Metaverse martıları da simit sevecek mi?

26 Mayıs 2022 - 13:33

Dünyanın en zenginleri, biletleri açık artırmayla satılan uzay seferlerinden bir koltuk kapabilmek için yüz binlerce dolar ödüyor. Yeryüzünden 100 kilometre yukarıda, hepi topu birkaç dakika yerçekimsiz yaşamı tadıp yeryüzüne dönmek için feda edilenleri görünce “Acaba bir de uzayda yaşam başlasa ne olacak?” diye düşünmeden edemiyorum.

Oysa çocukken, uzay en büyük ortak fantezimizdi. Orada keşfedilecekler ya da insanlığın birikimi üzerine kurulacak yeni âlemler hepimizin kurtuluşu olacaktı. Şimdilerde anlıyorum ki öte dünyaların nimetlerinden faydalanma sıralamasını liyakat değil “mevduat” belirleyecek.

Dahası (ve korkutucu olanı) eski günlerden farklı olarak yeni uzay hayallerinde Dünya, posası çıkmış, gözden çıkarılmış bir kıymet. “Bundan sonra ne yerse yesin” cümlesiyle son günlerine terk edilen bir hasta âdeta.

Konforundan feragat etmek istemeyen, dünyadan ümidi kesebileceğini zanneden o kesime Dünya benzeri bir ortamı başka bir gezegende kurmanın muhtaç olduğu kaynak ve zamanı anlatabilmek isterdim. Bilmiyor olduklarına inanasım da gelmiyor bir yandan. Nereden baksan tutarsızlık.

Sanallaştırılmış hayaller

Yerde bulamadığımız, bu sebeple gökte aradığımız cenneti artık “bulutların içinde bir yerde” kurma imkânımız var neyse ki. Metaverse diyorlar. “Çok biliyorsan al da kendin yap” misali, elimizdeki bir sihirli değnekle tıklaya tıklaya ol dediklerimizi oldurup, öl dediklerimizi öldürebileceğimiz; gak deyince et, guk deyince süt bulacağımız masal gibi bir ortam. Kimse bahsetmiyor ama ben söylemiş olayım: Orası da mevduatınız kadar esip gürleyebileceğiniz bir diyar. Sanal dediysek o kadar da değil.

Başına ilk defa 1989 yılında oturduğum bilgisayar oyunu SimCity, elinizdeki (kısıtlı) bütçeyle sıfırdan bir şehir kurup yönetmenizi temel alıyordu. Şehrin hangi yanında ne tip yapılaşma olacak, karakol, itfaiye nereye yerleşecek, yollar kaç şeritli, kanalizasyon ne şekil olacak, trafik ve toplu taşıma nasıl organize edilecek, su, elektrik nereden temin edilip ya da nasıl üretilip, nasıl dağıtılacak, artan nüfusla birlikte şehir ne tarafa doğru büyüyecek gibi yüzlerce dert sayesinde benim gibi milyonlarca genci kamu yönetimi ve belediye başkanlığından soğutmayı başarmıştı.

Oyunda en sevdiğim şey, ne yapsam memnun olmayan halkın üstüne gönlümden kopan bir doğal afet ya da ağzından alevler çıkan dev bir ejderha salarak (böyle bir seçenek de vardı) şehri toptan helak etmekti. Neyse ki gerçek hayatta daha tahammüllü belediye başkanlarımız var. Onların bizler gibi Ctrl+N tuşlarına basıp, sıfırdan bir şehir için kolları sıvama gibi lüksleri yok nihayetinde. Oysa eminim Ctrl+Z için bile ne iş yapardı.

Metaverse sohbetlerine kulak misafiri olurken aklıma hep SimCity ve türevi simülasyonlar geliyor. Piksellerden ibaret elektronik vatandaşlar yerine gerçek insanların suretini temsil eden, hayal ettiğimiz eve, kıyafete, arabaya sahip olabileceğimiz; her yere girip-çıkabileceğimiz, steril bir rüya.

Pandemi sürecinde elektronik dünyanın nelere kadir olduğunu mecburen öğrendik

Erken dönem staj imkanı

Bugün çocuk sahibi olup “Roblox” sözcüğünü duymamış olan var mıdır, bilemiyorum. Evlatlarımız böylesi paralel evrenlere çoğumuzdan daha teşne. Yabancılık çekenler ise pandemi sürecinde elektronik dünyanın nelere kadir olduğunu mecburen öğrendi. İşe gitmeden çalışmak, okula gitmeden ders yapmak, markete / dükkâna gitmeden alışveriş yapmak mümkünmüş, değil mi? İlk üç gün ben de destekledim. Ama ya sonra?

Metaverse olarak anılmak istenen ortamlarda “GTA İstanbul” titizliğinde bir dijital ikiz yaratmak mümkün. O elektronik suret üzerinden kimileri para dahi kazanabilir. Fakat doğup büyüdüğüm İstanbul böyle bir yer midir? Başka bir deyişle bir şehri; üstelik herhangi bir şehri değil, binlerce yıla yayılan tarihiyle şu yerkürenin neredeyse HER şeyinin bir parça sirayet ettiği İstanbul’u dijitalleştirmek ne kadar olası sizce?

Sahilde bir banka oturup karşı yakaya bakarken elinizdeki simite hallenen dev cüsseli cazgır martının dibinize konup önce ürkek, sonra tehditkâr manevralarla kendini gösteren ısrarını nasıl elektronikleştirebiliriz? Bu şehrin her biri birbirinden alımlı kedilerinden hangisini o evrene sokacağız? Soktuk diyelim; onları kim “canlandıracak”?

Soğuk bir kış gününde dalgalara inat sefere kalkan ve buğulanan camlarıyla gizemli bir ortama dönüşen sarı-beyaz vapurun yolcu salonuna dolan tost kokusunu hangi yazılımcı üretebilir?

