"İstanbul’da varım, burada kalmalıyım"

24 Şubat 2021 - 11:49

Reha Erdem’in senin için önemli bir yönetmen olduğunu biliyorum...

Daha önce Reha Ağabey’le iki filmde birlikte çalıştık: Korkuyorum Anne ve Kosmos... Kendisi, yaptığı her işi takip ettiğim, yeni bir film yapsın diye beklediğim biri. Yıllar önce İstanbul’da öğrenciyken Kaç Para Kaç filmini izlemiş, çok etkilenmiştim. Büyük bir hayranıyım. 18 yıl kadar önce bir gün, Semaver Kumpanya’da Shakespeare oynarken, biri oyun sonrasında kulis kapısından kafasını uzattı, “Tebrikler arkadaşlar, ben Reha Erdem” dedi. Çok sevdiğim, hayalimde kurduğum adam oyunu izlemiş, kulise gelmişti. O günden sonra bağımız hiç kopmadı, ağabey-kardeş gibi olduk. Hep bir paslaşma halindeyiz. İnsan olarak çok değerlidir benim için.

Zoom uygulaması üzerinden çekip yönettiği film Seni Buldum Ya! ile başlayalım mı?

Geçen yıl pandemi yasaklarının başında, ne olup bittiğini tam idrak edemediğimiz dönemde Reha Ağabey aradı beni. “Bu süreçte bir şey yapsak, ne dersin?” dedi. Ne senaryo okudum ne de bir şey sordum. “Tamamen Zoom üzerinden yapacağız” diye devam etti, “Yani hiçbir şekilde set kurulmayacak, bir araya gelmeyeceğiz. Bir fikrim var yıllardır üzerine düşündüğüm, yapmak istediğim”... “Ne gerekiyorsa yaparım” dedim. Oyuncular üzerine düşünmüştü. Aralarında daha önce çalıştığım, ustam olan, hocam olmuş isimler vardı. Bir hafta içinde hepsi tamam dedi ve sete girdik.

Reha Erdem'ın Seni Buldum Ya! isimli yeni filmi 13 Mart'tan itibaren Mubi platformunda

Zoom’da set deneyimi ilginç olmuştur herhalde...

Çok eğlenceliydi. Set dediğin şey herkesin kendi evi. Zoom’u açıyorsun; dekoru, ışığı Reha Ağabey’in yönlendirmesiyle yapıyorsun. Bir tek bağlantı kopmaları zorladı bizi. Çok ara vermek durumunda kaldık. Önce benim bölümleri bitirdik, sonra sırayla herkes karşılarında ben varmışım gibi Reha Ağabey’le Zoom’da oynadı. Oyunculardan kimse Zoom’dan birbirini görmedi, olayın en enteresan kısmı oydu. Film bu anlamda deneysel; yeni bir anlatım biçimi var. Yeni bir içerik de diyebiliriz, daha önce yapılmamış bir şey çünkü.

Başrol olarak izlediğinde ne düşündün?

Zaten nasıl bir film yaptığımızın son derece farkındaydık. Sürpriz bir durum olmadı. Sokağa çıkma yasağı var ve filmin hikâyesi de Zoom üzerinden gelişiyor zaten. Bir dönemin filmiydi ve bugün o dönem devam etmekte. İddialı bir film yapıyoruz diyerek çıkmadık yola. Görüntü kalitesi işin doğası gereği sinema ekranına uygun değildi. MUBİ platformunda yayınlanması çok iyi oldu.

Nasıl geçirmektesin karantina dönemini?

Bir tiyatro binamız var Kocamustafapaşa’da, 19 yıl oldu... Bir senedir o bina duruyor öyle. Üç yüz kişilik salonumuz, haftada beş gün kapalı gişe oynadığımız oyunlarımızla muhteşem günler yaşıyorduk son dört beş yıldır. Sadece Semaver Kumpanya sahnesinden söz etmiyorum, İstanbul’un her tarafında oynayan bir ekibiz. Kendi adıma aniden büyük bir boşluğa düştüm. Birçok sanatçı için de durum aynıydı. Bu kadar yoğun çalışan, bu kadar oyun oynayan, bu kadar iş yapan biriyken, çok uzun zamandır mecburen kaybettiğimi düşündüğüm insan Serkan’ı buldum tekrar. Madem hiçbir şey yapamıyorum o zaman sahil kasabasına gideyim, köye yerleşeyim, dağa çıkayım gibi bir hissim hiç olmadı. Üretimi bırakmadım. Burada olduğunuzda hiçbir şey yapmasanız arkadaşınızla yazıyor, çiziyor, düşünüyorsunuz. Ben burada varım, burada olmalıyım.

