İçinden tarih geçen köşk

26 Mayıs 2022 - 13:58

Fenerbahçe’nin, her köşesi tarih kokan, tarihî birçok olaya şahitlik etmiş en eski köşklerinden birindeyiz. Köşkün adı Villa Mon Plaisir. Fransız bir ailenin 1906 yılında yaptırdığı bir köşk burası. Fenerbahçe’den her geçtiğimde, demir parmaklıklarla ana yoldan ayrılan bu köşkü hayranlıkla izlerdim aklımın erdiği günden beri. Yalnız ben değil her geçen dönüp bakardı bu köşke. Bilhassa ön cephesinde yer alan, renkli fayanslardan yapılmış dört kadın tablosu herkesin meraklı bakışlarına hedef olurdu. Bu dört kadının her biri, bir mevsimi tasvir eder. Hepsinin altında da Arnoux imzası vardır. Bilenler bilir, bu tabloların hemen hemen aynısı Beyoğlu’nda ünlü Markiz Pastanesi’nin duvarlarında da vardır. Onlar da Arnoux imzalıdır.

Şimdi gelelim “tesadüf diye bir şey yoktur” dememin sebebine... Yıllardır İsviçre’de yaşayan lise arkadaşım Begüm, İstanbul’a tatile geldiğinde, sohbet sırasında bu köşkten bahsetti. Meğer köşkün sahibi Fahire Hanım, onun yengesi olurmuş. Eşi Güner Bey’in vefatından beri bu koca köşkte tek başına yaşarmış. Yanında çalışanlar da köşkün arka bahçesinde bulunan ikinci köşkü kullanırmış. Fahire Hanım yaşadığı evde yalnız olmak istermiş. Sohbet sırasında Fahire Hanım’ın yaşının 90’ın üzerinde olduğu ortaya çıktı. Begüm bunları anlatırken gözümde tarihî bir film canlandı. Fahire Hanım ile tanışıp sohbet etmek, bir asra yaklaşan hayatından kesitler dinlemek istedim. Begüm de “İnşallah bir gün tanıştırırım” dedi ama kısmet olmadı. Kısa bir süre sonra Fahire Hanım’ın vefat ettiğini duyduk.

Ve yine bir gün Begüm’ün teyzesinin kızı Berrin’in, Fahire Hanım’ın gelini olduğunu, kayınvalidesinin vefatından sonra eşi Erol Bey’in köşkte bir tadilat çalışması başlattığını öğrendim. Nihayet yıllardır hayranlıkla seyrettiğim köşkün sahipleriyle tanışma fırsatı doğmak üzereydi. Güzel tesadüfler bana bu fırsatı yaratmıştı nihayet. Uzun süren bir tadilat döneminden sonra köşk eski haline getirilmiş ve içinde hayat yeniden başlamıştı. Ben de kendimi Berrin Hanım’a davet ettirerek Erol Bey’le tanıştım, Erol Frik, tahsilini Kanada’da yapmış ve çalışma hayatına orada atılmış olsa da annesinden kendisine intikal eden bu köşkün geçmişini çok iyi biliyordu. Tarihe tanıklık eden bu köşkün hikâyesini yazmaya karar vererek Erol Bey ve eşi Berrin Hanım’dan randevu aldım ve okuyacağınız masal tadındaki sohbeti gerçekleştirdik.

Villa Mon Plaisi, Fenerbahçe

"Villa Mon Plaisir”in 1906 tarihli demir parmaklıklı kapısından bahçeye girip birkaç basamak çıkarak ana kapının önüne geliyoruz. Bu muhteşem fotoğrafları çeken arkadaşım Koray’la yeşil renkli demir kapının üzerindeki otantik çıngırağı çevirip bekliyoruz. Berrin Hanım ve Erol Bey bizi nazik bir şekilde karşılayıp salona alıyor. Her yer pırıl pırıl. Kapı girişindeki işlemeli demir kalorifer peteklerini, pencerelerin klasik espanyoletlerini, tavan süslemelerini görmesem, köşk yeni inşa edilmiş sanacağım.

Berrin Hanım’ın hazırladığı kahvelerimizi yudumlarken Erol Bey’e soruyorum:

Köşkün yapılışı hakkında bir bilgi var mı?

