İstanbulluyla ilkin sokaklarda buluştu

Fotoğraf
Koray Berkin
07 Haziran 2021 - 12:27

İstanbul’un baharla buluştuğu bir öğleden sonra biz de onunla Moda’da, Dondurmacı Ali Usta’nın önünde buluşuyoruz. Buluşma yerini rastgele seçmemiş. Bu kaldırım, onun ilk defa seyirci bulduğu, sesini sokaklarda duyurduğu kaldırım. Güneşin yavaş yavaş şehri ısıttığı, aldığımız nefesle mutlu olduğumuz bu cıvıl cıvıl günde, Moda Burnu’na doğru yürümeye başlıyoruz.

İstanbul’dan önce, birkaç gün sonra tekrar yoluna çıkacağı, pandemi süresince vakit geçirdiği Ortaca’dan (Muğla) başlıyoruz söze. "Orada yaşadığım evin tam dibinden orman başlıyor. Dağdaki karın beslediği bir akarsu var ormanda. Kimsenin olmadığı o yerde, sessizliğin, ağaçların, kayaların aslında her şey olduğunu anlıyorsunuz. Hepsi yıllardır uyum içerisinde yaşıyor. Öğreneceğim çok şey olduğunu anladım. Gözlerimi kapatıp suyu dinlediğimde suyun bile bir şey anlattığını fark ettim. Doğanın anı yaşamak, durmak için mükemmel bir fırsat olduğunu anladım. İnsanın yaşamak için nefesten başka hiçbir şeye ihtiyacı yok."

Profesyonel müzik hayatındaki koşturmacadan sonra, müzisyenlerin de derinden yaşadığı bu mecburi duraklama ve doğayla aldığı derin nefes Evrencan Gündüz’e çok iyi gelmiş. İstanbul’da ise malumumuz, manevi bir nefes almak gittikçe güçleşiyor. Buna rağmen şehirle kurduğu bağ hiç azalmamış. "Şehirde de kendimizi besleyecek çok alan var. İnsan o alanları aramalı. Hemen şikâyet ediyoruz şehir beni daraltıyor diye. Ben İstanbul Üniversitesi’nde okuyorum. Laleli’de bir türbe var. Tam tramvay yoluna bakar. Okula giderken içinde oturup meditasyon yaparım. Çok sessizdir. Elbette bir ormanın yerini tutmuyor ama bu sakin alanları şehirde de bulabilir insan."

Anaokuluna kadar Gölcük'te, sonrasında Kadıköy'de...

Mahalle kültürüne sahip yerde büyümenin yararları

Şehirde yaşamanın odağımızı kaydırdığının bilincinde. "Çok insan var. İnsanlar buraya küçük yerlerden gelince afallıyorlar. Ben zaten şehirde büyüdüğüm için dikkatimi çekmemesi gereken şeye bakmamayı biliyorum. Kendi fanusum içinde olabiliyorum. Bir de ben tabii ki erkeğim, bir kadının şehir hayatı eminim ki bambaşkadır. Ben çok sıkıntı çekmedim." Çektiği sıkıntının, müziğinin getirdiği tanınırlıkla artık eskisi gibi sokaklarda rahat çalamamak olduğunu anlatıyor. "Eskiden Bahariye Caddesi’ndeki Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi’nin önünde çalardık. Kazandığım ilk 10 lira ile hemen karşısındaki İnci Pastanesi’nden profiterol alırdım. Kendi paramla yemek almak çok havalı gelirdi."

1996 doğumlu Evrencan Gündüz. Anaokuluna kadar olan vaktini Gölcük’te geçirmiş. Yakartoplarla, bisikletlere dolu; psikolojik gelişim için bunlar çok önemli dediği türden bir çocuklukmuş oradaki. Sonrası ise Kadıköy’de, "Eskiden belalıydı, kavgası gürültüsü bitmezdi, sonradan büyük değişim oldu" dediği Yeldeğirmeni’nde geçmiş. Oradaki mahalle kültürünü bu gürültüye patırtıya rağmen sevgiyle anıyor. "O kültürü yaşamak insanın gelecekte kuracağı ilişkiler için altyapı oluşturuyor. Para, ilişkilerin ve dostluklarının önüne geçmediği zaman her şey daha rahat akıyor. Yufkacıya gidip babam yarın ödeyecek diyebiliyorsun. Çünkü seni tanıyorlar."

Ekmeklerini çok sevdiği Yeldeğirmeni’ndeki tarihî ve çok kültürlü dokudan da her zaman çok etkilenmiş. "Buzhane vardı eskiden. Altından eski bir ev çıktı. Şimdilerde onu yeniden yapıyorlar. Biz küçükken oradan çıkan çömlekleri hemen yanındaki bir eve koyarlardı. İlk kat camından girip hiçbir şeye dokunmadan bakardım. Tarihî bir mahallede yaramazlık yapmanın eğlencesi başkaydı. Kilise çanları da susmazdı. Bir sürü kültürün olduğu bir mahallede yaşamak çok güzel."

