Kule çocuk ile anne şehir

Fotoğraf
Koray Berkin, Hasan Tolga Sıtkı / Çizimler: Tan Oral
25 Kasım 2020 - 11:17

2020 çok güzel başlamıştı külahlı kule için. Time Out dergisinin yaptığı okur anketinin sonucunda şehrin en sevileni olduğu ortaya çıkmış, kendisine ocak ayında ödül sunulmuştu.

1500 yaşına rağmen, bir çocuk Galata Kulesi...

Onlarca, yüzlerce yıldır parmak uçlarına kalkıp etrafı seyrettiği, dinlediği için insana çocuk gibi geliyor olabilir. Fakat gördüklerini, duyduklarını kimseye anlattığı vaki değildir. Zaten ondan çok sevilir. Dedikoducu komşu değil, meraklı İstanbul kedisi gibidir.

Hani yontula yontula ancak minik çocuk ellerine sığacak kadar küçülen ama kaybolana kadar vazgeçmediğimiz kurşunkalemlerimiz vardı ya, onları hatırlattığı içindir belki de bu çocuk hali.

Ya da kafasına dondurma külahı geçirdiği için belki!

Bu çizimler 2008 yılında İKSV tarafından yayımlanan Beyoğlu'ndan Esintiler: Beyoğlu'nun 150 yıllık Edebiyatından seçmeler kitabında yer almıştır

Fakat insan bu, şeytana külahını ters giydirir, değil ki bir çocuk-kuleye. 2019’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetiminin el değiştirdiği ama bir türlü değişmediği, seçimin yenilendiği üç aylık süre içerisinde, yeri her zaman belli Galata Kulesi evlatlık verilmiş, yok yok, basbayağı kaçırılmıştı işte. “Çocuk kimin” tartışmaları 2019 senesi boyunca hararetle sürdü. Ocak 2020’deki “şehrin en sevilen tarihî mekânı” ödülü, aslında bu tartışmaları bitirmeye yeterli olabilirdi. Çocuk, İstanbul’undu.

Başladığı gibi şen bitmedi

Maalesef 2020’nin devamı ilk günlerindeki gibi tatlı gelmedi. Galata Kulesi’nin üçüncü kişilere devrini engellemek için ihtiyati tedbir kararı isteyen İBB’nin talebi kabul edildi. Fakat aynı dönemde, Osmanlı şehri fethettiğinde halihazırda bin yıldır aynı yerde etrafa bakınan kule, Osmanlı vakıf kültür varlığı olduğu iddiasıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredildi.

Tarihçi, öğretmen ve yazar Necdet Sakaoğlu, Galata Kulesi’nin bir vakıf kültür varlığı değil; kültür eseri olduğu görüşünde: “Bir yerin vakıf olması için bir vâkıfın olması; yani “Ben bunu vakfettim” diyecek bir kişi veya kurumun bulunması gerekir. Bir mülkün vakfedebilmesi için de, o mülkü kıyamete kadar ayakta tutacak bir gelir bağlaması gerekiyor. Buna “vakıf geliri” diyoruz. Geliri olmayan vakıf olmaz. Kapalı Çarşı tipik bir vakıf örneğidir: Vâkıfı Fatih Sultan Mehmet, vakfı da bizzat çarşıdır çünkü dükkânlarından toplanan kirayla yaşar. Galata Kulesi’ne hiçbir şekilde vakıf diyemeyiz. Üç şarta da sahip değil: Vakfedeni yok, ondan beklenen bir yarar yok, onu yaşatacak vakıf geliri yok.”

Mahir Polat: "Galata Kulesi bir tarihî eser. Osmanlı vakıf kültür varlığı değil"

İBB’nin o dönem Kültür Varlıkları Daire Başkanı olan vakıf uzmanlığı deneyimli Mahir Polat da aynı fikirde: “Galata Kulesi MS 6. yüzyılda Bizans tarafından yapılıp sonra Cenevizliler tarafından yeniden inşa edilmiş bir tarihî eser. Osmanlı vakıf kültür varlığı değil. Bunu görmek için tarihçi veya uzman olmaya gerek yok” diyor.

