Filenin Prometheleri

21 Kasım 2022 - 17:59

Onları ilk defa kortta gördüğümde kendilerine yakıştırılan lakapların absürtlüğüyle bir kez daha sarsıldım. Romantik eserlerde tasvir edilen meleklere de sultanlara da benzemiyorlardı. Uzun boyları, geniş omuzları, kaslı kollarıyla heybetli, dağ gibi kadınlardı. Teşbihte hata olmamalı; lakaplarını ben koyacak olsam yine de fiziksel özelliklerinden ziyade, çevrelerine saçtıkları ışıktan, zaman içinde kazandıkları toplumsal misyondan ve daha pek çok şeyden esinlenir; onlara Filenin Prometheleri derdim.

Yunan mitolojisinde Zeus’tan çaldığı ateşi insanlara armağan eden bir başkaldırandır Promethe. Taşıdığı kıvılcım uygarlığın, aklın ve aydınlığın sembolüdür. Tanrılara meydan okuduğu için sonunda sonsuz bir işkenceye mahkûm olsa da Promethe, tüm cesareti ve gücüyle insanlık yolunda savaşır. Bazı kaynaklarda onun için “insanlığın şampiyonu” ifadesi kullanılması bundandır. 

Kadın voleybolcuların Promethe ile mecazi akrabalığı sadece şampiyon olmalarından ileri gelmiyor elbet. Onlar da Promethe gibi isyancı, özgürlükçü ve öncü. Kadının toplumsal konumunun her geçen gün kısıtlandığı ülkemizde, sahip oldukları öncü rolle önemli bir alan genişlemesi yaratarak “eşitlik ütopyası”na hizmet ediyorlar. Üstelik uzunca bir süredir, Cumhuriyet’in kurucu değerlerine dönük her türlü tehlikenin karşısında, çağdaş ve laik Türkiye’nin güçlü bir simgesi olarak ışıldıyorlar.

"Sporda, daha da ötesi; bilim, eğitim, kültür, sanat başta olmak üzere toplumsal yaşamda son yirmi yıldır yaşanan genel gidişatın, eksi bakiyenin tam karşıtı bir örnek oluşturuyor kadın voleybolcuların performansı. Doğrusu incelenmeye değer."1

Ebrar Karakurt

Uzun kadınların kısa tarihi

Ülkemizde kadın voleybolu en kritik sıçramasını 2003 yılında Ankara ve Antalya’da düzenlenen Avrupa Kadın Voleybol Şampiyonası’nda yaşadı. Turnuva başlamadan yalnızca bir hafta önce kamp yaptıkları otelde millî takımlar sorumlusu ve eski baş antrenörleri Deniz Esinduy’u kalp krizi sonucu kaybeden takım, yaşadıkları türbülansa rağmen Avrupa ikincisi olarak kürsüye çıkmayı başaracaktı. Final karşılaşması öncesi Cumhuriyet gazetesinin “Aferin Kızlar” diyerek selamladığı takıma toplumsal misyonu da yine o günlerde yüklenmişti: “Onlar okula gönderilmeyen, dövülen, tartaklanan, hor görülen Türk kızlarının gururu. Onlar Türkiye’nin baş tacı. Onlar yenseler de yenilseler de artık 70 milyonun gözbebeği.2

Takım aynı yıl bu defa Dünya Kupası için Japonya’da, İtalya karşısında bir maçtaydı. Antrenör Reşat Yazıcıoğulları, oyun içinde pek de gerekli olmayan bir anda mola aldığında, rakip takım ve hakemlerin şaşkın bakışlarına rağmen voleybolcularımız ne yapacaklarını iyi biliyorlardı. Günlerden 10 Kasım’dı ve Türkiye’de saat dokuzu beş geçiyordu. Sultanların saygı duruşu, kendilerine atfedilen “Ata’nın Kızları” unvanını tam anlamıyla benimsediklerini gösteriyordu.

