Deniz hamamları, Adalar, Modalar ve birkaç yaz şarkısı...

04 Haziran 2021 - 12:03

Bir başka deyişle, kaçamak vakti. Yazlığı olanlar bir süreliğine oraya yerleşir, bu imkânlara sahip olamayanlar ise şehrin civarındaki kumsalları ya da yakınlardaki yazlık beldeleri tercih eder. Sayfiyeler, şehirden kaçanlarla dolar. Aşklar derseniz gani, zira Sait Faik’in “Şimdi Sevişme Vakti” şiirinde anlattığı, tam da bu dönem:

"Meydanlarda bağırsam
Sokak başlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak değil
Sevişme vakti olduğunu
"

Ezginin Günlüğü, bu şiiri, Nadir Göktürk bestesiyle Oyun adlı albümlerinde seslendirmişti. Aynı albümün açılışında yer alan “Küçük Hanımın Şarkısı” şu dizeyle başlıyor:

“Uyudu ada vapuru bu gece”

Hüsnü Arkan imzalı şarkı, baharı işaret etse de “kalbim şimdi kıyıya vuruyor” dizesi, biraz da yaz hüznünü anlatıyor gibi. Ada, İstanbul’un kaçış noktası, ki Sait Faik, hikâyelerinde ve şiirlerinde en çok orayı anlattı. “Ada Sahillerinde Bekliyorum”dan “Adalardan Bir Yar Gelir Bizlere”ye uzanan şarkıları da hesaba katarsak, yaz bahsinde açık ara İstanbul’un en sevilen yeri. Hele hele mehtap fasılları!

Uğruna şarkılar yazılan aylar başladı. Sadece adı “Yaz Aşkı” olan şarkıları anlatsak sayfalar dolar ama konumuz sahiller, plajlar, denize girilen yerler. Yine de bir ritüeli atlamayayım ve bilhassa geceleri, kumsallarda yakılan ateşin başında, gitar eşliğinde söylenen şarkıları unutmayayım. “Wish You Were Here”dan “Akdeniz Akşamları”na uzanan bir repertuvar, bize hep bu geceleri çağrıştırır ve denizin kokusu burnumuza dolar. Sahi, “işte ben böyle bir akşamda âşık oldum” dizesini bağıra çağıra söylemeyen var mı aramızda?

Zambak, yaz şarkılarının vazgeçilmezi çünkü bir yaz çiçeği. Ömrü, yaz aşkları gibi kısa. Sonbahar geldiğinde yapraklarını
döküyor. Yazlıkların boşaldığı, eşyaların toplandığı, âşıkların ayrıldığı dönem bu. Bunu anlatan şarkılar da var ama onlara girmeyeyim, coşkuyla ilerleyeyim... Bunun için en uygun şarkı, bir Gündoğarken albümüne adını veren “Yaz Bulutları”:

"Güne selam söylediler yaz bulutları
Yüzleri göründü yeni sevdaların
İlk ışıklar giriyor pencerelerden
Kurtuluyor günlerim uzun gecelerden

Şimdi aşk zamanıdır böyle durulmaz
Bir sıcak el uzanır tutmasam olmaz
Aldanır içimdeki bahar dalları
Bir deli rüzgâr eser, sevmesem olmaz
"

Yazın vazgeçilmezi sahiller. Bir dönem, İstanbul’da denize girilirmiş. Artık yoklar ama Bakırköy’den Samatya’ya, Yeşilköy’den Ahırkapı’ya, Kuruçeşme’den Tarabya’ya uzanan deniz hamamları, insanların buluşma noktaları. Karşıya geçtiğimizde Salacak, Fenerbahçe, Caddebostan gibi noktalarda bunları görüyoruz –ki Caddebostan– Bostancı arası ya da Rumelihisarı civarı hâlâ denize girilebilen yerler.