Doyurucu açıklamalara, İBB Hukuk Müşavirliği’nin hukuki girişimlerine, ayrıca tarihin hiçbir döneminde Galata Kulesi’nin bir hayır için vakfedildiğine dair herhangi bir belgeye, hatta ifadeye rastlanmamasına karşın kuleye müdahale süreci yıl boyu devam etti. Beyoğlu Kaymakamlığı’nca tahliye işleme kondu. Daha sonra Koruma Kurulu onaylı bir projesi olmadığı, yani kaçak olduğu anlaşılan restorasyonlar başladı.

Bir adı var

Külahlı, tatlı kuleye Galata adını verenler, Türkler. İçinde bulunduğu semtin adıyla anmaya başlamışlar çocuğu.

Eskiden başka bir adı ve ailesi varmış. Şöyle düşünün; Karaköy rıhtımdan biraz Beşiktaş yönüne, biraz da Kasımpaşa yönüne ilerleyip kendinizi iki taraftan Galata yokuşuna vurursanız, buluşma noktanız Galata Kulesi olur. Bizanslılar, ortaya çıkan bu üçgenimsi alanda klasik sayılabilecek bir Hıristiyan kalesi kurmuşlar. Yani üç burçlu; üç kuleli. Başkule, bizim bugünkü Galata çocuğumuz. Başkulelere “İsa Kulesi” deniyor. 

Evliya Çelebi’nin kendisine “Kahır Kulesi” dediğini çocuğa söylememek gerek belki. Hoş, bu isme sebep zindan yılları, asılan kesilen insanlar hep gözünün önünde yaşanmadı mı?

Kule'nin tam olarak 528 yılında doğduğu kabul ediliyor

Tam olarak 528 yılında doğduğu kabul edilen Kule İsa’nın evi ve iki kardeşi felaketlere ve “yerleşime yer açma” amaçlı yıkımlara dayanamamış. İsa’nın da başına pek çok deprem ve yangın faciası gelmiş. Çok kez onarımdan geçmiş. Hatta arada, 1348’de Cenevizliler tarafından yeniden inşa edilmiş. Dokuz katlı yapının ancak alt üç katında ilk “müteahhit” Bizans’ın halen varlığını koruyabildiği söyleniyor.

Restorasyon nasıl yapılmalı?

Restorasyon, Osmanlı’da büyük titizlikle yürütülen ve “meremmet” denilen bir iş. “Son zamanlarda merhamet şeklinde kullananlar da varmış” diyor Necdet Sakaoğlu. Yapıya özenle davranmak anlamında bir merhamete evrildiyse, neden olmasın? Hatta keşke olsa.

"Ayakta duran bir yapının, çatlayan, dökülen kısımlarını aynı biçimde, aynı veya en benzeyen malzemeyle onarmaya meremmet deniyor. İstanbul’u her gün dolaşan meremmetçiler vardı. Malzemeyi belirledikten sonra rapor hazırlarlardı. Görevlendirilen bir kalfa ya da mimar başlarında dururdu, aynısı yapılırdı” diye anlatıyor. Günümüzde İstanbul ve Anadolu’da rastladığımız onarım uygulamalarının içini sızlattığını söylüyor. Çünkü: “Artık eskisi gibi yapılmıyor. Şimdi bakanlık, genel müdürlük ya da herhangi bir kuruluş bir restorasyon projesi hazırlatıp ihale ediyor. Kim başında duruyor belli değil. Galata Kulesi’nde de son böyle bir olay [darbeli matkapla duvarı yıkma] yaşadık hatta. Görüntüler yayınlandı. Masum işçinin bir günahı yok, ama yapılan işin önü arkası var, dikkat etmek gerek. Sonra ortaya eskisine hiç benzemeyen bir yapı çıkıyor. Yeni duruyor diye insanların hoşuna gidiyor. Oysa eski eser eskiliğini hissettirmeli.

