Amsterdam yokken Adalar vardı

31 Ağustos 2022 - 13:32

Bisiklet temalı bu köşede Amsterdam deyince, şehrin iki teker kültürünün kastedildiğini tahmin etmiş olmalısınız.

Yolu bu özel şehre düşenler, karınca yuvasına benzer bir bisiklet trafiğine tanık olur. Sadece yollar değil; su kanalları bile bisikletle doludur. Bir bot üzerine monte edilmiş vincin, Boğaz’da çapariyle istavrit çıkaran balıkçı misali, kanala dalıp, bisiklet çıkardığını görürsünüz (zaten yapılan işlemin adına “bike fishing” deniyor).

Amsterdam birçok bisiklet yazarı-çizeri tarafından dünyanın bisiklet başkenti olarak görülür. Bu konuda belki onun eline ancak Kopenhag su dökebilir. Bu yıl Tour de France’ın (Fransa Bisiklet Turu) başlangıç noktası olan Danimarka’nın başkentinde insandan çok bisiklet olduğu bilinir. Buna rağmen bisikletle ulaşım deyince akla yine de Hollanda’nın başkenti gelir. Öyle ki, bisiklet literatüründe “Amsterdamlaşmak” diye bir deyim bile var.

2020 rakamlarına göre 17 milyonluk Hollanda’da 22 milyon bisiklet mevcut. Bir Hollandalı yılda ortalama 1000 km bisiklete biniyor. Erişkinlerde bu rakam iki katına çıkıyor. Ülkede toplam ulaşımın %25’ten fazlası bisikletle sağlanıyor. Bu oran bazı şehirlerde %60’ın üstüne çıkıyor.

Peki nasıl oldu da böyle oldu? İnsan bu sorunun cevabını ararken hikâyenin bisikletin icadıyla başladığını düşünüyor. Ama öyle değil. Amsterdam’ın bir bisiklet şehri olması hepi topu 50 yıllık bir geçmişe dayanıyor.

HOLLANDA’NIN MEŞHUR KANALLARINDA BİR BİSİKLET. (FOTOĞRAF: DANIEL MULDER)

Amsterdam birçok bisiklet yazarı-çizeri tarafından dünyanın bisiklet başkenti olarak görülür. Bu konuda belki onun eline ancak Kopenhag su dökebilir. Bu yıl Tour de France’ın (Fransa Bisiklet Turu) başlangıç noktası olan Danimarka’nın başkentinde insandan çok bisiklet olduğu bilinir. Buna rağmen bisikletle ulaşım deyince akla yine de Hollanda’nın başkenti gelir. Öyle ki, bisiklet literatüründe “Amsterdamlaşmak” diye bir deyim bile var.

2020 rakamlarına göre 17 milyonluk Hollanda’da 22 milyon bisiklet mevcut. Bir Hollandalı yılda ortalama 1000 km bisiklete biniyor. Erişkinlerde bu rakam iki katına çıkıyor. Ülkede toplam ulaşımın %25’ten fazlası bisikletle sağlanıyor. Bu oran bazı şehirlerde %60’ın üstüne çıkıyor.

Peki nasıl oldu da böyle oldu? İnsan bu sorunun cevabını ararken hikâyenin bisikletin icadıyla başladığını düşünüyor. Ama öyle değil. Amsterdam’ın bir bisiklet şehri olması hepi topu 50 yıllık bir geçmişe dayanıyor.

BURGAZADA’DA BİSİKLETE BİNEN ÇOCUKLAR, 1954. (FOTOĞRAF: YAMAN ALKAN / SEYFİ İŞMAN ARŞİVİ / BURGAZISLAND.COM)

Çocuklara kıymayın efendiler

Şimdi bisiklet dergisi Cyclist Türkiye’nin Şubat 2020’de çıkan 60. sayısına, “Hollanda’da Bisiklet” dosyasına gidelim ve ilk yazıyı kaleme alan Rory Nuijens’e bağlanalım.

11 yıl İstanbul’da yaşayan, her iki ülkeyi de yakından tanıyan Nuijens, hadisenin geçmişini şöyle özetliyor:

"(...) 1950’lerde ve 1960’larda otomobil, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra daha uygun fiyatlı bir hâle geldiğinden, Hollanda’daki en popüler ulaşım aracına evrildi. Sonuç olarak şehirler, araçların ihtiyaçlarına yanıt verebilecek şekilde planlandı. 

