Agâh Özgüç’ün ardından

Fotoğraf
Ali Can Sekmeç
28 Mayıs 2022 - 12:38

15 yaşındaydım onunla ilk tanıştığımda... Henüz bıyıkları yeni terleyen, sinemaya meraklı bir lise öğrencisiydim... Birkaç yıldır Alyon Sokak’taki (bugün Gazeteci Erol Dernek Sokak) film şirketlerine girip çıkıyor, dilimin döndüğünce ikna edebildiğim yapımcılardan film lobileri topluyordum. O günlerde kapı komşum aracılığıyla Haftanın Sesi adında bir sinema magazin gazetesiyle tanıştım. Kapakları dönemin erotik pozlar veren kadınlarıyla ya da çekilen filmlerin sevişme sahneleriyle süslü bu gazete, çok popülerdi. Her hafta önce komşum okuyor sonra da bana veriyordu. Gazeteyi baştan sona okuyordum ama “Kazan Kaynıyor” adlı bir köşesi vardı ki tiryakisi olmuştum. Agâh Özgüç adlı gazeteci, ‘60’lı ve ‘70’li yıllar Türk sinemasında yaşanan olayları yeniden yorumluyor, fotoğraf ya da belge destekli anlatıyordu. Kalemi de kıvrak ve zekâ doluydu. İşte Agâh Abi ile ilk tanışmam gıyabi de olsa böyle oldu.

İstiklal Caddesi’ni aşarak okula gittiğim bir gün, caddeye açılan Hava Sokak’ın (bugün Ayhan Işık Sokak) önünden geçerken sokağın Alyon Sokak’la birleştiği yerde bulunan Yeni Melek Sineması’nın üstünde kocaman harflerle “Haftanın Sesi” yazdığını gördüm. Bir gün okul çıkışında, Agâh Özgüç’ü görebilir miyim düşüncesiyle bu sokaktan geçmeye karar verdim. Geçtim ama göremedim. Sonra bir sinema dergisinde fotoğrafını gördüm. Kısa boylu, bıyıklı ve yüzü gülen biriydi. Eski sinemacı büyüklerime onu sorduğumda hakkında pek çok şey dinliyordum. Kimi yaman bir gazeteci olduğundan dem vuruyordu kimi Yeşilçam’ın muhtarı olduğundan...

Üniversitede sinema öğrencisi olduğum dönemde bir gün, yapmaktan hâlâ büyük keyif aldığım şeylerden biri olan sahaf gezintisi sırasında tezgâhta, üzerinde Agâh Özgüç - Türk Filmleri Sözlüğü 1914- 1972 yazılı bir kitaba rastladım ve kitabı hemen aldım. O günlerde Türk sinemasının eski ve yeni bütün filmlerini izlemeye çalışıyor, ne işe yarayacağını düşünmeden kendimce notlar alıyordum. Aldığım notlarla, bu kitaptaki bilgileri karşılaştırdığımda maddesel hatalar, eksik ya da yanlış bilgiler çıkıyordu karşıma. Kafamın karıştığını dün gibi hatırlıyorum. Üniversite hayatım boyunca, sayısını unuttuğum kadar Türk filmi izledim, notlar aldım. İsmini ilk gördüğüm günden o güne 10 yıl geçmişti ama ben hâlâ Agâh Özgüç’ü şahsen tanımıyordum. Kütüphanemde bütün kitapları vardı ve her birini defalarca okumuştum. Okuldan sonraki yoğun televizyonculuk hayatım boyunca da onunla tanışma fırsatım olmamıştı.

Agâh Özgüç, Türkan Şoray ile (1961)

