Dijital dünyada TV seyircisi belirleyici

23 Ağustos 2021 - 16:23

Televizyonun evlere yeni girdiği, mahallelerde en fazla bir evde televizyon bulunduğu günleri yaşayan kuşaktan mısınız? O zaman, akşamları yayın saatinde bütün komşuların o eve doluştuğunu hatırlarsınız. Sonra sonra bütün evlere girmeyi başardı televizyon. Ama yayın saatleri halen kısıtlıydı. Haftanın yedi günü 24 saat yayın diye ne bir hizmet vaadi vardı ne de bir beklenti. Merakla ve heyecanla saatler sayılırdı. Bütün günü kapsayan yayın dönemine ilk girdiğimiz yıllardaysa tek kanal vardı yayın yapan. Akşam saatlerinde, uzak okullarından ve işlerinden dönen kocaman şehir İstanbul’un ailelerinin hep birlikte odanın aynı köşesine bakıyor olduklarını hayal etmek şimdi ne kadar gülünç geliyor. Hatta bütün Türkiye’nin ve neredeyse bütün gezegenin! Sonra çok kanallı döneme geçildi. Farklı yayın politikasına sahip kanallar tarafından sunulan içerikler arasından seçim yapabiliyor olmak, arada dizi seçiminin kuşak çatışmasına dönüşmesine sebep de olsa büyük bir seçenek zenginliği getirdi.

Uzun zamandır ise, akşam yemeği sofrasına birlikte oturulup televizyon seyredilmediği, evlerdeki televizyon sayısı arttığı için herkesin kendi odasında kendi istediği şeyi seyrettiği bir dönemi yaşıyoruz. Aynı aileden dahi olsak yaşlar, doğrular, beklentiler farklı olduğundan herkesin farklı bir içerik seyretmek istemesinin normal olduğunu anladığımız zamanlardayız... İnsanları televizyona çekmek ve bağlamak için her dizi bölümünün bir sinema filmi süresini aşabildiği zamanlar!

Geçen sayımızda (İST, 6. sayı, Haziran-Temmuz-Ağustos 2021) gazeteci ve yazar Derya Bengi’nin anlattığı gibi, Türkiye’de ilk televizyon yayını, yaygın inanışın aksine 1968 TRT Ankara yayını değil, 1952 İstanbul Teknik Üniversitesi İstanbul yayınıydı. İlk deneme yayını yapıldığında Türkiye’deki televizyon sayısı iki elin parmaklarını geçmiyordu, bunların da dördü zaten İTÜ’deydi diye anlatmıştı Bengi.

O günlerden bugüne görüntülü içerik sunma yollarının gelişimi ve dönüşümü devam ediyor, henüz tamamlanmış değil. İnsanlık iklim krizi kaynaklı bir felaketle yeryüzünden silinene kadar tamamlanır mı, onu da bilmiyoruz.

Doç. Dr. Eylem Yanardağoğlu

Son yıllarda bu konuda yaşadığımız en çarpıcı dönüşüm, dizi ve filmlerin internet üzerinden dijital yayıncılığa kaymaya başlaması. En kaliteli yapımları çatısı altında toplayıp sunmak, eğlence merkezli içerik oluşturmak, geleceği görerek yatırım yapmak gibi farklı sebeplerle kurulup dizi ve film yayıncılığına başlayan dijital platformların sayısı birkaç yıldır artıyor. Görünen o ki, bu kısa sürede “seyir” tutumlarımızdan beklentilerimize ve günlük yaşam ritmimize kadar bizi etkilemeyi başarmışlar. Zamanın hızı arttı, ruhu hızlandı. Eskiden uyuklayarak veya etrafa bakınarak geçirdiğimiz bir saatlik okul veya iş yolu, cep telefonundan bir şeyler izlemeden, dinlemeden katlanamayacağımız bir zaman kaybına dönüştü. O sırada devreye koronavirüs girdi, evden çıkış faaliyetimiz minimuma indi fakat dijital yayıncılık bu duruma da uyum sağlamayı bildi.

