklenmesiyle son zamanlarda çok arttı ama bisikletçilerin sık kullandığı bir rota ve emniyet şeridi müsait. 8 kilometre sonra Çatalca merkezine ulaşıyoruz. Vaktiniz varsa Çatalca’da bir tur atın. Özellikle Kaleiçi Mahallesi’ni ve Mübadele Müzesi’ni ziyaret etmenizi öneririm.

Biz merkeze girmiyor, Çilingoz levhasını takip ederek İzzettin köyüne devam ediyoruz. Biraz sonra ulaştığımız tren istasyonu sembolik önemi yüksek bir yer. Halife Abdülmecid Efendi, hilafet kaldırıldıktan bir gün sonra, 4 Mart 1924’te ailesiyle buraya getirilmiş, buradan da trenle İsviçre’ye gönderilmişti. İstasyon aynı zamanda, tarihe 31 Mart Vakası (1909) olarak geçen ayaklanmayı bastırmak üzere Selanik’ten yola çıkan Hareket Ordusu’nun mola verdiği yer. İstanbul’dan gelen heyetlerle burada bir dizi görüşme yapılmıştı. Hareket Ordusu’nun kumandanı Hüseyin Hüsnü Paşa, Kurmay Başkanı Kolağası Mustafa Kemal Bey idi. Daha sonra kumandayı Mahmut Şevket Paşa ve Enver Bey devraldı.

Çatalca Tren İstasyonu

Çatalca'nın diğer adı: İstanbul'un Kapısı

Çatalca, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, yerinden yurdundan edilen milyonlarca insana kapılarını açan bir beldedir. O yüzden diğer adı “İstanbul’un Kapısı”dır. Bölgedeki köylerin demografisi göçler ve mübadeleyle şekillenmiştir. Meydandaki Kırım Anıtı’yla bu durumun altını çizen İzzettin, o köylerden yalnızca biridir.

İzzettin’den Nakkaş’a giderken yolda çok sayıda korugan, köy meydanındaki haraya ulaştığınızda çok sayıda at görecek, İstanbul’da böyle manzaralara tanık olduğunuz için hayret içinde kalacaksınız. Nakkaş’tan 5 kilometre ilerideki Örcünlü’de koruganlardan bir tanesi Mevziler Piknik Alanı adıyla işletmeye açılmış. Yolunuz düşerse burayı işleten Halit Dayı’nın çayını içmeyi ihmal etmeyin.

Genişletilen eski Kırklareli yolunun (D020) üst tarafında kalan Kestanelik’e geçiyor, Çanakça’ya devam ediyoruz. 1999-2009 arası Çanakça’da muhtarlık yapan Hüseyin Değirmenci ile buluşuyoruz. Hüseyin Abi bizi köyün içindeki koruganlara götürüyor. Bunlardan bir tanesinin sanki özel mülkmüş gibi etrafının dikenli telle çevrildiğini görüyoruz. Yetmezmiş gibi yanına bir de kaçak yapı eklediğine tanık oluyoruz. Hüseyin Değirmenci, savunma sisteminin bir parçası olan beton duvarı gösteriyor ve bunlara bölge halkının “tankmani” dediğini söylüyor. Tank durduran o duvarlar belli ki kaçak inşaatı engelleyememiş.

Köyde buluşmak istediğimiz bir diğer kişi olan Mehmet Uslu ile pandemi yüzünden buluşamıyoruz ama telefonla konuşuyoruz. 95 yaşındaki Mehmet Amca hem 1968-75 arası Çanakça’nın muhtarlığını yapmış hem de gençliğinde bu hattın yapımında çalışmış.

Bu mevzilerin yapımı ben 13-14 yaşındayken başladı. O zaman buralarda çok büyük açlık, yokluk vardı. Bu tahkimatların yapımına başlanınca bizi işe aldılar da elimiz üç beş kuruş gördü. O zaman eski ustaların yevmiyesi 3 lira idi, ama tankmani yapımındaki ustalara 5 lira yevmiye veriliyordu. Bugünün parasıyla 500 lira gibi düşün. İleride Kızılcaali köyü var. Orada taş ocağından taşları yükledik, kendi arabamızla buradaki köprüye getirdik. Bize o iş için 10 lira ödediler. Bu mevziler ağır makineli tüfeklerle, mühimmatla donatılmıştı ama diğer taraftan tam teşekküllü bir ev gibiydi. İçlerinde su kuyusu bile vardı. O zaman bunların sağlamlığını test etmek için Çanakkale’den büyük toplar getirdiler, hiç unutmuyorum, üç tane atış yaptılar. Bir tanesi korugana tam isabet etti. Ama o kadar sağlam yapılmıştı ki, en ufak bir zarar görmedi. O zaman mevzilerin olduğu yerde kuş bile uçurulmazdı. Savaş tehlikesi geçtikten sonra durum değişti. Millet koruganları samanlık olarak kullanmaya başladı. Koyununu, keçisini koydu. Depo yaptı, ev yaptı.

Alaiye Şehitliği

Mehmet Amca’nın nehir söyleşilere sığmayacak anılarından küçük bir bölüm aktarıyor, Dağyenice’ye devam ediyoruz. Dağyenice’nin girişinde tam sağ yapıyor, Yazlık yönüne gidiyoruz. Biraz sonra Alaiye Şehitliği yazan tabeladan sağa dönüyoruz. 2 kilometre sonra ulaştığımız Alaiye Şehitliği ve Anıtı, Birinci Balkan Savaşı’nda 657 askerden oluşan Alaiye Taburu’nun pusuya düşürülüp şehit edilmesi anısına yapılmış. Şehitliğin etrafındaki kazılar devam ediyor.