Eski dönemlerde Amsterdam’da çekilmiş fotoğraflara bir bakın, bugünkü İstanbul’u göreceksiniz. Her yerde park edilmiş otomobiller, her yerde trafik sıkışıklığı, bisikletçiler ve yayalar için yeterli alan eksikliği... Şehir planlaması ise A’dan B’ye otomobilleri mümkün olduğunca çabuk götürmeye odaklanıyor. Kısacası: İnsanlar için değil, otomobiller için tasarlanmış bir şehir.

Amsterdam’daki reform kamuoyu ile başladı. Anne ve babalar trafik kazalarında çocuklarının öldürüldüğünü gördüler. Bu, ‘Stop kindermoord’, ‘Çocuk ölümlerini durdur’ adında bir sivil hareket başlattı. Bu hareket, bisiklet altyapısına daha fazla hareket alanı sağlamak adına, kamusal alanın yeniden tasarlanmasını öngörüyordu. Bu yeni tasarlanacak altyapı, çocukların okula güvenli ve bağımsız bir şekilde gitmesine izin vermeliydi. Hollandalı çocukların güvenli ve bağımsız şekilde hareket edilmesini öncelik almak, mevcut Hollanda bisiklet altyapısının ilk temel dayanağıdır...”

(Çocuk ölümlerinin nasıl vahim bir hâl aldığını İBB İSPARK Sürdürülebilir Ulaşım Projeleri Yöneticisi Tanzer Kantık’ın imzasını taşıyan ve aynı sayıda yayımlanan yazıda okuyoruz. Kantık, 1971 yılında Hollanda’da otomobil çarpması sonucu yaşanan 3.300 kaybın 400’ünün 0-14 yaş aralığındaki çocuklar olduğunu aktarıyor.)

THOMAS STEVENS'IN BİSİKLETLE DÜNYA TURU KİTABINDA BÜYÜKADA

Adalar'da bisiklet kültürü

Gördüğünüz üzere, Hollandalılar bisiklet kültürünü, otomobile dayalı ulaşımı gerileterek geliştirdiler. Bizdeyse tam tersi bir durum söz konusu. Otomobil kültürü, Türkiye’nin gelişmekte olan bisiklet kültürünü geriletti.

Bunun belki de tek istisnası İstanbul’un Prens Adaları oldu. Zira Adalar en başından beri otomobilsizdi. Wikipedia’nın İngilizce edisyonunda “Dünya üzerinde otomobilsiz yerler” (List of car-free places) listesine baktığımızda Türkiye’den sadece Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kınalıada’yı görüyoruz.

Büyükada’nın bisikletle tanışıklığı yaklaşık 137 sene evvel gerçekleşti. Daha önce bu köşede kısaca değinmiştik ama biraz detaylandırarak tekrar anlatalım. 1884 baharında San Francisco’dan yola çıkan ve dünyanın ilk bisikletli gezgini kabul edilen Thomas Stevens, 1885 yazında İstanbul’a ulaşır. O zamanki adı Prinkipo olan Büyükada’yı da ziyaret eder. İki yıl sonra basılan Bisikletle Dünya Turu kitabında Büyükada’yı öve öve bitiremez. Hayatlarında ilk defa bisiklet gören kadınlar ve erkekler arasındaki tepki farkına dikkat çeker. Kadınlar ilk defa gördükleri bu ilginç nesnenin sürücüsünü romantik cümlelerle tasvir ederlerken, erkeklerin nesneye işlev odaklı ve faydacı bir pencereden baktığını anlatır.

Gezgin, İstanbul’da yaşayan dostu Albay Shelton’ın da yardımıyla konuşmaları Türkçe kaleme alır. 1887’de Londra’da basılan kitapta kadınların ağzından şu cümleyi okuruz: “O bizdan kaydore ghyurulduzug em nezaketli sadi bir dakika utchum ghyuriorus nazaman bir dah backiorus O bittum gitmush.” (O bizden daha sessiz hem de nezaketli. Sade bir dakika için görüyoruz, ne zaman bir daha bakıyoruz, O gitmiş.)