Şimdilerde duvarla dolu, dünyaca ünlü bir mahalleye dönüştü Yeldeğirmeni. Evrencan Gündüz bu değişime bizzat şahit oldu. "Mahalleye sanatı da sanatçıları da getirmeye başladılar. Evlerin o çirkin arka duvarlarını inanılmaz sanat eserleriyle değiştirdiler. Mahallede köpeğimi gezdirirken sanat eserlerine bakarak yürüdüm hep. Belediyenin ifade özgürlüğüne izin verecek böyle alanlar yaratması çok güzel." Bu sokaklarda yürürken bestelemiş ilk şarkılarını. Çocukken koro ve piyano tecrübesi olsa da babası ona gitarını hediye ettikten sonra müzik hayatı aktifleşmiş. "Gitarın kendisi de birey. Onunla çalışırken kendini de tanıyorsun." İlk bestelerini köpeğiyle Yeldeğirmeni sokaklarında gezerken, kafasında çaldığı enstrümanlarla yapmış. O rengârenk sanat eserleriyle süslü, "Baharın gelişini açan çiçeklerin kokusundan anlardım" dediği Yeldeğirmeni sokaklarında, tam da vapurlarda gitar çalmaya başladığı dönemlerde...

"Biraz medeni cesaret itti beni vapurda şarkı söylemeye"

Boğaz vapurlarında müzik maceraları

"Biraz medeni cesaret itti beni vapurda şarkı söylemeye" diyor. "Kadıköy-Beşiktaş vapurunda ilk defa müzik çalındığını görmüştüm bir sabah. Akşam dönerken baktım aynı insanlar çalıyor. Ara verdiklerinde takip ettim, derdimi anlattım. Gel çal bizimle dediler.” Vapur deneyimi Evrencan’a tecrübe ve o ilk günden kalma bir müzisyen arkadaş (Ateş) kazandırmış. Bu tecrübesi müzikte ne yapması gerektiğini ona çok net öğretmiş. "Türkiye’de Türkçe parça çalman gerekiyor. Yabancı parça çalarak çok istediğin o yerlere gelemezsin. Hayatın gerçeği bu. Babam da hep şarkılarımı Türkçe yapmamı, önce bu ülkede beğeni ve takdir kazanmamı söylerdi. Onu anladım. Ne yaptığımda para kazanacağımı öğrendim. Ama para için istemediğim şarkıyı da çalmadım."

İnsanlara dair iyi kötü gözlemler de yapmış çalarken. "Kitabını açmış bir yolcu, tam okumaya başlayacak, beni görünce yüzüme söylenerek gidiyor. Bilmiyor ki birazdan gittiği yerde de çalacağım" derken gülüyor. Gürültü yaptıkları bahanesiyle, yumruk kaldıran bile olmuş müzik çalarken. Bir seferindeyse, henüz vapurda müzik çalmak resmiyete dökülmemişken, işgüzar bir vapur görevlisi yasak diye onları susturmaya çalışmış. "Herkes ayağa kalktı. Çaldığımız şarkıyı, ‘Hit the Road Jack’ söyleyerek benimle görevli arasında duvar oluşturdular. Hayatımda kendimi en değerli hissettiğim andı." Tam da bunun üstüne, İstanbul’un maalesef kaba bir şehir olduğunu, insanlarının sadece birbirlerine karşı değil, kendilerine de öyle davrandıklarını ekliyor.

O yıllarda vapurlardaki bu "illegal" olma durumundan yorulduğu için kendini sokaklara atmış. Hâlbuki Beşiktaş vapurundan iyi de para kazanılırmış. "İlk başladığım yer de Dondurmacı Ali Usta’nın önüdür. En başında aklımda müziğimi daha fazla insanla paylaşabilmek için takipçi kazanmak vardı. Önümde duran kartonda Instagram hesabım bile yazardı." Şarkısı "Moda"da Evrencan "Senin sokağında müzik yaptım haykıra haykıra" derken bu mahalleye sevgisini anlatıyor. O yüzden, yeniden sokaklara dönecek olsa yine sahilinde oturduğumuz Moda’da çalarmış. "Ne kadar albüm yapsan da ün kazansan da değişmiyor. Sokak sanatçılarının küçümsenecek bir tarafı yok... El üstünde tutulmalılar." Bu şarkıda bahsettiği, tüm çocukluğunun geçtiği Moda Parkı’na gittiklerinde annesine yem aldırıp kuşları beslermiş eskiden.