Gazetecilik eğitimini tamamladıktan sonra sosyoloji dalında yüksek lisans yapan ve “yeni medya” uzmanı olan Doç. Dr. Eylem Yanardağoğlu, “Pandemi sırasında global olarak hem geleneksel TV’lerin hem de bu tür dijital platformların izlenme oranı artış gösterdi. İzlerkitle kapanma dönemlerinde yaş gibi ayrımlar olmaksızın içerikleri izlemeyi genellikle büyük ekranda yaptı” diyor. Yanardağoğlu’na göre, dijital içerik ve geleneksel TV içeriği birbirinden farklı, doğal olarak izleyen kitleler de farklılık gösteriyor. 35 yaş ve altı kitle, özellikle haber harici içerikte geleneksel TV’leri tercih etmiyor.

MUBI Türkiye Direktörü Cem Altınsaray

Neden dijital? 

Türkiye’deki dijital platformlar da birbirlerinden farklı yaklaşımlarla içerik üreterek kendilerine kitleler ediniyor. Mesela yerli MUBI, sanatsal yapımları ve sinemayı boş zaman aktivitesi olarak değil de yaşamının bir parçası olarak algılayanları merkezine alan bir yayıncılık anlayışına sahip. 2007 yılında The Auteurs adıyla sinema odaklı bir sosyal ağ olarak kurulup 2009 itibariyle MUBI adıyla film yayınlamaya başlamış. Sinema yazarı ve MUBI’nin Türkiye Direktörü Cem Altınsaray, “Neden dijital yayıncılık?” sorumuza, “İnternet sonrası her türlü yayıncılık faaliyeti, kimi yavaş kimi hızlı, dijitale kaydığı; dijital sayesinde çok daha fazla sayıda insana çok daha hızlı ulaşılabildiği; iflah olmaz sinema tutkunları olarak dünyanın bir ucunda çekilmiş küçücük bir filmin dahi dünyanın geri kalanında bir seyircisi olabileceğine inandığımız için” diye cevap veriyor.

Eylül ül 2016’dan bu yana yayın yapan, yayın yaptığı 190’ın üzerinde ülkede 209 milyonun üzerinde ücretli kullanıcıya ulaşan Netflix, her yaştan ve zevkten insana uygun içerik üretme peşinde. Yayın anlayışının merkezinde eğlence, eğlendirmek var. Netflix Türkiye Ofisi de dijital yayıncılık söz konusu olduğunda “reklamsız” ve istenilen zamanda ve yerde tüketilebilir içerik sunma imkânının altını çiziyor.

Genco Erkal, Blu TV yapımı 7 Yüz'ün “Refakatçiler" Bölümünde rol aldı

Nitekim tiyatro dünyamızın duayenlerinden Genco Erkal da geçen yıl yaptığımız söyleşide “Ülkemizde televizyon dizilerinin düzeyi genelde oldukça düşük. İzleyemiyorum. Uzun, sıkıcı, araya giren reklamlardan ötürü bezdirici işler. İnternet dizileriyle belki yeni bir atmosfer oluşacak, daha nitelikli işler izleyebileceğiz” demişti.

31 Aralık 2020’de yayın hayatına başlayan genç platform Exxen, içerik stratejisi olarak TV’de çalışan işlerden ziyade izleyicinin beklentilerini göz önünde tutmaya çalıştığını belirtiyor. Genel dijital yayın kitlesinin profilinde rastlandığı gibi, Exxen yönetimi de hedef kitle ve demografiyle ilgili datalara baktığında ağırlıklı olarak gençlerin kullanıcı olduğunu gözlemliyor. Platformun Strateji ve İş Geliştirme Direktörü Melikşah İşcan, her türlü alım satımın online yapıldığı, yani her yerde ve her zaman mümkün olduğu bir ortamda içerik tüketim alışkanlıklarının da buna uygun olarak şekillendiği düşüncesinde. “Dijital yayıncılık geleneksel yayıncılığa kıyasla erişilebilirlik ve kullanıcı memnuniyeti olarak daha üstün bir alternatif olma özelliği taşıyor. Örnekle anlatmak gerekirse, e-ticarette ‘on-demand-delivery’, yani dilediğinizde dilediğiniz ürüne ulaşılabilme imkânına benzer şekilde VOD (video-on-demand), yani isteğe bağlı video algısı yayıncılıkta bugünün en ön planda olan gelişmelerinden sayılabilir” diyor.