Erkekler ise bisiklete şöyle yaklaşır: “Onum beyghir hich-bir-shey yemiore hich-bir-shey ichmiore hich yorumliore ma sheitan gibi ghiti-ore.” (Onun beygiri hiçbir şey yemiyor, hiçbir şey içmiyor, hiç yorulmuyor, ama şeytan gibi gidiyor.)

Stevens’ın ziyaretinden sonra şehirde bisiklete ilginin arttığını biliyoruz. Reşad Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi’nde, 1890-95 arasında velosipetin yaygınlaştığını söyler. “Ondan önce belki Beyoğlu’nun kibar frenkleri kullanmış mıdır bilmiyoruz ama” diye de ekleme yapar.

Bu dönemde bisikletin ticareti de hızlanır. Bahçekapı’da, Galata’da, Pera’da bisiklet ticareti canlanır. Bunu dönemin gazetelerinde, dergilerinde çıkan ilanlardan anlamak mümkündür.

Bu canlanmadan en çok nasiplenen yerlerden biri Adalar olur. Zaten bisiklet ticareti yapanların çoğu, özellikle yaz aylarında Adalar’da ikamet etmektedir. Adalar’ın demografik yapısıyla ilişkili yaşam tarzı, bisikletin çok hızlı yayılmasına neden olan başka bir unsurdur.

Cumhuriyet’le birlikte Türkiye’de bisiklet kullanımında artış görülür. Zaten önceden hayli yol almış olan Adalar’daki bisiklet kültürü, bu gelişmeyle birlikte iyice yükselir.

1960'lara, hatta ’70’lere kadar Türkiye’de bisiklet kültürü kendine mahsus bir gelişim gösterir. Bir dönem o kadar çok yaygınlaşır ki devlet önlem alma ihtiyacı hisseder. Güven Gürkan Öztan ve Serdar Korucu’nun birlikte kaleme aldıkları Tutku, Değişim ve Zarafet adındaki kitapta 1950’lerde bisiklete binen sayısının çok arttığı, bunun da çeşitli sorunlar yarattığı anlatılır. 1960’ların başında İstanbul’da 200 bin civarında bisiklet olduğu belirtilir. (1960’ta şehrin nüfusu henüz 2 milyonu bulmamıştır. Bu da her 10 kişiden 1 tanesinin bisiklet sahibi olduğunu gösterir.)

Bisiklet bu dönemde sadece bir keyif unsuru olarak değil, işçi sınıfının ulaşım aracı olarak da öne çıkar. Cyclist Dergisi’ndeki dosyada “Kentlerimizde Bisiklet. Ama Nasıl?” başlıklı bir makale yazan Ulaşım Plancısı Erhan Öncü, henüz fabrikalar için servis aracının icat edilmediği dönemlerde Adapazarı, İzmir, Adana, İzmit ve Eskişehir gibi kentlerdeki fabrikalarda işçilerin en yaygın kullandığı ulaşım aracının bisiklet olduğunu söyler.

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR ÇİZİMİ: AYDAN ÇELİK

Otomobil in, bisiklet out

Ancak motorlu taşıt kültürünün yükselişi, bu çok basit ve efektif ulaşım aracını yavaş yavaş sokaklardan uzaklaştırmaya başlar. Türkiye, yavaş yavaş otomobil kültürüne teslim olur. 1930’larda sadece “Lüküs Hayat” yaşayanların sahip olabildiği tomofil, ufak ufak diğer gelir gruplarının da kapsama alanına girer. Bir dönemin moda deyimiyle “otomobil in, bisiklet out” olur.

Bu durumun belki de tek istisnası İstanbul’un adalarıdır. Zira Adalar’da otomobile geçit verilmemiştir.

İnsan merak ediyor değil mi? Otomobil sevdası ile yanıp tutuşan yurdum insanı nasıl oldu da Adalar’ı “otomobilsiz” bıraktı? Bazı kaynaklar bu sorunun cevabını Sultan Hamid devrine kadar götürüyor. Coşkun Yılmaz ve Erhan Afyoncu’nun birlikte hazırladıkları Otomobilim Uçar Gider kitabında, II. Meşrutiyet ilan edilmeden hemen önce, 18 Haziran 1908’de Adalar’da otomobil kullanımının yasaklandığını söylüyor. Aslında söz konusu yasak Adalar’la sınırlı değildir. Şehirde ve civar kasabalarda da yeni bir düzenleme yapılana kadar konmuş, geçici bir yasaktır.