2001 yılının Nisan ayında bir gün, ressam Aslan Eroğlu ile Alyon Sokak’ta Erman Han’ın önünde hasır tabureler üzerinde çay içiyor, sohbet ediyorduk. Aslan Hoca, o günlerde Agâh Özgüç’le bir Türkan Şoray kitabı hazırlığı yapıyordu. Sohbet konumuz da buydu. Ben yine bir şeyleri eleştiriyordum. Aslan Hoca “Bak Agâh Bey geliyor. Sen eleştirilerini ona söyle. Gel seni tanıştırayım” demez mi... Aslan Hoca’nın davetiyle yanımıza oturdu. Bir çay da ona söyledik. Aslan Hoca ile Agâh Özgüç arasında bir sohbet başladı. Birden “Yahu Aslan, Ali Can Sekmeç diye bir genç adam çıkmış ortaya. Sen onu tanıyor musun? Herkes ondan bahsediyor, kim bu çocuk? Benim film sözlüğünü de eleştiriyormuş” dedi. Tabii bende renk attı! Aslan Hoca “Ne diyormuş bu çocuk?” diye sorunca, “Benim kitap eksik bilgilerle doluymuş falan filan” dedi. Artık kendimi tutamadım ve “Agâh Bey, Ali Can Sekmeç benim” dedim. “Ya, demek o sensin. Söyle bakayım senin benim kitabımla alıp veremediğin ne?” diye sordu. Anlattım ve beni haklı buldu ama o da haklıydı. İşte Agâh Abi’yle o gün başlayan dostluğumuz, 29 Nisan günü ikindi namazı sonrasında Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verdiğimiz ana kadar hiç kopmadan sürdü gitti. Burada şunu belirtmek isterim ki, 21 yıllık bu dostluk bana yetmedi. Keşke onu Haftanın Sesi gazetesi döneminden itibaren tanısaymışım. Bir 10 yılı da oradan alsaymışım.

Agâh Abi, deyim yerindeyse nevi şahsına münhasır bir adamdı. Yazmaya şiirle başlamıştı. Sıkı bir Attilâ İlhan hayranıydı. Gazeteciliğe 29 yaşında başlamış, uzun yıllar magazin gazeteciliği yapmıştı. Onun magazin gazeteciliği platformu Türk sinema piyasasıydı. Film setleri ve setlerdeki yasak aşklardı yazılarına konu olan... Birçok sinema oyuncusunun ilk röportajları Agâh Abi’nin kaleminden çıkmaydı. Dönemin bütün gazete ve mecmualarında Agâh Özgüç imzalı haber ya da röportaja rastlamak mümkündü. Bu yazılar için film şirketlerine gidiyor, ilgili filmden birtakım fotoğraf ya da lobi almayı da ihmal etmiyordu.

Metin Erksan, Hayri Caner, Giovanni Scognamillo, Tuncan Okan, Kami Suveren, Turhan Gürkan, Erman Şener gibi isimlerle büyük dostluklar kurmuştu. Onlara destek vermiş, destek görmüştü. Türk sineması üzerine kaleme aldığı inceleme yazılarıyla bazı yapımcıların tepkisine uğramış, onlarla korkusuzca başını derde sokmuştu. “Ben 1965’te ‘Türk Sinemasında Kleptomani’ adlı bir yazı yazdım. O zamanlar yapımcılar toplanıp depolarda kalan eski yabancı filmleri izliyorlar ve kendi aralarında paylaşarak kopyalarını çekiyorlardı. Ben bunu yazınca ortalık karıştı” diye anlatmıştı.

Ali Can Sekmeç Malatya Film Festivali’nde Agâh Özgüç ile

Agâh Özgüç - Türk Filmleri Sözlüğü 1914-1972, Agâh Abi’nin film setlerinde tuttuğu notları bir araya getirdiği ilk kitap... Eğer o notlar günü gününe tutulmasaydı, bugün Türk sinemasında bir filmografiden bahsetmek imkânsız olurdu. Evet, Agâh Abi’yi tanımadan önce bu kitabı çok eleştirmiştim ama bana anlattıklarından sonra ona haksızlık ettiğimi fark ettim. Çünkü dünyada Leslie Halliwell ya da Leonard Maltin gibi film eleştirmenlerinin hazırladığı binlerce sayfalık filmografi kitapları, geniş ekipler tarafından toplanan bilgilerle hazırlanıyordu. Her birinin sayısız baskısı vardı. Agâh Abi ise bütün bu çalışmayı tek başına yapmıştı. Setlerden aldığı bilgiler başlı başına sıkıntılıydı. Filmin adı sette başka, film sinemaya çıktığında başka... Film A oyuncuyla başlıyordu ama sonra bir anlaşmazlık çıkıyor, B oyuncusuyla tamamlanıyordu. Film çekiliyordu ama sansüre uğruyordu ve sonra ancak sinemaya çıkıyordu. Tüm bunları toparlamak, ekmek parası peşinde koşan bir gazeteci için ne kadar kolay olabilirdi ki? Agâh Abi, filmografisini 2000 yılına kadar düzenli getirmişti. Bana “2000’den sonrası sende...” demişti.

