"Yaz rehavetine kapılmayalım"

17 Temmuz 2020 - 16:39

Resmî rakamlara göre salgından en çok etkilenen yer İstanbul. Tek neden nüfus yoğunluğu mu?

İstanbul 15,5 milyon nüfusa sahip. Bu nüfus büyüklüğü bazı ülkelerden fazla. Kilometrekareye neredeyse 3 bin kişi düşüyor. COVID-19’dan korunmak için ziksel mesafeyi korumak gerekiyor. Yani evimiz dışındaki kişilerle aramızda 1 metreden fazla mesafe koymak. Bu büyüklükte bir ilde bu kuralı hayata geçirmek gerçekten çok zor. Ayrıca İstanbul sanayinin ve ticaretin merkezi. Bu nedenle şehirler arası ve uluslararası dolaşımın yoğun yaşandığı bir yer. Seyahat ile ilgili kısıtlama tedbirleri alınmadan önceki hareketliliğin de etkisi olmuştur.

Süreçte alınan önlemleri değerlendirebilir misiniz?

Bu konu salgın sonrası enine boyuna tartışılacaktır. Tartışmak, dersler çıkarmak zorundayız. Açıkçası bu konuda çok umutlu değilim. Deprem deneyiminden sonraki süreçten edindiğim izlenimler çerçevesinde böyle düşünüyorum. Umarım öyle olmaz. Hem ülke hem de şehir ölçeğinde yaptığımız en büyük hata hazırlıksız olmamız oldu. Halbuki daha önce pandemi planları yapmış ve bunları bir yerlerde yayımlamıştık. Kimse bu planları okumadı. Salgın başladıktan sonra aklımıza geldi. Bu planlar in uenzaya yönelikti. Koronavirüse göre yeniden gözden geçirildi ve düzenlendi. Ancak uygulandı mı bilemiyoruz. Her kurumun bir acil durum planı vardı, tozlu dosyalarda duruyordu, kimsenin aklına gelmedi. Demek ki olağandışı durumlar için gerçekçi ve uygulanabilir planlarımız, hazırlıklarımız yok. Eğer bir planınız, bir stratejiniz yoksa kriz sırasında ürettiğiniz re eksif çözümlerin doğruluğunu ve yanlışlığını tartışmanın en azından bu aşamada anlamlı olmadığını düşünüyorum. Kriz yönetmek, hatta bu derece geniş etkili bir krizi yönetmek çok zordur. Mutlaka eksikleri olacaktır. Gerçekçi ve uygulanabilir bir plan etkiyi en aza indirmeyi sağlar. Böylesi bir plan da toplum katılımı olmadan yapılamaz. Plan çerçevesinde her kurum, her birey kriz anında ne yapacağını bilir ve ona göre davranır. Umarım bu çerçevede bir plan yapmayı başarırız.

Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Melike Yavuz

Bireysel tedbirler konusunda yaptığımız hatalar neler?

Salgından herkes farklı etkilendi. Bireylerin salgını anlamlandırma dinamikleri iki kutup arasında seyretti. Aşırı korkunun belirleyici olduğu bir noktayla aldırış etmemeye varan başka bir nokta arasında salındı toplumun davranışları. Elimizde kanıt niteliğinde veriler bulunmuyor ancak benim kişisel gözlemim, çalışmak zorunda olmayanların uyarılara büyük ölçüde uyduğu şeklinde. Kişisel koruyucu kullanımı ile ilgili bazı eksiklikler gözledik. Örneğin maske kullanırken sadece ağız bölgesini kapatanlar, konuşmak için maskesini aşağı indirenler, maskeleri tekrar tekrar kullananlar, kullandıktan sonra etrafa atanlar oldu. Eldiven günlük yaşamda gerekli olmayan bir kişisel koruyucu. Sağlık çalışanlarının, hastalara bakım verenlerin kullanması gerekir. Alışveriş yaparken, para çekerken eldiven kullanmanın bir yararı yoktur.