Lil Nas’ın 30 küsur milyon kişi tarafından izlenen Metaverse konserinin sıradışılığını kabul etmekle beraber; ciğerini titreten ses sistemine meydan okurcasına derin (ve ter kokan) bir nefes alıp “Welcome to where time stands still...” (Zamanın durduğu yere hoş geldiniz.) diye haykırmanın da acayip keyifli bir tecrübe olduğunu nasıl unutabiliriz?

Sahici olana odaklanmak

28 yıldır teknolojiyi takip ediyorum. Nice değişim ve dönüşüme şahitlik ettim. Ancak son dönemde bu değişim bağımlılığı ve dönüşüm şehvetinin herkesi ne kadar yorduğunu fark ediyorum. Teknoloji, aşkın bir dünya yaratma ülküsünü rafa kaldırıp “yetineceğimiz” bir dünya derdine düşmüş gibi artık. Tükettiği hakikatin suretleriyle avunmamızı istiyor.

Bu yüzden İstanbul’un ufkunu teknoloji dürbünüyle taramak zor. Çünkü İstanbul, bir parçası olduğu Türkiye’den dahi büyük, diğer her parçasından daha renkli, kalabalık, kaotik ve her şeye rağmen güzel. Teknoloji ise çıldırtan tarafsızlığıyla onu güzelleştirmeye çalışana da onun suyunu emip posasını kenara atmak isteyene de bütün bereketiyle hizmet verecek bir kaldıraç.

İş Sanat’ın Metaverse’teki ilk NFT sergisi “Tablolarla Boğaziçi’nde Bir Gezinti”

Nasıl olsa kötünün rehberi çoktur. Ben iyilik adına kafa yoranlara çok basit bir tavsiye vereyim.

Şu satırları yazarken dünyanın dört bir yanından milyonlarca kişi, 19 bin farklı kripto para birimine 2 trilyon dolardan fazla yatırım yapmış haldeydi. Türkiye’nin bu alandaki –haklı– iştahını hatırlatmama sanıyorum gerek yok.

Bu 19 bin paraya bir de İSTcoin eklesek ne olurdu dersiniz? İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından geliştirilen ve işletilen ancak İstanbul ile sınırlı olmayan bir müstakil para birimi. İstanbulKart’a kontör yüklemekten müze ziyaretlerine, belediyenin yardım ve bağış kampanyalarından vergi ödemelerine kadar dev bir ekosistem. Hayal gücümüz ile kanun ve yönetmelikler sınırında genleşen türden dinamik bir yapı.

Bugünlerde kulağınıza en az Metaverse kadar çalınan NFT diye bir şey var. Ne olduğunu bilmeyenler için kabaca “dijital onay kaydı” deyip geçelim. “Şu adresteki dijital dosya, falanca kişiden filanca kişiye satılmıştır” türünden bilgiler içeren, “güvenilir” bir kayıt.

Şu ana kadar bu yöntemle satılan 28 bin dijital varlık, 10 milyar doları aşan ciroya imza attı. Çoğunun kıymeti, satışa konu olan dijital “şeyin” sanatsal değerinden ya da biricikliğinden değil; satan kişi ya da grubun itibarı yüzünden.

Bütün bu saydıklarımın altyapısını oluşturan blokzincir adlı teknolojinin mümkün kıldığı akıllı kontrat ve programlanabilir para işlevlerini düşünelim. Örneğin belediyeye ödediğimiz vergiler karşılığında sadece belediye tesislerinde harcayabileceğimiz İSTcoin kazanmamız ya da yine İSTcoin ile fonlayarak hayata geçmesini sağlayacağımız irili ufaklı projelerden katkımız ölçüsünde nemalanacağımız türden bir yapı, birkaç satırlık kod ile artık mümkün.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu çerçevede kültür-sanat faaliyetlerine fon oluşturmak adına dahi neler yapabileceğini düşünün.

Kendi ekosistemindeki böylesi kullanım örnekleri sayesinde İSTcoin’in küresel kripto borsalarındaki yükselişi yersiz bir hayal midir? Denemedikçe, evet. Cezeri’nin o meşhur sözündeki gibi denenmemiş her şey, doğru ile yanlış arasında bir yerde asılı kalmaya mahkûm.

Bu vesileyle kayda geçmiş olsun: İstanbulluları İstanbul’a ortak etmek için elimizde tarihî bir fırsat var.

Teknoloji
Metaverse
NFT
Meta
Facebook
Serdar Kuzuloğlu
Sayı 010

BENZER

Seyfi Dursunoğlu, sahne ismiyle “Huysuz Virjin” 17 Temmuz 2020 günü yaşama veda etti. On yıl önce ilk ve son Huysuz Virjin belgeselini çeken yönetmen Cengiz Özkarabekir, belgesele sığmayan ve bazıları Seyfi Dursunoğlu’nun “Bunları anlatmamalıyım ama senin insafına bırakıyorum, belki ileride yayımlarsın” notuyla kaydedilen bölümleri İST okuyucularıyla paylaşıyor.
Bir “yakından tanıma” ve analiz yöntemi olarak pek çok mecrada kullanılan meşhur Proust anketini eğdik, büktük, içine İstanbul’u kattık ve ilk konuğumuz Serdar Kuzuloğlu’nun önüne koyduk. İSTanket, her sayıda farklı alanlardan isimleri tetkike devam edecek.
Borusan Contemporary, içinde bulunduğumuz süreç ve ruh haliyle örtüşen yeni sergisini yine dönemin ruhuna en uygun şekilde izleyiciye sunuyor. Acı Reçete #2, sanal alemde 7/24 takip edilebilecek.