Kız sen İstanbul’un neresindensin?

01 Eylül 2020 - 12:03

Bu yazı, İstanbul şarkıları için bir giriş denemesi. Sonrasında derinleştirir, ilerletirim belki. “Nasıl anlatsam, nereden başlasam” diye düşünürken, bir değişiklik yapalım, haritayı önümüze koyalım, İstanbul’u şarkılarla gezelim istedim... Galata’dan başlayan gezide Eminönü-Laleli hattından Karaköy’e inecek, tramvayla Beşiktaş’a geçecek, oradan Hisarlara uzanacağız. Sonra bir vapurla karşıya geçeriz zira orası bereketli: Hemen her semt için bir sürü şarkı yazılmış! Bu yazı için seçtiklerim, ekseriyetle semtlerin adını taşıyan jenerik şarkılar. Kıyıda dolanacağız ama elbette içerileri ve yaşananları unutmadan...

Melike Demirağ, 1991 yılında yayımlanan Hariçten Gazel / Alışamadım başlıklı albümünde 19. yüzyıla ait bir balıkçı şarkısını Şanar Yurdatapan’ın düzenlemesiyle yorumlamıştı: “Boğaz’ın Arka Semtleri”. Şarkı, bir dönem yaşanan acıları anlatıyor. Bunlar, elbette ayrı bir yazının konusu. İyisi mi, gezimize Emel Sayın’ın da söylediği meşhur bir Ünal Narçın şarkısıyla başlayalım... Yazının başlığına da adını veren şarkı bu. İstanbul’un neredeyse bütün semtlerini art arda sayıyor ve âşık olduğu kızın hangi semtten olduğunu anlamaya çalışıyor. Bir bilmeceyi çözer gibi... Bu esnada bize şehri dolaştırıyor; ki asıl hedef bu. O hâlde, sorumuz belli: Kız sen İstanbul’un neresindensin? Başlıktaki cinsiyet ayrımına takılmayın, şüphesiz herkesi kapsayan bir soru bu. Öyleyse başlayalım.

“Eminönü Laleli”

MİRKELAM & KARGO

Mirkelam ve Kargo işbirliği heyecanlıydı. Birlikte yaptıkları RRDP adlı albümü kapatan “Eminönü Laleli”nin bahsi geçen semtlerle ilişkisi yok aslında. Yine de önemli bir ulaşım hattını anlattığı için bu yazıya girmeye hak kazanıyor. Aynı hat, yakın dönemde Güllü tarafından seslendirilen bir Roman şarkısında da karşımıza çıkıyor:

Eminönü Laleli / Al getir sülaleni / İstesinler babamdan / Söz kessinler anamdan...

İstanbul’un sayılı ana hatlarından biri bu. Pandemi sürecinde yoğunluğu azalsa da hâlâ insanları taşıyor, işlerine ve sevdiklerine ulaştırıyor. Bir şey daha: Cemal Süreyya, Üvercinka’da “Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız” dizesiyle bu hattı selamlıyor.

“Karaköy”

EZGİNİN GÜNLÜĞÜ

Karaköy’den söz eden şarkılar daha ziyade eskileri anlatıyor zira limanı itibariyle bir dönem İstanbul’un hem turistik hem ticari merkezi Karaköy. Nice aşklar, ayrılıklar o rıhtımda yaşanmış. Nadir Göktürk imzalı Ezginin Günlüğü şarkısı “Karaköy”, tam da bundan dem vuruyor:

"Karaköy’de vapurlar, biri gider, biri gelir / Cebimde kırık bir fotoğraf, baksam kirlenir / Şarabımız camdan cama bir boşalsın bir dolsun / Cebimde umutlarım var, biri de sizin olsun / Hey gidi koca İstanbul, satıyorum yok mu alan? / Yaşadığın aşkların da, azı şarkı, çoğu yalan...