Pratik, gündelik hayata yönelik yap/yapma öneri listeniz var mı?

Öneri sunmak kolay. Ancak herkesin bu önerileri uygulama olanağı aynı değil. Eşitsiz bir toplumda yaşıyoruz. Salgın süresince fabrikalar üretimi durdurmadı. İşçiler çalışmaya devam etti, işe ulaşmak için toplu taşıma dışında başka bir olanağa sahip olmadı. İstanbul’da bazı insanlar güneş görmeyen bodrum katlarında yaşıyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için yeterli ve dengeli beslenmeyi, düzenli uyku uyumayı, düzenli ziksel aktiviteyi ve stresten uzak durmayı öneriyoruz, ama herkesin bunlara ulaşma olanağı yok. Yazın tedbirler önemli oranda kalkacak, yine kapalı ortamlarda uzun sürelerle çalışacağız, işe gidip gelmek için toplu taşımayı kullanmak zorunda kalacağız. Bütün bunlardan bağımsız öneriler sunmak bence “bilimsel” değil.

Yaz aylarında diğer mevsimlere göre daha çok sosyalleşiyoruz, yolculuklar artıyor, bir de sıcağın getirdiği rehavet var. Dolayısıyla, bireysel tedbirlerin “gevşemesi” tehlikesi görünüyor. Bu aylara özel uyarılarınız var mı?

Haklısınız. Havalar ısındıkça tedbirlere yönelik bir gevşeme de gözlüyoruz. Toplumun önemli bir kesimi uzun bir süredir evde. Bunun hem psikolojik olarak hem de hareketsiz yaşam nedeniyle olumsuz sonuçları olacak. Diğer tara an salgın sonrasına ertelenmiş ihtiyaçlar var. Bu nedenle kamusal olarak alınan tedbirlerdeki gevşemeler bireysel düzeyde kitlesel bir hareketlenmeye neden olabilir. Havaların ısınması, açık havada geçirilen zamanın çoğalacak ve iç ortamların temiz havayla havalandırılmasının artacak olması bakımından bir avantaj. Yine de ziksel mesafeyi korumaya, el yıkama ve solunum hijyenini (öksürüp, hapşırırken ağız ve burnu kapatmak) sağlamaya devam etmek, hatta bunların bir alışkanlık haline gelmesini sağlamak gerekir. Bu tür davranış değişiklikleri kalıcı hale gelirse, mevsimsel grip gibi bulaşıcı hastalıkların da yayılımı azalacaktır.

En çok merak edilen konulardan biri “havalandırma”. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sizin de üyesi olduğunuz Bilimsel Danışma Kurulu, AVM’ler özelinde “Havalandırma sistemleri nedeniyle damlacıklar içindeki virüsler kapalı ortamda uzun mesafelerde dolaşım riski içermekte” açıklamasını yaptı. Havalandırma sistemine mecbur market, plaza gibi yerlerde de aynı tehlike mevcut mu?

AVM’ler havalandırma sistemlerini ihtiyaca göre yeniden yapılandırabilir, tüm talimatlara uyabilir; bunlar riski bir miktar düşürecektir ancak çoğu AVM kapalı alanlardır. İçeride aynı anda bulunan kişi sayısı önemli. Özellikle altta yatan bir sağlık sorunu olanların bu riske hiç girmemesini öneririm. Ben, çocuğum astım hastası olduğundan alışveriş için AVM’leri zaten tercih etmiyordum. Havalandırma konusunda benim açımdan en büyük fark, içeride geçirilen süre ile ilgili. AVM’lerde çok sayıda mağaza var, doğal olarak içeride bir markette geçirilenden daha uzun kalınıyor. Plazalar konusundaysa mühendislerin detaylı çalışma yapması lazım. Plazalardaki havalandırma sistemlerinin, dış ortam havasının içeride dolaşmasını sağlayacak sistemlere dönüştürülmesi gerekir.