Evet, yapılan araştırmalar neticesinde köşkü Jan George adında bir Fransızın yaptırdığı biliniyor. O dönemde Fenerbahçe sahiline bakan bu geniş arazi Baron Oppenheim’e ait. Jan George, devrin ünlü mimarlarından birine bu köşkü ve arka bahçenin diğer ucunda bulunan diğer köşkü yaptırmış.

Baron Oppenheim, Almanya’nın en tanınmış banker ailesi Oppenheim’lerin oğlu. Asıl adı Max von Oppenheim. “Baron” lakabı dedesi Simon Oppenheim’a Avusturya-Macaristan imparatoru tarafından verilmiş. Kendisinin de bu unvanı kullandığı anlaşılıyor. Aile mesleğine sıcak bakmayarak hayatını seyahatlerle geçiren, tarihe ve arkeolojiye meraklı Max von Oppenheim’ın 1895 yılında İstanbul’a da geldiği, Padişah II. Abdülhamid tarafından kabul edildiği biliniyor. Fenerbahçe’deki bu geniş arazi, Padişah tarafından mı hediye edildi yoksa satın mı alındı meçhul. Oppenheim’ın geniş arazisinin kalan kısmı da saray terzisi Jean Botter tarafından satın alınmış.

Jan George, özenle yaptırdığı bu iki köşkü birkaç sezon yazlık ev olarak kullandıktan sonra George Joseph’e satıyor. George Joseph, Tophane’de gemi tamir atölyesi çalıştıran bir iş adamı. Birinci Dünya Savaşı çıktığında George Joseph ve ailesinin bu mekânı terk ettiği anlaşılıyor. Savaş süresince köşkün hastane olarak kullanıldığına dair bilgiler mevcut.

Köşkü Jan George adında bir Fransızın yaptırdığı biliniyor

Erol Bey, savaştan sonra İstanbul’un işgali sırasında köşkün Fransız askerleri tarafından kullanıldığına dair şu bilgiyi veriyor:

"Tadilat sırasında arka bahçede bulunan kuyuyu da temizlettim. Kuyunun dibinden neler çıktığını söylesem inanmazsınız, en iyisi size göstereyim."

Birlikte arka bahçeye çıkıyoruz. Arka kapının mermer eşiğinde yan yana dizilmiş şişeleri gösteriyor. “Bunlar Fransızların meşhur évian su şişeleri. O dönemde plastik bilinmediği için şişeler camdan. Mantarlarının üzerindeki orijinal yazılardan marka anlaşılıyor. Su şişelerinin yanı sıra şarap şişeleri de çıktı. Hepsini temizletip buraya dizdirdim."

Duyduklarımız masal gibi. Birinci Dünya Savaşı’ndan kalan su ve şarap şişeleri. Müzelerde bile zor rastlanır bu objelere. Dolaştığımız bahçede bir zamanlar Fransız askerlerinin, onlardan da önce I. Dünya Savaşı’nın yaralı askerlerinin, doktorların ve hemşirelerin de dolaşmış olduğunu düşünmek bile heyecan veriyor.

İstanbul'un tarihi evleri

1924-1928 yollarında İstanbul Belediye Başkanlığı yapan Emin Erkul

Erol Bey’e köşkün ailesine nasıl intikal ettiğini soruyorum, anlatmaya koyuluyor.

İstanbul işgalden kurtulup hayat normale döndükten sonra 1925 yılında köşk yeniden satılığa çıkarılıyor. İstanbul Belediye Başkanı Operatör Emin Bey satın alıyor. Asıl adı ile Emin Erkul, Cumhuriyet döneminde 1924 ve 1928 yılları arasında belediye başkanlığı yapmış. Köşkü almaya parası yetmediği için banka kredisi çekiyor. Köşkü temizletip ailesiyle yerleşiyor. Emin Bey burada ancak 10-11 yıl huzur içinde yaşayabiliyor. Eşi hastalanıyor. Tedavisi için büyük harcamalar yapması gerektiği için kredi borcunu ödemekte zorlanıyor ve satmaya karar veriyor. Bir akşam Beyoğlu Tokatlıyan Oteli’nde arkadaşlarıyla sohbet ederken bu konu açılıyor. Aynı masada bulunan Tokatlıyan Oteli’nin müdürü Vahap Bey de (Vahap Mazal) Emin Bey’in yakın arkadaşlarındandır. Vahap Bey’in kardeşi Ali Yaver Bey, belediyede önemli bir mevkide olduğundan Şehremini Emin Bey ile yakın bir dostluğu bulunmaktadır. Vahap Bey, Emin Bey’in köşkü satmak istediğini duyunca ilgileniyor. O sırada kendisi de yazlık bir yer bakmaktadır. Aslında dünürü Sadettin Paşa’nın Emirgan’daki yalısına yakın bir yalı aramaktadır. Kızı Cemile, Sadettin Paşa’nın küçük oğlu Mahmut Berksan ile evlidir ve kayınpederinin yalısında yaşamaktadır. Bu yüzden o yalıya yakın olmak istemektedir.