Teoman

“Galata’da Rıhtımda”

TEOMAN

Sibel Can’ın bir albümüne adını veren Galata’yı, Teoman’ın yağmurlu bir geceyi anlattığı “Galata’da Rıhtımda” adlı şarkıyla analım:

Hep seni hatırlatır / Her cama çarptığında / Sırılsıklamdık yağmurda / Galata’da rıhtımda // Ne yazık demiştin / Sevgi yok hiç gözlerinde / Yıldızların altında / Boş ver demiştin, konuşma / Galata’da rıhtımda...

Belli ki fena bir gecenin hatırlattıkları bunlar. İstanbul böyle: Her yerinde bin hatıra var ve bunların şarkılara sirayet etmesi şaşırtıcı değil. Kimi iyi, kimi kötü. Teoman, “İstanbul’da Sonbahar”ı anlatmış, “Rapsodi İstanbul”u da yazmıştı; unutmayalım.

“Hisarlı Kız”

BEKİR SITKI SEZGİN

Yesari Asım Arsoy’un nihavent şarkısı “Hisarlı Kız”, 

"Sonbaharı bir genç kızla Hisarlarda geçirdim

dizesiyle başlar ve şöyle devam eder:

"Ona aşkın şarabını yudum yudum içirdim / Kollarında çırpınırdım kucağında esirdim...

Şarkı, kısa süren bir aşkın hikâyesi. Belki de bu yüzden biraz acıklı. Besteci, yaşadığı günleri

Yine bu yaz Hisarlardan hatıralar getirdim

dizesiyle anıyor ve Hisarlı kıza şu soruyu soruyor:

Peri miydin, ne idin?

Bahsi geçen Hisar hangisi, meçhul. Yolumuzun üstünde olduğu için Rumelihisarı diyelim ama Bekir Sıtkı Sezgin’in sesinden dinlerken Anadoluhisarı’na selam etmeden ilerlemeyelim...

Selda Bağcan

“Bir Beşiktaş Tramvayı”

SELDA BAĞCAN

İstanbul’un ilk tramvay hattı, Konstantin Karapano Efendi tarafından 31 Temmuz 1871’de Azapkapı – Beşiktaş arasında çalışmaya başladı. Açılışı Tophane’de gerçekleştirilen bu hatta, vagonlar atlarla çekiliyordu. Sonrasında elektriklenen tramvay, uzun süre İstanbul’un (vapurlarla birlikte) toplu taşıma aracı oldu. A. Kadir’in şiirinden Deniz İzgi’nin bestelediği “Bir Beşiktaş Tramvayı”, 1983 yılında yayımlanan Metin Özülkü albümü Şarkılarla A. Kadir’den. Yıllar sonra Selda Bağcan tarafından seslendirildi ve yeniden gündeme geldi. Beşiktaş denince belki de akla gelen ilk şarkı.

"Ortaköy"

KARGO

90’lı yılların gece hayatına, o dönemin rock’n’roll yaşamına ışık tutan şarkılardan... 1993 yılında Kargo’nun (Deniz Aytekin solistliğinde) yaptığı ilk albümü Sil Baştan’da yer alıyor:

Akşam işten döndüm yorgun argın ama içim heyecan dolu / Televizyonu açtım bana uyan bir şeyler aradım ama yok / Ne yapmalı dedim, çıkıp dolaşmalı // Ortaköy’ün barlarında / Islak sokaklar ve bira / Son paramı vermişim çoktan...

Ortaköy’e, turistik bir merkez hâline gelmesinden hemen önce atılmış bir bakış. Sonrasında semt nargile kafeler tarafından işgal edildi, başka bir dokuya büründü. Şarkı, şehrin kaybolmuş bir yönünü de açığa çıkartıyor, bugüne getiriyor.

"Sarıyer"

İLHAN ERŞAHİN

İlhan Erşahin, 2008 yılında başlattığı İstanbul Sessions projesi dahilinde 2016’da yayımladığı Istanbul Underground albümünde dinleyenleri müzikli bir İstanbul yolculuğuna çıkarıyor. “Sarıyer” bu yolculuğun son durağı: Yemeler, içmeler, eğlenmeler sonrasında nefes almak için uğranan bu sakin semt, İstanbul’un uzak görünen merkezlerinden biri. Erşahin, gecenin sonunda çorba içmeye ya da kahvaltıda börek yemeye gidiyor belki ama bir dönem başta Barışarock, festivaller, konserler için oralara taşınmışlığımız var. Sarıyer, çıktığımız yolculuğun (en azından Avrupa yakasındaki) finali için ideal durak. Sonrası, karşı kıyı...

