Şöhretin yolu Unkapanı’ndan geçerdi

Fotoğraf
Atilla Alp Bölükbaşı
01 Eylül 2020 - 09:41

Yavuz Turgul imzalı Muhsin Bey (1987) filminde Şener Şen, stres içinde şöyle der: “İşler kuruyor, yer yok. Ali Nazik ortada kaldı, TRT’den de haber yok; bir de şu plak, kaset işini mi denesek?” Bir sonraki sahnede ise kendilerini çoktan Unkapanı’na atmış Osman Cavcı ile İMÇ’nin beton merdivenlerinden inerler: “Senin plakçı arkadaşların var, birisi mutlaka kapar Ali Nazik’i. Unutma ki İbrahim de Urfalıdır ve tek şarkıyla meşhur oldu, ‘Ayağında Kundura’!” 1967 yılında açılan ve bir dönem müzik endüstrisinin kalbinin attığı kasetçi ve plakçılara da ev sahipliği yapan İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ), eski şöhretini yitirse de şehrin göbeğinde tarihe tanıklık etmeye devam ediyor.

İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ), bugün şehir merkezlerinde sıklıkla görmeye alıştığımız alışveriş merkezlerinin Türkiye’deki ilk ve en önemli örneklerinden biri. Vaktiyle ineğini, koyununu, tarlasını satıp plak firması kurarak köşeyi dönmek isteyen kurnaz tüccarların, İstanbul’a tahta bavulu ve hayalleriyle gelen taşralı romantiklerin, “İbrahim” gibi tek şarkıyla meşhur olmak isteyenlerin buluşma noktasıydı İMÇ... Dönemin en önemli mimari yapılarından biri olan, altı bloktan oluşan, Türk sinemasına da çokça malzeme olan çarşı, şu anda halen faal fakat müzik dükkânları neredeyse tamamen kapalı. Teknolojinin gelişip fiziki albüm satışlarının yok denecek noktaya gelmesiyle İMÇ 5. ve 6. Blok’taki müzik dükkânları yerini parke, halı, perde ve tesettür giyim dükkânlarına bırakmış durumda. Çok az sayıdaki plak firması ise burayı halen ofis olarak kullanıyor.

İstanbul’un ilk kadısına, belediye reisine, Fatih’in hocası Hızır Bey’e, Kâtip Çelebi’ye ait mezarları İMÇ blokları arasında görmek mümkün

Doğubank'tan Unkapanı'na

Müzik endüstrisi, müzisyenler, müzik firmaları esasen İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’nın yapılış amacının hiçbir yerinde yok. İMÇ’yi inşa etme fikri, belediyenin trafiği kapatacağı haberleri üzerine Sultanhamam’daki manifaturacıların birlik olmalarıyla doğuyor. Sultanhamam’da trafik kapatılırsa mal indirip bindirmekte zorluk çekeceklerini düşünen manifaturacılar, yeni ve modern bir çarşı için arsa arayışına giriyor. Önce Haydarpaşa’da bakıyorlar, sonunda en uygun yer olarak Unkapanı’nı seçiyorlar. Yıllarca bürokrasiyle uğraşılıyor, proje yarışmaları düzenleniyor. İlk yarışmada üçüncü olan Doğan Tekeli, Sami Sisa ve Metin Hepgüler’in ortak tasarımı ikinci yarışmada 12 aday arasından birincilik ödülünü kazanıyor. Uygulama projeleri çiziliyor, projenin onay sürecinde ise arazi üzerinde altı, yedi adet mezar bulunuyor. Mezarların İstanbul’un ilk kadısına, belediye reisine, Fatih’in hocası Hızır Bey’e, Kâtip Çelebi’ye ait olduğu tespit edilince proje, bu mezarlar için özel bir avlu düzenlenerek revize ediliyor. İMÇ blokları arasında bu mezarları bugün görmek mümkün.

İMÇ’nin, 22 Nisan 1967 tarihinde izdiham yaşanan açılışı (Fotoğraf: İstanbul Manifaturacılar ve Kumaşçılar Çarşısı Arşivi)

Mart 1961’de temeli atılan İMÇ’nin, 22 Nisan 1967 tarihinde izdiham yaşanan açılışını ise dönemin başbakanı Süleyman Demirel yapıyor. Açılıştan sonraysa, belediye Sultanhamam’ı trafiğe kapatmayınca manifaturacıların bir kısmı İMÇ’ye taşınmaya yanaşmıyor. Bu boşluğu fırsat bilen ve bulundukları yere sığmayan plak şirketleri, İMÇ 5. ve 6. bloğa yerleşip Türkiye müzik dünyasının kültleşecek merkezlerinden birini kurmuş oluyor.

Müzik şirketleri Unkapanı’nı mesken tutmadan önce Sirkeci’deki Doğubank’ın alt katında faaliyet gösteriyor. Doğubank’tan Unkapanı’na taşınmalar 1969 ila 1970 yıllarında oluyor; İMÇ’ye ilk olarak Coşkun Plak, Türkofon gibi dönemin önemli firmaları taşınıyor.

Doğu kültüründe esnafın bir arada olması geleneğinin bir uzantısı olarak Baharatçılar Çarşısı, Bakırcılar Çarşısı, Manifaturacılar Çarşısı gibi “Unkapanı Plakçılar Çarşısı” olarak da anılan bu iki bloktaki müzik yapımcıları aynı çatı altında uzun yıllar faaliyet gösteriyor. Bilhassa ’80’li yıllarda altın çağını yaşayan çarşının bu kısmı, stream teknolojisinin gelişmesiyle ve kaset, CD gibi fiziki ürünlerin ortadan kalkmasıyla özellikle son 15 yıldır aktif değil. 