Bazı kaynaklar Adalar’ın “otomobilsizleşmesini” Atatürk’e bağlıyor. Her yaz, Büyükada’da o zamanki adıyla Yat Kulübü’ne gelen Gazi, kendisi için getirilen otomobili gereksiz bulmuş ve geri göndertmiş.

İşin özeti, Hollanda’nın yıllar sonra yapmayı akıl ettiği şeyi Adalar çok önceden hayata geçirmiş.

Adalar'ın öncü bisikletçileri

Eylül ayında Büyükada’daki Adalar Müzesi’nde açtığımız Bisiklet Sergisi için çalışırken, bu eşsiz beldelerde bisiklet kültürünün derinliğine bir kez daha şahit oldum. Adalar’ın zengin bisiklet kültürü, memleketin sanat, spor, edebiyat hayatına yön veren isimler tarafından daha da zenginleştirilmiş.

Adı Heybeliada’yla özdeşleşmiş olan Hüseyin Rahmi Gürpınar bir bisiklet âşığıdır mesela. Sağlık sebepleriyle bisiklet kullanmaya başlamış ve ömrünün sonuna kadar da devam etmiştir. Bisiklet sadece hayatında değil eserlerinde de yer tutar. Gürpınar; Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Dirilen İskelet gibi romanlarında bisiklete yer verir.

Başka bir Heybeliadalı, Ahmet Rasim de Malûmat gazetesinde yazdığı “Şehir Mektupları”nda bisiklet meraklılarını tatlı tatlı tiye alır. Kendisi kullanmasa bile bisiklete sempatiyle bakar.

İngiliz Dili Edebiyatı profesörü Mina Urgan ve babası Tahsin Nahit, bisiklete çok düşkün iki adalıdır. “Adalar Şairi” olarak bilinen Tahsin Nahit’in bir bisiklet cambazı olduğu, Salah Birsel gibi yazarlar tarafından hayranlıkla anlatılır.

Kısa istisnalar dışında 1929-33 arasında Büyükada’da yaşayan Lev Troçki, burada yazdığı anılarında, bisikletten çok söz eder. Çocukluğunu geçirdiği Yanovka’da, adı Ivan Vasilyevich olan çok becerikli bir ustanın yaptığı bisiklete bindiğini anlatır. Henüz ilkokula yeni başlamıştır. 1888’de okumak üzere gönderildiği Odesa’da da bisiklet maceraları olur. Ayrıca yoksul Rus halkının bisiklete binmesini, iki tekerin öz güveni arttıracağını söyler.

ADALAR'DA BİSİKLET

Bisiklet yarışları 

Adalar bisikleti sadece ulaşım ya da eğlence için kullananlardan ibaret değildir. Gidonunu sportif amaçlarla tutanlar da çoktur. Bunlardan en ilginç olanı belki de Çiçek Bayramları’nda yapılan yarıştır. Yarışı en hızlı giden değil, en yavaş giden kazanmaktadır.

Onun dışında bildiğimiz formatta sürekli yarışlar düzenlenir. Ada sakinlerinden Dimitri Mandacıoğlu her 23 Nisan’da bisiklet yarışları yapıldığını anlatır.

1963’te Marmara Turu olarak başlayan ve daha sonra Uluslararası Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu adını alan organizasyon hayata geçmeden 20 gün önce Büyükada’da bir bisiklet yarışı düzenlenmişti. O dönem Türkiye’nin en büyük bisikletçileri Ada etrafında yedi tur atar. Yarışın haberini dönemin önde gelen bisiklet yazarı Tuncer Benokan Cumhuriyet gazetesinde uzun uzun anlatır. Günün galibi Nusret Ergül, ikincisi Rıfat Çalışkan olmuştur.

İlerleyen yıllarda Adalar’da bisiklet yarışları yapılmaya devam eder. Türkiye şampiyonaları vb. çok sayıda organizasyon düzenlenir.

