Hayat öğretmeni

23 Ağustos 2021 - 12:19

Bu dünyaya gözlerimizi ilk açtığımız ana geri döndüğümüzde kucağına konduğumuz annemizle başlar bu serüven. Biz onu
biliriz ilk öğretmen, sonra adım adım tayin edildiğimiz okullar, okullarda seçtiğimiz arkadaşlar, aşklar... O okulların kapılarından mezun olduğumuz haller içine girince, sonraki pek çok karşılaşmanın içine tak diye yerleşir öğretmen. Bir ilk aşkla, bir ayrılıkla, bir ölümle, bir kavuşmayla, bir minnetle gelir. Bizi bizimle karşılaştırmak büyük meseledir, çünkü bazı bizler şuncacık hayatta hiç de karşılaşmak istemez “kendisiyle”; yüzleşmek istemez, anlamak istemez, bilmek istemez, varmak istemez... Ötekini anlamayı kolaylaştırır kendimizle karşılaşmak. Peki, nedir bu öteki dedikleri? Bizden ayrı olan mıdır? Gayrı mıdır? Elbette hayır. Bir insanı, bir hayvanı, bir ağacı, dünyanın bir ucunda bambaşka memleketleri anlamayı öğretir hayat öğretmenleri. Önce bir güvenli kucaktan ateşe atlamamızla başlar, içinden bilinçli veya bilinçsiz (ki bu da bilinçlidir) geçilen o anların, o derslerin, o hayat ödevlerinin hepsi bize bir seçenek sunar: “daha iyi insan olma” şansı. Bunu elinin tersiyle itenlerden de olabilirsiniz göz göze gelip sarılanlardan da.

Muhakkak bir sapağı, muhakkak bir yol ayrımı, muhakkak tadını çıkarabileceğiniz bir uzun yolu veya kestirmesi vardı öğretilenlerin. Boyunuza, kilonuza göre değil, öğrenme beceriniz ve yerinizle alakalı geliyordu arka arkaya öneriler. İlahi bir güçle çevriliyordu etrafınız, öğretmenleriniz böyle böyle olurken, en kızdığınız, alındığınız, reddedip kaçtığınız zamanlarda bile geriye dönüp bakınca “teşekkür ederim” demeniz gerekenlerin ismi de çoğalıyordu.

Bize kalan neydi? Sadece insanın değil, hayvanın öğrettiği neydi? Doğanın öğrettiği neydi? Öğreti her yerdeydi. Sabah bir kuş cıvıltısının içindeydi, öğleden sonra gelen akşam rüzgârındaydı, ilkbaharın tohumlarındaydı, güneşli günlerin sıcaklığındaydı, bir köpeğin sımsıcak bakışlarındaydı.

Alfabeyi nasıl öğrendiğimi anımsıyorum. Dergi kapaklarından, sokak levhalarından, yaşayan her şeyden, hareket ederken, izlerken, dinlerken öğrenmiştim. Harflerin bir araya gelip bir şeyler anlatabildiğini, kâğıtta kucaklaştıklarında bin türlü derde derman olduklarını anlamaya başlamamın ilk adımıydı o levhalar, o dergiler... Sokaklar, kalbi atan her şey yani... Kanlı canlı yaşayan her şey bir alfabeydi, alfabe ise rengârenk ve uçsuz bucaksızdı, ufka bakmak gibi, denizi izlemek gibiydi.

Öğretilerde hayat öğretmenleri, çözülmesi gereken çeşitli sorunların ve kırgınlıkların beraberinde geliyordu. Bir kalp ağrısı geliyordu bir aşkla. Gitmek bilmezken kesirle çözemiyordunuz bunu, toplayıp çıkarınca da pek olmuyordu ama bir şarkı dinliyordunuz, size iştirak ediyordu. Bir ritim tutuyordunuz, kolaylaşıyordu. Bu şarkıları yazanlar da birer hayat öğretmeniydi. Aynı sokak levhalarını okumuşlar mıydı bilinmez fakat acıyla, ayrılıkla, ölümle baş etmenin ve bunlardan bahsedebilmenin yollarını bestelerde, yazdıkları dörtlüklerde bulmuşlardı. Buldukları, yani icat ettikleri bu formülü sunup biz hayat yoldaşlarına bir bakış açısı daha kazandırıyorlardı. Biz bir şarkıyı dinlerken hem öğreniyor hem de anlatılanı kendimizle özdeşleştiriyorduk. Nereden geliyordu bu özdeş olma hali? Hiç tanımadığımız onca insanla nasıl da özdeş oluyorduk! Bizi birleştiren neydi? Söküverdiğimiz alfabe mi? Minnet duyduğumuz, dünyaya gözümüzü açtığımız ilk andaki ana kucağı mı? Okulları, sıraları, başarıları, belgeleri, not ortalamalarını şöyle bir geçtiğimizde bize kalan neydi? Sadece insanın değil, hayvanın öğrettiği neydi? Doğanın öğrettiği neydi?