Türkiye'de dizi ve film sektörleri nasıl etkilendi?

Dijital platformların girişi Türkiye’deki dizi ve film sektörünü sadece izleyici yönelimleri açısından etkilemedi. Gain, Blu TV, Netflix gibi platformlar yerli yapımlara artı talep oluşturdu. Bu, elbette çok geniş ekiplerle yapılan ve pek çok insana gelir kapısı olan yapımların sayısını arttırdı. Anonim kalmak isteyen set çalışanları, dijitalleşmeyle birlikte bazı departmanların ve özellikle yabancı dil bilenlerin fiyatının arttığını söylüyor ancak yine de uluslararası iş alabilenlerin halihazırda Türkiye’ye gelen yabancı yapımlarla çalışan daha şanslı bir kesim olduğunu belirtiyorlar. Burada “şanslı” demek, normalde de iş yaptıkları yabancı firmalar sayesinde çalışma koşulları sektör genelinden biraz daha iyi, ücreti biraz daha dolgun ekipler demek.

Sektörde, özellikle Netflix’in uluslararası kurallara sahip olması itibariyle çalışma şartlarında bazı iyileşmeler sağlayabileceği düşünülüyor. Dijital platformlar genel olarak daha yüksek ücretlerle iş vermenin yanı sıra Akıl Fikir gibi birkaç güvenilir şirketle çalışmadıkları sürece sürekli “Paramı alabilecek miyim?” endişesiyle yaşayan çalışanlara biraz huzur da veriyor. Piyasada çekim ekipleriyle sözleşmesiz çalışıldığı, buna karşılık sözlü iş akitleri aylar öncesinden yapılıp ekipler belirlendiği için çalışanlar son dakikada iptal olan işlerden para alamıyor, o sezon yeni iş de bulamayabiliyorlar. Dijital platformlardan iş alabilenlerin kafası en azından bu konuda çok daha rahat.

Ancak platformlar da ne yazık ki sözleşme konusunda bir ilerleme kaydedilmesine katkıda bulunamamış.

Genç bir sendikaya sahip olan sektör çalışanları, tüm iyi niyetli çabalara ve katedilen yola rağmen sektörde çalışma koşulları sorununun kanal televizyonları var olduğu sürece süreceğini düşünüyorlar. “Asıl sorun yaşayanlar normal dizilerde çalışan arkadaşlar. Halen mesai saati ve para sorunları var. O tarafta çalışırken sabah evden çıkarsın ve ne zaman döneceğini bilmezsin. Zamanla televizyonlar ABD’deki gibi kabloluya bağlanacak, o zaman bu sorunlar da kendiliğinden ortadan kalkacak” diyorlar.

Yönetmen Can Evrenol

Özgürlük nereye kadar?

2019 yılında bir yasa ve yönetmelikle dijital platformlar tıpkı televizyon ve radyo kanalları gibi Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun denetimine tabi kılındı. Bu platformlarla tanışınca oluşan “sansürsüz” yayın umudu böylece son buldu.

İkinci sezonundaki sansürü delmiş sahneleri gazeteci Cüneyt Özdemir tarafından bir sosyal medya mesajında dile getirilince yayından bir kaldırılıp bir kondurulan Çıplak dizisi (Blu TV), Netflix’in çekimine başlamadan iptal ettiği yapım gibi vakalar yaşanınca, dijital platformların da yaşadığımız yerin aksamalarından azade kalamayacağını anladık.

Çıplak dizisinin yönetmeni Can Evrenol, hayal kırıklığına dönüşen daha özgür yapım beklentisini şu sözlerle karşılıyor: “Çok naif bir düşünce olmuş bu. Sinema, bağlı olduğu toplumun siyasi ve sosyal atmosferinden bağımsız düşünülemez.” Ardından, sansür üzerine tecrübelerini özetliyor: “Resmî olarak sansüre uğradım diyemem. İşin üzücü kısmı, bu ülkede resmî sansür olmayan her alanda otosansür olması. Ben özellikle reklam alanında tecrübe ettim. Her safhada otosansür çok oturmuş, yaygın ve doğal karşılanıyor. Bu sebeple sansürün resmî olmayanı daha da zararlı. Bireyler kendi yaratıcılık ve özgürlüklerini kendi kendine sınırlandırıyorlar ve bu sıradanlaşıyor."