“Kanlıca”

ZEKİ MÜREN

Boğaz’ın “uzak” semtlerinden Kanlıca’ya yazılmış güzellemelerden birini Zeki Müren’in sesinden dinliyoruz:

"Bir geceye bir ömür verilir Kanlıca’da / İstanbul’un sırrına erilir Kanlıca’da / Mehtap oynar su ile, ışıklar gelir dile / Geçmiş sevdalar bile dirilir Kanlıca’da...

Sanatçı, şarkıyı, 1969 yılında çekilen Kalbimin Sahibi filminde, turistik İstanbul görüntüleri eşliğinde söylemişti. Şarkının bitiminde, Yahya Kemal Beyatlı’nın “Bir Başka Tepeden” adlı şiirinin bir bölümünü okuyor, ki o şiirde rastladığımız dize, bunca şarkıyı da açıklıyor elbette:

"Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer...

“Kuzguncuk”

GÜNDOĞARKEN

Gündoğarken’in kökleri Ankara’da belki ama aslında İstanbullu bir grup. Adına kanmayın, “Ankara’dan Abim Geldi” bile bir İstanbul şarkısı aslında... Kuzguncuk, Şeşen biraderlerin sevdiği semt. Ona şarkı yazmış olmaları, şaşırtıcı değil. Amca’dan ayrıldıktan sonra yayımlanan ilk albüm Hayat Bu’da karşımıza çıkan “Kuzguncuk”, bir aşk acısını anlatıyor. Belli ki semte yerleşme sebebi bu:

Kuzguncuk’ta ilk gecem eksildim arttım / Yaşa gör demiştim sana acılar tattım / Kendime tozpembe masallar anlattım / Kuzguncuk’ta ilk gece // Dön desem döner misin bana? / Eskisi gibi gülümser misin yine? / Hadi gel, gel desem sana / Eskisi gibi sevinir misin bilmem / Kuzguncuk’ta ilk gecem.

Çolpan İlhan, Sadri Alışık, Kerem Alışık

“Tophane Rıhtımında”

SADRİ ALIŞIK

Hulki Saner, 1963 yılında yönettiği Helal Olsun Ali Abi’de Yeşilçam’ın unutulmaz karakterlerinden birini yaratmıştı: Turist Ömer. Sadri Alışık’ın canlandırdığı bu bitirim karakter, seslendirdiği şarkılardan birinde yaşadığı mekânlardan Tophane’yi anlatmıştı. 2017 yılında Taner Öngür tarafından da seslendirilen şarkı, tasvirleriyle, dönemin net çekilmiş bir fotoğrafı gibi:

Tophane rıhtımında yaparlar gemi / Oturmuş ehli keyifler çekerler demi /... / Tophane rıhtımında var bir meyhane / Çok naz etme hanım abla doldur bir tane...

Şarkıya bakarsanız, rıhtımdakilerin “dalgası, papazı, saat gibi fasonu” var. Argosu, seslenişleri ve bakış açısıyla geçmişi bugüne taşıyan, yarına aktaracak olan sesli belgelerden.

“Üsküdar”

KAYAHAN

Kadim yerleşim merkezlerinden Üsküdar, biraz da bünyesinde barındırdığı Üsküdar Musiki Cemiyeti vesilesiyle, uğruna
çok şarkı yazılan semtlerden ama ben, yakın dönemli bir şarkıyla bu geziyi şenlendireyim:

Üsküdar’ın incisi / Gönlümün birincisi

diyen Kayahan, belli ki bu şarkıyı sevdiceğine yazmış:

Sen bir kere gül / Üsküdar senin olsun!

Şarkının bir noktasında Salacak sahiline de uğruyor:

Karşımızda Kız Kulesi, kollarımda sen...

