Harem Otogarı’ndan Türk sinemasına bordo mavi renkler

26 Mayıs 2022 - 12:52

Anadolu’yu el üstünde tutar, İstanbul... Bilir ki zenginliğini, şairlerin dizelerine ilham olan güzelliğini Anadolu kültürüne borçludur. Bu yüzden trenle Haydarpaşa Garı’na gelenler merdiven çıkmazlar, merdivenden inerek ulaşırlar İstanbul’a... Evet, İstanbul el üstünde tutar Anadolu’yu!

Van Gölü’nün mavi sularının Pamukkale’nin bembeyaz travertenleriyle, Adana’nın pamuk kozasının Giresun’un çotanağıyla yan yana geldiği yerdir İstanbul...

Nasıl mı?

Harem Otogarı’dır sözünü ettiğimiz... İstanbul’da ayrılıkların ve kavuşmaların en çok yaşandığı yer olan Harem Otogarı...

Orada, bir genç kızın çeyizine işlediği mendil ile bir veremli hastanın kan tükürdüğü mendil yan yanadır. Sevinçten ya da hüzünden taşan gözyaşlarıyla ıslanır, Harem Otogarı’nda mendiller. Bu nedenle İstanbul’un tarihinde çok değerli olan bu yer müze olarak kentin belleğindeki yerini almalıdır.

"Islak Mendiller Müzesi” olmalıdır, Harem’deki müze...

Müzeler toplumların hafızasıdır. Bu gerçeği görebilen ülkeler alzheimer hastalığına yakalanmazlar. Harem Otogarı, İstanbul’u “İstanbul” yapan Anadolu’nun kültür zenginliğinin en yoğun yaşanıldığı yer, âdeta bir aşure kazanıdır.

Trabzonspor İstanbul İnönü Stadı’nda bir müsabakaya çıkarken. 1970’li yıllar.

İstanbullu” kimliği bu aşurenin lezzetidir. Elbette bu kazana Trakya’dan ve daha pek çok coğrafyadan katılan güzellikler de vardır. Anadolu’nun kültür mirasının politikanın kirli oyunlarıyla ayrıştırılmaya çalışıldığı bir dönemde, bir arada yaşama kültürünün değerini öne çıkaracak olan bir müzeye her zamankinden daha çok gereksinim vardır.

İstanbul’da çıkan İST dergisine, Trabzonspor’u yazmaya Harem Otogarı’ndan başlamamız da rastlantı değildir elbette. Buradaki otobüs firmalarının büroları, Anadolu’daki futbol takımlarının ilk temsilcilikleri gibidir. Anadolu kulüplerinin renklerinin, amblemlerin İstanbul’da ilk kez bir araya geldiği yer Harem Otogarı’dır. Haydarpaşa Lisesi’nde öğrenci olduğum yıllarda, okuldan çıkar çıkmaz Harem’de alırdım soluğu. Bir yandan harçlığımı çıkarmak için sakız satarken öbür yandan kibrit ve otobüs bileti koleksiyonumu zenginleştirmek için gözümü çöp kutularından ayırmazdım. Adana Demirspor’un amblemindeki kanatları, Diyarbakırspor’un amblemindeki surları, Balıkesirspor’un topa vuran “B” ve “S” harflerinden çizilen futbolcusunu da ilk kez otobüslerin dikiz aynalarına asılan flamalarda gördüm.

İstanbul deplasmanları

İstanbul takımlarıyla maç yapmak için geldiğinde, Trabzonspor’un kaldığı otellerden biri de Harem Otel’dir. Trabzonspor otelde konakladığı yıllarda antrenmanlarını Selimiyespor’un toprak sahasında yapardı. Selimiye İlkokulu öğrencilerinin teneffüslerde oyun alanı olan bu sahada hafta sonları amatör maçlar oynanırken çocuklar kiraladıkları bisikletlerle futbolcuların etrafında tur atardı.

Şenol Güneş futbol tarihimizin en başarılı kalecilerinden biri olsa da en az kaleciliği kadar başarılı bir forvet oyuncusudur. Selimiye sahasındaki bir antrenmanda forvet oynadığı sırada bir arkadaşıyla çarpışınca omzunu incitir... Şenol Güneş o hafta oynanan Fenerbahçe maçına iğne olarak sakat omzuyla çıkar.

Trabzonspor otelde, kampta

İstanbulspor’la oynanacak bir maçta bel fıtığı tedavisi gördüğü için yedek kulübesinde oturmaktadır, Şenol Güneş... Ne var ki 20. dakikada kaleci İlhan sakatlanır ve oyundan sedyeyle çıkmak zorunda kalır. Sakat olsa da oyuna giren Şenol Güneş’in, Trabzonspor formasıyla sahaya çıktığı ilk maç, İstanbul’da oynanan bu karşılaşmadır.