Öncü bir sporcu: Krikor Cambazyan

Bisikletle yaklaşık 140 yıl evvel tanışan bu özel belde kendi sporcularını da yetiştirir. Bunlar içinde muhtemelen en önde gelen isim Krikor Cambazyan’dır. Bugün Kınalıada’da adına bir de oyun bahçesi bulunan Cambazyan, Türkiye bisiklet tarihinin öncü sporcularındandır.

Daha önce bu köşede Talat Tunçalp vesilesiyle adını andığımız, 1913 doğumlu Cambazyan, 1936 Berlin Olimpiyatları’na giden Millî Takım’ın üyesiydi. Berlin’den bir yıl evvel Romanya’da beş kupa kazandı. Aynı yıl Paris Bisiklet Yarışı’nda sekizinci oldu. Milli Takım’ın Centilmenlik Kupası almasını sağladı. 1940’ta Bükreş’te yapılan Balkan Şampiyonası’nda, pistte Talat Tunçalp ile birlikte gümüş madalya elde etti. Bu bisiklet pisti olmayan bir ülke için büyük başarıydı.

Krikor Cambazyan 1943’te Türkiye Yol Sürat Şampiyonu olduktan bir süre sonra Brezilya’ya oradan da Arjantin’e gitti. Orada da millî forma ile yarıştı. 1954’te, 3800 kilometrelik Arjantin Turu’nda üçüncü oldu. Ülkesiyle bağını hiç koparmadı. 2002 yılında hayatını kaybetti.

LEFTER, EŞİ STAVRINI VE BÜYÜK KIZI RULA İLE BİRLİKTE, ELBETTE BİSİKLETİYLE...

Lefter'in bisikleti

Futbol tarihimizin “Ordinaryüs” lakaplı büyük ismi Lefter Küçükandonyadis her Büyükadalı gibi bir bisiklet meraklısıdır. 1951’de İtalya’nın Fiorentina takımına transfer olduğunda kendine hemen bir yarış bisikleti alır. Adalı müzisyen Nino Varon o bisikleti “taşıma şerefine nail olduğunu” anlatır: “1955 ya da ’56 olmalı (...) O yıllarda bir ustalar maçı sonrası Lefter abimizin futbol ayakkabılarını ve İtalya’dan getirdiği yarış bisikletini taşıma şerefine nail bile olmuştum...”

Süslü Kadınlar Bisiklet Turu Büyükada'da

Yazının başında da söylediğimiz gibi İstanbul’un adalarında bisiklet ve kadın ilişkisi her zaman sıcak oldu. Bir asırdan uzun bir süredir Adalar’da kadınlar özgürce bisiklete binmenin tadını çıkarttı ve çıkarmaya devam ediyor. Türkiye’de son yıllarda çok sayıda bisikletli kadın grubu kuruldu. İST’i takip edenler bu konuda hazırladığımız dosyayı hatırlayacaktır.

2013 yılından beri Eylül ayının üçüncü pazarı, yani Otomobilsiz Kentler Günü’nde düzenlenen Süslü Kadınlar Bisiklet Turu, 18 Eylül’de Büyükada’da gerçekleştirilecek. 2021’de 30 ülkede, 155 şehirde düzenlenen tur, ülkemizin yegâne otomobilsiz beldesine çok yakışacak.

Adalar'da bisikletin geleceği

İstanbul’un başka yerlerinde bisiklete binemeyen çok sayıda insan, Adalar’a geldiğinde bisiklet kiralayarak hevesini gidermek ister. Bu doğal hak, bazen istenmeyen sonuçlar doğurabiliyor. Özellikle deneyimsiz sürücülerin yaptıkları kazalar öteden beri bir sıkıntı konusudur. Faytonlar kaldırılmadan önce bu sıkıntı daha da fazlaydı. Bazen sürücülerin davranışları, bazen atların ürkmesi, kullanıcıların risk durumunda ne yapacaklarını bilmemeleri gibi konular istenmeyen sonuçlar yaratıyordu. Artık faytonlar yok ama Adalar’da bisiklete dair bazı sıkıntılar devam ediyor.