2003 yılı voleybolumuz için önemli bir eşikti; fakat yakından takip edenler başarının ayak seslerini önceden işitmişti. 1970’li yılların başında Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı’nın Avrupa arenasına attığı ilk adımları, Vakıfbank ve Eczacıbaşı kulüpleri epey ileriye taşımış, Vakıfbank 1998 ve 1999’da üst üste iki defa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda final oynarken Eczacıbaşı 1999’da Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nı kazanarak Türkiye’ye voleybolda ilk Avrupa şampiyonluğunu getirmişti. Millî Takım ise 2003 yılındaki organizasyona hazırlık kapsamında Brno (Çek Cumhuriyeti) ve Ankara’da düzenlenen özel turnuvalarda şampiyon olmuş; Uluslararası Tropy Turnuvası’nda ikinciliği ve Rusya Boris Yeltsin Turnuvası’nda yedinciliği göğüslemişti. Millî Takım’ın 12 voleybolcusundan 5’i beş sene üst üste Türkiye şampiyonu olan Eczacıbaşı’nın, 4’ü iki kulübün 2000’de güçlerini birleştirmesiyle oluşan Vakıfbank Güneş Sigorta’nın, 2’si yetiştirdiği kadın voleybolcularla bir marka hâline gelen İstanbul’un köklü semt kulüplerinden Yeşilyurt’un, birisi ise Sosyal Sigortalar Kurumu’nun formasını giymekteydi.

Naz Aydemir Akyol

Türkiye’nin 36 yıl sonra yeniden ev sahipliği yaptığı Avrupa Şampiyonası’ndan bugüne kadın voleybolunun istikrarlı yükselişiyle dillere pelesenk olan “Filenin Sultanları” lakabı kaldı. İstikrar, kadın voleybolunun büyülü sözcüklerinden biriydi. Zaman zaman düşüşler yaşansa da Türk sanayisi ve bankacılığının önde gelen kuruluşlarından aldığı destekle kadın voleybolu güçlenmeye devam etti. “Sultanlar” 2005 yılında ilk kez eleme oynamadan katıldıkları Avrupa Şampiyonası’nı altıncı sırada, 2009’da ise beşinci sırada tamamladı. 2006’da ilk defa Dünya Şampiyonası’na katılma onurunu yaşadılar. 2010 yılındaki Dünya Şampiyonası öncesinde ise uzun yıllardır kadın voleybolunu destekleyen Vakıfbank, “Sultanlar”ın ana sponsoru oldu ve takım gelmiş geçmiş en büyük başarısına imza atarak Japonya’dan dünya altıncısı olarak döndü.

2011’de son Avrupa şampiyonu İtalya’yı ve son dünya şampiyonu Rusya’yı yenerek Avrupa üçüncüsü olan kadın voleybolcular, 2012 yılının Mayıs ayında Ankara’da düzenlenen Olimpiyat Avrupa Kıta Elemesi’nde şampiyon olarak tarihlerinde ilk defa Olimpiyat Oyunları’na katılma hakkını elde ettiler. Bu aynı zamanda Türkiye’nin takım sporlarındaki 52 yıllık Olimpiyat hasretinin sonu anlamına gelmekteydi. Aynı yıl ikinci kez katıldığı Grand Prix’te ise bronz madalyayı kazanarak yine bir ilke imza attılar.

Millî Takım’ın geleceği de parlak gözüküyordu. 2007’de Karadeniz Oyunları’nda şampiyonluğu yakalayan Türkiye Yıldız Kadınlar Takımı, Gençlik Olimpiyatları’nda üçüncülüğü ve Meksika’da düzenlenen Dünya Şampiyonası’nda ikinciliği kazanmıştı. Bu genç takımın kaptanı daha uzun yıllar ülke voleyboluna hizmet edecek Naz Aydemir’den başkası değildi. 19 yaş ve altı kadın takımları, Avrupa Şampiyonası, Balkan ve Akdeniz Oyunları başta olmak üzere önemli organizasyonlardan neredeyse hiçbir sene eli boş dönmüyordu. Altyapı ve tesisleşmeye dönük yatırımlarla gelen bu başarılı grafik, kadın voleybolunda jenerasyon değişimlerinin de başarılı geçmesini sağlıyordu.

Vakıfbank Kadın Voleybol Takımı

2008 yılında ülkede ilk defa “50. yılında Türkiye’de voleybolun gelişimi” konulu bir voleybol şûrası düzenlendi. Sporun tüm paydaşlarını bir araya getiren bu buluşmada altyapıdan tesisleşmeye, antrenörlükten sporcu sağlığına farklı başlıklarda oluşturulan komisyonlar, voleybolun geleceğini tartışırken alınan kararlar bundan sonraki süreç için önemli bir yol haritası teşkil edecekti.

