İlk kez "biletsiz" hayat

Fotoğraf
Koray Berkin
09 Haziran 2021 - 11:43

Ece Dizdar’ı bir kez olsun tiyatro sahnesinde izlemek şu cümleyi kurmak için yeterli: Her repliğinde, karakterinin yeni bir katmanını açıyor seyirciye ve her katmanda bir başka ışıltıyı yakalıyor. Bunu sadece içindeki tiyatro aşkıyla, yeteneğiyle, eğitimiyle, çalışkanlığıyla açıklamak yeterli olmayacaktır. Bazı oyuncular, sahnede adım attıkları her yere o ışığı götürür, işte Ece Dizdar da o isimlerden. Sonra sinema geldi, izleyeni omuzlarından tutup sarsan rollerde gördük onu. Aynı ışıkla beyazperdeyi de doldurdu. Yıllar önce bir söyleşisinde kendini köksüz hissettiğini, hep göçebe bir hayatı olduğunu söylemişti Ece Dizdar. Şimdi, pandemi dönemiyle büyük bir değişim yaşıyor, “Hayatımda hiç bu kadar köklenmedim” diyor. Bunu söylerken yüzünde o meşhur muzip gülüşü var. Çünkü bir hikâyenin merkezinde Ece varsa her an her şey olabilir. Onu sahnede bir kere görenin söyleyeceği bir cümle daha var: Asi nehirler, gürül gürül akmak için doğru zamanı bekler.

39. İstanbul Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü rol arkadaşı Selen Uçer’le paylaştı

Pandemi sürecinin senin için en güzel anlarından biriyle başlayalım sohbete. 39. İstanbul Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü Ümit Ünal imzalı Aşk, Büyü, vs. filmindeki rol arkadaşın Selen Uçer’le paylaştın. Hem ödül töreni gecesinden hem de filmden söz eder misin?

Gerçekten de pandeminin ortasında yıldız gibi parladı o gece. İstanbul Film Festivali sağ olsun, her şeye rağmen töreni düzenledi. Biz bu filmi danışarak, el emeği göz nuru şeklinde ekipçe hep beraber yaptık ve bu küçük film o gece en iyi film seçildi. Hem bizim için hem sinema için bu seçim önemliydi.

Ödül töreninde Selen Uçer de sen de birlikte üretmenin önemini vurgulayan konuşmalar yaptınız. İçinden geçtiğimiz dönemde dayanışmanın önemi daha da belirginleşti. Özellikle tiyatro salgından çok etkilendi. Tiyatronun önümüzdeki dönemini nasıl görüyorsun?

İster istemez çağa bir parça ayak uyduracak ve biraz dijitalleşecek. Ancak günün sonunda tiyatronun ruhu o anda yaşanıp geçmesi, bir daha asla aynı şeyin aynı şekilde yaşanmaması, kayıt altına alınamaması ve her gece başka seyirciyle o an orada can bulmasıyla ilgili. O asiliği taşıyor tiyatro. Kendi doğasını koruyacaktır. Tiyatro yapmak hiçbir devirde kolay olmadı. Şu anda biliyorsun küçük salonlar, özel tiyatrolar yok olma tehlikesinde ama aynı asi ruh yine devinir, başka yollar bulur, yola devam eder. Hep böyle oldu, bu da farklı olmayacak.

Bu yıl, İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Yarışma Seçici Kurulu’ndasın. Sinemanın son dönem ürünlerini izleme şansın olacak. Festival, bu süreçte yeni bir çevrimiçi sistem üretti. Nasıl bir festival olacak sence?

İnanılmaz bir şey yapıyorlar, elden gelen ne varsa onunla yoldalar. Gurur duyuyorum bu şehrin festivaliyle. Bu yıl jüride olmak bir onur. Festivalle aynı yaştayız. İkimiz de 40 yaşındayız. “Anne bak ben jürideyim bu yıl!” gibi bir his. Seçkiyi çok merak ediyorum açıkçası. Böyle bir dönemde ne üretildiğini görmek için sabırsızlanıyorum.