Anadolu Yakası’nda, Yakacık’taki bir otelde de kaldıklarını anımsıyor Şenol Güneş... Otelin odalarında, sanatoryumda zatürre tedavisi görmek için İstanbul’a gelen hastalar vardır. Öksürük sesleriyle geçen bir gecenin ardından futbolcular, maçın oynanacağı hüzünlü bir sabaha uyanır.

İkinci ligde oynadığı yıllarda İstanbul’a gelen Trabzonspor’un, Avrupa Yakası’nda kaldığı oteller arasında Aksaray semtindeki Nazar ve Mevlana otelleri de vardır... Ama bordo mavililerin konakladığı oteller arasında öyküsü en ilginç olanı Avcılar’daki Baler Motel’dir.

Futbolcular, otelin yakınındaki yeşil alanda antrenman yaparken kulübün kurucusu gelir yanlarına! Takıma moral veren konuşmasının ardından kurucu başkan el üstünde taşınır, futbolcular tarafından. 1975 yılında yaşanılan bu olayda, Trabzonspor’un başkanı Adile Naşit’tir!

Hulusi Kentmen, Cevat Kurtuluş, Selim Naşit gibi usta oyuncuların da rol aldığı Sevgili Halam filminde, otelde kalan futbolcuları Trabzonspor’un kurucusu rolünde ziyaret eden Adile Naşit’in şu sözleri sinema tarihinde yankılanır durur: “Futbol demek, Trabzonspor’un en büyük olduğunun ispatı demektir.”

Hababam Sınıfı Uyanıyor, 1976

"Bir Mahmut Hoca Bir de Trabzonspor..."

Şener Şen, 1985 yılında çekilen Çıplak Vatandaş filminde, Trabzonspor’un bir maçı öncesinde, İnönü Stadyumu’nda bordo-mavi renkli bayrak, şapka satarken görülür. Hayat pahalılığına karşı ek işler yapmak zorunda kalan “vatandaş”, Trabzonspor taraftarıyla “Oy oy Trabzon” diyerek horon oynamayı da ihmal etmez.

Müjdat Gezen Pembe Panter filminin bir sahnesinde kaleci rolündedir. Tiyatromuzun büyük ustasını İnönü Stadyumu’nun kale direkleri arasında gördüğümüz maçta, takım arkadaşlarının formaları bordo-mavidir. 1975 yılında gösterime giren filmde Müjdat Gezen, Fenerbahçe’nin unutulmaz kalecisi Cihat Arman gibi sarı renkli kaleci kazağı giyerek Trabzonspor’un kalesini korur.

Yeşilçam tarihinde, İstanbul’da çekilen filmlerde Trabzonspor’un izini sürecek olursak, Hababam Sınıfı’nın ünlü sahnesini unutmamız olmaz. Fenerbahçe ve Trabzonspor’un maçına kaçak olarak giden öğrenciler okula geri dönerken Halit Akçatepe yakınır: "Ah Trabzonspor, yaktın bizi"... Trabzon’a kalkacak uçakta geçireceği kalp krizi sonucu yüreğimizi dağlayarak aramızdan ayrılacak olan usta sanatçı Kemal Sunal’ın o sahnedeki sözleri ise futbolun taraftarlar arasında neşe kaynağı olarak oynandığı yıllardan seslenir günümüze: “Biz zaten hayatta iki şeyden çekiyoruz; Bir Mahmut Hoca bir de Trabzonspor..."

Birlikte gittiğimiz tiyatro oyunları gibi, Trabzonspor’un maçlarına da İstanbul takımlarının taraftarı arkadaşlarımızla beraber gider, maçı birlikte seyreder, birbirimize neşe içinde takılarak Dolmabahçe’den motorlara binerek Kadıköy’e dönerdik... Babasının benzin istasyonu olan arkadaşım bir yanımda yürürken, babası sinemada yer göstericiliği yapan arkadaşım da öbür yanımdaydı... Bizler farklı ekonomik yapılardaki ailelerin çocukları, boyunlarımızda ayrı kulüplerin kaşkolleriyle aynı sınıfta okuyan arkadaşlardık.

Lefter Küçükandonyadis

"Çocuklar o takımda Lefter var... Ona başka forma yakışmaz"

O yıllar futbolun kirletilmediği, futbolcuların “forma aşkına” sahaya çıktığı yıllardı...

"Forma aşkı” demişken, gel de Yeşilköy’deki günleri kaleme alma: Bir apartmanın giriş dairesi olan evimizde, yan apartmanda bizimle aynı konumda olan komşumuz, Fenerbahçe’nin efsane futbolcusu Lefter Küçükandonyadis idi... Babamla kısa sürede dostluk kuran “Lefter Amca”, yaz akşamları bahçedeki masamıza konuk oluyor, sohbetleri geceyi aydınlatıyordu.