Röportaj: Büşra Alkılıç
Ufuk Tarhan

“Tehlike gerçektir, korku tercih”

Tarihte yaşanmış ve günümüzde yaşanmakta olan toplumsal, siyasi ve teknolojik gelişmeleri takip ederek, araştırarak gelecekte bizi nelerin beklediğini anlamaya yönelik çalışmalar yapan, gelecek senaryoları yazan insanlara fütürist, yani gelecek bilimci diyoruz. Ekonomist ve yazar Ufuk Tarhan, Türkiye’nin görüşlerine en çok başvurulan fütüristi. COVID-19 salgını sebebiyle tanık olduğumuz tarihteki bu yeni dönemece ve geleceğe nasıl baktığını anlattı.

“COVID-19 salgını ve salgın süresince yaşananlar gösteriyor ki, dünya âdeta bundan sonraki dönemlere, gelecekteki yeni sistemlere geçiş için bir tatbikata, teste tabi tutulmuş gibi. Karantina uygulamaları ile genetik kodlar dahil olmak üzere müthiş bir veri toplanıyor ve yeni yaşamsal sistemlerin, olası ve daha büyük krizlerin ön hazırlıkları yapılıyor kanaatindeyim.”

"Tüm dünya aylardır, önceden asla dediği sayısız deneyim yaşıyor. ‘İşe/ okula gitme, evde kal, sokağa çıkarsan
da şöyle çık, elini şöyle yıka, maske tak!’ gibi kısıtlamalara, emirlere, yasaklara topyekûn uyum sağlamış durumda. Daha önce biri söyleseydi, ‘Çok bilimkurgu izlemişsin!’ diyeceğimiz bir durum iken, şu anda canlı canlı içindeyiz. Bana göre küresel salgın, bundan sonra yaşama ihtimalimiz olan; yanında iklim/doğa krizlerinin hafif kalacağı yeni bir çağa, ‘yüzde 100 dijital medeniyetler’e geçişin tetikleyicilerinden sadece biri.”

Bugüne kadar insanlığın yaşaması için temel ihtiyaçlar; su, gıda, temiz hava, barınma ve üreme idi. Şimdi bunlara bir şey daha eklendi: Data, yani veri.

“Gelecekte de dev şehirler olacak ama epey değişecekler. Büyük ölçüde dijitlerle yönetimin hâkim olduğu akıllı şehirlere dönüşecekler. Otonom araçlarla, cihazlarla ve yönetimsel sistemlerle donanacaklar. Şehirdeki yaşamsal tüm akış, insanların sübjektif yargıları, çıkarları ile değil, algoritmik kurgularla şekillenecek. Mega kentlerde standart, birbirine benzeyen, üzerlerindeki giyilebilir, takılabilir teknolojilerle izlenen ve neredeyse robotlaşarak ama daha adil ve rahat koşullarda, insansılarla çalışan ya da çeşitli faaliyetlerde bulunan yeni bir tür insan nesli yaşayacak. Bunlar daha kalabalık yığınlar olacaklar. Dijitlerin sahipleri, algoritmaları kuranlar (üstün ve güçlü azınlık) ise ya kırsalda ya da uydu kentlerde, bölgelerde, belki uzay istasyonlarında yaşayacaklar. Önümüzdeki on yıllarda bu senaryoya doğru gitmek üzere ilerleyeceğimizi düşünüyorum."

"Yaradılışımızın 5N1K’sini bilmiyoruz. Bu parantezi açtıktan sonra kıt, yüzeysel bakabilen aklımız ve bilgimizle yanıt verdiğimi hatırlatarak, insan türünün çok daha iyi bir gelecek inşa etmek için yeterli kapasiteye sahip ancak henüz o müthiş kapasiteyi kullanma konusunda epeyce beceriksiz olduğunu söyleyebilirim."

