Çöpün de mezadı var

Fotoğraf
Serkan Eldeleklioğlu, Dilan Bozyel
12 Haziran 2020 - 15:54

Cüneyd-i Bağdadi; “Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır”, der. Reşad Ekrem Koçu İstanbul Ansiklopedisi’nde arayıcı esnafını; sokaklarda ve deniz kenarlarında enkaz yığınlarını, molozları eşeleyip değerli bir şey bulmaya çalışan kişiler olarak tarif eder. Bunlar sahilleri ve lağım ağızlarını kazıp; kumları ve çakılla karışık toprağı tenekelerle taşır, suda durular ve elekten geçirip, Cüneyd-i Bağdadi gibi hakikati değil ama kıymetli takıları, taşları vb. ararmış. Reşad Ekrem Koçu ünlü Kaşıkçı Elması’nı bu arayıcı esnafının bulduğunu yazıyor. Gelelim günümüzün arayıcı esnafına…  

Bizde sahafların tarihini İsmail Erünsal yazdı. Beyazıt’taki Sahaflar Çarşısı’nın yüzyıllardan beri kimi zaman bir şeyhi, kimi zaman da kethüdası olmuş. Cumhuriyet döneminde Çarşının son şeyhi merhum Hacı Muzaffer Ozak’tır. Benim zamanımda sahaf İbrahim Manav, daha çok kethüda konumundaydı. 2000’lerin başında Beyazıt’taki Sahaflar Çarşısı’nda nerdeyse sahaf kalmamış ve esnaf Beyoğlu’nda kümelenmişti. Önce Nedret İşli, daha sonra da ‘Simurg İbrahim’ (İbrahim Yılmaz) vaktiyle Sahaflar Çarşısı’nda yapılan kitap müzayedelerini dirilten kişilerdir. Derken Murat Uncu ve ortağı Oktay Çetinkaya bu işe girişti. İbrahim Manav bu müzayedelerde temsili olarak ilk kitabı satardı. O kadar tatlı dille sunar, öyle hoş bilgiler verirdi ki hiç umursamadığınız bir kitap için kendinizi birçok koleksiyoncuyla bir yarışın içinde bulurdunuz. Münadilik konusunda İbrahim Manav’dan el alan kişi Murat Uncu’dur. Günümüzde İstanbul sahafları dağınık olsalar da Nedret İşli onların kethüdaları konumundadır. 

Beyoğlu’ndaki Lamelif sahafı işleten Oktay Çetinkaya, bugüne kadar bir belgeselin ve pek çok yazının konusu oldu. İşe Tophane’de hurdacılıkla başladı, birbirinden değerli sayısız koleksiyon parçası keşfetti ve sahaf dükkânı sonunda Beyoğlu’nun uğrak yerlerinden biri haline geldi. Lamelif sahafta düzenlenen çöp mezatlarına vaktiyle National Geographic dergisinde, hatırladığım kadarıyla sekiz sayfa uzunluğunda bir yazıyla yer verilmişti. Çöpçü Deniz (Deniz Kocaman) ve Şişko Mehmet’in (Mehmet Çelik) topladığı mallar Oktay Çetinkaya’nın münadiliğini yaptığı mezatlarda satılırdı. Bir gün mezadın ortasında Oktay’a sözünü ettiğim dergiyi getirdiler. Oktay sayfaları karıştırdı, resimlere baktı ve aniden dergiyi havaya kaldırıp “National Geographic; içinde ben varım, 4 lira, var mı artıran?” dedi. Şaşkın kalabalıktan biri “İçinde olduğun dergiyi mi satıyorsun?” diye sorunca Oktay “Ben satıcıyım” cevabını verdi. 

Beyoğlu Aslıhan Pasajı

İstanbul’da çöp mezatlarını icat edip ilk düzenleyenler Çöpçü Deniz ve Şişko Mehmet’tir. 2001 yılında Kadıköy’deki Akyıldız Pasajı'nda işlettikleri dükkânda bu mezatların birincisi gerçekleştirildi. O dönemde Pasaj, sanat filmleri gösteren Broadway Sineması’yla ünlüydü. Bağdat Caddesi’nin namlı psikopatlarından Timuçin Soysal bir gün beni bu sinemaya, Tarantino’nun Rezervuar Köpekleri’ni seyretmeye götürmüştü.   

Akyıldız Pasajı’ndaki bu dükkânı hafta içi gündüz Çöpçü Deniz beklerdi; Şişko Mehmet ise Sarıyer, Tophane, Tarlabaşı ve Küçükpazar’daki hurdacılarda mal arar, akşama doğru sırtında bir çuvalla Kadıköy’e gelirdi. Her pazar saat 5’te müzayede başlardı. Çöp mezatlarında çuvalın içinden bir plak, fotoğraf, defter, oyuncak ya da kitap çıkarılırdı ve münadi “1 lira, var mı arttıran?” diye bağırırdı. Bazen mal hakkında kısa bir bilgi verilir; mal müşterilerin arasında elden ele dolaştırılır ve müşterilerin teklif vermeleri istenirdi. Müdavimler arasında o sıralar Max Fruchtermann kartpostalları koleksiyonu ile tanınan Mert Sandalcı;  tahvil ve hisse senedi koleksiyoncusu Cengiz Aslantepe; sinema yazarı Agah Özgüç, Hey Dergisi’nin kurucusu Doğan Şener ve Kaybedenler Kulübü’nden Kaan Çaydamlı vardı. Yine Kaybedenler Kulübü’nden Mete Avunduk zaman zaman tezgâhın arkasına geçip plak satardı.     