Sakaoğlu, Galata Kulesi’yle tanışmasını unutamıyor ve o halinin korunmamış olmasına hayıflanıyor: “1958’di sanıyorum, gençtim, taşradan gelmiştim. Galata Kulesi’ne çıktım. Hâlâ gözümün önünde. Epeyce yüksek bir kısmı taş merdivenlerle çıkılıyordu, üst katlara yaklaşınca tahta merdivenler başlıyordu. İzbeydi. Hatta içeriden gelincik mi, sansar mı, sincap mı nedir bilmediğim hayvan sesleri geliyordu. Tarih seven bir insan olarak diyorum ki, o hava, o atmosfer belki o şekliyle bugüne kadar korunmalıydı. Bir Ortaçağ eseri öyle olurdu mutlaka. Doğal sesler, karanlık, korku vardı içeride. Eğer tarihi öğreneceksek, böyle mekânlarda öğrenmek çok daha iyi olur diye düşünüyorum.

Bir restorasyonun uygun yapılabilmesi için restore edilecek eserin, yapının öncelikle bütün tarihinin bir tarihçiye veya tarihçiler kuruluna inceletilmesi gerektiği görüşünde Necdet Sakaoğlu. “Çünkü o tarihî eserlere onca zaman boyunca sonradan eklenmiş parçalar da artık tarihî.

Galata Kulesi şu anda "gıcır gıcır"

Son restorasyondan sonra kapıları yeniden açıldı

Ekim 2020’de yeniden ziyaretçi ağırlamaya başlayan Galata Kulesi’nin restorasyonu, ne yazık ki korkulduğu gibi gerçekleştirilmiş, yani kule “gıcır gıcır” olmuştu. Eski bir koku, eski bir doku bırakılmamıştı. Tarihi “tarih” olduğu için sevenleri tatmin etmeyecek “turistik” bir mekâna, bir manzara kulesine döndüğünü söylemek ayıp ya da yanıltıcı olmaz.

Annesi şehirden, her an gözlediği hemşerilerinden kopartılmasaydı, adı daha önce duyulmamış bir vakıf olan Kule-i Zemin’e tescillenmeseydi, en azından hukuki sürecin tamamlanması beklenseydi, kule çocuk daha nizami ve daha tarihe sadık bir yenileme çalışması geçirebilirdi.

Necdet Sakaoğlu’nun anlattığına göre, II. Mahmut zamanında, yani 1830’larda Galata Kulesi’nin etrafında epeyce yüksek bir koruma suru, surun dışında da hendeği varmış. Yani Galata Kulesi Osmanlılar zamanında Galata’nın tepesinde özgün bir kale halinde yeniden tanzim edilmiş. Sonraki yıllarda, yeni kurulan Altıncı Daire-i Belediye’ye, yani Beyoğlu Belediyesi’ne verilmiş. O dönem surlar yıkılmış, hendek doldurulmuş ve Galata Kulesi ortada sipsivri kalmış.

Aslında bütün hikâye basit: “1850’lerde Galata Kulesi, o zaman büyükşehir diye bir şey olmadığından, belediye dairelerinin en büyüğü Beyoğlu Belediyesi’ne verilmiş. Belediye tarafından itfaiye binası, malzeme ambarı gibi amaçlarla kullanabileceği söylenmiş. Büyükşehir belediyesi kurulunca da ona devredilmiş.

Olan çocuğa oldu.