Sinema, tiyatro, konserler ve tüm sahne sanatları konusunda bir de seyirci cephesine geçmek istiyorum. Bir seyirci olarak neleri özledin? Özlediklerine tekrar kavuşabileceğini düşünüyor musun?

Sinema salonlarını çok özledim. Film başlamadan az önceki o minik merakı. Mümkünse küçük fısıldaşmaları, o çıtırtıları... Benim bu şehirde üniversite okuduğum 2002-2004 yıllarında bir bolluk vardı, sen de hatırlarsın. En güzel yıllarımızmış o yıllar. Şehrin sokaklarında geçen yıllar. İstanbul Film Festivali, İstanbul Tiyatro Festivali... AKM’ye, AKM’den Süreyya’ya koşturduğumuz günler. O günlere duyduğum özlem gibi bir özlem bu. Baktığımızda, savaşlardan, büyük felaketlerden, kıtlıklardan sonra üretim artıyor. Bu dönemi atlattığımızda değişmiş olacağız, bu kesin, fakat üretim de çok olacak, buna eminim. Ümitsiz değilim.

Ece Dizdar bu yıl, İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Yarışma Seçici Kurulu’nda yer aldı

Özlediklerimizden söz etmişken, bir de sürecin bize kattıklarına bakalım. Bütün bu çalışma temponun arasında, salgın sürecinde yeni keşi erin, merakların, ilgilerin oldu mu?

Büyük bir değişim geçirdim. Belki tam bu dönemime denk düştüğü için oldu, belki pandemiyle ilgisi yok ama sonuç olarak büyük bir değişim geçirdim ve dışarıdan görülebilecek bir şey değil bu. Somut olarak söylemem gerekirse; yönetim kurulunda olduğum kendi meslek birliğime, Susma Bitsin kadın dayanışma platformuna, cinsiyet eşitliği, taciz, erkek şiddeti konularında eğitimime ve faaliyetlerime, yurt dışında bu alandaki çalışmalara, okumalara ayıracak daha çok vakit buldum. Bu beni çok geliştirdi.

Oyun çevirilerin de var. Karantina günlerinde yeni çeviri çalışmaları yaptın mı?

Hiç. Artık bir oyun oynanacaksa çevirebiliyorum ancak. Rica veya sipariş üzerine. Onun dışında ne vakit bulabiliyorum ne de motivasyon. İlgi dağınıklığı pandeminin bir sonucu oldu sanırım. İlk altı ayı kitap okuyamayıp sesli kitap dinleyerek geçirdim. Neyse ki şimdi daha iyi durumdayım.

Seyahat etmeyi sevdiğini biliyorum. İnsan böyle bir sıkışmışlık döneminde seyahate dair çok şeyi özlüyor. Bir de yaşadığımız şehirde özlediklerimiz var. İstanbul’da neler yapmayı özledin?

Ben ömür boyu yirmi kadar değişik şehirde yaşadım. Çocukluğumda babamın görevi nedeniyle, sonra da huyumdan. Hayatımda hiç bu kadar köklenmedim sanırım. Şu an ilk kez önümde hiç seyahat planlamadığım zamanlar geçiriyorum. Bu bana çok ilginç geliyor, çünkü enteresan bir huzuru da varmış. Çehov karakterlerine döndük. İstanbul’da neyi özlediğime gelince... Önümüzdeki hafta sonu Tünel tarafında bir şeyler yiyip sonra da Bova’ya müzik dinlemeye geçsem hiç ama hiç fena olmazdı.

Televizyon çalışmaları açısından da bir yenilik oldu bu dönemde hayatında. Yetiş Zeynep dizisinde seni ilk kez bir sitcom’da gördük. Nasıl bir oyunculuk deneyimi oldu?

Yetiş Zeynep 20-25 dakikalık bölümleri, çoğu 18 yaş altı oyunculardan oluşan çocuk kadrosuyla ilaç gibiydi. Çok hızlı, enerjik, tatlı! Yirmi bölüm paket çektik. Stüdyo ortamında, dekorda çekim yaptığımız için de oldukça korunaklıydık. Bana çok iyi geldi bu tarz değişimi. Artık daha korkusuzca iş seçiyorum. Yapmadığım şeyler yapmak da çok hoşuma gidiyor. Bana muzır geliyor ve bu beni besliyor.

