İstanbul'daki Anadolu

23 Kasım 2022 - 14:57

Kasvetli bir kış akşamüzeri, annem arayıp da neredesin diye sorduğunda, birkaç saniye afalladım ve 4. Levent’teki bir oto tamircisinin en dipteki, daracık, loş ve havasız odasında daha önce hiç karşılaşmadığım birkaç adamla birlikte köçek oynatmakta olduğumu hemen yumurtlayıp yumurtlamama konusunda karara varamadım. Çatık kaşlı, kalın bıyıklı, ciddi bakışlı Köçek Niyazi şıngır mıngır şıklattığı elindeki zilleri, 2 davul ve 1 zurnanın çaldığı "Tiridine Bandım"ın ritmine uydururken ve üzerinde rengârenk püsküller hoplayıp zıplayan çiçekli kırmızı eteğinin örttüğü kalçasını bir doğuya bir batıya doğru profesyonelce kıvırırken, iki kem birkaç kümle annemi geçiştiriverdim.

Söylemeye kalksam, süt kuzusu evladın evde beklerken senin ne işin var oto sanayilerde köçeklerle vur patlasın çal oynasın bir hayatın içinde diyebilir, beni, benim gözümde bana karşı vicdansız ve sorumsuz bir kadın kılabilirdi. Hâlbuki içinde bulunduğum bu ortam da gazeteciliğin sıradan ve şizoit atmosferine dâhildi. Gazeteci dediğin televizyonun içinde yaşayan küçük bir kukla-insan misaliydi, uzaktan kumanda marifetiyle salisede hop oradan buraya, bu filmden diğerine, eğlencenin dibinden, elem ve kederin en yüksek mertebelerine zıplatılabilirdi. Ve işte İstanbul da gazeteciye hikâyeler ve mekânlar arasındaki bu şimşek hızındaki yolculuklarda sonsuz imkânlar sunan şehirlerin başında geliyordu. Altın tepside ve lunapark baş döndürücülüğünde.

İSTANBUL’DAKİ SİVASLILARIN SAYISI (767 BİN) SİVAS’IN NÜFUSUNDAN DA (646 BİN) FAZLA

Türkiye’yi gezmeden dört dörtlük bir Türkiye turu yapabilirsin bu şehirde.

Ve ben etrafımdaki insanlara bakıp, Karadeniz’deyim diye yanıt verebilirdim anneme.

Benim o sırada fani derdim köçeklerleydi. Ama bu yazıda kafamı hey gidi hey koca İstanbul’la takacağım az sonra, ki hep birlikte şaşıracağız, bu ikisini kurdeleyle birbirine nasıl bağladığıma!

O sıralar Türkiye’nin dört bir yanından illerin ve köylerin danslarını ve müziklerini anlatacak fotoğraflı bir kitap projesinde çalışıyor, köçek kültürünün ana yurdu Batı Karadeniz’de Karabük’ten Safranbolu’ya Kastamonu’dan Zonguldak’a didik didik köçek arıyor fakat bulamıyordum. Bunca araştırma, yolculuk, hüsran ve 48 telefon görüşmesinden sonra bulduğum Sinop Gerzeli davulcu, bana bu oto tamircide randevu vermiş, aradığım köçeği artık ancak –burnumun dibinde– İstanbul’da bulabileceğimi söyleyip İstanbul’da yaşayan Kastamonulu bir köçeği bizzat tanıştırmaya getireceğini eklemişti. Yıllar sonra benzer bir televizyon belgeseli projesinde yine şehirlerin müzikleri peşinde koşarken, güzide bir ilimizin en büyük festivali ve buluşmasının memlekette değil, İstanbul Arnavutköy’deki bir piknik alanında gerçekleştirildiğini öğrenip, çekime oraya gitmiştik.

Sonra yıllar içinde aslında o memlekete, şu köye ya da ilçeye özgü pek çok şeyin, tadın ya da geleneğin kendi öz yurdunda gittikçe silikleşirken İstanbul’da sürdürüldüğünü, bazen değişip dönüştüğünü defalarca farklı örneklerde gördüm. Tipik geleneksel bir laz düğününün en âlâsını Karadeniz’de değil, umaş aşının en lezzetlisini Elazığ’da değil İstanbul’da bulabilirsiniz.

