Kadın tarihinin hafıza mekânı

Fotoğraf
Koray Berkin, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı Arşivi
25 Şubat 2021 - 09:51
Kütüphanenin kurucuları bir arada (soldan sağa): Şirin Tekeli, Aslı Davaz, Jale Baysal, Füsun Ertuğ, Füsun Akatlı

Feminist hareketin Türkiye’de 1980-1990 yıllarında ciddi bir ivme kazandığını söyleyebiliyoruz. Kadın Eserleri Kütüphanesi’nin (KEK) de bu dönemde kurulmuş olması tesadüf olmasa gerek.

Kuruluş sürecimiz 1988 yılında Şirin Tekeli’yle bir araya gelişimizin ardından başladı. Sonrasında Jale Baysal, Füsun Ertuğ ve Füsun Akatlı aramıza katıldı. Bina arayışımız zaman aldı ve zor bir süreç oldu. Mekân olarak hepimizin isteği, İstanbul’da özellikle kadınların yaptırdığı tarihî bir binada kütüphaneyi açmaktı. Sonunda İBB’nin restore ettirdiği, Fener’de bulunan Bizans döneminden kalma ve bugün de içinde çalışmalarımızı sürdürdüğümüz binamıza yerleştik. Bu bina, dönemin Belediye Başkanı Nurettin Sözen tarafından bize tahsis edildi. 8 Mart 1990’da resmî kuruluşumuz gerçekleşti, 14 Nisan 1990’da ise fiilen faaliyete geçtik. İBB ile iş birliğimiz böyle başladı. Hâlâ sürdürdüğümüz bu ilişkilerin bir sivil toplum kuruluşu ile yerel yönetim arasında kurulan iş birliğine iyi bir örnek teşkil ettiğini söyleyebilirim. Nurettin Sözen’in bize tahsis ettiği bu binada, açılış defterine de yazdığı gibi, bu arşiv ve koleksiyonları 30 yıldır büyük bir emekle geliştirmeye çalışarak, araştırmacılara/ okurlara hizmet vermeye devam ediyoruz. Bu bina artık kadın tarihi açısından önemli bir hafıza mekânı haline geldi.

KEK’in sempozyumlara imza attığını, etkinliklere ev sahipliği yaptığını biliyoruz. Pandemi süreci bu tip faaliyetlere ne yazık ki engel teşkil ediyor ama yakın gelecekte yenilerini gerçekleştirmek gibi bir planınız var mı?

Kuruluşumuzdan bu yana 500 civarında etkinlik yaptık ve bu etkinliklere binlerce insan katıldı. Sergiler, paneller, konferanslar, açık oturumlar, sempozyumlar, atölye çalışmaları, konserler... 2020 için hazır olan 11 etkinliğimiz pandemi sürecinde mevcut koşullar nedeniyle gerçekleşemedi. Özellikle vakfın 30. yılı için iki yıldır hazırlığını yaptığımız, Beykoz Üniversitesi ile ortak düzenlenecek olan “Türkiye’de Arşivciliğin Bugünü ve Yarını- Kadınların Arşivlerdeki Yeri” başlıklı ulusal sempozyumu ertelemek zorunda kaldık. Nisan 2021’de bu sempozyumu gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Yüksek olasılıkla çevrimiçi bir sempozyum olacak. (Sempozyumla ilgili daha fazla bilgi almak isteyenler, sempozyumun web sitesini ziyaret edebilirler: kadineserlerisempozyum.beykoz.edu.tr).

Eski harflerle basılmış kadın dergilerinin Türkçeye çevrimi Vakfın gerçekleştirdiği projelerden

Sizin kendi yayınlarınız da var. Örneğin Osmanlı dönemine ait bazı kadın dergilerini yeni harflere çevirdiniz. Neler söylüyor bu belgeler Osmanlı kadınına, kadın hareketine dair?