Öğreti her yerdeydi. Sabah bir kuş cıvıltısının içindeydi, öğleden sonra gelen akşam rüzgârındaydı, ilkbaharın tohumlarındaydı, güneşli günlerin sıcaklığındaydı, bir köpeğin sımsıcak bakışlarındaydı.

Öğretmen her yerdeydi; durup bakmamız, kendimizi görmemiz, her nefes alana adil olmamız gereken her yerdeydi. Ustaca varlığını sürdürüyordu; yepyeni canlar dünyaya geldikçe buradayız diyorlardı sakince. Herkesin bir şansı vardır doğru öğretmenle karşılaşmak için, biliyorlardı rehberler. Kâinat biliyordu. Gün gelmişti; insanlık sağır olmuştu bütün bunlara, o zaman aksamıştı öğreti, o zaman öğretmenler görünmez olmuştu orada oldukları halde. Bir gidişin, bir kopuşun, büyümenin veyahut kaybetmenin kötü bir şey olduğunu düşündüğümüz zamanlarda hayat hatırlattı bize bunların birer yaşam döngüsü olduğunu, her şeyin iç içe, bir olduğunu ve bir olduğundan ötürü güpgüzel olduğunu. Çok da karıştırmadan akılları, basit düşünmek gerekiyordu bazen, ne yapacağımızı bilemediğimiz birçok anda, kendimizi yalnız hissettiğimiz birçok anda, ellerimizi gökyüzüne uzattığımız birçok anda “kendimizle” karşılaşma fırsatımız vardı. Her an, kendi ritminde olan her an öğretmeye devam ediyordu.

Nice savaşın, nice trajedinin içinden geçmiş şu koca dünyada durduğunuzda, bir an uzatılan bir bardak suyun nezaketinde gizliydi bir diğerini düşünme “öğretmenliği”. Bu kadar basit ve bu kadar burnumuzun dibindeydi işte. Küçücük şeyleri önemsemenin, es geçmemenin, duraksamanın hayat yolumuzda büyük kıymeti var. Bu ne modası geçmiş bir akım ne bir pop şarkısı. Bu, damarlarımızda bizimle dünyaya gelmiş bir coşkunluk, kıymetlilik hali. Okul sıralarından sonra edindiğimiz, bazılarımızın o sıralarda bile oturmadığı şu hayatta... İyi ki vardı hayat dediğimiz. İyi ki var hayat öğretmenleri.

Eğitim
Okul
Çocuk
Hayat
Öğretmen
Bala Atabek
İstanbul
Sayı 007

BENZER

İdris Pehlivan, tek başına geldiği İstanbul’da komilikten başladı işe ve o kadar severek yaptı ki, zarafetiyle dillere destan gece hayatı döneminde İstanbul’un en önemli restoran ve gece kulüplerini kurdu, yönetti. İdris Pehlivan’ın hayatını, hem bir başarı öyküsü hem de şehrimizin hikâyesi olarak okumak mümkün. Osmantan Erkır’ın kaleminden.
Bazı şeyler neyse ki değişmiyor. İstanbul Film Festivali, 1984'ten beri olduğu gibi bu yıl da nisan ayında başladı. Çevrimiçi gösterimlere zaman içinde açık hava mekanları ve salonlar da destek çıkacak.
Gıda endüstrisinde milyonlarca hayvanı etkileyen bir sessiz devrim gerçekleşiyor. Her geçen gün daha çok firma kafeslere hapsedilen tavukların yumurtalarını kullanmayacağını açıklıyor. Toplumun daha vicdanlı bir dünya talebine yönelik gerçekleşen bu dönüşüm, sonuçları bakımından mutluluk verici.