İstanbul koca Türkiye’nin şahane bir özeti. Bunu hepimiz biliyoruz. Göçlerle oluşmuş bu koca şehri tek bir kalıba, bir bebeğin zıbınına zorla tıkıştıramazsınız. “Kaşı şöyle endamlı, gözü böyle sürmeli, vurdumduymaz ama cesaretli” dedikten sonra üzerine mührü basıp, zarfı da yalayıp kapatamazsınız.

15 milyon 569 bin kişi yaşıyorsa bu şehirde 15 milyon 569 bin farklı tanımı var bu şehrin burada yaşayan her bir insanın gözünde. Ve tabii geldikleri memleketlerin izlerini görmek mümkün, pek çoğunun saç tellerinde ya da yaşadıkları mahallelerde.

TRABZON GÜNLERİ’NDE HELVA TADIMI (FOTOĞRAF: HALİT BİLEN)

Nebiye Konuk’un çok değerli araştırma sonuçlarının yer aldığı İstanbulluluk adlı kitabında Fatih Sultan Mehmed fethettiğinde nüfusu 50 bin olan İstanbul’a yapılan göçleri 3 dönemde incelemişler:

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar olan ve daha sonraları “muhayyel İstanbullu” kimliğinin oluşmasına yol açmış, özlemle andığımız “eski İstanbullular”ın yaşadığı çok kültürlü dönem. Bu dönemin başında Fatih Sultan Mehmed, fetih esnasında meydana gelen nüfus kaybının telafisi için devletin çeşitli bölgelerinden Rumların da dâhil olduğu çeşitli grupları şehre getirterek, yerleştirmiş. Balat (Milet) halkı Balat’a Konya ve Karaman’dan gelenler Büyük ve Küçük Karaman mahallelerine, Çarşamba Ovası’ndan gelenler Çarşamba’ya, Aksaray’dan gelenler bugün de adı Aksaray olan semte, Tokat ve Sivas’tan getirilen Ermeniler ve Ege adalarının Rum halkı Samatya ve Sulu Manastır civarına, Selanik’ten getirilen Yahudiler Cuhud kapısına, Trabzon’dan getirilen Rumlar da Fener civarına yerleştirilmiş. İstanbul’un nüfusu 1570- 1580 yılları arasında 700 bine ulaşmış.

İkinci dönem, göç ve gecekondu kavramlarının ön plana çıktığı Cumhuriyet’in ilanından 1980’lere kadar olan yılları kapsıyor. 19. yüzyıl sonlarında İstanbul’un nüfusu 870 bin civarındayken 1927 sayımlarında 680 bine kadar düşmüş. 1950’ler itibariyle de göçlerle artmaya başlamış. 1960-65 yılları arasında İstanbul en çok Kastamonu, Sivas ve Giresun’dan göç almış. 1980’de İstanbul’un nüfusu 4 milyon 741 bin.

Ve 1980’den sonraki üçüncü dönem de hemşehrilik kavramının yerleştiği, şehirleşmenin hız kazandığı, göçlerle gelenlerin kümeler hâlinde aynı bölgelerde yerleşip gecekondulaşmaya neden olduğu ve dolayısıyla da mekânsal ayrışmaların da başladığı dönem. Artık geleneksel halk kültüründen uzak ama şehirli de olmayan “melez” grupların arabesk kültürünü oluşturduğunu söylemek mümkün. İstanbul’un nüfusu 1990’da 7 milyon, 2000’de 10 milyona ulaşıyor.

İyi de bütün Türkiye’de” nüfus arttı diyecek olursanız, buyrun size İstanbul’un ne kadar da dünya sırıkla atlama şampiyonu olduğuna dair bir kanıt daha: 1927’den 2000’e kadar Türkiye’nin nüfusu 5, İstanbul’unki 13 kat artmış.

Günümüzde Türkiye nüfusunun yüzde 18.71’i İstanbul’da yaşıyor. TÜİK verilerine göre İstanbul’da en çok sırasıyla Sivaslı (767 bin), Kastamonulu (559 bin), Ordulu (525 bin), Giresunlu (494 bin) yaşıyor. Sıralama Samsun, Tokat, Trabzon, Erzurum, Kars diye gidiyor. Ankaralıların 108 bini, İzmirlilerin de 71 bini İstanbul’da.

