Sadece bir plak dükkânı değil

Fotoğraf
Koray Berkin
04 Haziran 2021 - 16:38

Dijital müzik geliştikçe dünya genelinde plağa olan ilgi belirgin biçimde artsa da plak sevdalılarının tarihi çok daha eskilere dayanıyor. 2020’de yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre plak satışları CD satışlarını geçmiş durumda. Plak dinleme ritüeli her geçen gün daha fazla müzikseverin gönlünü çeliyor. CD ise halen hatırı sayılır ölçüde rağbet görse de bir müzik saklama formu olarak ömrünü tamamlamakla meşgul.

İstiklal Caddesi’nde yer alan ve Türkiye’nin en eski plak dükkânlarından olan Lale Plak, önce Beyoğlu’nun yaşadığı değişimden payına düşeni sonra da salgın kısıtlamalarının ölümcül darbesini aldı ve kepenk kapattı. Madem Lale Plak’ın ardından gözyaşı döker hale geldik, size Kadıköy Moda civarının müdavimlik müessesesi ve plak kültürü açısından en önemli dükkânlarından biri olan Rainbow 45’ten söz etmek istiyorum.

Rainbow 45, Mor ve Ötesi, Fatih Erkoç gibi isimlerin plaklarını da basıyor

Rainbow 45’in fikir babası ve kurucusu Salih Karagöz, 1994 yılında lisans öğrenimini tamamlayıp “beyaz yakalı” olma hevesine kapılıyor. Uluslararası bir şirkette büyük bir sadakatle 14 yıl geçiriyor. Ancak o zaman da en iyi dostu müzik ve plaklar. Hafta sonları sırf plak peşinde koşmak için Almanya, Fransa, Yunanistan, Hollanda’lara kadar gidip pazartesi sabahı hiçbir şey yokmuş gibi kravatını takarak işine devam ediyor. Plak sevdası uğruna âdeta çift kimlikli bir yaşam sürüyor. Her seyahatten 30-40 yeni plakla dönüyor. Hatta bu seyahatlerde uğradığı plak dükkânlarını evi gibi görüyor. Aslında bu his ona özel değil. Dünyadaki tüm plak tutkunları bir yurt dışı seyahatinde otel odası yerine önce plak dükkânlarına sığınır. Çünkü bir plak dükkânı, bildikleri en güvenli limandır.

Öte yandan beyaz yakalı Salih tarafında işler pek yolunda gitmiyor. Mutsuz ve 2009 yılında hayattan ne istediğini sorgulamaya başlıyor. Terapi niyetine; plak satışı yapabilir miyim diye düşünüyor ve bilinen bir alışveriş sitesi üzerinden işe koyuluyor. Bir süreliğine iki işi birlikte yürütüyor. Ancak sonunda plak siparişlerini yetiştiremez hale geliyor. Beyaz yakalı hayatında görmediği takdiri internetten satışlarına yapılan yorumlarda görüyor. Deyim yerindeyse kısa sürede plak severler arasında fenomen oluyor. 23 Nisan 2011 tarihinde resmî açılışını yapıyor. Ait olduğu yerin sahibi artık. Zaman içinde plak yapımcılığı işine de soyunuyor ortağı Afşin Akın’la birlikte.

Dükkân ararken üç seçenek belirliyor Salih. Birincisi Beyoğlu Sıraselviler ile İstiklal Caddesi arasında bir yer, ikincisi Beşiktaş Çarşı, üçüncüsü de Kadıköy Çarşı. Şimdi geriye dönüp bakınca, Kadıköy tercihinin doğru olduğunu düşünüyor. Çünkü bugünün Kadıköy’ü plak kültürünün kutsal toprakları olmuş durumda. Kadıköy Akmar Pasajı’nda köklenen hikâye, Rainbow 45 ve diğer dükkânların kattıklarıyla devam ediyor. Kadıköy Belediyesi bile her yıl hıncahınç dolan “Plak Günleri”ni düzenliyor.

Rainbow 45’in müşterileri Salih ve diğer çalışanların dostları aslında. Bunun için çaba sarf etmeye gerek kalmıyor çünkü aynı dili konuşan insanlardan söz ediyoruz. Müzik ve plaklardan konuşurken birbirlerini gözlerdeki karşılıklı parıltıdan tanıyorlar.

İstanbul, Türkiye’deki plak kültürünün tedarik yükünü taşıyor. Ankara, Bursa, İzmir, Adana ve Antalya da arkasından geliyor. Altmışlar ve yetmişlerde de böyleydi; 33’lük bir plak (uzunçalar) daha çok kentli ve yüksek gelir grubundaki kesimin alabileceği bir objeydi. 45’lik plaklarsa daha yaygın ve ucuzdu. Bugün de değişen bir şey yok esasen.