Emin Bey, Fenerbahçe’deki köşkün de deniz kenarında olduğunu açıklıyor. Köşkün önünden küçük bir yol geçmektedir ama önü lebideryadır. Vahap Bey hemen ertesi günü eşi Seher Hanım’la gidip köşkü görüyor ve beğeniyor. “Villa Mon Plaisir”in Emlak ve Eytam bankalarına olan 900 liralık borcunu ödeyerek üzerine alıyor. Vahap Bey soylu bir aileye mensup varlıklı biridir. Dedesi Ali Yaver Paşa, babası ise Hasan Mazhar Paşa’dır. Kendisi de Tokatlıyan Otelleri’nin tek yetkili müdürüdür. O yüzden ödemede zorluk çekmiyor. Otelin kurucusu ve sahibi Mıgırdıç Tokatlıyan 1914 yılında her şeyi bırakarak Fransa’ya yerleşmiş, otellerin idaresini damadına bırakmıştır. Damat da otel idaresinden çok iyi anlayan Vahap Bey’i otellerin başına geçirmiştir. Vahap Bey’in köşkü 1929 yılında satın almasıyla “Villa Mon Plaisir” ailemize geçmiş oluyor.

Arnoux

Köşkün sakinleri

Erol Bey’in anlattıkları o kadar enteresan ki can kulağıyla dinliyoruz. Asrı aşan bir tarih anlatıyor. Bahsettiği Vahap Bey (Abdülvahap Mazal) ve eşi Seher Hanım, Erol Bey’in annesi Fahire Hanım’ın anneannesi ve dedesidir. Köşk aileye geçtiği zaman Fahire Hanım henüz 1,5 yaşındadır. Vahap Bey, eşi Seher Hanım, kızları Cemile, damatları Mahmut Berksan, torunları Refia ve Fahire ile Fenerbahçe’nin gözde köşklerinden biri olan “Villa Mon Plaisir”de yaz aylarını geçirmeye başlarlar. Köşkün çalışanları, ailenin nüfusundan daha fazladır. Evin içindeki çalışanlar kadar, bahçe işlerine bakanlar da vardır. Bahçıvan için bahçede ayrı bir müştemilat vardır. Diğer çalışanlar arka bahçedeki diğer köşkte yatıp kalkar. Evin alışverişi Kadıköy çarşısından yapılır. Alışveriş sorumlusu, eşekle Kadıköy’e iner ve aldıklarını küfelere doldurarak köşke döner. Bu eşeğin yeri bile ayrıdır arka bahçede. Vahap Bey’in otomobili de Emin Bey’in zamanında özel olarak yapılan garajda durur. İstanbul’da o tarihte az sayıda bulunan otomobillerden birine sahiptir Vahap Bey. Köşkün sağ tarafında yer alan arazinin üzerinde birkaç köşk daha vardır. Bunlara “Botter Köşkleri” denmektedir. Sarayın ünlü terzisi Jean Botter’in kendisi ve kızları için yaptırdığı köşkler ünlü Art Nouveau mimarı Raimondo d’Aronco imzasını taşımaktadır. (Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Terane Burnak’ın Karadeniz Uluslararası Bilimsel Dergi’sindeki araştırma yazısına göre “Villa Mon Plaisir” de Raimondo d’Aronco tarafından yapılmıştır.)