Cimri oyununda Serkan Keskin (Fotoğraf: Semaver Kumpanya)

İstanbul sokakları ile farklı bir bağ kurdun mu peki?

Ben Arnavutköy’deyim, kız arkadaşım Meriç Aral Moda’da. İki muhit arasında mekik dokudum. Çok uzağa gitmesem de bu iki semtte sık sık dışarı çıktım köpeğim Lokum’un ihtiyaçlarını karşılamak için. Arnavutköy ve Moda gibi normalde çok kalabalık olan, restoranların, barların olduğu sokaklar bomboştu, Lokum’la yalnızdım. Bir yandan çok güzeldi, diğer yandan çok hüzünlü ve korkutucuydu. Özellikle tarihî binalar çok masalsı gözüktü gözüme. Hani yazın cıvıl cıvıl olan tatil yerleri vardır, kışın gidersin bomboş ve sessizdir, kendini tuhaf hissedersin. Ona benzer bir histi. Orada deniz var ama kimse balık tutmuyor, kıyısında kimse yürümüyor...

Semaver Kumpanya’nın semti Kocamustafapaşa ile ilişkin?

Semtin yirmi sene önceki halini de biliyorum. Bizim Semaver’i kurduğumuz 2002’den beri çok şey değişti tabii. Yasak olmayan günlerde sık sık gittim tiyatro binasına. Aslında bu süreçte o ilk gittiğim zamanları hatırladım en çok. O zamanki sakinliği, benim için bilinmezliği geldi aklıma.

Taner Ölmez ve senin parçası olduğunuz bir müzik grubu var, Barabar. Orada da boş durmayıp karantina konseri yaptınız, değil mi?

Evet, benim Arnavutköy’deki evin bahçesinde online akustik konser yaptık; bir marka sponsorluğunda YouTube’dan canlı yayınladık. Evin, bahçe kapısının önündeki masası, arkadaki kütüphanesi, dosyaları Zoom için film seti; bahçesi ise konser alanı oldu aynı anda. Bahçede ışıklar kurulmuş, gitarlar dizilmiş yan yana... Ben Reha Ağabey’le prova yaptıktan sonra seti bitiriyor, akşam soundcheck, konser, uyku derken sabah yine aynı evde uyanıyordum.

Çevrimiçi çekilen film, çevrimiçi konser demişken çevrimiçi tiyatro konusu da epeyce kurcalıyor kafamı... Sence böyle bir şey mümkün mü? Semaver’in Cimri’sinin durumu biraz farklı sanırım...

Ekipçe, bir tiyatro sahnesini karşısına kameralar kurup oynamayı anlayamıyoruz, kendimizi buna inandıramadık. O nedenle de dayanabildiğimiz kadar dayanalım dedik. Birçok ulusal tiyatro yasak döneminde oyunlarını internetten ücretsiz açtı, çok merak etmeme rağmen izlemedim. Bu şekilde konsantre olamıyorum. İş Sanat çatısı altındaki Cimri’de durum farklı dediğin gibi. Bir radyo tiyatrosu geleneğimiz var neticede, çocukluğumuzdan beri biliyoruz. Aynı tadı yakalayacak şekilde görüntüsü de olan bir okuma provası yapalım ve onu yayınlayalım dedik. Bence çok da güzel oldu. Oyuncunun okurken çayını, kahvesini de içtiği kulis ortamı nasıl oluyor gibi bir şey denedik. Bir oyun daha okuyacağız mart ayında.

Yine de oyunu sahnede izlemenin yerini tutmaz.

Molière’in Cimri’si, 1600’lerden beri tüm dünyada oynanan bir oyun; bir klasik. Tabii ki sahnede oynamayı tercih ederiz. Ama çekim tekniklerinin çizdiği çerçeve içinde yaşayamıyor o oyunlar. Dekor kötü gözüküyor, ışık kötü gözüküyor... Çevrimiçi halini izlediğinizde oyunun kendisini izlemek istemeyebilirsiniz. Ama okuma provasını izleyip oyunun kendisini merak etmeniz son derece mümkündür. İş Sanat bu fikri desteklediği için çok mutluyuz. Çünkü artık her şeyi bırakıp evde süreç bitecek diye bekleyemeyiz. Galiba dünya artık böyle ve bu bir yaşama biçimi olacak. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak; buna hazırlıyorum kendimi.