İL TANITIM GÜNLERİNDE RİZELİLER BULUŞMASINDA “FORMULAZ” ARACI

Hangi ilçede kimler var?

Diyelim kendinizi fazla yormadan, hırpalamadan, sadece metro-vapur-belediye otobüsü ulaşım üçgeninde bir Türkiye kültür turu yapmak istediniz... O zaman buyurun ve de hoş geldiniz Türkiye’mizin özeti İstanbul’umuza.

Canınız Sivas çektiyse, kuru madımak bulabileceğiniz, “Sivas’ın Yollarına” türküsünü dinleyebileceğiniz, Sivaslıların şivesiyle doya doya konuşabileceğiniz, manavdan “eccuk değil, bir goşam / az değil, iki avuç” çilek isteyebileceğiniz ilçeler epey fazla. Çünkü Şişli, Çekmeköy, Sarıyer, Beylikdüzü, Ataşehir, Kağıthane, Üsküdar, Maltepe, Bahçelievler, Ümraniye, Pendik ve Beşiktaş’ta en çok Sivaslılar yaşıyor. Zaten İstanbul’daki Sivaslılar (767 bin), Sivas’ın nüfusundan da (646 bin) fazla.

Giresun’dan esintiler için Tuzla’ya, Mardin için Zeytinburnu’na, Erzurum özleminizi bastırmak için Sultanbeyli ve Arnavutköy’e, Kastamonu lezzetleri için Fatih ve Bayrampaşa’ya gitmeniz yeterli.

İstanbul’un hangi ilçesinde en çok nereli var listesinin devamı şöyle:

Eyüpsultan - Giresun, Esenler - Malatya, Avcılar, Sancaktepe, Küçükçekmece, Silivri, Büyükçekmece - Tokat, Kartal- Erzincan, Gaziosmanpaşa - Siirt, Başakşehir - Malatya, Sultangazi - Adıyaman, Bağcılar - Bitlis, Esenyurt - Van, Bakırköy - Malatya, Beyoğlu ve Beykoz - Giresun, Güngören - Trabzon.

İstanbullunun en fazla olduğu tek bir ilçe bile mi yok şu koca İstanbul’da diye soracak olursanız. Var, o da var. Talebiniz buysa eğer sizi Kadıköy, Adalar, Şile ya da Çatalca’ya alabiliriz.

İstanbul’un içindeki Anadolu şehirlerinde dolaşırken hiç ummadığınız bir lokanta ya da bakkalda veya semt pazarında kim bilir nereden gelmiş bir yerel lezzet çıkabilir karşınıza. İşte tam da şu köşeyi dönüp de ikinci sağdan girdikten sonra çocukluğunuzdan hatırladığınız, bir türlü unutamadığınız Kastamonu’nun ekşili pilavıyla aniden göz göze gelebilirsiniz. Ya da bir sokak düğününde servis edilen Tokat Yağlısı’na hemen oracıktaki kaldırımda kalbinizi verebilirsiniz.

Otogarlar yıllarca memleketten getirilen, yollanan kolilerle dolup dolup taştı. İstanbul’daki yerel pazarların en şanlısı Kasımpaşa’daki Kastamonu Pazarı. Her cumartesi İnebolu’dan yüklenen yerel ürünler, taze meyve ve sebzelerle buraya getiriliyor. Ünlü şeflerin de alışveriş yaptığı bu pazarda odun ekmeğinden, mantara, dağ çileğinden yoğurt ya da hodan otuna kadar yok yok. Üstelik burada “emanetçiler” de varmış. Köyde yaşayanlar akrabaları, eşleri, dostları için hazırladıkları kolileri, düşük ücret ödeyip bu emanetçilere teslim ediyormuş. İstanbul’daki akraba da kolisini gidip pazardaki bu emanetçilerden alıyormuş.

TRABZON GÜNLERİ’NDE YÖRESEL ÜRÜNLER (FOTOĞRAF: HALİT BİLEN)

Derneksiz olmaz

2020’de İstanbul’da 7 bin 555 hemşehri derneği olduğu hesaplanmış. Sırf köy ya da mahallelerin 4 bin 883 derneği var. En fazla hemşehri derneği bulunan il normal olarak yine Sivas, ikinci de Tokat. Bu arada İstanbul’daki 13 milyondan fazla insanın kütüğü başka illere kayıtlı. Yani sadece 2 milyon kişi İstanbullu (1950’de İstanbul doğumlular nüfusun yarısını oluşturuyormuş).