Vahap Mazal, ailesiyle ancak on yıl kadar sürdürür bu görkemli yaşamı. 30’lu yılların sonunda hastalanır. Bir süre yurt dışında tedavi gördükten sonra vefat eder. Eşinin vefatından sonra Seher Hanım, çalışanların sayısını azaltarak yaz kış köşkte yaşamaya devam eder. Kızı Cemile Hanım da eşi Mahmut Berksan’dan aynı dönemde boşanıp köşkten ayrılır. Kızları Refia ve Fahire hanımlar anneanne Seher Hanım’la sürdürürler yaşamlarını. 40’lı yıllarda Fahire ve Refia Hanım evlenir. Refia Hanım, hayatını Atatürk döneminin İçişleri Bakanı Cemil Uybadin’in oğlu Raşit Bey’le, Fahire Hanım da Cumhuriyet döneminin ilk doktorlarından Dr. Feridun Frik’in oğlu Güner Frik’le birleştirir. Cemil Uybadin, gelinine düğün hediyesi olarak “Villa Mon Plaisir”in arka bahçesinin karşısında bir arsa hediye eder. Eşi Raşit Bey de o arsa üzerine dönemin en modern villalarından birini yaptırır. Villa ile köşk arasındaki demir kapı hep açıktır. Fahire Hanım, Güner Bey’le evlendikten sonra kış aylarını Şişli Hanımefendi Sokak’taki apartman dairesinde sürdürür. Yaz mevsimi başladığında yine Fenerbahçe’ye, köşke gelir. Vahap Bey’in eşi Seher Hanım 1957 yılında vefat eder. Kızı Cemile Hanım, ikinci evliliğini yaptığı Ahmet Bey’le Firuzağa’da yaşadığından köşke pek gelmez. Fahire Hanım, eşi Güner Bey ve oğlu Erol ile yaz aylarını köşkte geçirmeye devam ederler. Köşkün giriş katı kiraya verilir. Aile de diğer iki katı kullanır. Öyle bir döneme gelinir ki Fenerbahçe’de eski köşkler teker teker apartmana dönüştürülmeye başlanır. Refia Hanım da köşkün arka bahçesine bakan villasını, 1978 yılında tanınmış bir inşaat şirketine vermiş, villanın yerine bir apartman yapılmaya başlanmıştır. “Villa Mon Plaisir” için de tehlike çanları çalmaktadır. Birçok müteahhit firma, 2160 metrekarelik bir bahçe üzerinde bulunan iki köşkü satın alıp apartman yapmak için çok uğraşır. Aile kararsızdır. Bir taraftan da köşk yıpranmaya başlamıştır. Hatta merdivenlerin, duvarların sıvaları o kadar dökülmüştür ki dışarıdan gelen ışık içeri sızmaktadır. Fahire Hanım, dede yadigârı bu köşkün elden çıkmasına razı değildir. Eşi Güner Bey, babadan kalma Frik İlaç şirketinin sahibidir. Maddi durumu iyidir. Köşkün satılmasına ihtiyaçları yoktur. 1979 yılında Cemile Hanım vefat edince köşk ve diğer mallar iki kız kardeşe kalır. Cemile Hanım’ın Beyoğlu’nda bir hanı, Firuzağa’da da bir dairesi vardır. Cemile Hanım’dan kalan her şey ikiye bölünecektir. Aralarında anlaşarak Beyoğlu’ndaki han ve Firuzağa’daki daire Refia Hanım’a, “Villa Mon Plaisir” de arka taraftaki diğer köşkle birlikte Fahire Hanım’a intikal eder. İnşaat firmalarının köşkün yerine apartman yapma teklifleri devam etmektedir. Fahire Hanım’ın eşi Güner Bey bu tekliflerin kesilmesi için Anıtlar Kurulu’na başvurarak 1980 yılında “Villa Mon Plaisir”i 1. derecede tarihi eser, arka taraftaki köşkü de 2. derecede tarihi eser olarak tescil ettirir. Böylece eşinin dededen kalma bu köşkünü inşaat firmalarına karşı korumaya almış olur.

Villa Mon Plaisir

Köşkte tadilatlar

Bu arada oğlu Erol Frik, tahsil için Kanada’ya gitmiştir. Orada Makine Mühendisliği eğitimi alır. Bitirip çalışma hayatına atılır. Çalıştığı firmada kendini elektrik mühendisliğine daha yakın bularak yeniden üniversiteye döner ve elektrik mühendisliği tahsiline başlar. Babası sık sık kendisini ziyaret ederek Türkiye’ye dönmesi için ikna etmeye çalışmaktadır. Babadan kalma ilaç firmasının başına oğlunun geçmesini ister. Erol Frik 1986 yılında İstanbul’a döner ve “Villa Mon Plaisir”i bakıma almaya karar verir. O çalışmaları şöyle anlatıyor Erol Bey:

"Öyle zannediyorum ki büyük dedem Vahap Bey’in köşkü satın almasından sonra köşkte bir çivi dahi çakılmamıştı. Her yer dökülüyordu. Bir yerden başlamak gerekiyordu. Önce arka bahçeyi kazdırarak, pis su ve temiz su giderlerinin yeni bağlantılarını yaptık. Daha sonra köşkün dış cephesini yenileme çalışmasını başlattım. Köşkün ilk katı kalın taş duvarlardan yapılmış, üst katlar ise “bağdadi” denilen bir sistemle yapılmıştı. Bu sistemin yenilenme çalışması uzun sürse de netice istediğimiz gibi oldu. Köşkün inşa edildiği dönemde, aydınlatma sistemi hava gazı ile yapılıyormuş. Lambalara giden hava gazı boruları bile duvarların üzerinde duruyordu.

Yeni bir aydınlatma sistemi çizip hazırladım ve uyguladım. Daha sonra ısıtma işini ele aldım, ilk yapıldığı zamanki gibi kalorifer sistemini devreye soktum. 1906 yılında köşk yapıldığı sırada zaten bu sistem kurulmuş. Aynı sistemi yenileyerek kullanımını sağladım. Tabii 1986 yılında kalorifer sisteminde mazot yakıldığı için bahçeye iki tane beşer tonluk mazot tankı koydurttum. Su boruları eskimişti, galvaniz yerine özel olarak yaptırdığım bakır boruları döşettim. Çünkü bakır borunun kireçlenme tehlikesi sıfırdır. Sıra arka taraftaki köşke geldiğinde, orasının öndeki köşkten daha perişan bir durumda olduğunu gördük. Bu arada “Villa Mon Plaisir” oturulacak duruma gelmişti. 1987 yılında ailece bu köşkte yaşamaya başladık. Artık yaz kış oturuyorduk. Ben aynı zamanda yavaş yavaş babamdan devraldığım işime de başladım. Ama Fenerbahçe eski halinden çok uzaklaşmıştı. Her taraf lokanta, kafe, bistro ve nargileci dolmuştu. Evin önündeki revakta oturup denizi seyretmek imkânsız hale gelmişti. Ancak arka bahçeyi kullanabiliyorduk. Arka köşkün yenilenme çalışmasını bitirdiğimde eşim ve iki çocuğumla oraya geçtik. Öndeki büyük köşkte annem, babam ve çalışanlar kaldı. O dönemde Dr. Müfit Ekdal Bir Fenerbahçe Vardı adlı kitabında bizim “Villa Mon Plaisir”e geniş yer ayırdı. O dönem köşkün yenilenme çalışmaları devam ettiğinden eskimiş haline şahit oldu Müfit Bey.

2003 yılında eşimden ayrıldım. O çocuklarla birlikte Kanada’ya döndü. Kızım ve oğlum eğitimlerine orada devam ettiler. Ben de Berrin ile evlendim. “Villa Mon Plaisir”de en uzun ömür süren annem Fahire Frik oldu. Babam Güner Frik 2007’de, annem Fahire Frik 2019 yılında 92 yaşında vefat etti. Köşk Vahap Bey tarafından 1929 yılında alındığında annem 1,5 yaşında küçük bir çocukmuş. Hemen hemen ömrünü burada geçirdi diyebiliriz."

İstanbul'un en eski yapılarından Villa Mon Plaisir

Erol Bey ve Berrin Hanım’la sohbetimize köşkü dolaşarak devam ediyoruz. Giriş katındaki geniş salonu ve özenle korunan eşyaları hayranlıkla seyrediyoruz. Yine giriş katında Erol Bey’in çalışmalarını yaptığı odada babası Güner Bey’e ait kupaları görüyoruz. Güner Frik’in 40’lı yıllarda Türkiye’nin uzun atlama, üç adım atlama dallarında birincilikler kazandığını, uluslararası yarışlara katıldığını, oralardan da kupalarla döndüğünü öğreniyoruz. Hem babası Dr. Feridun Frik’ten devraldığı ilaç firmasını, başarılarını katlayarak sürdürdüğünü hem de spor dalındaki üstün başarılarının detaylarını Erol Bey’den hayranlıkla dinliyoruz. Giriş katındaki geniş koridor üzerinde bulunan antika portmantolar ve konsollara gözümüz takılıyor. Hepsi temizlenmiş, parlatılmış, yeni alınmış gibi ama hepsi tarih kokuyor. Duvarlarda aile büyüklerinin portreleri, ilk asıldıkları yerlerde duruyor. Merdivenlerden yukarı katlara çıkarken nişlere yerleştirilmiş kıymetli objelerin geçmişini dinliyoruz.