İstanbul’da en mutlu olduğu yeri sorduğumda da, tüm semtlerin gözünün önünden geçtiği uzunca bir duraksamadan sonra Moda Parkı’na geliyor yine konu. "Şarkım ‘Moda’da çocuk sesleri duyulur. O sesleri Moda Parkı’nda kaydettiğimiz 23 Nisan günü çok güzel, çok huzurluydu. Aklımda benim de bir zamanlar bu parkta oynadığım vardı kaydı yaparken. En mutlu olduğum yer bu park." İstanbul onu her zaman mutlu etmiyor elbette. "Sinir bozucu bir kardeş gibi İstanbul. Ama sinirimi ne kadar bozsa da onu özlüyorum. Yapabileceğim bir şey yok. Uzak kalıp geri döndüğümde fark ediyorum bu özlemi. İnsan bazen evinin altındaki kasabın soğutucusunun sesini bile özlüyor. Çocukluğumda evimizin karşısında bir fırın vardı. Sabaha karşı kamyon gürültüsü olurdu. O sesleri bile özlüyor insan."

Evrencan Gündüz son olarak Sen de İnanma isimli teklisini paylaştı dinleyiciyle (Fotoğraf: Selim Vardım)

Bu yaz (belki de sonbahar) muhtemelen iki bölüm halinde çıkarmayı planladığı albümüne geliyor söz. "Bir plakta da toplayacağım bu iki bölümü. Geçmişin ve geleceğin birleştiği, Türkiye’de ‘biz’ olmanın hissedileceği, bunun ne kadar
güzel olduğunun hatırlanacağı, kimsenin bizi ayıramayacağını kendimize anımsattığımız bir albüm olacak
." Yaşı itibariyle etrafındaki sosyal, politik meseleleri son 15 yıldır gözlemlediğini anlatırken, "Olan hep halka oluyor" diyor. "Ama bizden başka kimsemiz yok. Birbirimizle kavga etsek de sabah gidip ekmeğimizi alacağız. Birisinin sağcı, solcu oluşu ekmek almamızı etkileyen bir şey değil. Birbirimize muhtacız. Birbirimizin açığını aramak yerine, kapatmalıyız. Bunu hatırlamaları gerekiyor insanların. Ne olacak ki tüm farklılıklarımızı kenara bırakıp bir şarkıda, bir konserde buluşsak? Bunu neden yaşayamıyoruz?"

Bu ayrışmadan çıkan enerjiyi nasıl güzel bir şeye dönüştüreceğini de anlatıyor. "Atomun parçalanmasından çıkan bir enerji vardır ya, bağların kopmasından da çıkan bir enerji var. Bu bize yansıyor. Bizim bu enerjiyi alıp güzel bir şeye dönüştürmemiz lazım. Ben hatırlamak istiyorum. Sadece geçmişi hatırlasak, geleceğe çok daha iyi bakacağız. Ben bunu müziğe bakarak yapacağım. Tamamı kendi bestelerimden oluşacak albümümde ‘70’lerin tarzları olacak. Barış Manço’yu, Cem Karaca’yı hatırlayacak insanlar. Onlara baktıklarında, ölümsüzlüklerinin asıl sebebinin müzikten öte halka hizmet edişleri olduğunu anımsayacaklar. Benim de amacım bu."

Sohbetimizin gayriresmî geri kalanına Moda’nın sokaklarında yürüyerek, fotoğraf çekerek devam ediyoruz. Moda Deniz Kulübü’nün tenis kortuna geldiğimizde, oynayanların dikkatini dağıtmak için küçükken duvarın tepesinden bağırıp kaçtıklarını anlatıyor. Başladığımız yere, onun için her şeyin başladığı yere, Dondurmacı Ali Usta’nın önüne döndüğümüzdeyse sokakta müzisyenlik yaptığı günleri anımsıyor yeniden. "Kimisi para yerine çikolata bırakırdı" diyor. Ama onu en çok, gitarının kutusuna bırakılan çiçekler mutlu etmiş hep. Yanı başımızda açan çiçeklere bakıyorum. Sahi, şimdi farkına varıyorum. Tam bir "çiçek çocuk" Evrencan Gündüz. Tam bir çiçek çocuk...

Evrencan Gündüz
İstanbul
Müzik
Kadıköy
Yeldeğirmeni
Moda
Moda Parkı
Sayı 006

BENZER

En sevdiğimiz kadınlardan beşi, hem kendi kariyerleri hem de Türkiye müziği açısından hayli önem taşıyan albümlerinin yirminci yaşını kutluyor.
Araştırmalar, genç kesimin geleneksel televizyon yerine dijital platformları izlemeyi tercih ettiğini gösteriyor. Dijitale uyum yaygınlaştıkça seyirci kitlesinin de genişlemesi bekleniyor. Teknoloji pek çok alışkanlığımızı, günlük hayatımızı etkilemeye devam ediyor, buna karşılık bizim değişen beklentilerimiz de içerik gibi bize sunulan ürünlerin biçimini, niteliğini daha net belirliyor. İnsanın teknolojiyle dansı dijital platformda devam ediyor!
Farklı türlerde üreten sanatçılar olup fark yaratmayı başaran üç kadınla, Melike Şahin, Lil Zey ve Nova Norda'yla yuvarlak masa usulü muhabbet ettik. Türkiye’de kadın müzisyen olmaktan dijital müzik piyasasına ve konserlerin geleceğine, pandemi ve iklim felaketine, oradan İstanbul’a uzandık.