 

Bizi ayakta tutanlar

Bir kısmımız ilkbahardan beri tüm gününü evde geçirerek, evden çalışarak salgını frenlemeye çabalarken, bir kısmımız meslekleri gereği her gün yollara düşerek, hatta fazla mesai yaparak ayakta kalmamızı sağlıyor. Bu mesleklerden bazısını icra eden altı kişiyle tanıştık, ayaküstü sohbet ettik. Elbette sosyal mesafeyi koruyarak.

Dr. Sema Çelik

Sema Çelik, Doktor

"Gece anestezi doktoru olarak çalıştığım hastane pandemi hastanesi olduğu için bu süreçte pek çok vaka gördüm, çok şey yaşadım. Daha başlangıçta bir pandemi öncüsüyle karşı karşıya olduğumuzu anlamak zor değildi, öncesinde MERS ve SARS salgınları tecrübemiz var. İlk COVID-19 vakası geldiğinde elbette tedirgin oldum, enfekte olma kaygısı taşıdım. Diğer hastalara ve çalışanlara karşı çok daha dikkatli davranmaya başladım. Enfekte sağlıkçıların sayısı çok, bunu vahim buluyorum. Ama çoğunun hafif geçireceğini biliyoruz. Kaybettiğimiz hastaların çoğu komorbiditeydi (KOAH ve başka bir veya birkaç hastalığı olanlar). Genç ölümleri agresif tıbbi müdahalelerle ilişkilendiren uluslararası yayınlar var. Bunlar işin tıbbi boyutu. Küresel boyutunu düşünürsek, insanoğlu doğaya, hayvana verdiği zararın bedelini zaman zaman böyle viral veya bakteriyel pandemilerle ödüyor.”

Faruk Sert

Faruk Sert, Eczacı

"İlk haberler yayımlandığında çok büyük bir yoğunluk başladı. İnsanlar akın akın eczanelere gelip dezenfektan, maske, eldiven, ıslak mendil gibi ürünleri almaya başladı. Zamanla fiyatlarda artış oldu ve artışı engelleyecek yaptırımlar gecikti. Elimizdeki tüm kişisel malzemelerimizi kendi cebimizden temin etmek zorunda kaldık. Sonuç olarak çok koronavirüs vakası geliyordu; kendimizi, personelimizi ve hastalarımızı korumak için elimizden geleni yaptık. Ben bu salgına yakalanmadım ancak yanımda çalışan arkadaşlardan birinin babasının COVID-19 testi pozitif çıktı. Arkadaşımız 14 gün evde ailesiyle karantinada kaldı. Sonraki test sonucu negatif çıkınca aramıza geri döndü.”

Ömer Arslan

Ömer Arslan, İşletmeci, kurye

"Ben 25 yıldır İstanbul’un en hareketli semtlerinden Şişli’de ağırlıklı olarak paket servis satışı yapıyorum. Artık temassız teslimat yöntemlerine biz de müşteriler de alışmaya başladı. Nakit para neredeyse hiç kullanılmıyor. Kredi kartıyla internetten ödeme yapılıyor. Teslimata gittiğimizde kapıyı açmayıp siparişi bıraktıkları tabureye koymamızı veya kapıya asmamızı istiyorlar. Müşterilerle diyaloğumuz sıfıra indi diyebiliriz. Ayrıca sürekli evde oldukları için insanların dengeleri şaşmış durumda. Gece siparişlerinde uyuyakalıp bizi uzun müddet kapıda beklettikleri oluyor.”