Kendisi 1954 doğumlu olmasına rağmen aile büyüklerinden aldığı bilgileri öyle güzel muhafaza etmiş ki konuşurken, yirmili yıllardan beri köşkte yaşadığını sanırsınız. Seher Hanım’ı pek hatırlamıyor ama anneanne Cemile Hanım, teyze Refia Hanım, enişte Raşit Bey bütün özellikleriyle mevcut Erol Bey’in dimağında. O sırada eşi Berrin Hanım bir evrak gösteriyor. Atatürk’ün el yazısı ile Cemil Bey’e “Uybadin” soyadını hangi düşünceyle verdiğini gösteren belge. Gözlerimize inanamıyoruz. O muhteşem insanın inci gibi yazısını gördüğümüzde burnumuzun direği sızlıyor, boğazımıza bir yumru oturuyor, gözlerimiz buğulanıyor.

Yukarı katlardaki yatak odalarının ailede kimler tarafından kullanıldığını, çocukluk hatıralarını dinliyoruz. Her katta karşımıza çıkan art-déco gardıroplardan gözümüzü alamıyoruz. Bizim şaşkınlığımızı, duvarlardaki portrelerden aile büyükleri de gülümseyerek izliyor âdeta. En üst kattan Fenerbahçe koyuna bakıyoruz. Marinada tekneden geçilmiyor. Bir zamanlar bu denizde tek tük görülen yelkenli kotralar, balığa çıkan sandallar varken, karşımızdaki tekne bolluğu gözümüzü yoruyor.

Yavaş yavaş veda etmek üzereyiz Frik ailesine, bu muhteşem köşkten ayrılmak istemesek de vedalaşırken Erol Bey ve eşi bir arzuları olduğunu söylüyorlar:

"Cumhuriyet döneminde belediye başkanlığı yapan Operatör Emin Bey’den, günümüze kadar gelmeyi başarmış bu tarihî köşk, son Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ağırlamak istiyor. Sayın başkanımız İstanbul’un en eski yapılarından Villa Mon Plaisir’de misafirimiz olup bir kahvemizi içerse çok mutlu olacağız..."

Biz de Frik ailesinin bu arzusu ile satırlarımızı bitirirken kulaklarımız şu şarkının melodileri ile doluyor:

"Gel bu yaz şöyle Fenerbahçe’de birkaç gün kal... Ağaç altında uzan uzan gökteki yıldızlara dal..."

Sözlerini Refik Ahmet Sevengil’in yazdığı Refik Fersan’ın bu güzel hicaz şarkısını Hamiyet Yüceses söylüyor içli sesiyle.

İstanbul
Fenerbahçe
Köşk
Tarih
Mekan
Villa Mon Plaisir
Sayı 010

BENZER

İBB'nin girişimiyle hayata geçirilecek "Sahnede Bir Hayat" projesi kapsamında ekim ayı boyunca usta tiyatrocular sahnede olacak.
Çok yakın zamana kadar Anadolu’dan gelen trenlerin son durağı olan Haydarpaşa Garı, kendini bildi bileli Anadolu’dan göç alan İstanbul’un yüz yılı aşkın süredir yeni sakinleriyle tanıştığı, tutunmayı başaramayan konuklarını ise uğurladığı nokta oldu. Tahta bavullar, sırtta yatak yorganlar... Kâh umutla İstanbul’a kâh düş kırıklığıyla gerisin geri memlekete yol alışlar. Hep biraz yarım kalmış sevdalar. İç göç filmlerine konu eden Yeşilçam’da başrolü kimse Haydarpaşa Garı kadar hak edemez.
İstanbullular arasındaki en popüler muhabbet konusu: "İstanbul bitti mi?" Peki, İstanbul hiç biter mi? 1970’lerin İstanbul’unun eğlence hayatına, Bebek’te Zeki Müren’den Tarabya’da Tanju Okan’a, İstanbul dolu bir yolculuk...