Vakfımızın kuruluş amaçlarından biri eski harflerle yazılmış kadın eserlerini yeni harflere çevirmektir. Bu bağlamda en önemli kaynaklardan biri kadın dergileridir. Dönemin kadınlarının yaşadıkları sorunları, çözüm arayışlarını, kendileri ve toplumla ilgili düşüncelerini, hakları için verdikleri mücadeleyi, kurdukları dernekleri, çalışma hayatına katılma çabalarını, düşün ve yazım faaliyetlerini izleyebilmemiz açısından önemli kaynaklardandır. Bu projeyle bu bilgilere eski harfleri bilmeyen araştırmacıların, okuyucuların, kısacası kadın tarihine ve bu döneme ilgisi olan herkesin erişmesi mümkün olabildi.

KEK, geçmişi öğrenmemiz, anlayabilmemiz adına önemli bir rol üstleniyor. Günümüze dair neler yapıyorsunuz peki? Bugünün eserleri, üretenler, yayınlar ne kadar yer buluyor kütüphanede?

Yaptığımız bütün çalışmalar bizden sonraki nesillere bu kültürel ve tarihsel mirası bırakma misyonunun bir parçasıdır. Dolayısıyla bugünün belgeleri de vakfın misyonunda belirtildiği gibi çalışma kapsamımız içinde. Kadın hareketinin ürettiği efemera, kampanyalar ve raporları; kadın tarihi araştırmaları alanında çıkan yayınları, kadın oto/biyografilerini ve dijital ortamda üretilen belgeleri sınırlı personel ve gönüllü destekle vakfın koleksiyonlarına katmaya çalışıyoruz. Birkaç yıl önce, genç kadınların kurduğu yeni kadın örgütleriyle iletişime geçerek belge sağlama çalışmaları başlattık; sadece basılı materyal değil dijital belge de sağlamış olduk. 2018’den bu yana, gerek tanınmış gerekse adları yeni duyulmakta olan kadın yazarları ve şairleri desteklemeyi ve yine “yazı”dan hareketle uluslararası bağlar kurmayı hedefleyen Kadın Yazısı Festivali’nin İsveç Başkonsolosluğu ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kadın Araştırmaları ve Uygulama Merkezi ile birlikte düzenleyicileri arasına katıldık. Kadınlarla ilgili içerik üretilmesi, cinsiyetçi dilin düzeltilmesi ve Vikipedi’deki kadın editör oranının arttırılması yönünde Art+Feminism ve Wikimedia Topluluğu’nun düzenlediği Vikimaraton’a vakıf olarak ev sahipliği yaptık; koleksiyonlarımızdan hareketle içerik üretimine katkıda bulunduk. İBB ile “Dayanışma Güçlendirir, Afişlerle Kadın Hareketinin Son 40 Yılı” başlıklı bir sergi düzenledik. Başka projeler de gündemde.

Kütüphane arşivinin küçük bir kısmı

Arşivinizdeki özel koleksiyonlar arasındaki en eşsiz içeriklerden bahsedebilir misiniz?

Öncelikle eğitimci, siyasetçi, milletvekili Hasene Ilgaz’ın arşivini söyleyebilirim, içeriğinin yanı sıra vakfa bağış yoluyla sağlanan ilk özel arşiv niteliğini taşıyor. Hatta Hasene Hanım’ın kendisi müracaat etmişti bu bağış için. Yanı sıra, arşiv sağlama çalışmaları kapsamında koleksiyona kazandırdığımız arşivler var, bunlardan birkaçını sıralamam gerekirse: Cumhuriyet dönemi birinci nesil kadınlardan sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, yazar Halide Nusret Zorlutuna, heykeltıraş Zerrin Bölükbaşı, özellikle çocuk edebiyatı alanında çok sayıda eser vermiş olan yazar İsmet Kür, romanları Yeşilçam’a uyarlanan Kerime Nadir, ilk kadın il Belediye Başkanı Müfide İlhan, birinci dönem Türk Kadın Birliği idare heyeti üyelerinden Necile Tevfik, çevirmen ve gazeteci Rezzan Yalman, ilk kadın hukukçulardan avukat Süreyya Ağaoğlu; ikinci nesil kadınlardan avukat Canan Arın, yazar Ceylan Orhun, avukat Nazan Moroğlu, siyasetçi Nazik Işık ve Nevin Gaye Erbatur, yazar Pınar Kür, siyaset bilimci ve kadın tarihçisi Serpil Çakır, kadın hakları aktivisti Şirin Tekeli.