Bizler de mahallenin çocukları olarak bir futbol takımı kurup komşu mahallelerle maç yapmaya karar verdik. Lefter Amca’mızın oğlu Lefter de bizim takımdaydı. Sohbetlerden birinde, o yıllarda Fenerbahçe’de forma giyen Cemil Turan’ın Trabzonlu olduğunu babam Lefter’e anlatırken öğrenmiştim... Yine bir sohbette, Lefter Amca kuracağımız takıma futbol topu alacağını söyleyince Sultanahmet’te konfeksiyon işi yapan babam da “formalar da benden” diyerek o gece heyecandan uyuyamamamıza neden olmuştu.

O günden sonra babam her sabah işe giderken ağabeyimle birlikte formaların bordo-mavi olması gerektiğini belki yüz kere söylemiştik. Bir akşam babam eve geldiğinde, elindeki iki paketi heyecanla alarak açtık. Bir de ne görelim!? Formalar sarı-lacivert!

Bizler şaşkınken babamın söylediği şu söz yıllar geçtikçe daha da değer kazandı gönlümde: “Çocuklar o takımda Lefter var... Ona başka forma yakışmaz.”

Dedim ya, futbolun insanlar arasında bir neşe kaynağı olduğu, futbolcuların “forma aşkı” için oynadığı yıllardı...

Şampiyon olan takımın bayrağının asılacağı bir köprü belki yoktu İstanbul Boğazı’nda ama futbol, kalpten kalbe uzanan köprüler kurabiliyordu!

Çok sular aktı o köprünün altından, çok...

Hakan Dilek’in kitabında adları geçen “Mahallenin en şık abileri”nin dostluk kokan öykülerinin yerini küfür, hakaret, seviyesizlik aldı.

Trabzonspor'un şampiyonluk kutlamaları

Emeği geçen herkese...

Trabzonspor’un şampiyonluğunu tüm kalbimle kutluyor, bizlere bu mutluluğu yaşatan, emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum...

"Emeği geçen” derken, sadece bordo-mavi formanın altında ter akıtan sporculara değil, 2021-2022 sezonunda ligde oynayan tüm kulüplerin oyuncularına benim teşekkürüm... Çünkü Trabzonspor’un şampiyonluğunda onların emeğinin de payı var... Yağmur altında, güneşin kızgınlığında, kar yağışında Trabzonspor’un şampiyonluğuna giden yol onların da ayak izlerini, çabasını, emeğini taşıyor...

Her kulüp renklerinin güzelliğini, dostlukla rekabet ettiği takımların formalarından alır...

Yıl sonunda bir şampiyonluk kutlaması yapılırsa Trabzon’daki Şenol Güneş Stadyumu’nda, ligde oynayan kulüplerimizin formasını giyen sporcular da olmalı... Ki sporun bir arada yaşama kültürünü güçlendiren, uygar davranışların yolunda bir oyun olduğu gerçeği değil Türkiye’ye, tüm dünyaya gösterilsin, örnek olsun...

Tribün ve saha arasındaki tel örgülerin kaldırıldığı öncü bir kent olan Trabzon’a, emeğe saygı gösterme düşüncesindeki bu adil ve asil davranış yakışır, hem de çok yakışır!

Trabzonspor
Sunay Akın
Futbol
Süper Lig
Trabzon
Spor
Harem Otogarı
Şenol Güneş
Sayı 010

BENZER

İtalyan çizer Pierpaolo Rovero, adını John Lennon’ın “Imagine” şarkısından alan sanat projesinde dünyanın en büyük şehirlerinde günlük hayatı çiziyor. Rovero bir hayal dünyası seyyahı ve bu da hayalî bir yolculuk; şehirlere, sakinlerinden aldığı bilgi ve görsel desteğiyle can veriyor. Fakat İstanbul’la ilişkisi bundan ileri; sahici.
İstanbul’un köpeksizleştirilmesi üzerine tez hazırlayan ve şehirdeki köpeklerin envanterini tutan Dört Ayaklı Şehir inisiyatifinin koordinatörü olan Mine Yıldırım, İstanbul’da köpeklerin siyasete alet edilmesine karşı yıllarca şehir ve ilçe belediyeleriyle mücadele etmiş, yasal süreçlerde taraf olmuş biri. Şimdi, son İBB yönetimi tarafından kurulan İstanbul Planlama Ajansı altında faaliyet gösteren Vizyon 2050 Ofisi’nde iklim krizi, ekoloji ve çevre politikaları uzmanı olarak felaketsiz bir şehir için çözümler üretiyor: “2050 vizyonumuzda şehirde elbette hayvanlar var. Pandemi de gösterdi: Hayvansız şehir olmaz, olamaz” diyor.
İST'in yaz sayısında neler var?