Ali Atay'ın yönetmenliğini yaptığı Limonata filminde Atay ve Serkan Keskin

Müziğin, konserlerin geleceği hakkında ne düşünüyorsun müzikle de uğraşan biri olarak? 

Gördüm ki herkes kendi sektörünün zorluklarından söz ediyor. Tiyatro camiası “En çok bizi etkiledi” diyor mesela. Ben de diyorum ki, aynı şey müzisyenler için de geçerli, aşçılar için de geçerli... Müzisyenlerin yaşadığı zorluğu tiyatrocularınkiyle bir tutmayacağım, çünkü oyunculuk bir şekilde farklı mecralarda devam edebiliyor. Müziğin başına gelenler bana daha sertmiş gibi geliyor. Özellikle enstrümanistler büyük sıkıntı içinde.

Destek meselesi için ne düşünüyorsun?

Şöyle bir yanılgı var: Sanki pandemi öncesinde her şey şahane gidiyormuş gibi davrandık. Eskiden de birbirimize çok destek olmuyorduk, şimdi de olamıyoruz. Pandemi öncesi iş yapanlar bir şekilde yapmaya devam ediyorlar. Önceden de bu yaşadığımız sıkıntıları yaşıyorduk, şimdi faturayı pandemiye kesiyoruz, tek farkı bu. Birbirimize çok destek oluyorduk ve pandemi geldi bu destek bitti gibi görülmemeli.

Tiyatro salonlarının kapalı olması çok somut bir sıkıntı ama sizin için.

Evet, bir gerçek; sonuçta bir yıldır tiyatromuz kapalı. Bir şekilde okuyarak, izleyerek, üreterek değerlendiriyoruz bu süreci. Tiyatrocular adına kurduğum hayal şöyle: Mayıs sonrası havalar iyi gidiyor, salonların kapasitesini sosyal mesafeye uygun şekilde düşürerek oyunlar oynamaya devam ediyoruz... Bununla ilgili organizasyonlarımızı şimdiden yapalım istiyorum. Aksi takdirde ayakta kalmak imkânsız. Mesela Semaver Kumpanya’nın yeri Kocamustafapaşa değil de daha pahalı bir semt olsaydı, o kirayı nasıl ödeyecektik tiyatro kapalıyken? Buradan da tüm tiyatroculara duyuru yapayım: Orada bin metrekarelik bir alanımız var. Perdeler açılana dek prova yapmak isteyen topluluklar gelsinler Semaver Kumpanya’da yapsınlar... Olabiliyorsak böyle destek olalım birbirimize.

O zaman bir öneri de benden; konserler başladığında; sen, Onur Ünlü ve Ali Atay’ın da içinde olduğu Leyla The Band yeniden bir araya gelsin ve Leyla ile Mecnun ekibi müzik emekçileri yararına konserler yapsın...

Valla ben çok isterim. Zaten söz ettiğim tam da bu. Bu süreç burnumuzun dibinde oldukları halde koşturmaktan göremediğimiz, ertelediğimiz seçenekleri gündeme getirmeli. Yeniden bir araya gelmeyiz diye düşündürmüş olabiliriz ama niye gelmeyelim ki? Bence gelelim.

Dizinin başarısı sonrası bu grup bir konser yapmıştı Küçükçiftlik Park’ta ve 15 bin kişi gelmişti, kapalı gişe olmuştu. Hatırlarsan siz bile çok şaşırmıştınız.

Çok heyecanlanıyorum bu konuda; çok istiyorum. Biz de birbirimizi çok özledik. Ali film çekti, Onur film çekti, ben başka bir şey yaptım ama o zaman tam bu zaman bence. Bu bir araya gelişin hem bize hem insanlara iyi geleceğini düşünüyorum. İçimde güzel bir his var. Müzik çok hâkim olduğum bir alan değil ama yapmayı çok seviyorum. Benim için oyunculukla uğraşırken sığınak gibi. Barabar’ın da böyle bir işlevi var. Müzik hep hayatımın içinde olsun istiyorum. Bir iş ya da zorunluluk değil benim için. Müziğimizi yapıyoruz, alıcısı var ki yayınlamaya devam ediyoruz. Leyla The Band’in bir araya gelmesi de düşük bir ihtimal değil yani.

