İstanbul'un kedileri

25 Mayıs 2022 - 17:20

İstanbul denilince imparatorluklara ev sahipliği yapmış olması, tarihî eserler, görkemli saraylar kadar kediler de gelir akla. Kediler, Osmanlı’dan bu yana şehrin bir parçası kabul edilmiştir. İstanbullular, kedileri komşuları olarak benimsemiş, onlarla beraber yaşamayı seçmişlerdir.

Sokaklarda doğup büyüyen bu canlar, bazen güneşli bir köşe bulunca balerin gibi uzanır ya da kıvrılıp uyur bazen yemeğimizden bir parça almak için sabırla bekler bazense beklediklerinin sadece ilgi ve sevgi olduğunu anlatmaya çalışır. Yönetmenliğini Ceyda Torun’un üstlendiği Kedi belgeseli (2016), İstanbul sokaklarında gezinen, kendi kurallarını koymayı başarmış bu sokak kedilerini başarıyla gözler önüne seriyor. Kedilerin her birinin farklı bir karakteri olduğunu anlayan Torun, kente ve kent sakinlerine Sarı, Duman, Bengü, Aslan Parçası, Gamsız, Psikopat ve Deniz isimli kedilerin gözünden en tabii şekilde bakıyor. Filmde kedilerin yanı sıra İstanbul sokaklarını, esnafını, kimi ünlü kediseverleri de izliyoruz. “Kedi, kediden öte bir şey İstanbul’da” diyor Ceyda Torun. "Kedi, bütün İstanbul’un tarif edilemez karmaşası, kültürü, özgünlüğü ve özelliği ile ilgili bir şey..."

Kedi

Torun, filmini çekerken kedilere hiçbir müdahalede bulunmamış. Çekimlerden sonra kediler sayesinde İstanbul’daki insanlara dair fikir edindiğini söylüyor. “Kalpleri temiz, şefkat, merhamet dolu insanlar. Kendilerini sokak hayvanlarına adayan, büyük bir şekilde adamasa bile mama taşıyan, su veren insanlarımız çok” diyor. Pek çok ülkede ve çeşitli festivallerde gösterilen Kedi’nin izleyici ve eleştirmenler tarafından hayranlıkla karşılandığını basında çıkan haberlerden ve yorumlardan biliyoruz. Hâlâ izlememiş olanlar mutlaka izlemeli.

Kedinin tarihi

Bilimsel çalışmalar, kedinin Anadolu ve Mısır kökenli olduğunu gösteriyor. Roma’daki Sapienza Üniversitesi ve Belçika’daki Doğa Bilimleri Enstitüsü’nün ortak çalışmasıyla bilim insanları 200’den fazla kedi kalıntısının DNA’larını inceleyerek bu sonuca ulaşmış.

Antik Mısır’da kedilerin çok önemli bir yeri olduğu hatta firavunlarla birlikte gömüldükleri biliniyor. Kutsal kabul edilen kedilerin mumyalanarak konduğu mezarları ortaya çıkaran kazılar var. Mısır’da kedilerin koruyucusu olarak da bilinen tanrıça Bastet, ev hayatının, bereketin ve sırların bekçisidir. Mısır mitolojisinde, güneş tanrısı Ra’nın kızı olarak da karşımıza çıkan Bastet kedi formuna sahiptir. Milattan önce 1456 yılından itibaren ise ev kedileri ile özdeşleştirilen Bast koruyucu tanrıça sıfatıyla firavunu savunan ve onu koruyan bir tanrıça olarak bilinmekteydi.

Tarımın ilk geliştiği topraklardan Mezopotamya’da kediler; fare ve sıçan popülasyonunu dengede tutarak tarım ürünlerinin zarar görmesini engelliyordu. Bu durum, Anadolu’da kedi ve insan arasında doğacak samimi dostluğun da ilk adımıydı. Anadolu’da bir avcı olarak beslenen kediler, Osmanlı zamanlarında şehir yaşamına uyum sağlamış ve İstanbul’daki kedi kültürünün ortaya çıkmasında etkili olmuştur.