Geldiğimiz yoldan geri dönüyor, Yazlık’a sürüyoruz. Yazlık köyü de koruganlar açısından çok zengin. Özellikle köyün Terkos Gölü’ne bakan tepelerinde görkemli koruganlar bulacaksınız. Bunların bazılarında koltuklar, çekyatlar görürseniz şaşırmayın. Dinlenme ve barınma mekânı olarak hizmet veriyorlar.

Koruganlar Yazlık köyünün Terkos sınırlarında bitiyor. Buraya kadar gelmişken kuzeye çıkmak isterseniz, Örencik, Celepköy, Hisarbeyli, Ormanlı üzerinden Karadeniz’e ulaşabilirsiniz. Buralar bir bisikletçi için olağanüstü güzellikte yerler. Hele nisan, mayıs aylarında giderseniz Terkos üstündeki nilüferleri seyretmeye doyamazsınız. Yamaç paraşütçülerinin gözdesi Ormanlı’nın Karadeniz manzarası size Orhan Veli’nin “Gemlik’e doğru denizi göreceksin / Sakın şaşırma!” dizelerini hatırlatacak.

Koruganlar

Sonuç olarak; Büyükçekmece’den başlayıp Terkos (Durusu) kıyılarında biten Çakmak Hattı yaklaşık 50 kilometre uzunluğunda. Eğer Çatalca-İzzettin rotasını kullanırsanız mesafe 60 kilometreye çıkıyor.

Çakmak Hattı’nın üç sıra olarak sıralanan doğu-batı yönündeki derinliğine dair bir bilgi bulamadım. Benim GPS ölçümlerim 8-9 kilometre civarında bir derinlik gösteriyor. Ama kesin rakamı bilmiyorum.

Millî Savunma Üniversitesi öğretim üyesi Salim Aydın’a göre bu hat üstünde 10 farklı tipte yaklaşık 1100 korugan inşa edilmiş. Bunların ne kadarı ayakta ne kadarı artık yok, tam olarak bilinmiyor.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’na girmediği için Çakmak Hattı bu anlamda tahrip olmuyor. Ama ilgisizlik kaynaklı tahribat had safhada. Oysa İkinci Dünya Savaşı’nı ağır yaşamış ülkelerde Maginot Hattı, Siegfried Hattı gibi yapı sistemleri göz nuru gibi korunuyor. Son yıllarda, yükselen alternatif turizm kapsamında buralara turlar düzenleniyor, kafeler, sosyal tesisler, konser salonları, sanat atölyeleri gibi düzenlemeler yapılıyor. Hatta pandemiden sonra bir tür izolasyon mekânı olarak hizmet verenler bile var. Çakmak Hattı da her anlamda büyük bir potansiyel barındırıyor. İlgili kurumların devreye girerek bu hattı elden geçirmeleri, hayata döndürmeleri gerekiyor. Ondan sonra dünya çapında tanıtımı yapılarak alternatif turizme kazandırılması; ultra maraton, macera yarışları, mimarlık festivalleri gibi etkinliklerin düzenlenmesi, bölge halkı için gelir getiren bir iş modeli yaratılması mümkün. Zira dünyada çok örneği var.

Aydan Çelik’in Çakmak Hattı rotasını takip etmek için: www.strava.com/routes/2792120512936853526 

Kaynakça

Salim Aydın, Güvenlik Stratejileri Dergisi, sayı 34, Haziran 2020.

Deniz Aslan, “Özellikle Büyükçekmece Koruganları”, Betonart dergisi, sayı 4, Sonbahar 2004.

Hülya Yürekli ve Ferhan Yürekli, “Savaş ve Beton”, Betonart dergisi, sayı 4, Sonbahar 2004

Hikmet Özdemir, Savaşta ve Barışta Kemal Atatürk, Doğan Kitap, İstanbul 2019.

Jim Fitzpatrick, The Bicycle in Wartime, Star Hill Studio, Queensland, Australia, 2011.

Aydan Çelik, İstanbul Bisiklet Rehberi, Hil Yayıncılık, İstanbul 2017.

İstanbul
Çakmak Hattı
Büyükçekmece
Terkos
Bisiklet
Bisiklet yolu
Aydan Çelik
Gezi
Sayı 005

BENZER

Bugün İstanbul’dan bir vapura atlayıp Adalar’a gitmek dediğimizde ruhumuzu tatlı bir serinliğin sarıp sarmaladığını hissediyoruz. Çünkü Adalar yaşadığı tüm dönüşüme rağmen yüzyıllara meydan okuyan tarihi dokusu ve göz alıcı doğasıyla dünü ve bugünü aynı anda yaşayabileceğimiz büyülü bir iklim vaat ediyor. Adalar denince ilk akla gelen yazarlardan, çağdaşımız Akillas Millas ise bizi yüzyıllar öncesine götürerek farklı bir tarih okuması öneriyor. Millas, manastırları, kiliseleri, saraylarıyla bir inziva ve sürgün mekânı olarak Adalar’ın uzak tarihini deşmeye çalışıyor.
1929-1933 yılları arasında, mart, nisan ve mayıs aylarında şehir gündemine düşmüş olaylar, o olaylara dair anları donduran simge fotoğraflar ve ilgili gazete haberleri...
Milyonların sevgilisi olmuş dünyaca ünlü yıldızların İstanbul söz konusu olduğunda ortak bir noktaları var. Ne mi? İstanbul’a geldiklerinde görmeden edemedikleri, uğramadan dönmedikleri... Moda’da kedilerle dolu bir ev.