Galata'nın şarkılı tarihi

25 Kasım 2020 - 11:54

Meşhur Orhan Veli şiirini bilirsiniz:

"Kim söylemiş beni
Süheylâ’ya vurulmuşum diye? Kim görmüş, ama kim,
Eleni’yi öptüğümü,
Yüksek Kaldırım’da, güpegündüz?
"

Yüksek Kaldırım, Karaköy’ü Tünel’e bağlayan cadde. Turistik ve ticari anlamda İstanbul’un atardamarlarından biri. Evliya Çelebi, seyahatnamesinde “Galata’ya deryadan yokuş yukarı bir saatte çıkılır,” cümlesini kuruyor ve muhtemelen bu yokuştan söz ediyor. Burası, Galata denince akla gelen ilk yerlerden çünkü semtin simgesi Galata Kulesi’ne de oradan çıkılıyor. Orhan Veli’nin hayatını geçirdiği yerler buralar... Sadece Orhan Veli değil dönemin meşhur şair ve yazarları hep buralarda dolanıyor. Bunun içindir ki Galata üzerine yazılmış çok hikâye, çok şiir var. Şarkılar derseniz, daha ziyade İstanbul’u anlatan albümlerde rastladıklarımız. Doğrudan semti, orada yaşananları anlatanlar da var. Bir küçük seçki yapacağım ama öncesinde Galata’dan, onun müzikli hikâyesinden biraz söz edeyim.

Marianne Faithfull

Galata, müziğin, eğlencenin merkezlerinden. Bugün de öyle. Karaköy’den İstiklal Caddesi’ne çıkarken Kuledibi’nde ve yan  sokaklarda pek çok müzikli mekâna rastlıyoruz. Şişhane’ye doğru indiğimizde, başta Salon İKSV olmak üzere farklı mekânlarla ve küçük kafelerle karşılaşıyoruz. Az  yukarıda, meyhaneleriyle ünlü Asmalımescit var. Bir dönem Babylon oradaydı. Jane Birkin’den Patti Smith’e, Marianne Faithfull’dan Manu Chao’ya pek çok önemli ismi orada izlemiştik. Bu kadarla da kalmıyor: Badehane’de Selim Sesler eşliğinde göbek attık, Tünel’deki Gramofon’da Sibel Köse’yi dinledik, az aşağısına indiğimizde karşımıza çıkan Nardis’te Önder Focan ve cazın ustalarıyla buluştuk, Nublu’da Fairuz Derin Bulut’la coştuk. Yaşadıklarımızı saymaya kalksak yazı uzar gider, o kadar önemli Galata. Ben biraz geriye bakayım, kaybolmuş müzikli mekânlardan söz edeyim. Bunu yaparken yukarıda saydığım kimi mekânların artık olmadığını üzülerek söylemek durumundayım.

Geçmişten bugüne Galata'da müzik

16. yüzyılda Galata’da meyhanelerin olduğu biliniyor. Semt, bunlarla ünlü. Evliya Çelebi, 17. yüzyılı anlatırken buralarda rakı içildiğinden söz ediyor. Çağdaşı Eremya Çelebi Kömürcüyan, rakı-balık muhabbetine giriyor ve koltuk meyhanelerinde misket arakı satıldığını söylüyor.

Sonrası, çalgılı meyhaneler devri. 20. yüzyıla doğru yaklaşırken önce ayakta içilen, küçük bir saz heyeti eşliğinde kadınlı erkekli eğlenilen mekânları görüyoruz. Bunlar, masa-sandalye düzenine geçildikten sonra gazinolara dönüşüyor. Gazinolar, biraz da Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde karşımıza çıkan modernleşme hareketinin etkisiyle bir anda popüler mekânlar haline geliyor. Çalgılı meyhanelerin kapanıp yerlerini gazinolara bırakmasıyla Cumhuriyet sonrası mekânlar şekilleniyor. Sonrası, bugüne uzanan müzikli mekânlar.