Coşkun Plak

Sosyal hayatın yansıması

Ülkenin o dönemki en büyük sosyal gerçeklerinden biri olan köyden kente göçle beraber “Unkapanı” olgusu da Türkiye’nin ufkunda daha net bir şekilde belirmeye başlıyor ve bu merkez; yırtma, köşeyi dönme, meşhur olma şansı olarak insanların rüyalarını süslüyor. Günümüzde YouTube’da, TikTok’ta, sosyal medya platformlarında “ilginç” bir hareketle köşeyi dönme gönüllüsü olan jenerasyonun ataları o dönemlerde İMÇ’nin kapısını aşındırıyordu. “Unkapanı” bu anlamda kavuğunu sosyal medyaya çoktan devretti.

Sosyal ve teknolojik değişimlerle doğrudan şekillenen müzik endüstrisi, yıllar içerisinde her adımda Unkapanı olgusunu yok etti. Yeni teknolojiyle barışık, vizyon sahibi plak firmaları ayakta kalırken, tüccar zihniyetli firmalar ortadan yok oldu. Sosyal medya, ana akım medya ile plak firmaları arasındaki “geleneksel” ilişkiyi de değiştirerek yapımcıların ezberini bozdu. Vaktiyle mafyalaşan, buranın “kurt kapanı” olarak anılmasına sebep olan, çarşının ortasında birbirine silah çeken şirket sahipleri yeni çağı yakalayamadı.

5 yılında Philips’in piyasaya sürdüğü kaset formatı, Türkiye’ye 1970’li yılların ortalarında geliyor ve hızla 45’lik ve 33’lüklerin yerini alıyor. Yapım şirketleri, plakları kaset üzerine basıyorlar. Kasetçalarların da yaygınlaşmasıyla kaset endüstrisi o döneme damgasını vuruyor. Çarşıdaki bütün dükkânların toplam kaset satışı ’80’li ve ’90’lı yıllarda 150-160 milyonları buluyor. Bugün bu rakamlar, imkânsıza bile uzak.

İMÇ’nin her köşesinin mimari ve tarihî öneminin dışında “Unkapanı” (İMÇ 5. ve 6. Blok) olarak anılan kısmı, içinden
müzik geçen ilginç hayat hikâyeleri solumuş önemli bir merkez. Dönemin starları Sezen Aksu, İbrahim Tatlıses, Küçük Emrah, Küçük Ceylan gibi isimler kaset çıkardığında İMÇ’nin koridorlarına tezgâhlar açıldığı, gazeteye sarılı paralarla “Bin tane ver, 30 bin tane ver. Al işte parası” şeklinde satış yapıldığı anlatılıyor. Dükkânları kiralamak neredeyse imkânsızmış. Bir kaset çıktığında trafik kilitlenir, taksiciler çarşının önünde sıraya girermiş.

1. Blok'ta yer alan mozaik pano. Eren Eyüboğlu, 1965

Sanat eserlerine ev sahipliği yapıyor

İMÇ projesinin mimarlarından Doğan Tekeli, Mimarlık: Zor Sanat adlı kitabında kompleksin Türkiye’de bir defada yapılan
en büyük çarşı olduğunu belirtirken, bin 117 dükkândan oluşan çarşının belirli yerlerine İstanbul’u ve ticareti simgeleyen eserler konulması konusunda öncülük ettiğinden bahsediyor. Bugün çok iyi bilinmese de İMÇ içerisinde Bedri Rahmi Eyüboğlu (mozaik pano), Eren Eyüboğlu (mozaik pano), Kuzgun Acar (kabartma), Ali Teoman Germaner (kabartma), Yavuz Görey (dekoratif plastik), Füreya Koral (seramik pano) ve Nedim Günsur’e (mozaik pano) ait çağdaş Türk sanatının çok değerli örnekleri yer alıyor.

Özetle, Unkapanı’nın dili olsa da konuşsa! Burada ne umutlar doğdu öldü, ne şarkılar bestelendi, ne hayaller gerçek oldu veya olamadı... İMÇ’nin kumaş, perde, halı satan dükkânlar ve meşhur pilavcı dışındaki bölümü bu anlamda Türkiye müzik tarihi açısından önemli bir yer kaplıyor. Çarşı ise, şimdiki sakinleriyle şehrin göbeğinde tarihe tanıklık etmeye devam ediyor.

İMÇ
İstanbul Manifaturacılar Çarşısı
Unkapanı
İstanbul
Müjde Yazıcı Ergin
Sayı 003

BENZER

İBB Şehir Tiyatroları sezondan dört oyunu 26 Haziran'dan itibaren Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde seyirciyle buluşturmaya hazırlanıyor.
Cumhuriyetin ilanından sonra şehirde düzenlenecek törenler için uygun bir alan olarak Taksim seçildi. İstanbul’un yeni kutlama, toplanma alanı burası olacaktı. Bir de özel anıt siparişi verildi. Halktan ve kurumlardan toplanan bağışların da katkısıyla tamamlanan Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın 8 Ağustos 1928’deki açılış törenine yaklaşık 40 bin kişi katıldı, meydana sığmayanlar ertesi günün sabahına kadar anıtı görmeye geldi.
Dünyanın kültür şehirlerinden biri olan İstanbul aynı zamanda bir müzeler şehri. Yazımıza konu olan müzelerin, bu sayfalara sığmayan diğerleri gibi geçmiş, bugün ve gelecek arasında büyük kapılar açtığı ve bu kapılardan geçen her bir ziyaretçinin hafızasında “özel” bir yolculuğun izlerini ölene dek bıraktığı bir gerçek. Müzeograf ve küratör Canan Cürgen Gültaş, mutlaka keşfetmemizi önerdiği küçük İstanbul müzelerini tanıtıyor.