 

Kedi, İstanbul'un simgelerinden

Osmanlı'da padişahların dostları kediler

Kedilerin İstanbul’un yerlisi olmalarında Osmanlı’nın payı oldukça büyüktür. Osmanlı devrinde sokak hayvanları korunmuş, insanlar bu yönde teşvik edilmiştir. Sokak hayvanlarına karşı özenli davranılmış, aş evlerinde muhtaç insanlarla birlikte kedi ve köpekler de doyurulmuştur. Hayvan bakımı için kasaplarla anlaşılmış, maaşlar ödenmiştir. Hayvanların tedavileri, su ve yemek bulabilmeleri için vakıflar kurulduğu da biliniyor. Devasa imparatorluğun başkentinde ve diğer şehirlerinde, sokak hayvanları için kurulan bu vakıflarda sokak hayvanlarının beslenmesinden sorumlu “Mancacı”lar çalışıyordu.

Sultan Abdülhamid'in kedisi Ağa Efendi

Tıpkı Osmanlı ahalisi gibi padişahlar da kedilere çok düşkündü. II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu tarafından yazılmış biyografik kitapta II. Abdülhamid’in kedi sevgisinden sıkça bahsediliyor. Sultan’ın Ağa Efendi isimli kedisiyle öyle samimi bir ilişkisi varmış ki, Sultan’la kızı domino oynarken kedi gelip domino taşlarını bozar ve oyunun ortasına yatarmış. Beyaz bir Ankara kedisi olan Ağa Efendi’nin yemeğini çatalla uzatılmadığı taktirde yemeyecek kadar asil olduğu da pek çok kaynakta yer alır.

Beyazıt Kütüphanesi’nin bir diğer adının Kedili Kütüphane olduğunu bilir misiniz peki? Kütüphane’nin kitapları kadar bir dönem kedileri de ünlüymüş. Kedi sayısının 100’ü aştığı zamanlar olurmuş. Beyazıt Kütüphanesi’ne bu nedenle Kedili Kütüphane de denmiş.

İstanbul'un kedi parkları

Günümüze dönelim ve İstanbul’un sokaklarında, parklarında bir kedi gezintisine çıkalım. Anadolu Yakası’nda Fenerbahçe Parkı ve Avrupa Yakası’nda Maçka Parkı kedi evleriyle meşhurlar. Her renkten, her yaştan kediyi bu parklarda görebilirsiniz. Cihangir, Nişantaşı, Moda gibi bölgelerin hemen her yerinde kedi evlerine, mama ve su kaplarına rastlarsınız. İnsan-kedi sevgisinin en yürek ısıtan manzaralarındandır bunlar. Minik bir kediden daha cesur bir kâşif yoktur. Onları sevip beslediğinizde sizi asla unutmazlar. Kediler için yapılan “vefasız” yorumunu hiçbir zaman haklı bulmadım. Kapımızın önünde beslediğim mahallemizin gülü kızımız, beni bir ay görmezse dönüşümde koşarak karşılar, kucağıma oturup âdeta özlemini anlatır.

Ayasofya'nın ünlü kedisi Gli

İstanbul'un ünlü kedileri

Kebapçı tabelasının önünde verdiği unutulmaz pozuyla üne kavuşan Tombili, ne yazık ki artık aramızda değil ama anısına yaptırılan heykel sayesinde Ziverbey sokaklarında ölümsüzlüğe kavuştu.

İstanbul’un en ünlü kedisiyse hiç şüphesiz Gli’ydi. 2004 yılından beri Ayasofya’nın âdeta koruyuculuğunu üstlenen Gli, 2020 yılında aramızdan ayrıldı. Instagram sayfasında 100 bin takipçisi olan Gli, Ayasofya’nın benzersiz mimarisinde, binlerce fotoğrafta yer aldı. Gli, sadece İstanbul’un değil, dünyanın en ünlü kedilerinden biriydi. 2004 yılında kardeşleri Pati ve Kızım ile Ayasofya’nın güvenlik kulübesinde doğan Gli’nin doğum adı Gri’ydi. Zamanla Ayasofya’yı ziyaret eden turistlerin telaffuzlarının etkisiyle kedinin ismi Gli hâlini aldı.

Mahallem Nişantaşı’nda, kendi aramızda hep kedi parkı olarak andığımız parkta yıllarca “kedilerin babası” olarak tanınmış Ekrem Abi’yi anmadan geçemeyeceğim. Sevgili Ekrem yaz kış, yağmur çamur demeden yıllarca kedi evlerinin bulunduğu basamaklarda oturup sokak kedilerinin koruyucu babası oldu. Mendil satarken kucağına sığınan minik kedileri park gönüllüleriyle birlikte besler, sağlıklarıyla ilgilenirdi. Bu işi yıllarca aksatmadan yaptı. Ekrem artık aramızda değil; onu seven tüm canların sevgisiyle, huzurla uyusun.