Bu noktada, Galata’da ortaya çıkan ve “gazinonun bayağısı” olarak tanımlayabileceğimiz balozlardan söz etmezsem olmaz. Çalgılı olmasına rağmen pek sevilmeyen, İstanbul’a gelen denizcilerin ve ayaktakımı olarak tabir edilen insanların gittiği ucuz ve salaş yerler bunlar. Kadın personel çalıştırılan erkek mekânları; bu yönüyle pavyonların öncüsü. Ekseriyetle ayakta içiliyor, eğleniliyor. Orkestralar, daha ziyade beynelmilel gemiciler uğradığı için, alafranga müziğe meyilli. Danslar da haliyle polka, mazurka ve vals. 19. yüzyıl sonlarına baktığımızda, ünlü balozlardan biri olarak Madam Bela’nın Meyhanesi’ni görüyoruz. Adı gibi belalı bir yer! Reşad Ekrem Koçu Tarihimizde Garip Vakalar’da orayı şöyle anlatıyor: “İstanbul’da ayaktakımının, esafil ve erazilin [bayağı ve rezilin], uygunsuz hayta güruhunun gittiği, edep ve haya kaygusu olmadan, hatta rezilane cümbüş ve muhabbetlerle içip eğlendiği, ara sokakların küçük, izbemsi pis meyhanelerinden.” Dönemin bir başka önemli yazarı Sermet Muhtar Alus ise İstanbul’la ilgili yazılarının toplandığı İstanbul Kazan Ben Kepçe’de Tophane’deki Şerbetçi Sokağı’nda bulunan Arap Yorgi’nin balozundan şöyle söz ediyor: “Kapıdan girdin mi, tezgâha benzeyen taştan set, mal sahibinin yeri. Karşıki sette de Çingene lavtacı Sadıkoğlu’nun takımı: Bir lavta, bir klarnet, bir zilli maşa. Ortada büyük bir gaz lambası, kenarlarda ufakları, etrafta mermer masalar... Mezesiz rakının şişesi çeyrek, kadehi kırk para, biranın bardağı yüz para. Zira çalgılı baloz.

Balozların rakibi, yine ayaktakımının gittiği küplü meyhaneler. Şarabın fıçıda ve ucuza satıldığı bu meyhanelerin en meşhuru Galata’da: Küplü’nün Meyhanesi. O kadar meşhur ki bir kantoya sirayet etmiş:

"Kadeh kırmak el sarmak Hovardaya pek şandır

Küplü’ye gitmeyenler Gidip bir tek çakmalı Gamı dilden atmalı Veresiye vermezse Tezgâhtara çatmalı

Külhanbeylik omuzdaşlık Aman bize pek şandır...

Pera Palas, gazinolar, yıldızlar

Biraz daha yakın döneme geleyim... İlhan Berk, semti adım adım gezdiği, gezdirdiği kitabı Galata’da (Adam Yayınları, 1985), Matrakçı Nasuh’un 1537 tarihli “Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han” adıyla anılan minyatüründe on bir kapı olduğundan söz eder ve Galata’yı Azap Kapısı’ndan “adımlamaya” başlar. Bu esnada Pera Palas’ta “iç gıcıklayıcı sesler” duyduğunu da anlatır: “Mo Nova Orkestrası’nın melodileriyle birbirlerine kilitlenmiş çiftler dans ediyorlardı.”

Pera Palas, içindeki balo salonlarıyla eğlencenin de merkezi. Memlekette ilk Batı müziği orkestraları burada sahne aldığı için pop müziğin de yeşerdiği noktalardan. Öncesinde Avrupa ve Amerika’dan gelen caz ve hafif müzik orkestraları burada dinleyiciyle buluşurken, ellili yılların ikinci yarısından itibaren İstanbullu müzisyenler devreye girmiş ve sahneyi yerli orkestralar doldurmuş. Gazinoların da saltanatını ilan ettiği, popüler mekânlara dönüştüğü dönem bu. Oysa gazinoların tarihini 1920’li yıllara ve Galata’ya kadar uzatmak mümkün.

Reşad Ekrem Koçu’nun deyişiyle “meyhanenin alafrangası” olarak tanımlayabildiğimiz gazinolarda Batı müziği revaçta. İlerleyen yıllarda, biraz da rakının etkisiyle, hızla alaturkalaşıyor. Beyaz Rusların Galata’da işlettiği Arkadi Gazinosu, yukarıda andığım dönemde, yani Cumhuriyet’in ilk yıllarında alafrangalılaşmanın simgesi. O dönemi yaşayanlar, burayı şöyle anlatıyor: “Bir Paris gazinosuydu sanki...” Galata gazinolarından çıkmış en büyük yıldız, Deniz Kızı Eftalya burada alaturka söyleyerek “işe” başlamış, sonra karşı kıyıya geçmiş, bir Kadıköy efsanesi olarak tarihe yazılmış.