2010 yılında, İstanbul’un ilk ve tek uluslararası voleybol salonu olan TVF Burhan Felek Voleybol Salonu kadın voleybolcuların katıldığı törenle hizmete girdi. Federasyon yatırımları başta olmak üzere resmî ve özel teşebbüslerle voleybolun ülke çapında yaygınlaşmasına dönük çabalar yine bu yıllarda hız kazandı. 2007’de Millî Takım’ın eski kaptanı Bahar Mert, Ankara’da bir voleybol okulu açmıştı. 2013’te Türkiye Voleybol Federasyonu, çocukları voleybolla tanıştırmayı hedefleyen altyapı projesi Fabrika Voleybol’u başlattı. “Yarının Sultanları” projesiyle Şırnak’tan Elazığ’a daha önce doğru dürüst spor yatırımı görmemiş pek çok şehirde kız çocukları voleybola “Merhaba” dedi. Eczacıbaşı Spor Kulübü ve ES Voleybol Spor Kulübü’nün iş birliği, çocuk ve genç yaşlardaki kızlar üzerinde yoğunlaşan altyapı çalışmalarına yeni bir nefes getirdi. Neticede planlı yönetimler ve artan yatırımlar sayesinde kadın voleybolu, alt yaş gruplarından üst yapıya, kulüpler düzeyinden Millî Takım’a ülkede en iyi durumdaki branşa dönüşecekti.

Millî Kadın Voleybol Takımı’nda 2017 yılında başantrenörlük görevine getirilen Giovanni Guidetti ile yeni bir döneme girildi. Altyapıda yakalanan güçlü jenerasyonu mevcut kadrodaki deneyimli isimlerle bir araya getirmeyi başaran Guidetti'nin yönetiminde takım, en fazla katıldığı turnuva olan Avrupa Şampiyonası’ndan 2017’de bronz ve 2019’da gümüş madalya ile dönecekti. 2018’de Milletler Ligi’nde en iyi derecesini yaparak ikinci olan “Filenin Sultanları”, 2021'de aynı turnuvada bu defa bronz madalyayı ülkemize getirirken, 2020 Olimpiyat Oyunları’nda elde ettiği beşincilikle yüzlerimizi güldürecekti.

FİLENİN SULTANLARI SEBAT

Medeniyet kaybı karşısında yeni mevzi

Başarıların paralelinde kadın voleybolunun medya görünürlüğünün artması “spor” ve “cinsiyet eşitliği” konularında kamusal hassasiyet göstermeye teşne firmaların destekçi unvanıyla bu alana yaptığı yatırımları arttırdı. Millî Kadın Voleybol Takımı’na 2003 yılından beri sponsorluk desteği veren Orkid’in yanı sıra Vestel, Opet, AXA Sigorta, Misli.com, Amway, BTC Türk, Porçöz, İşbir Yatak, Supradyn gibi markaların gösterdiği ilgi, sadece takım olarak değil; bireysel olarak da Filenin Sultanları’nın markalaşma sürecini hızlandırdı.3

Kadın voleybolcuların her biri yetenekleri, özgür tarzları, kendilerinden her zaman emin duruşlarıyla güçlü birer “persona”ydı. Üstelik onlarınki katmerli bir meydan okumaydı. Dayanıklılık, güç, rekabet, rasyonellik, başarı ve mücadele gibi hegemonik erkekliğin başat değerlerine sahip bu kadınlar hem kendi bedenlerinde hem kamusal imajlarıyla yeni bir kadınlık inşa ediyorlardı. Bununla beraber yakaladıkları başarıyla her gün kadına şiddet haberleriyle sarsılan, cinsiyet eşitsizliğinin hüküm sürdüğü ülkede çağdaş ve laik Türkiye Cumhuriyeti için eşsiz bir mevzi yaratmışlardı. Takımın kaptanı Eda Erdem’in Avrupa ikinciliğinin ardından yaptığı açıklama da bu mevziyi koruma noktasındaki kararlılıklarını ortaya koymaktaydı: "Madalyamız Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın’ dediği Türk kadınlarına armağan olsun."