Konuya dair uzun süredir çalışmalar yürüten İBB’nin İstanbul genelinde Akıllı Kiralık Bisiklet işletme yetkisine sahip iştiraki İSPARK, yakın bir gelecekte Adalar’da yeni bir kiralık bisiklet sistemini devreye sokacak. 4 Nisan 2022’de UKOME’den çıkan yönergeye göre toplam 1500 bisiklet ağırlıklı sayı Büyükada’da olacak şekilde dört ada arasında paylaştırılacak. Adalar’a mahsus bu bisikletler sarı renkte ve Adalar’ın fiziki şartlarına uygun olacak. Kiralama ücretlerinin net bir standarda bağlandığı, bakım ve onarımının denetlendiği sistem hayata geçirilecek. Özetle Adalar’da bisiklet kültüründe radikal bir değişim yaşanacak.

(FOTOĞRAFLAR: SAMED KUNAÇ, DANIEL MULDER, YAMAN ALKAN, AYDAN ÇELİK)

ÖZET KAYNAKÇA

Thomas Stevens, Around the World on a Bicycle, London, 1887

Aram Kuran, Ergun Hiçyılmaz, Osmanlıdan Günümüze Ermeni-Rum- Musevi Kulüpleri ve Sporcuları, T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığı Yayınları

Feyzi Açıkalın, Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun 50 Yıllık Öyküsü, Ege Yayınları, İstanbul, 2014

Güven Gürkan Öztan-Serdar Korucu, Tutku, Değişim, Zarafet, 1950’li Yıllarda İstanbul, Doğan Kitap, İstanbul, Aralık 2017

Coşkun Yılmaz- Erhan Afyoncu, Otomobilim Uçar Gider, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Yayınları, İstanbul, Haziran 2021

Gökhan Akçura, Evvel Zaman Bisiklet, Om Yayınları, İstanbul, 2003

Aydan Çelik, İstanbul Bisiklet Rehberi, Hil Yayınları, İstanbul, Ekim 2017

İstanbul Ansiklopedisi, Bisiklet Maddesi, 5. Cilt, İstanbul, 1961

Cyclist Türkiye, 60. sayı, İstanbul, Şubat 2020

Aydan Çelik
Bisiklet
Bisiklet yolu
Adalar
Kınalıada
Büyükada
Burgazada
Amsterdam
Hollanda
Sayı 011

BENZER

Oyuncak deyip geçmemek gerek; oyuncak bebekler hem ülke tanıtımında hem de kültürel miras olarak yabana atılamayacak öneme sahip. Son yıllarda bebekçilik bu nedenle bakanlık düzeyinde destek görüyor. Geçmişte de bu alanda ciddi çalışmalar yapıldığını elimizde bulunan nadir belgelerden anlıyoruz: Kızılay’ın Kızılhaç’la birlikte 1936 ve 1968 yılları arasında İstanbul’da düzenlediği bebek sergileri var.
Sayıları gün geçtikçe azalsa da muhtelif sebeplerden ötürü şehre eşit dağılamasalar da halen girip kitap koklayabileceğimiz, saatlerce dolaşıp kendimizi kaybedebileceğimiz, zihnimizi renklendirip ruhumuzu dinlendirebileceğimiz bağımsız kitabevleri var İstanbul’da. Aslında her semtte olmalı. Çünkü kitap okumak, iyi insan olmanın birinci şartı olan empatiyi besler: Kitabevini yaşatan semtlerde ev tutarsanız iyi komşu şansınız yükselir!
Dört teker bedenini, iki teker ruhunu taşır, derler. Pedal çevirenler iyi bilirler ki bisikletin özgürlükle gerçekten yakın bir ilişkisi var. Ruhu sağaltan bu eylem, insana sonsuz bir keşif imkânı sunar. İstanbul’un bisiklet rotalarını çıkartarak şehir ve spor kültürümüze eşsiz bir katkı sunan yazar ve tasarımcı Aydan Çelik ile birlikte İstanbul’un “derin”lerine doğru pedalladık. Büyükçekmece’den Terkos’a uzanan tarihî savunma hattı Çakmak boyunca, dura kalka, gezerek, düşünerek ve görerek hem mekânda hem zamanda keyifli bir yolculuk yaptık.