Set ekipleri de sektörde otosansürün yaygın olduğu tespitini paylaşıyorlar: “Dijital platform yapımları normal filmlere göre daha rahat. Cinsel içerik daha rahat çekiliyor. Fakat özgürlük yaşadığınız ülkeye bağlı. Özgürlüklerin nerede kısıtlanacağını bildiğimiz için oraya kadar gidiyoruz. Otosansür var.

Exxen Strateji ve İş Geliştirme Direktörü Melikşah İşcan

Televizyonun yolculuğu nereye? 

2022’yle birlikte Amazon, HBO ve Disney’in de içerik üretmeye başlaması bekleniyor. Dijitale doğru akış devam ediyor.

Melikşah İşcan, yayıncılığı ve çıktığı yolculuğu güzel özetliyor: “Yayıncılığın değer vaadinin basitçe içerik ile tüketiciyi buluşturmak olduğunu düşündüğümüzde, bu doğrultuda içeriğin ne zaman, nereden tüketildiği sürekli olarak değişecektir. Artık toplu taşımada, hareket halinde, yemek molasında bile içerik tüketilebildiğini düşününce, yayının nereden nasıl verildiğine ek olarak içeriklerin hangi uzunlukta olduğu, hangi konuların nasıl işlendiği gibi alanlarda da ciddi değişimler olacaktır. Özellikle yayıncılığın ekonomisinin yalnızca reklama dayalı olması durumu da değişim gösteriyor. Artık partnerlik gelirlerinin yanına abonelik gelirleri de eklenecek. Bunun yanı sıra önümüzdeki yıllarda dijital platformlar arasında daha önce e-ticarette görüldüğü üzere ‘pay as you go’ [kullanacağın kadar öde, ödediğin kadar kullan] gibi modeller ön plana çıkabilir. İşin temelindeki ürün her zaman içerik olacağından, stratejik hedef daima potansiyel kullanıcıları ilgili içeriğe en kolay şekilde, en düşük maliyetle ve en hızlı şekilde ulaştırabilmek olacaktır.” Ayrıca, dijitale adaptasyon arttıkça kitlenin de genişleyeceğini öngörüyor.

Cem Altınsaray’ın en azından MUBI gibi özel filmleri sunma gayretindeki kesim için görüşü de eninde sonunda Türkiye’nin dünyaya, televizyon yayıncılığının da değişime ayak uyduracağı yönünde: “Dağıtım mekaniğinde ve süreçlerindeki değişim pandemiyle birlikte hızlandı. Kısa bir süre sonra filmlerin çok daha yaygın bir biçimde perdeye ve dijital platformlara eş zamanlı olarak geleceğini, bizim gibi eli kolu yasalar tarafından bağlanmış pazarların da hemen değilse de bu değişime zamanla ayak uyduracağını öngörebiliriz.

Teknoloji
TV
Televizyon
Dijital Platformlar
Netflix
Blu TV
Mubi
Exxen
Gain
Cem Altınsaray
Can Evrenol
Sinema
TV Dizileri
Sayı 007

BENZER

İstanbul'un ve İstanbullunun yaşam kültürü dergisi İST, dördüncü sayısıyla kentin bugününe ve tarihine ışık tutmaya devam ediyor.
İstanbul'un ve İstanbullunun yaşam kültürü dergisi İST, üçüncü sayısıyla kentin bugününe ve tarihine ışık tutmaya devam ediyor.
Yılbaşı, duygusal çağrışımı güçlü kelimelerden biri... Sözcüğün kendisi yenilik, değişim ve umut vaat ediyor. Yeni yılın heyecanını bazen bir oyuncak vitrininin önünden geçerken, bazen her bir rakamına ayrı umut bağladığımız bir piyango biletini cüzdanımıza atarken yaşıyoruz. Yeni bir yılın daha kapısı aralanmışken mazinin yılbaşı atlasındaki enteresan olayları bizlere Cengiz Kahraman hatırlatıyor.