Ahmet Emin Aydoğdu

Ahmet Emin Aydoğdu, Zincir market şube müdür yardımcısı

"Bence üç evre yaşadık. Başlangıçta insanlar galeyana geldi. İlk günde makarna, tuvalet kâğıdı, un gibi ürünlerimizin reyonları sıfırlandı. Televizyonun bunda etkisi çok büyüktü. O gün neyin iyi geldiği ya da temin edilmesi gerektiği söylenirse, o reyon bitiyordu. Bir süre sonra, vaka artışlarıyla beraber bazı insanların olağan önlemlerin dışına çıkıp abartmalarını ve başta hiç umursamayan bazılarının da değişim süreçlerini gözlemledim. Mesela, makarna ve un ürünlerinin elimizde kalmadığını görünce korkup daha çok alışveriş yapıyorlardı. Yayılımın arttığı ve sokağa çıkma yasağının geldiği son dönemdeyse, bu kadar alışverişi nereye yapıyorlar diye hayretle izledim. Hâlâ rutine dönemedik; iki günlük sokak yasağından sonra da alışverişler iki katına çıkıyor. Sohbet esnasında aşırı tedbirden yakınıp sonra on beş kilo un alıp çıkan müşteriler oluyor. Kendini kamufle etmeye çabalayıp gizlice alışveriş yapmaya çalışan gençler var. Çocukları içeri alamayacağımızı söylediğimizde itiraz edenler, torpil bekleyenler de cabası. Ne durumda olursak olalım, insanımızdan komedi ögesi çıkabiliyor sanırım!”

Nurgül Aktaş

Nurgül Aktaş, Hemşire

"Şu anda COVID-19 servisinin sağlıkçıları ayrı; onlar tam korumalı olarak çalışıyorlar. Fakat biz, şüpheli hastalar haricinde tam korumalı müdahalede bulunmuyoruz; siperlikli maskemizle ameliyathane, yoğun bakım, acil servis, ambulans derken her yerdeyiz. Bu da bizi enfekte olmaya açık hale getiriyor. Birçok arkadaşımız karantinada olduğu için maalesef nöbet listemiz sürekli değişiyor ve bakanlığın verdiği mesai saatlerinin üzerine çıkmak zorunda kalıyoruz. COVID-19 teşhisi koyduğumuz hastaların tepkisi iki türlü oluyor: Bir kısmı ciddiyeti hemen kavrayıp neler yapması gerektiğini soruyor, bir kısmıysa teşhisi şiddetle reddediyor. Hastaneden kaçanlar veya kaçmaya çalışanlar da onlar!”

Mustafa Erbişim

Mustafa Erbişim, İETT şoförü

"İki çocuk babasıyım. Salgının ilk günleri mesai öncesi ateş ölçümü, maske ve eldiven önlemleriyle sefere çıktık, hastalık yayılmaya başlayınca direksiyon alanı kabin haline getirildi. Sokağa çıkma yasağı sürecinde özellikle sağlık çalışanları için işbaşı yaptık biz. Onlar da takdir etmeyi bildiler, mutlu olduk. Zor şartlar altında yürüttükleri mücadelede onlara yardım edebilmek bizi sevindiriyor.

Hazırlayan: Büşranur Alkılıç, Fotoğaflar: Serkan Eldeleklioğlu

 

Salgın
Pandemi
Koronavirüs
Covid-19
İstanbul
Sayı 002

BENZER

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın yeni yeteneklerin önünü açmak ve bünyesine taze kalemler katarak onları yetiştirmek amacıyla başlattığı “Yeni Yazarlar Projesi”ni İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Ergen’le konuştuk.
Karikatür güldürdüğü kadar sert de eleştirebilen bir sanat dalı. Toplumu, bireyi, doğayı ilgilendiren her olay ve konuda çizgilerini konuşturan karikatüristlerin elinden elbette hiçbir zaman belediye hizmetleri de kaçamamıştır. Deniz Dalkılınç, modern Türk karikatürünün kurucusu kabul edilen Cemal Nadir Güler’in karikatürlerinde İstanbul’u ve ilk şehreminlerin boğuştukları dertleri anlattı.
Çevrimiçi gerçekleşecek ve 5 Ekim'e kadar sürecek İstanbul Müzik Festivali'nin biletleri satışta.