Onur Ünlü'nün İtirazım Var'ında Serkan Keskin

Leyla The Band, müzikle ilişkisini sadece dizi üzerinden kurup final yaptı. Ama Bartu Küçükçağlayan’ın solisti olduğu Büyük Ev Ablukada daha iddialı bir müzik kariyerinin peşinden gitti...

Dediğin gibi biz dizinin popülerliği döneminde yaptığımız bir şey olarak gördük bunu. Büyük Ev Ablukada gerçek bir müzik grubu olarak devam etti. Yazdılar, çizdiler, prova yaptılar; stüdyolarında müzik için mesai harcadılar. Şimdi bakıyorum, Leyla The Band’i bırakalı sekiz dokuz sene geçmiş. Geçen yıllar içinde haftada bir kez müzik yapmak için bir araya gelsek sonuç bambaşka olurdu. Müziğimiz de harita olarak başka bir yere taşınırdı, gelişirdik. Ama ayrı ayrı da geliştiğimize inanıyorum ben. Kendi adıma müzikten hiç vazgeçmedim. Biliyorum ki bu Ali, Osman, Onur için de geçerli. Beni ilgilendiren şu: Biz kimiz? Bir grup kuruyoruz, 15 bin kişi geliyor. Sizi seven, peşinizden gelen insanlar bunlar. Başarabiliyorsak sırf bu insanlara şifa vermek için bile müzik yapmalıyız diye düşünüyorum.

Sinema filmlerine baktığımda büyük, küçük rol ayırmadan birden fazla yönetmenin birden fazla filminde tercih ettiği bir oyuncu olduğunu görüyorum.

Sinema kariyerim Özcan Alper’in Sonbahar’ıyla genç yaşımda başladı. Neredeyse filminde olma hayali kurduğum tüm yönetmenlerle çalıştım Türkiye’de. Örneğin Reha Erdem’in Korkuyorum Anne filminde küçük bir rolüm vardı ama çok şey öğrendim. Sonra beni Kosmos’a çağırdı. Yine genç yaşta, Yavuz Turgul’un Gönül Yarası filmi var rol aldığım. Hayranı olduğun Yavuz Turgul’un, Şener Şen’in filmindesin! Bu muhteşem bir şey. Oynadığım tüm rollerden memnunum. Hepsinden edindiğim deneyimlerle var oldum, çok şey öğrendim. Bu büyük bir şanstı. Hepsini usanmadan izledim ve gocunmadan bana ne rol verilirse oynadım.

Hangi filmin ya da yönetmen için farklı bir şey söyleyebilirsin?

Yaşım ilerledikten sonra kendi akranım olan, birlikte fikir ürettiğim, işi ortaklaşa yürüttüğüm yönetmenlerle çalışma şansım da oldu. Ali Atay ve Limonata buna örnektir. Ali’nin ilk uzun metraj filmiydi. Öncesinde üzerine yıllarca yazıp çizdiğimiz bir hikâyeydi. Kendi filmimizi yaptık. Karşılıklı oynadığın yakın arkadaşın monitörün arkasında ve bir şey çekiyor, sen oynuyorsun. Çok güzel bir deneyimdi benim için, ayrıca gurur verici bir yolculuktu. Aynı şey Onur Ünlü’nün İtirazım Var filmi için de geçerli. Oradaki “İmam” karakterini Onur’la çok düşündük. Bunların hepsini, ustalardan öğrendiğimi işime aktarabilecek noktaya geldiğimde başardım. Önemli olan bu.

Serkan Keskin Ahlat Ağacı'nda

Peki sana “İşte şimdi gerçek bir sinema oyuncusu oldum” şeklinde hissettiren film hangisiydi?

Ahlat Ağacı ayrı bir şeydi. Önce çok uzun senaryoyu okudum. İçinde kesintisiz 16 sayfa süren bir repliğim var ve hiçbir yerden paragraf bile kesilmiyor. Bu oyunculuk açısından bir meydan okumaydı, iddialı bir şeydi benim için. Çünkü bir karakteri kurmaktan, film boyunca taşımaktan daha zoru, 16 sayfalık replik boyunca “orada” olmak! Sette muhteşem zaman geçirdim. Bilge Ağabey çok yardımcı oldu. Bir başka örnek Umur Turagay ve Güzelliğin Portresi. Ozan Açıktan’la da Silsile’de çok güzel zamanlar geçirdik. Bir kez yakın bir arkadaşımla çalışmanın avantajlarını yaşadım. Yine de hiçbir filmi ve yönetmeni ayırmıyorum. Hepsi çok önemliydi benim için.