Deniz hamamları on dokuzuncu yüzyılın sonlarında karşımıza çıkıyor. Reşad Ekrem Koçu’ya bakarsak, ilk kurulan, Çardak İskelesi Deniz Hamamı. Sonrasında bu noktalar altmışı aşıyor ama bu sayıya yalıların önündeki “hususi” hamamlar da dahil. Plajların ya da deniz hamamlarının kurulacağı yerleri belirleyen, belediye ya da o dönemki adıyla söylersek şehremaneti. Derin olmayan yerlerde, çok da büyük olmayan noktalar bunlar. Dalgalı ve akıntılı sahillerde, çevresi ahşap kerestelerle çevriliyor ya da bir kafes yapılıyor. Bu, dışarıdan görülmeyi de önlüyor. Ekseriyetle haremlik ve selamlık olarak ayrılıyorlar.

Fehmi Ege

Yazının burasında Büyükdere Park Gazinosu’ndan söz etmekte fayda var. Gazino, döneminin alafranga mekânlarından biri. 1950’li yıllar boyunca Fehmi Ege Tango Orkestrası’nın sahne aldığı mekân, pek çok insanın buluşma noktası. Bir deniz hamamının yanına kurulmuş: Orkestra, gündüz matinesinde mambodan rumbaya uzanan bir repertuvarı seslendirirken yanda denize girenler onu dinlermiş. Gazinonun tarihi bir hayli eskiye uzanıyor. Deniz hamamının yanında kurulmuş olması başta tepkilere sebep olmuş ve bilhassa ‘30’lu yıllarda “Eşimizin, kızımızın, bacımızın gittiği deniz hamamının yanında içki satılıyor” diyenler, mekânın kapatılması için uğraşmış. Mevzu, bir şekilde Atatürk’e intikal etmiş. Atatürk, olaya başka bir yerden yaklaşmış: “Kadın-erkek de ne oluyor? Burada doğru olmayan şey, aradaki mesafenin azlığı değil, deniz hamamında hâlâ haremlik ve selamlık aranmasıdır.” Gazino, bu olay sonrasında hızla ünlenmiş ve insanlar, bilhassa ‘50’li yıllarda, Fehmi Ege’nin orkestrasıyla eşlik ettiği iki büyük ismi dinlemek için oraya gelmiş: Celal İnce ve Mefharet Atalay.

Biraz eskiye gittiğimizde, denize girmenin, bilhassa saray çevresinde pek de sevilmediğini görüyoruz. Deniz, “balıkçı, kayıkçı, tulumbacı makulesiyle bir de gemi tayfaları ve bahriyelilerin” görev alanı olarak düşünülüyor. Bu ayrımı yapan, Refik Halid Karay. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerini ve Cumhuriyet’in ilk yıllarını anlattığı Üç Nesil Üç Hayat’ta Abdülaziz döneminden söz ederken, “Mevsim yaza da rastlasa denize girmek kimsenin aklına gelmez” diyor ve denizin zevkinin ancak kayıkla ve balık avında çıkartılabileceğini söyleyerek cümleyi şöyle bitiriyor: “... bir de çocuklar, dadılar, lalalar refakatinde ara sıra, ayaklarını ıslatmadan kıyı boyu, kumlar kayalar arasından şeytanminaresi, renkli taş topladıkları vakit...”

Evliya Çelebi, daha eski dönemde İstanbul’da gördüklerini anlatırken, Kâğıthane ile Salacak kıyılarında, temmuz sıcaklarından bunalanların zaman zaman peştamala sarınıp kaçamak yaptıklarını söylüyor, ki bunu yapan da “ayaktakımı”. Dolayısıyla bu, pek makbul bir hareket değil.

Yine de her şeye rağmen, deniz hamamları gelmiş ve İstanbullular denize girmenin keyfini çıkarmış. Adalar dışında Şile’den Yalova’ya uzanan kaçamak noktaları hâlâ var. Başta söyledim: Yaz, deniz demek. Onsuz olmuyor. Şarkıları seçerken bunu göz ardı etmedim ve yazdan, denizden, biraz da aşktan söz eden şarkıları art arda sıraladım. Belki plajda dinlersiniz?