Neşeli yapısına rağmen sonu hüzünle biten bir şarkı bu. Üsküdar denince ilk akla gelenlerden biri olmayabilir ama gençliğini ‘80’li yılların sonunda geçirmiş (içinde bulunduğum) kuşağın mensupları için hatıraları tazeleyen bir dokunuş.

"Kandilli"

LEMAN SAM"

Kandilli’nin şarkısını Leman Sam söylemiş. Vedat Sakman’ın bestesi, bir dönemin fırtınalar kopartan dizisi İkinci Bahar’ın jenerik ezgisi aslında. Sonradan şahane bir şarkıya dönüştü:

Kandilli’de bir çilingir sofrası / Balık, roka bir de yanında rakı / İnsan hâli saza söze meraklı / Martı uyur, şişe dibi görünür...

Şarkının ilerleyen dakikalarında, İstanbul’un “karşı” semtlerine de selam çakılıyor:

Denizde kürek, karada direk / Rumeli’nde atar yürek / Süslü de Bebek, şarkı demek / Beyoğlu’nda gezer felek...

"Kadıköy’de Çok Güzel Solduk Biz”

KESMEŞEKER

Kadıköylü besteci, Kadıköylü topluluk çok. “Körler ülkesi” (Khalkedon), biraz da bunun için şanslı ilçelerden. İçinden Kadıköy geçen onlarca şarkı bir yana, Moda’dan Kalamış’a farklı semtleri için yapılmış nice şarkı var... Her şeyden öte, bir Kesmeşeker albümünün adı Kadıköy, ki şarkımız da oradan: “Kadıköy’de Çok Güzel Solduk Biz”. Kadıköylü Cenk Taner, şarkının bir noktasında şunu söylüyor:

Ne ara büyüdük, sorsan bilmez kimse...

Albümün adından doğru akla geleni de buraya iliştireyim: Kadıköylü topluluklardan Pinhâni, albümlerinden birinin adını semte ve semtin sakinlerine selam çakarak Kediköy koymuştu. Söyledim ya, İstanbul’un belki de en şanslısı Kadıköy.

İstanbul
İstanbul şarkıları
Melike Demirağ
Teoman
Ezginin Günlüğü
Zeki Müren
Leman Sam
Kayahan
Kesmeşeker
Sadri Alışık
Murat Meriç
Sayı 003

BENZER

Kamera, yönetmenle seyircinin buluşma noktası. Birlikte çıkılan gezide yönetmen kılavuz, seyirci seyyah... Bize göz olan ve bambaşka hayatların perdesini aralayan film yönetmenlerimizden, bu kez, bize onların İstanbul’unu anlatacak birer ‘sahne’yi dondurmalarını istedik. Bize kendi çektikleri fotoğraflara eşlik eden cümleleriyle İstanbul’u anlattılar.
Semtler ve futbol kulüpleri arasında manevi mesafenin açık olmadığı masal zamanlarda Beykozspor’u kuran dev adam, İbrahim adında bir fabrika işçisiydi. Büyük yokluklara rağmen kendisini çok iyi yetiştirerek efsaneleşen Kelle İbrahim, idarecilik döneminde de fedakârlığı, korkutan cüssesine rağmen yumuşacık kalbi ve şakacılığıyla futbol tarihimizde unutulmaz oldu. “Kelle” İbrahim, lakabını kendine soyadı seçti.
Mustafa Kemal, Nutuk’u kaleme aldığında henüz 45-46 yaşındaydı. Soyadı Kanunu çıkmamış, daha “Atatürk” ilan edilmemişti. Ama birkaç uzun insan ömrüne ancak sığacak kadar çok şey yaşamıştı. Anlatmalı, aktarmalı, gelecek kuşakları uyarmalıydı. Nutuk işte bu ihtiyaçtan doğmuştu. Bu yıl, aynı döneme ait yayımlanmış anı kitaplarından alıntılarla; kimin kim, hangi olayın ne olduğunu içeren bilgi kutularıyla zenginleştirilmiş ve güncel dile uyarlanmış haliyle yeniden hayat buldu.