Kadın tarihi açısından birincil kaynaklar, özgün belgeler barındıran ve eser taslakları, senaryo/hikâye özetleri, mektuplar/mektup taslakları, fotoğraflar, kanun/rapor taslakları, kongre raporu/taslakları, afişler, çalışma notları, broşürler, kartpostallar, fotokartlar, sanat eserleri, telgraflar, kitaplar olmak üzere belge türleri açısından çeşitlilik gösteren bu arşivler, aynı zamanda araştırmacılara kadın hareketi, siyasal ve sosyal tarih, edebiyat ve sinema tarihi olmak üzere pek çok alanda bilgi sunacak malzemeyi barındırıyor.

Kütüphanenin Haliç-Fener'de yer alan binası

Yurt dışındaki benzer oluşumlarla iş birliğiniz, dirsek temasınız var mı?

Biz 30 yıldır yurt dışında bulunan aynı amaçlı kurumlarla iletişim halindeyiz ve zaman zaman ortak projeler de yürüttük. Yurt dışında aynı alanda çalışan kurumlarla ilişkilerimiz vakıf kurulmadan önce başladı. Vakfın kurucu üyeleri çeşitli incelemelerde bulunmak üzere Avrupa’da ve Amerika’da belli başlı kadın konulu kütüphane ve arşivleri ziyaret ederek meslektaşlarıyla ilişkilerinin temelini attılar. Aynı zamanda yurt dışından birçok arşivci, kütüphaneci, araştırmacı ve yazar da bizi ziyaret etti. Yurt dışı basınında, özellikle akademik dergilerde vakıf hakkında pek çok yazı yayımlandı. Ayrıca vakıf, Ekim 1991’de düzenlediği Uluslararası Kadın Kütüphaneleri Sempozyumu’na daha önce bir araya gelmemiş kadın merkezli kütüphaneleri davet ederek dünya çapında bir katalizör işlevi gördü. Yurt dışında bulunan benzer kuruluşlar ve akademik dergilerle ilişkilerimiz bugüne kadar devam etti. Hollanda’da bulunan ve 1930’larda kurulmuş, birkaç kez isim değişikliğine uğramış ve bugün Atria Institute on Gender Equality and Women’s History (Cinsiyet Eşitliği ve Kadın Tarihi Enstitüsü) adını taşıyan kadın merkezli kütüphane ile ortak bir proje yürüttük. Dört yıllık bir çalışmanın sonunda 2009 yılında, Türkiye Kadın Thesaurusu- Kadın Konulu Kavramlar Dizini’ni hazırladık. Avrupa Kadın Thesaurusu’nun 2087 terimden oluşan İngilizce basımından, İngilizcede aynı kavramı ifade eden birden fazla terimi ve Türkiye’de kullanılmayan bazı terimleri çıkardık ama yeni terimler de ekledik.

KEK, fiilen faaliyete geçtiği 1990 yılından beri bağışlar ve gönüllüler sayesinde ayakta

KEK aynı zamanda bir vakıf. Bağışlar bu anlamda çok önemli. Türkiye’de alanının ilk ve halen tek örneği olarak KEK nasıl ayakta kalıyor?

Aslında kısıtlı bir bütçeyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz, sınırlı sayıda bağışçımız var diyebiliriz. Kimisi uzun yıllardan beri vakfı bilen, çalışmalarımızı takip eden, kimisi yakın zamanda bizden haberdar olan insanlar. Düzenli bağışçımız da var, dönem dönem destek olan da. Maddi yardım dışında, çalışmalarımıza fiilen katılıp uzmanlıkları dahilinde gönüllü emek veren dostlarımız da var. Bu desteği de çok kıymetli buluyoruz. Osmanlı kadın dergilerinin çeviri yazımı yapılarak yeni harflere çevrilmesi ve yayınlanmasını kapsayan Kadınların Belleği Dizisi-2 projesi için çeviri yazım yapan 40 kişinin hepsi gönüllü olarak bu projede yer aldı mesela. Vakfın çıkardığı yayınlar, özellikle her sene yayımladığımız ajandalar bağış geliri kaynaklarımızı oluşturuyor. Sponsor desteği ile basılıyorlar. Devletten düzenli bir ödenek almıyoruz. Kurumlarla ortak projeler üretip çalışmalarımızı bu projeler kapsamında yürütüyoruz. Bundan sonra da pek çok desteğe ihtiyacımız olacak çünkü 30 senedir toplayıp, koruyup, katalogladığımız, bir kısmını ise dijitalleştirdiğimiz belgeleri kamuya açıp herkesin erişimine sunmayı arzu ediyoruz. Bu da önemli bir çalışma gerektiriyor, bu önemli toplumsal projede vakfa destek olmak isteyen herkese buradan çağrıda bulunmak isteriz.