Zeki Ökten ve son filmi Çinliler Geliyor desem?

Benim için çok önemlidir. 15 sene önce biz Max Frisch’in Süleyman ve Öbürsüler’ini oynuyoruz. Zeki Ağabey gelmiş, izlemiş. İzmir Sığacık’ta set ve ben rahmetliyle bir 15 gün geçirdim orada. Benim için çok büyük bir usta olan Zeki Ökten’in ne yaptığını, oyuncularla ilişkisini görmek müthişti. Zeki Demirkubuz’la Yeraltı da öyleydi mesela... Hayranı olduğum yönetmenlerin filminde yer almak tarif edilmez bir mutluluk oldu benim için.

Peki aynı soruyu oyuncusu olduğun dizi işleri için sorayım... Leyla ile Mecnun cepte ama bir Beş Kardeş vardı mesela çok beğendiğim; yazık olmuştu...

Beş Kardeş’i yeni bir diziymiş gibi izlemeye başladım tekrar. Sette çalışıyorken tüm bölümlerini izleyememiştim zaten. Bakıyorum iki-iki buçuk saatlik bölümler var. Ve dedim ki, ne kadar güzel bir diziymiş... Oyunculuklar, ekip ruhu, hepsi yerli yerinde... Hırsız Polis ilk dizi deneyimim. Çok büyük oyuncularla çalıştım; Uğur (Yücel) Ağabey’le, Rasim (Öztekin) Ağabey’le, Timuçin’le (Esen), Vahide (Perçin) Abla’yla... Türkan Derya çekiyordu. İlk gözağrım o ama Leyla ile Mecnun bambaşka bir şey... Her şeyi istediğimiz gibi yapabildiğimiz, bütün isteklerimizi açıkça söyleyebildiğimiz başka bir dizi olamaz... “İsmail Abi” gibi bir karakter yaratmama fırsat verdi. Son olarak Masum’u da eklemek isterim bu listeye...

Kariyerin boyunca sana etki eden birçok usta isimle çalıştın. Esas kimin çırağısın?

Kasapoğlu her anlamda ustamdır. Sadece oyunculuk ve tiyatro ile ilgili değil, hayata bakış olarak da böyle. Yemek yemeyi de, denizi de, içmeyi de, bakmayı da, görmeyi de ondan öğrendim; bu liste uzar gider. Beni bu uzun yola hazırlayan kişidir. Her ne yapıyorsam yapayım, oynarken, yazarken, yaşarken içimde Işıl Hoca vardır. Sevgim, saygım ve hayranlığım çok büyük kendisine, gözlerimi dolduracak kadar. İzmit Şehir Tiyatrosu günlerinden Akademi İstanbul’da hocam oluşuna, oradan hep birlikte Semaver Kumpanya’yı kurduğumuz günlere, altı yıl sonra işi olgunlaştırıp tiyatroyu bize devredişine tüm hikâyeye bakınca zaten anlarsınız. Hiçbir zaman kendi adını öne çıkarmamıştır. Ömrü boyunca tiyatro dışı bir işten para kazanmamıştır. Her ne yaptıysa menfaat için değil, tiyatro için yapmıştır. Yaşın ilerledikçe bunların önemini daha iyi kavrıyorsun.

Serkan Keskin
Semaver Kumpanya
Seni Buldum Ya!
Leyla ile Mecnun
TV
Sinema
Reha Erdem
Ali Atay
Onur Ünlü
Sayı 005

BENZER

Müdavimliğin esaslarını küçücük bir lokantada öğrendik; saygıyı, sevgiyi, mekânla insan arasında bağ kuran kültürü ilk orada tanıdık.
Podcast bolluğunda yolunu şaşıranlar için farklı temalardaki yayınlardan bir seçki yaptık. Listemizde en yeni yayınlar da var, 2012’den bu yana yayında olanlar da!
Çoğunluğu “izlenimci” olarak tanımlanan ressamlar tarafından yaklaşık 200 yıl boyunca tuvale yansıtılmış iki yüzün üzerinde İstanbul resminden oluşan önemli bir koleksiyon var. Sizi, bu koleksiyondan seçtiğimiz örneklerle bir İstanbul turuna çıkmaya davet ediyoruz.