Bunların da büyük çoğunluğu “nerelisin” diye sorulduğunda göğsünü gere gere “İstanbulluyum” demiyor, dedelerinin doğduğu yeri söylüyor ya da şu en meşhur İstanbul diyaloğuna maruz kalıyor:

"Nerelisin?"

"İstanbullu."

"İyi de memleket nere?"

YENİKAPI’DAKİ TRABZON GÜNLERİ (FOTOĞRAF: HALİT BİLEN)

İstanbul ne zaman memleket sayılacak, ne zaman yüzlerce farklı İstanbul hemşehri dernekleri kurulacak bilinmez. İstanbullu olmak için burada doğmuş olman yeterli olacak mı ya da doğmasan bile İstanbullu gibi hissetmen? İlle de 7 cedde bakılacak mı, saraylı şartı aranacak mı, yoksa Bizanslı mı sayılacak İstanbulluyum diye iddia eden? Havalı bir şey mi İstanbullu olmak; eskilerdeki gibi nazik han’fendi ve beyefendiler mi çağrıştıracak yoksa trafikte küfürler savurup kaba saba davranan, komşusunu hiçe sayıp, çöplerini, kirini yaya yaya dolaşan mı? Ya da ayna ayna söyle bana; kültür sanat aktivitelerini kaçırmayan entelektüel mi? Son model milyonluk arabaya binen mi veyahut fakirlikten ölen mi?

Herkes kendini bir yerlere ait hissetmek istiyor, alnına bir kimlik damgalamak. Bu yüzden şakır şakır hemşehri dernekleri kuruluyor. Bu yüzden özerkliğini ilan etmiş, kendisini “öteki”lerden soyutlamış güvenlikli siteler İstanbul’un dört bir yanında, göz estetiklerini hiçe sayan gecekonduların karşısında Çin Seddi gibi yükseliyor. Şu şehirde yaşayan herkes bir alt ya da bir üst ya da ortanca kimlik gibi kabul etse, hep bir ağızdan bir çırpıda “İstanbulluyum” dese rahatlar mıydı acaba İstanbul ve bütün tiklerinden kurtulur muydu?

Herkesin İstanbul’u kendine. Ben sadece kendiminkini bilirim ve inanın benimkinde var olan milyonlarca şeyin yanında, bir oto tamirhanesinde Batı Karadenizlilerle köçek oynatmak bedava!

İstanbul'daki Anadolu
İstanbul
Rizeliler
Trabzonlular
Samsunlular
Sivaslılar
İstanbul'daki Anadolu Dernekleri
Bilge Egemen
IBB
Sayı 012

BENZER

Yeni yıla girişi yeni, “tam istediğim gibi” bir ben yaratmaya vesile etme eğilimi vardır çoğumuzda. Her yıl neler yapılacak, neler yapılmayacak diye listeler hazırlamak ne de zevklidir! Herhalde her yıl yenisini yapabilmek için listelerimize hiç uymayız... Sonbaharda bebek kedisini kaybettikten sonra iki ay boyunca günlük yürüyüşlerine çıkmayı, hatta evinden çıkmayı bırakan ama böyle durumlarda her defasında küllerinden doğan Sezyum’dan öneriler istedik. Sabredin dedi Sezyum, kararlarınıza tutunun, şöbiyet sizi gömmesin!
Komedi dünyasına tarzıyla yenilik ve farklı bir samimiyet kattı Doğu Demirkol. Evde mahsur kaldığımız sıkıntılı günlerimizde absürt mahalle komedisi Tutunamayanlar ile neşe kaynağımız olan Demirkol’la mahalle kültürü üzerine konuştuk.
İzmir, Seferihisar merkezli 6,6 şiddetindeki depremin yaralarını sarmaya devam ederken, olay yerinden yüzleri güldüren ve umut veren haberler geliyor. İBB İtfaiyesi’nin de dahil olduğu arama kurtarma ekiplerinin enkazdan çıkardığı minik Elif’in ardından, 91. saatte bir mucize daha gerçekleşti.