Levent Yüksel

Artık Galata’yı anlatan şarkılara geçebilirim. Öncesinde, başta andığım Orhan Veli şiirinin semtle ilgili bölümünü de buraya aktarayım:

"Güya bir de Galata’ya dadanmışız; Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu,
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem; Bilirim ben yaptığımı
.”

Bu şiir, Sezen Aksu tarafından bestelendi, Levent Yüksel’in yorumuyla pek çok insana ulaştı.

Galatalı şarkılar

Teoman’ın “Galata’da Rıhtımda” adlı şarkısından İST’in bir önceki sayısında yayımlanan yazımda söz etmiştim. Rıhtımın az ilerisinde, iki kıyıyı birbirine bağlayan Galata Köprüsü var. Vasiliki Papageorgiou, Bosphorus topluluğunun Heybeli’den Son Vapur başlıklı albümünde “Galata Köprüsü’nde (Sti Gephyra Tou Galata)” adlı şarkıyı seslendiriyor ama köprünün şarkısını Ezginin Günlüğü yazmış; 1993 yılında yayımlanan İstavrit albümünden “Galata Köprüsü’nün Şarkısı”:

"Değmeyin bana, göğsümde bin yara var
Yedi tepeli kent gibiyim, kafamda sarhoşluklar
Açıktan geç be sandalcı, çek öte yana küreğini
Kulaklarına sahip ol bayan, çizmesin şarkım yüreğini

Bazen şişeden içerim, omzumda ceket
Her dokuz çekiliş, cebimde bilet
Sabah martılara ekmek atarım Akşam göğsüme jilet

Şarkının ilerleyen dakikalarında “Şöyle kol kola girip Beyoğlu’na bir çıksak” dizesine rastlıyoruz. Halil Sezai’nin Sibel Can’la birlikte söylediği “Galata” adlı şarkısında rastladığımız meyhane, bu yol üstünde olmalı:

"Şimdi Galata da bir meyhanede Aklım o zatı şahanede
Dostlar gönlümü eyler boşa Artık kalmadı bir bahane de"

Gamze Canyurt

Aydok Moralıoğlu, Can Candemir, Santi & Tuğçe, Serkan Çağrı, Ulutan Dural farklı projeler için adı “Galata” olan şarkılar yapan isimlerden birkaçı. Önder Focan, triosuyla yaptığı Nu Book albümünde “Galata 8” adlı şarkıya yer verdi. Toygar Işıklı’nın Kurt Seyit ve Şura dizisi için bestelediği şarkılardan biri, sahneyi anlatan “Galata’da Veda”. Tolga Çebi ise İçimdeki Ses filmi için “Cihangir Galata” adlı bir şarkıya imza atmış. Sefarad Sami “Galata Lordu”nu bize anlatırken Gamze Canyurt “Galata’da Todoraki”den seslenmiş. Can Atilla, İstanbul’un fethini anlattığı Altın Çağ albümünde Galata Kulesi’ne özel yer ayırmış. Hasan Cihat Örter, Istanbul Acoustic Touches albümünde “Galata Tower” adlı ezgide kuleyi kendince betimlemiş.

Şüphesiz daha çok şey anlatabilirim, çok şarkı adı sayabilirim ama bir noktada bırakayım. Ayrılmadan önce, İlhan Berk’in Galata’daki kuşları sayarken selam çaktığı martılara ben de selam çakayım!

Galata
Galata Kulesi
İstanbul
Murat Meriç
Sayı 004

BENZER

Şehrimizin önemli iki iç denize kıyısı var: Karadeniz ve Marmara Denizi. Pencereden denize baktığımızda hiç aklımızdan geçmiyor ama sularımızda, gemilerin balast suyuyla taşınan istilacı türlerle yerli türler arasında ölüm kalım savaşı yaşanıyor her an.
İBB’nin bu yıl dört güne yaydığı 29 Ekim kutlamaları gözlere, kulaklara ve kalplere hitap ediyor.
Ev içlerinin kadınların doğal yaşam alanı, ev işlerinin ise cinsiyetlerine yapışık birer ödev olarak görüldüğü zihniyette elbette aksayan bir taraf var. Yönetmenler bugün bile halen bu resmi yeniden üretip kullanabiliyorlar. Oysa, evlerin ve aşkların eşit ve adil katılım sayesinde daha yaşanır hale gelmesi için çok daha başka bir temsil dünyası yaratmak gerekiyor!