Edebiyatta kedi

Peyami Safa’dan Orhan Veli’ye, Hüseyin Rahmi Gürpınar’dan Tomris Uyar’a, Türk yazın ve şiirinin sevilen pek çok ismi hem kendi kedileri hem kediler üzerine yazdıklarıyla nam salmıştır.

Osmanlı'dan bu yana edebiyatta kendine sıklıkla yer bulan kediyi kimi yazar ve şairler eserlerinde benzetme amaçlı kullanmış, kimileriyse doğrudan kediyi anlatmıştır. İstanbul kedilerinden bahsediyoruz madem, o halde kedi denince ilk akla gelen İstanbullu bazı yazar ve şairlere selam yollayalım. İstanbul’un şairi Orhan Veli, “Kuyruklu Şiir”de, “Uyuşamayız, yollarımız ayrı/ Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi” derken kedi üzerinden sınıfsal bir çatışmaya işaret eder. Tevfik Fikret ise Servet-i Fünun dergisinde yayımlanan “Zerrişte” şiirinde çocukluğunda baktığı aynı isimli kediyi konu etmiştir.

Bir kedi coğrafyasının varlığından bizi haberdar eden Evliya Çelebi’nin seyahatlerinde rastladığı kedilere dair anlattığı hikâyeler çok keyifli olmakla birlikte bilgilendiricidir de.

İstanbullu Peyami Safa, Fatih Harbiye romanında kedi ve köpek üzerinden “Şarklılar” ile “Garplılar”ı karşılaştırır. Edebiyatımızın usta isimlerinden Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Kedime iyi bakınız. Onu aç bırakmayınız” diye vasiyet ettiği bilinir. Gürpınar’ın kedisi Heybeliada’nın simgesi olmuş, herkes onu tanımış ve korumuştur. Yazarın pek çok eserinde de rastlarız kedilere. Kedi Edebiyatı - Türk Edebiyatının Kedileri ve Kedicileri (2019, Dergâh Yayınları) kitabında yer alan yazarlardan Fatih Alper Taşbaş, “Heybeliada’dan Burgazada’ya Kedi Adımlarıyla” başlığıyla kaleme aldığı makalede “İnsanların kedileri olmaz. Kedilerin insanları ve mekânları olur. Gürpınar’ın kedi hikâyelerindeki motto budur” diye yazarak kediyle ilgili en gerçek şeyi söyler aslında. Tomris Uyar’ın şu sözü ne kadar gerçekçidir: “Hangimiz bir kedi kadar bağımsız, barışığız dünyayla.”

Kedi
İstanbul
İstanbul'un kedileri
Sokak kedileri
Kedi belgeseli
Gli
Ceyda Torun
Elda Sasun
Sayı 010

BENZER

Beyoğlu bir semtten çok, en güç koşullarda bile ayakta kalmayı beceren devasa bir canlıya benziyor. Gıdasını yaşamdan alan, sokakları, caddesi, meydanı, anıt binaları ve birbirinden ilginç insanlarıyla devasa bir canlı. Bu kadim varlığı korumak istiyorsak, tek kültürlülük cehenneminden kurtarmamız lazım.
Zafer Bayramı’mızın 98. yıldönümüydü bu yıl. Coşkuyu, sevinci yaşarken bir kez daha gördük ki; memlekete, İstanbul’a, insanımıza cumhuriyet ve demokrasi ne kadar da çok yakışıyor. Bize bunu armağan eden Mustafa Kemal Atatürk’e ve silah arkadaşlarına şükran borçluyuz.
Şehrimiz, iki kıtanın birbirine kavuştuğu dar bir boğaz. Bu sayede, dünyadaki kuş hareketlerinde çok önemli bir konuma sahip. Avrupa, Asya ve Afrika arasında yer değiştirirken kara üzerinden uçmayı tercih eden veya üremek için civarımızı seçen yüzlerce türden yüz binlerce kuş, her ilkbahar ve sonbahar İstanbul semalarında kuş resmigeçitleri yaşanmasına vesile oluyor. Sonbahar göçü ağustos ayında başlayıp ekim sonuna kadar yoğun biçimde sürüyor.