Türk sinema piyasası harıl harıl film üretiyordu ve Agâh Abi bu filmleri izlememişti ki doğru bilgilere ulaşabilsin. Kitabının yeni baskılarında elinden geldiğince hataları ve eksikleri düzeltti ama bundan sonrası artık bizlere kaldı. Agâh Abi, bir Beyoğlu yürüyüşümüz sırasında bana “Usta, biliyor musun seni gençliğime benzetiyorum. Ben de senin gibi sinema için koşturuyordum. Hiç yorulmuyordum. Sen de yorulmuyorsun. Sana bir şey söyleyeyim mi, benim arkamdan sen geliyorsun ama senin arkanda kimse yok farkında mısın?” demişti. Bu sözü çok anlamlı ve doğruydu da ama ben yine de “Öyle deme Agâh Abi mutlaka birileri çıkacaktır” diye karşılık vermiştim.

Agâh Abi, uzun zamandır Nejdet Arkın’ın Fanatik Video şirketi çatısı altında kendine yer bulmuştu. Dostlarını orada ağırlıyor, kitaplarını orada üretiyordu. Onu sık sık ziyaret ediyordum. Uzun sohbetlerimiz oluyordu. Gidemediğim zamanlarda beni arıyor, “Usta, ne oldu uğramadın?” diye sitemde bulunuyordu. Naçizane 73 kitap kaleme aldım ve haddim olmayarak her birini heyecanla Agâh Abi’ye götürdüm. Hepsini de beğendi ve kendi kitaplarında kaynak olarak kullandı. Beni usta görüyor, bunu da söylemekten çekinmiyordu.

Agâh Abi, 60 yıllık gazetecilik ve sinema yazarlığı kariyeri boyunca çok önemli bir görsel malzeme toplayıcısı ve derleyicisi oldu. 100 yıllık Türk sinema tarihinin belleğini oluşturabilecek güçte büyük bir arşive dönüşen bu emek gerek kendi kitaplarında ve gerekse başka yazarların kitaplarında kendine yer buldu. 2015’te Malatya Film Festivali “Sinema Emek Ödülü”nü elimden alırken çok heyecanlıydı. Çok güzel bir konuşma yapmış ve ödülünü “Son Mohikan” dediği Giovanni Scognamillo’ya ithaf etmişti.

Agâh Abi, seni çok özleyeceğim. İyi ki vardın, iyi ki hayatıma girdin. Verdiğin tüm öğütlere rağmen senin kadar uzun yaşar mıyım bilmiyorum ama adını her zaman rahmetle anacağım. Ruhun şad, mekânın cennet olsun...

Agâh Özgüç
Anma
Sinema
Yeşilçam
Türk Filmleri Sözlüğü 1914- 1972
Ali Can Sekmeç
ist dergi
Sayı 010

BENZER

İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı gizli servislerin en önemli adresi Ankara’yla birlikte İstanbul olmuştu. Savaşta tarafsız kalan Türkiye’nin tepkisini çekmek istemeyen casuslar faaliyetlerini şiddet kullanmadan sürdürmeye özen gösteriyorlardı. Pera Palas Oteli’nde patlayan ve İngiliz diplomatları hedefleyen bomba, rakip servislerin şiddete başvurduğu ilk büyük olaydı.
Mimar ve gazeteci Aydın Boysan, 1921’de İstanbul’da dünyaya geldi. Yüz yaşına birkaç yıl kala, 2018’de kaybettiğimiz Boysan’a doğumunun yüzüncü yılı olan 2021’de, çok sevdiği şehirde bir bisiklet turu adayalım, onun şehirdeki izlerini sürelim istedik. Oğlu Burak Boysan da eşlik etti.
Çevrimiçi gerçekleşecek ve 5 Ekim'e kadar sürecek İstanbul Müzik Festivali'nin biletleri satışta.