“Altın-Kum” - Kaptanzade Ali Rıza Bey

Geçmişte kalmış, unutulmuş, belki de hiç plak olmamış bir plaj güzellemesi... Altınkum, Şirket-i Hayriye’nin ya da bugünkü adıyla söylersek Şehir Hatları İşletmeleri’nin resmî plajı. 1930’lu yılların sonlarında, bizzat şirket tarafından bastırılan bir Boğaziçi broşüründe, “Boğaziçi’nde deniz banyosu mevkileri” sıralanıyor. Bu broşürde, Altınkum’a özel yer ayrılmış. Altınkum, 1937 itibariyle şirket tarafından işletilen, uğruna tangoların yazıldığı bir plaj. Karadeniz kıyısında ve yazın beyaz vapurların rotası oraya kadar uzanıyor.
“Yıldızların Altında” adlı şarkısıyla tanıdığımız Kaptanzade Ali Rıza Bey, Altınkum için bir şarkı yazmış. Notası yayımlanmışsa da plak olduğuna dair bir bilgi yok. Muhtemelen plajın tanıtım faaliyeti çerçevesinde ısmarlanmış bir şarkı bu. Sözleri şöyle:

"Şu Altın-Kum üstünde gel yatalım
Aşkımıza, zevkimize bakalım
Karşılıklı birer konyak çakalım
Gel, gel! Terk etme beni güzelim, gel!
Gel, gel! Bu can senin olsun güzelim, gel!
"

"Boğaziçi Şarkısı" - Alâeddin Yavaşca

Plaj bahsi geçmez belki ama Boğaziçi denince ilk akla gelen şarkılardan... Alâeddin Yavaşca, İstanbul’u ikiye ayıran Boğaziçi’ne denizden bakmış ve gördüklerini anlatmış:

"Boğaziçi şen gönüller yatağı
Her bucağı âşıkların otağı
Yamaçları sanki cennetin bucağı

Mehtabı hoş, güneşi hoş, günü hoş
Boğaziçi herkesi eder sarhoş

Gönüllerin kaynaştığı beldesin
Laledesin, sümbüldesin, güldesin
Ruha dolan aşkınla bestemdesin
"

Şarkının makamı hicaz, hissiyatını sorarsanız mutlak surette yaz!

Zerrin Özer, 1983

"O Yaz" - Zerrin Özer

Bora Ayanoğlu imzalı bu şarkı, Zerrin Özer külliyatının incilerinden. Teoman da söylemişti. Ahmet Hamdi Tanpınar göndermesiyle başlar, bir yaz aşkını, belki de ilk yaz aşkını anlatır.

"Ne güzel geçmişti bütün bir yaz
Başımda kavak yelleri esen o yaş
Bense hanımeli kadar beyaz
Çalmıştınız kalbimi bilmeden biraz

Nasıl da koşuşurduk bahçelerde
Şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde
Sen bana ben sana komşu evlerde

Kök sarmaşıklar gibi sarıldık o yaz"

Belli ki yazlıkta geçer. Taraflar alabildiğine masumdur bu şarkıda; yaşanan aşk da öyle:

"Eline değerdi safça elim
Seninse arardı beni gözlerin
Öpüşürken korkusu bir şeylerin
Sevgimize ilk hüznü getirdi biraz
"

Şarkı acıklı; bu, ayrılmanın işareti. Kim bilir, kavuşsalardı ve hayatlarının bundan sonrasını birlikte sürdürselerdi, bu şarkı yazılmazdı belki?

Fatoş Balkır

"Gel Eğlenelim" - Fatoş Balkır

1973 tarihli bu ayrıksı şarkı, hafta sonu kaçamağı için adayı tercih eden bir topluluğun başından geçenleri anlatıyor. Aynı zamanda Adalar güzellemesi:

"Ada yollarında gezerim
Ilık hava, mehtap severim
Gel eğlenelim

Meltemi tatlı bir serenat
Budur adalarda öz hayat
Keyfince gez oyna, bir tur at

Canım ister gezerim
Canım ister yüzerim
Canım isterse eğer
Ilık sularda pupa yelken giderim

Gündüz güneş ne güzel
Gece mehtap ne güzel
Doyum olmaz çamlara, gölgeler okşar beni
Adayı çok severim
"