Vakıflar GM’nin talebi üzerine kulede 6 Nisan’da tahliye başlatıldı

Galata Kulesi'nin bir seçimle değişen kaderi

Mart 2019

31 Mart seçimlerinde CHP adayı Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazandı. Ancak mazbatası geri alındı.

Mayıs 2019

13 Mayıs’ta Vakıflar Genel Müdürlüğü Galata Kulesi’ni Kule-i Zemin Vakfı adına tescil etti.

Haziran 2019

Tekrarlanan seçimle yeniden İBB Başkanı seçilen İmamoğlu, İBB Hukuk Müşavirliği aracılığıyla Vakıflar GM’ye dava açtı.

Ocak 2020

Okurları tarafından İstanbul’un en sevilen tarihî mekânı seçildiği Time Out dergisinden ödülünü aldı.

Şubat 2020

Mahkeme, İBB’nin talebi üzerine 7 Şubat’ta üçüncü kişilere devrinin engellenmesi için kuleye ihtiyati tedbir koydu.

Kültür ve Turizm Bakanı Nuri Ersoy, “İBB’nin sözleşmesi Ocak ayında bitti” dediği kuleyi ihaleye çıkaracaklarını, Beyoğlu Kültür Yolu Projesi kapsamında yenileyeceklerini açıkladı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Bakan’ın İstanbul’daki farklı alanlarda ve farklı mekânlarla ilgili açıklamalarda bulunduğunu, şehirle ilgili yapılacak projelerde en büyük paydaşın İBB olduğunu, kendileriyle görüşmekten kaçınmamaları gerektiğini ifade etti.

Nisan 2020

Tedbir kararına rağmen Beyoğlu Kaymakamlığı, Vakıflar GM’nin talebi üzerine kulede 6 Nisan’da tahliye başlattı. İBB, işlemin iptali için mahkemeye başvurdu.

Mayıs ayında, mahkeme sürerken Galata Kulesi, vakıf varlığı olduğu iddiasıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredildi

Mayıs 2020

Mahkeme sürerken Galata Kulesi, vakıf varlığı olduğu iddiasıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredildi.

İBB’nin o dönem Kültür Varlıkları Daire Başkanı olan Mahir Polat, “Galata Kulesi MS 6. yüzyılda Bizans tarafından yapılıp sonra Cenevizliler tarafından yeniden inşa edilmiş bir tarihî eser. Osmanlı vakıf kültür varlığı değildir. Bunu ispat etmek için tarihçi veya uzman olmaya gerek yok” açıklamasını yaptı. Polat’ın geçmişinde Vakıflar GM’de 15 yıl vakıf uzmanlığı deneyimi bulunuyor.

Vakıflar GM Burhan Ersoy, İBB’nin “fotokopi belgeyle devir” çıkışı üzerine açıklama yaparak, “1943 yılında kanun yeni çıktığında 119. maddeye göre sahipsizlikten bunu İBB adına kaydetmişler. Biz taşınmazı vakıf üzerine geri istedik” dedi ve buradan, İBB’nin şehri fetheden Fatih Sultan Mehmet’in mirasını reddettiği sonucunu çıkardığını açıkladı.

İBB Başkanı İmamoğlu “İstanbul’un şehir kimliğini temsil eden kurum İBB’dir. Kadim şehir İstanbul’da, mülkiyeti kime ait olursa olsun tarihî ve kültürel yapılar 16 milyon İstanbullunun temsilcisi olan Büyükşehir Belediyesi ile birlikte planlanmalıdır” dedi.

Temmuz 2020

Vakıflar GM, yenileme çalışması yapmak üzere Galata Kulesi’nin etrafını çelik tel ve iskeleyle ördü. Bir anda ortalığı saran kuş çığlıkları araştırılınca, yüzlerce yıldır kule taşları arasında kendilerine bırakılan boşluklara yuva yapan kuşların, en başta ebabillerin yavrularına ulaşamadıkları, yavruların açlıktan kuleden düştükleri tespit edildi. Simurg Kuş Yuvası Derneği’nin yönlendirmesiyle büyük bir kamuoyu oluşturuldu ve baskı sonuç verdi. Çalışma, kuş yavrularının büyüyüp yuvadan uçacakları ekim ayına kadar ertelendi ve iskele söküldü.