Salgın önlemleri izin verdiğinde dükkânın 10’uncu yılı şerefine bir hafta sonu etkinliği yapmayı planlıyorlar

Müziği ya plaktan dinlersiniz ya da dinlemezsiniz. Salih Karagöz’e göre, en basit tanımıyla plak sever; en azından gün aşırı bir albüm süresince plak dinleyen kişidir. Yani plak severliğin ölçütü sahip olduğunuz plak sayısı değildir. Müziği plaktan dinleme arzusu zaten size bütçeniz ölçüsünde plak aldıracaktır. Öte yandan plak severler de kendi aralarında koleksiyonerler ve arşivciler olarak ikiye ayrılır. Koleksiyonerler, belli bir müzik türünden asla vazgeçmeyip sadece o
türe ait plakları ya da sadece kadın vokal sanatçılarının plaklarını toplayanlar şeklinde örneklenebilir. Arşivci içinse sevdiği müzik grubunun, beğensin ya da beğenmesin tüm albümlerine sahip olmak ister diyebiliriz. Sadece pahalı ve nadir plakları toplayan ve bunu bir gösteriş vesilesi olarak kullananlar, plak üzerinden belirli çevrelerde statü peşinde koşanlar da yok değildir.

Rainbow 45’in müdavimleri denince, ilk örnek 12 yıl öncesinden bir müşteri, bugünse dükkânın çalışanlarından olan Selim Kalkandelen. Epeyce kadın müşterisi de var dükkânın. Rainbow 45’teki nezih ve rahat ortamın yanı sıra plaklar üzerine sorduklarına yanıt alabiliyor oluşları da bu kararlarında etkili olsa gerek kadınların. Bana sorarsanız Rainbow 45’in plaklar konusundaki heyecanını ve özenini müşterileri çabucak anlayabiliyor ve kendilerini güvenli ellere teslim ediyorlar. Aynı şekilde Rainbow 45 de müşterilerinin müdavimliğinden en küçük bir şüphe duymuyor. Hafta sonunu tercih eden müşteriler arasında dostluklar kurulduğu ve bunun hayatlarına yansıdığı da gözlemlediğimiz unsurlar arasında. Rainbow 45’in önünde ellerinde çay, kahve bardaklarıyla plaklar üzerine konuşan müdavimlere rastlamak son derece olası.

Rainbow 45, bir müdavim dükkânıdır çünkü raflarındaki plaklar sürekli tazelenir, plak kondüsyonları üst düzeydedir. Çalışanları dost canlısı, samimi ve güler yüzlüdür; plaklar ve müzik konusunda çok bilgilidirler. Gelen müşteri sadece plak alıp gidemez; mutlaka hafızasında kalacak bir müzik muhabbetinin parçası olur bu dükkânda. Rainbow 45, müdavimlerine yaptığı küçük jestlerle de ünlüdür. İster cebindeki son parayla plak alan bir öğrenci olun ister her alışverişinizde küçük bir servet bırakın; Rainbow 45 müdavimleri büyük ailenin bir parçasıdır. Salgın önlemleri izin verdiğinde dükkânın 10’uncu yılı şerefine bir hafta sonu etkinliği yapmayı planlıyorlar. Belki o gün sizin için de müdavimler arasına girme vesilesi olur.

Rainbow 45
Plak
Plakçı
Plak dükkanı
Kadıköy
Moda
İstanbul
Müzik
Sayı 006

BENZER

Bugünün orta yaşlıları Taksim Meydanı’ndan kalkan eski Amerikan arabasından bozma (daha doğrusu yapma) dolmuşları; muşamba kaplı koltuklarını, zor açılan kapılarını, her zıplamada çıkardığı gıcırtıyı, ince direksiyonunu ve direksiyonun yanında yer alan vitesini rahat hatırlarlar, çok eski bir geçmiş mevzubahis değil. Dolmuşun tarihi ise 15. yüzyıl Haliç’indeki kayık-dolmuşlara uzanıyor; taksi-dolmuşlar ise 1930’lu yılların İstanbul’unda yaşanan ulaşım sorununu çözmek için İstanbulluların geliştirdiği bir nevi “sivil inisiyatif”. Dolmuş, özel bir toplu taşıma aracı olduğundan, yabancı kaynaklardaki İstanbul yazılarında da “dolmus(h)” olarak anılır ve şehri bilmeyen herkesi bir muammaya sürüklemeye bugün de devam eder.
Farklı türlerde üreten sanatçılar olup fark yaratmayı başaran üç kadınla, Melike Şahin, Lil Zey ve Nova Norda'yla yuvarlak masa usulü muhabbet ettik. Türkiye’de kadın müzisyen olmaktan dijital müzik piyasasına ve konserlerin geleceğine, pandemi ve iklim felaketine, oradan İstanbul’a uzandık.
İnsanın hayatının bir döneminde yaşadığı sokağın ismi hayatını, karakterini, ilerde yapacağı seçimleri etkiler mi bilmiyorum, ama ben komediye bayılan bir oyuncu olarak Kadıköy’deki Şakacı Sokak’ta hayatıma başlamışım.