MERYEM BOZ

2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları’nda son dünya şampiyonu Çin’i yendiklerinde İlmi ve Fikri Araştırmalar Merkezi kurucusu ilahiyatçı Doktor İhsan Şenocak, “İslamın kızı! Sen oyun alanlarının değil, imanın, iffetin, ahlakın, hayanın, edebin sultanısın. Sen ‘burnunu göstermekten utanan’ anaların evladısın. Ekranlara ve sakallı ağabeylerinin popüler kültürün kurbanlarına ‘sultan’ demesine aldanmayasın! Umudumuz da duamız da sensin” sözleriyle “Sultanları” hedef gösteren bir açıklama yapmış; akabinde sosyal medyadan kadın voleybolculara binlerce destek mesajı yağmıştı. Arif Kızılyalın’a göre onlar artık “sosyal hayatta ezilmek istenen, örselenen, istismara uğrayan, bıçaklanan kadınların, gelecek endişesi duyan genç kızların, minicik kız çocuklarının rol modeli idi. Hatta siyasal İslamcıların da korkulu düşü”ydü. Gerçekten son yıllarda kadın voleybolcuların dışında hiçbir sembol, Türkiye’nin çağdaş ve laik bir ülke olmaktan hızla uzaklaşan görüntüsünü böyle çarpıcı bir tezatlık içinde ortaya koymamıştı.

Bu yazının yazıldığı günlerde, ikinci kez çeyrek final oynama başarısı gösterdiği FIVB Kadınlar Voleybol Dünya Şampiyonası’na veda eden Millî Takım, arzu edilen başarıyı gösteremese de elbette sembolik önemini korumayı sürdürüyor. 2003’ten bu yana sergiledikleri pozitif seyir, Türkiye’nin yakın tarihini “medeniyet kaybı” olarak yorumlayanlar için her türlü olumsuzluğa karşı âdeta bir panzehir niteliğinde.

Neticede bu “uzun kadınlar” kısa tarihleri boyunca çok güzel bir hikâye yazdılar ve pek çok açıdan başka bir Türkiye’nin mümkün olduğunu hatırlatan katmanlı bir metafora dönüştüler. Bundan sonra “yenilseler de yenseler de” kaybın karşısında umut “kıvılcım”ı olmaya hep devam edecekler.

DİPNOTLAR

1 https://www.gazeteduvar.com.tr/filenin-sultanlari-yol-gosteriyor-makale-1532887 

2 "Haydi Kızlar Şampiyonluğa”, Cumhuriyet, 28.9.2003.

3 https://www.marketingturkiye.com.tr/ haberler/turkiye-voleybol-ulkesi-oldu/

Voleybol
A Millî Kadın Voleybol Takımı
Eda Erdem
Naz Aydemir Akyol
Simge Aköz
Ebrar Karakurt
Zehra Güneş
Meryem Boz
Kadın voleybolu
Filenin Sultanları
Spor
Sevecen Tunç
Sayı 012

BENZER

Onu Bir Demet Tiyatro’nun Zabıta İrfan’ı olarak tanıdık. Sonra Zaga’daki skeçlerde tedirgin adam olarak karşımıza çıktı. Derken Avrupa Yakası’ndaki Burhan Altıntop ile devleşti âdeta. O zamandan beri de Türkiye’nin en sevilen, en çok kahkaha attıran aktörlerinden biri oldu Engin Günaydın. Şimdi de Andropoz isimli dizisiyle hem senarist hem oyuncu olarak bir kez daha evlerimize konuk oluyor. Onunla önce çok sevdiği Gezi Pastanesi’nde buluştuk, daha sonra evine konuk olup merak ettiğimiz soruları yönelttik. Yanıtlarını onun kendine has sesiyle okuyacağınızdan ve bol bol güleceğinizden eminiz!
Patrik Bartholomeos, 2021’de patrik seçilmesinin 30. yıl dönümünü kutladı. İstanbul Rum Patrikhanesi’ni global bir aktöre, dünya kamuoyunun dikkate alıp saygı gösterdiği ve liderlerin her fırsatta ziyaret ettiği bir kuruma dönüştürmeyi başaran Patrik’e, "Yeşil Patrik" diyen ve bu ismin yayılmasına önayak olan kişi ise kendisi de bir çevreci olan eski ABD başkan yardımcısı Al Gore’dan başkası değil.
Foto muhabiri Faik Şenol’un (1912-1981) binlerce fotoğraftan oluşan koleksiyonu geçtiğimiz yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından koruma altına alınmıştı. Biz de İST’in her sayısında büyük üstadın objektifinden İstanbul’un anılarla yüklü geçmişine bir yolculuk yapıyoruz. Bu sayımızda Faik Şenol’un deklanşöre bastığı ‘o an’ın tanıklığını Hikmet Feridun Es’in güçlü kaleminden okuyoruz.