Şarkının sonu enteresan... Piknik için kuytu bir köşe bulunuyor, mangal yakılıyor ama o ne! Bir kedi, bütün hayalleri sona erdiriyor:

"Yemek iştahla yenir adada
Kızarır balık, biftek tavada
Aman dikkat et kedi burada
Et var da sofrada

Kedi aman kedi
Kedi kaptı, gitti biftekler
Döküldü telaşla içkiler
Boşa gitti bütün emekler
Gel eğlen şimdi!
"

"Yaz Günleri Bu Beldede Aşk Böyle Başlar" - Okay Ergil Folk Dörtlüsü

Neşeli, eğlenceli bir şarkı. Kumsaldan uzak belki ama sayfiye çağrışımı ve coşkusuyla muazzam! Şarkı, “ribidam ribidam ribambam” diye başlıyor ve şöyle devam ediyor:

"Ulu çınarlar altında parlayan gözler
Kulaklarda fısıldanan o tatlı sözler
Bazen neşe bazen sevinç gülümser yüzler

Sıcak güneş altında parlayan saçlar
Yaz günleri bu beldede aşk böyle başlar
Bazen tatlı bazen acı olur satırlar
"

Anadolu-pop akımının enteresan örneklerinden biri. Şehirden değil kırdan söz ediyor ama ziyadesiyle şehirli. Tam da sayfiye gibi! Çiftimiz, belli ki kısa süreliğine gidilen bir yerde karşılaşmış ve dolu dolu geçen günler, yazın bitişiyle son bulmuş:

"Zümrüt gibi çayırlarda beraber koştuk
Neşeyle kahkahalarla eğlenip coştuk
Seninle el eleydik biz hep arşa koştuk

Kim derdi ki âşıklar yalnız kalacak
Beraber kopardıkları zambak solacak
Üzülme sen sevgilim hatıran kalacak...
"

"Yaz Bitti" - Yaşar

Yaz sonsuz değil. Yaz aşkları da öyle. Yaşar, bu bahiste en güzel şarkılardan birini yazmış:

"Yaz bitti, âşıklar şehre döndüler
Yarıda kaldı sabah biten geceler
Daha vardı yaşanacak tatlı günler
Yaşanamadı erkenden bittiler

‘Yazacağım canım’ dendi dolu gözler
Alındı birer birer adresler
"

Bir sonraki kıtanın son cümlesi sahiden acıklı:

"Yazılmadı, postacılar işsiz"

Bu, Gündoğarken’in “Bir Yaz Daha Bitiyor” şarkısına gönderme aslında...

Burcu Güneş

"Sahilden" - Burcu Güneş

Bir yenilenme şarkısı! Dertleri, kederi arkasında bırakan, bütün kötülükleri ve korkularını sahilden denize fırlatan bir kadının hikâyesi:

"Arkana bak da düşün yeniden
Ne fark eder ki sen ya da ben
İçime dolan tüm korkuları
Denize bıraktım sahilden
"

Şarkının bir de Ceza’lı versiyonu var; elektrikli ve sert. İçinde küçük de olsa bir ürkeklik olan kadını yüreklendirmeye yönelik:

"Kafana takılan o kadar dert arasında
Korkuyu sahilden atmak
Bulmana neden olacak her vesileyi
Sahilden denize bırakmak var içinde
Yap hadi! Bunu göster
Anlamsız bu gurur her seferinde
Çıkacak olan ateş yakacak bizi ve yüreğimizi
Ağlamayı kesmeyi bilmeli

Sonu başı belli olmayan
Geçmişin atıldığı sahile sen de gel
Önünü kesmesin hiçbir güç
Onlar olsun kâğıtlar sen de yel
Esne kurtul artık maziden
Geleceğin her zaman sana amade
Eyleminin tersi kalbinde
Bence atla gitsin sahilden
"

"Yaz" - Sezen Aksu

Sözleri Ali İlyas’a, müziği Sezen Aksu’ya ait bu şarkı, yazı ve sevgilisini özleyenlerin şarkısı. Işın Karaca, bu şarkıyı “Yaz Bitmeden” adıyla söylemişti:

"Yaz bitmeden gel
Yapraklarım solmadan, narlar olmadan gel
Gün devrilmeden
Yeşil erik beyaz örtüye konmadan gel
"

Bir yanda tutku diğer yanda korku, şarkıyı ele geçiren duygular:

"Yaşarız bu tende bu heves oldukça yârim
Coşarız, ayın şavkı aşka vurdukça yârim
Âşığız, sarıştık sarmaşıklar misali
Gel gör ki geçti geçiyor bu yazlar ne hain!
"

“Açık saçık” nakaratı bir yana, şarkının en güzel yeri herhalde şurası:

"Söz, hiç incitmem, ipek şal gibi akarım omuzlarından
Sen uyurken ben bir sevinç olur geçerim rüyalarından
."

"Sahiller" - Rafet El Roman

Sahil, yaz mekânı. Şehrin denize açılan kıyısı. Artık İstanbul içinde kumsal yok ama biraz uzaklaştığınızda, denize ayağınızı sokabiliyorsunuz. Rafet El Roman, 2005 yılında yayınlanan Kalbimin Sultanı başlıklı albümünde tam da bunu anlatıyor:

"Sıra sıra tekneler, gökyüzünde yıldızlar
Hafif bir rüzgâr tenimden okşar, süzer geçer
Buram buram kokar çekince ağları balıkçılar
Yalınayak inerler yayladan aşağı, sahile
"

Şarkıdaki “limanda bekler taze aşklar, kumrular” dizesi ve “kuytu serin koyların, tam zamanı kumsalın” deyişi, yazın güzellikleri. Sanatçı, şarkının sonuna doğru, bu aşkta ısrarcı olduğunu da söylüyor:

"Tenime yapıştın
Tuzuma karıştın
Kokuma bulandın

Sana yüreğimde
Tam orta yerinde
Gel yuva yaptım
"

"Bir Yaz Daha Bitiyor" - Gündoğarken

Yaz sonunu anlatan en güzel şarkı belki de... Sayfiye, yazlık, kamp, kumsal, fark etmiyor; hepsinin sonuna yakışıyor ve o hüznü, o kokuyu, o dokuyu dinlediğimiz anda bizimle buluşturuyor, burnumuzun kemiğini sızlatıyor:

"Bir yaz daha bitiyor
Gökyüzü bulutlandı
Dalgalar yorgun ağır
Kıyıda soluklanırlar gibi

Çadırlar söküldüler
Pansiyonlar boşaldı
Ağırlaştı yürekler
Ayrılıklar bir oyun gibi
"

Yaşar, "Yaz Bitti"de şu dizelere gönderme yapıyor, ki haklı:

"Tatlı sözler vefakâr
Adresler telefonlar
Verilip alındılar
Sanki aranacaklar gibi
"

Kaç yaz aşkı sonrasında sürdü, kaç mektup gidip geldi acaba? Alınan adresler kim bilir kaç defterin içinde unutuldu? Muhtemelen bir kış rüzgârı, onları yazdığımız kâğıdı çoktan uçurdu...

Deniz
Yaz
Müzik
Yaz şarkıları
Murat Meriç
İstanbul
Adalar
Sayı 006

BENZER

Yeldeğirmeni Sanat Merkezi, tüm aya yayılacak klasik ve caz müzik programıyla müzikseverlere biraz olsun nefes aldıracak.
Osmanlı’dan bu yana İstanbul’da kent yaşamının doğal ve ayrılmaz bir parçası olmuştur kedi. O zamandan beri süregelen bu eşsiz ilişki, belgesellerden şiirlere pek çok alanda yer bulmuştur kendine. İstanbul ve kediye dair anlatılacak hikâye bitmez ama biz bir yerden başlayalım istedik.
4 Aralık’ta Türkiye’de vizyona giren Şans Tanrıçası filmi; çok ses getiren son kitabı Bir Nefes Gibi, eylül ayında aldığı FICE Ödülü, yönettiği Madama Butterfly operası... İz bırakan filmlerin yönetmeni, kalbe dokunan kitapların yazarı Ferzan Özpetek’le konuşulacak çok konu var. İstanbul’dan Roma’ya bağlanmanın tam zamanı!