Çöpçü Deniz ve Şişko Mehmet’in düzenlediği çöp mezatlarının sonradan birçok taklidi yapıldı. Günümüzdeki mezatların tamamında Çöpçü Deniz’in geliştirdiği kataloglama sistemi kullanılıyor. Yine de bu mezatların hiçbiri aslının yerini tutmadı. Bu ikilinin sırrı en şaşırtıcı nesneleri bulmaları ve onlara âşık olmamalarıydı. Koleksiyoncular ve satıcılar arasında ‘mala âşık olmak’ deyimi vardır. Bulduğu nesneye âşık olan bir esnaf ondan kopamaz, onu elinden çıkarmamak için müşteriye çok yüksek fiyatlar çeker. Böyle yıllardır satılmayan, satıcının kendisinden kopamadığı, esnaf arasında çok ünlü hatta filmlere konu olabilecek nesneler vardır.

‘Çöp mezadı’ sözü kafanızı karıştırmasın. Deniz ve Mehmet gerçekten nitelikli, yüksek değerdeki nesneleri gözlerini kırpmadan sudan ucuz fiyatlara satıyorlardı. İsmet İnönü’nün defterleri, Bülent Ecevit’in mektupları, Kargopoulo fotoğrafları, Münif Fehim resimleri, en önemli edebiyatçılara ait sayısız imzalı kitap ve fotoğraf ve birbirinden nadir tahviller ya da plaklar bu ikilinin elinden geçti. Çöpçü Deniz ve Şişko Mehmet’in şu an Beyoğlu Aslıhan Pasajı’nda bulunan dükkânları Ahmet Soysal, Kıvırcık Orhan ve Dombili Ahmet gibi camianın en sevimli, hoşsohbet insanlarının buluşma yeridir.

‘Şişko’ Mehmet ve ‘Çöpçü’ Deniz

Sır küpü olmak gerek bu işte

İstanbul’un, belki Türkiye’nin ilk çöp mezatlarını düzenleyen ‘Şişko’ Mehmet ve ‘Çöpçü’ Deniz halen Kadıköy’de sahaf olarak aktifler. 

Nasıl başladı her şey?

Biz tembel adamlarız. Öğrencilik yıllarında Kadıköy Neşet Ömer Sokak’a tezgâh açıyorduk. Ağır kitapları kaldır, indir perişan oluyorduk. ‘Bu iş yapılmaz’ diyorduk. Ufak tefek pulcu mezatları oluyordu ama efemera* daha başlamamıştı. Yani çiklet kartı, sinema biletleri, tramvay biletleri, otobüs biletleri, tiyatro malzemesi; bunların alım satımı mezat şeklinde oluşmamıştı. Mezatlar Nişantaşı’nda oluyordu. Biz farklı bir şeyler yapıp eğlenelim dedik, öyle yola çıktık. 1998-99 yıllarında başladık. Kendi dükkânımız olarak ilk kez 2001’de, Akyıldız Pasajı’nda mezat düzenledik. Kümes kadar bir alandı yerimiz, 20-30 kişi sığardık oraya. Gelenler hep koleksiyoner, mevki sahibi, ince zevki olan insanlardı. Efemera koleksiyonerliği bambaşka, diğer koleksiyon işlerine benzemiyor. Biz aslında mezat mantığı ile de dalga geçiyorduk. Çünkü mezatlar üst sınıf insanların büyük paralar döktüğü, statü ve görünme kaygısı güderek gittiği yerlerdi o zamanlar. Bize gelenler de iş güç sahibi insanlardı ama bizim bakışımız farklıydı, bize gelenler ‘olmuş’ insanlardı.

Elinize geçen en değerli şeyler nelerdi?

Ne mektuplar geçti elimize! Ecevit’in BBC’de çalıştığı zamanlarda Tunç Yalman’ın mektuplar var mesela, şu an kitap oluyor. Mesela, Nazım Hikmet’in Bursa Cezaevi’nde yatarken İstanbul Radyosu’nun başındaki Mesut Cemil’e yazdığı mektupları iki ay önce sattık. Fikret Mualla’nın Fransa’dan yazdıklarını sattık. Atatürk’ün İsmet Paşa’ya yazdığı mektuplar mesela! Lakin sır küpü olmak gerekiyor bu meslekte. Her şey söylenemiyor. Başta bize çöp satıyor diyorlardı, sonra fark edildi. İşimiz aslında çok ciddi. Entelektüel seviyenizin yüksek olması gerekiyor ki elinize geçenlerin kıymetini bilesiniz. Tarihi de iyi bilmeniz gerekiyor ki değerlerini fark edebilesiniz.

Efemera (ephemera): Ağırlıklı olarak kâğıt türünde malzemelerin biriktirilmesi sonucu oluşan bir koleksiyon türüdür.

Röportaj: Büşra Alkılıç

Mezat
Çöp Mezatları
Beyoğlu
Aslıhan Pasajı
Sahaf
Sayı 001

BENZER

Borusan Contemporary, içinde bulunduğumuz süreç ve ruh haliyle örtüşen yeni sergisini yine dönemin ruhuna en uygun şekilde izleyiciye sunuyor. Acı Reçete #2, sanal alemde 7/24 takip edilebilecek.
Kış soğuk, kış şarkıları biraz efkârlı, yılbaşı şarkıları ise tam aksine neşeli ve umut doludur. Bu mevsim havanın soğuğu ile dileklerin sıcaklığı çarpışır durur. Neyse ki sonunda kazanan hep ilkbahar olur!
1851.studio fotoğraf stüdyosunun ve lebriz.com web sitesinin kurucusu, bilgisayar mühendisi Kerim Suner, yüreğinin peşinden gidip artık hemen hemen hiç kullanılmayan bir fotoğraf tekniğini Türkiye’de uygulamaya başladı. Tarihî bir teknik bu; fotoğrafı 19. yüzyılda çekmişsiniz gibi bir sonuç veriyor.