KEK ajandalarının her biri koleksiyonluk

Kadınlar Vardır!

Aslı Davaz, “Kadın Ressamlardan Bir Kesit” başlığını taşıyan ilk KEK ajandasını (1991 yılı ajandası) 1990’da Tüyap Kitap Fuarı’nda sergilediklerini söylüyor. “Bu ilk ajanda ve sonraki yıllarda yapılan bütün ajandalar Vakfa bağış yoluyla gelir getiren yayınlar arasına girdi” diyor. Her yıl farklı bir konseptle hazırladıkları ajandalar zaman içinde koleksiyonluk bir malzeme haline gelmiş durumda. Ajandalar, belirlenen konsepti öyle kompakt ve zengin bir biçimde aktarıyor ki, kütüphanede başvuru kaynağı olarak yer almalarına şaşırmıyoruz. “Pandeminin de etkisiyle 2021 yılı için ajanda yayımlayamadık, fakat bu geleneğin devam etmesi arzumuz” diyor Aslı Davaz.

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı
Kadın Eserleri Kütüphanesi
İstanbul
Aslı Davaz
Şirin Tekeli
Jale Baysal
Füsun Ertuğ
Füsun Akatlı
Feminizm
Kadın
Kadın Hareketi
Kütüphane
Sayı 005

BENZER

Çok yakın zamana kadar Anadolu’dan gelen trenlerin son durağı olan Haydarpaşa Garı, kendini bildi bileli Anadolu’dan göç alan İstanbul’un yüz yılı aşkın süredir yeni sakinleriyle tanıştığı, tutunmayı başaramayan konuklarını ise uğurladığı nokta oldu. Tahta bavullar, sırtta yatak yorganlar... Kâh umutla İstanbul’a kâh düş kırıklığıyla gerisin geri memlekete yol alışlar. Hep biraz yarım kalmış sevdalar. İç göç filmlerine konu eden Yeşilçam’da başrolü kimse Haydarpaşa Garı kadar hak edemez.
Genç Türkiye Cumhuriyeti 1920’li yıllarda devrimleri büyük oranda tamamlamış, kısa süre içinde zamanın ölçümünden kılık kıyafete, okuma yazma alışkanlıklarından kadın erkek ilişkilerine kadar gündelik hayatta birçok yenilik uygulamaya konulmuştu. Bu yeniliklerin ne anlama geldiğinin, toplumun bunlardan nasıl yarar sağlayacağının ve yeni Türkiye’nin eskisinden daha iyi bir yolda olduğunun açıklanması, yani devrimin topluma mal edilmesi gerekiyordu. Bu amaçla, 1930’lu yılların ilk yarısına damgasını vuran bir propaganda seferberliği başladı. Cumhuriyet’in onuncu yıl kutlamaları da bu seferberliğin bir parçasıydı.
Galata, çok eskiden beri şehrin favori eğlence merkezlerinden biri. 16. yüzyılda semtte meyhaneler olduğunu, rakı- balık sofraları kurulduğunu biliyoruz. 20. yüzyıla doğru çalgılı meyhaneler dönemine giriliyor. Ondan beridir müziği susmuyor. Murat Meriç, kulüpler, barlar, meyhaneler, balozlar, küplü meyhaneler, konser mekânları, kafeler, şarkılar türkülerle Galata’nın müzikli tarihinin peşinde.