Galata Kulesi Ekim 2020’de yeniden ziyaretçi ağırlamaya başladı

Ağustos 2020

Galata Kulesi’nde içeriden yürütülen yenileme çalışmalarında, 1500 yıllık duvarın taşlarını kırıcı-kesici matkapla delen işçi görüntüleri ortaya çıktı. Restorasyonu yapan şirketin genel müdürünün eski AKP İl Yönetim Kurulu üyesi olduğu öğrenildi.

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, duvarlara kırıcı-kesici matkapla müdahale edilmesinin kendi ilgili birimlerini de rahatsız ettiğini, gerekli uyarının yapıldığını açıkladı.

Vakıflar GM’nin açıklamasında, yapılanın kuleyi sonradan eklenen yapılardan ve deforme olmuş malzemeden arındırma işlemi olduğu söylendi. Kültür ve Turizm Bakanı Nuri Ersoy da “zarar veren bölümlerin yıkıldığını” açıkladı. Ancak duvar iki gün içinde yeniden örüldü.

İBB, onaylı restorasyon projesi olmadan yapılan çalışmalar sebebiyle Cumhuriyet Savcılığı’na ve İstanbul II Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na suç duyurusunda bulundu. İBB Kültür Varlıkları Daire Başkanı Mahir Polat, 12 Ağustos’ta yapılan yıkım işleminin izni için II Numaralı Koruma Bölge Kurulu’na 13 Ağustos’ta başvuru yapıldığını açıkladı.

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) İstanbul Şubesi, kırıcı-kesici matkapla yapılan çalışmaya tepki gösterdi. Koruma Kurulu’ndan onaylı proje olmaksızın yapılan çalışmayı “kaçak” olarak niteleyen İMO, bir an önce durdurulmasını istedi. Açıklamada “Hem kent hem de tarih suçu işlenmiştir” dendi.

Ekim 2020

Galata Kulesi, video ve ışık gösterileri eşliğinde yeniden ziyarete açıldı. Açılışta konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Nuri Ersoy, açılışın İstanbul’un kurtuluş günü olarak belirlenen 6 Ekim’e denk geldiğine dikkat çekti.

Galata
Galata Kulesi
İstanbul
Sayı 004

BENZER

İstanbul’da flamingoları izleyebileceğinizi, yamaç paraşütü veya kano keyfi yapabileceğinizi biliyor muydunuz? Keşif ve gezi denince akla ilk kültür, tarih, mimari veyahut Boğaz geliyor olabilir ancak şehrimizin doğası da bizlere hâlâ pek çok güzellik vadediyor, hele ki sonbaharda...
Türkiye’deki kadınların siyasal hakları otuzlu yıllarda adım adım yasalaştı. 5 Aralık 1934 tarihinde kadınların Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de seçme ve seçilme hakkına kavuşmasıyla önemli bir eşik daha aşılmış oldu. Bu kazanım, yaygın olarak kadınlara “sunulan” bir armağan olarak anlatılırken, onların Cumhuriyet öncesinden başlayan siyasal talep ve eylemleri çoğu zaman unutuldu. Prof. Dr. Ayşegül Yaraman, siyasal haklarını kazanma sürecinde kadınların mücadelesini farklı bir perspektifle masaya yatırıyor.
Türkiye’de ses yarışmaları ne zaman düzenlenmeye başladı? İlk ses kraliçesi kimdi? Gökhan Akçura, Cumhuriyet’in ilk ses müsabakalarının peşinden giderken bizi de “Yüceses”lerin, “Şakrakses”lerin, “Sesgör”lerin zamanlarına götürüyor. Sesiyle şöhrete kavuşan veya sesine rağmen tarihte kaybolan Türkiye’nin ilk ses kraliçelerinin hikâyesi.