Dijital platformdaki işlerde var olmak aynı zamanda başka bir izleyici kitlesiyle buluşmak anlamına da geliyor artık. Dijital platformların üretimlerine nasıl bakıyorsun?

O da ilaç gibi! Free TV dediğimiz televizyon dizilerinin uzunluk problemi bir türlü çözülemediğinden ne şartlar düzelebiliyor ne içerik gelişiyor. Yeni soluk getiren birkaç iş dışında sürekli aynı kısır döngü. Dijitalde daha değişik şeyleri daha hızlı deneme şansımız oluyor. Hem seyirci için hem üreten için olumlu bir durum. Arttıkça artsın umarım.

Her şey yolunda giderse yeni sezona Versus Tiyatro ile Bergman’ın Evlilikten Sahneler filmini uyarlama planları var

Mart ayında senin de yönetim kurulu üyesi olduğun Oyuncular Sendikası’nın onuncu yaşını kutladık. Pandemi koşullarında iş şartlarıyla ilgili birçok çalışma yaptınız. Sektörde çalışan kadınların hakları açısından da önemli işler yapıyorsunuz. Öneriler sunuyor, kılavuzlar hazırlıyor, dava süreçlerinin takipçisi oluyorsunuz. Bu konuda ajandanızda en öncelikli başlık nedir?

Sendikamızda bir buçuk yıldır bu birimin sorumlu yönetim kurulu üyesiyim. Başlarken önceliğim öğrenciler idi. Öğrencilerin henüz okuldayken cinsiyet eşitliği eğitimi alması için çabaladım. Eğitimde sınır ihlali ve taciz konularında hem kendilerini hem meslektaşlarını korumak adına örgütlenmeyi öğrenmeleri çok önemli. Hâlâ da büyük ölçüde önceliğim budur. Ancak edebiyat alanındaki ifşalarla birlikte bizde de bir dalgalanma oldu ve bir süreliğine önceliği başka platformlarla birleşmeye, bir araya gelmeye, dayanışmaya verdik. Oyuncular Sendikası dünyadaki “me too” (“ben de”) hareketinin Türkiye temsilcisi diyebileceğimiz Susma Bitsin Platformu ile, Gösteri Sanatında Kadın Platformu ile, Sahne Sanatları Öğrencileri Dayanışma Platformu ile, Sinema TV Sendikası ile kadına karşı erkek şiddetini önleme, sektörde
taciz ve mobbing ile mücadele konularında artık paydaş ve omuz mesafesinde. Beraber daha güçlüyüz ve aynı ilkelerle aynı davranış kodlarıyla yürüyoruz. Dayanışma her gün katlanarak artıyor. Bu herkese iyi geliyor.

Kadın cinayetleri konusunda sözünü esirgemeyen bir oyuncusun. Hayatının büyük bir kısmını da Türkiye dışında geçirdin. Bir karşılaştırma yapabilirsin. Kadın olarak bugün Türkiye’deki yaşamınla ilgili neler hissediyorsun?

Söyleyebileceğim tek şey şu: Her birimiz güvende olana dek hiçbirimiz değiliz.

Son olarak önümüzdeki yılları sormak istiyorum Ece. Tiyatro oyunları, diziler ya da sinema filmleri... Yeni projeler var mı?

Eğer şartlar düzgün olur da her şey yolunda giderse yeni sezona Versus Tiyatro ile Bergman’ın Evlilikten Sahneler (Scenes from a Marriage) filmini uyarlamış olacağız. Kayhan Berkin yönetiyor. Johan ve Marriane’i Öner Erkan ile oynayacağız. Pandemi yüzünden yarım kalan prova sürecimize devam etmek tek isteğimiz. Üreten herkese şans diliyorum...

Ece Dizdar
Aşk Büyü vs.
Sinema
İstanbul Film Festivali
Ümit Ünal
İstanbul
Yekta Kopan
Sayı 006

BENZER

Ankara doğumlu ressam ve araştırmacı Cevdet Mehmet Kösemen, İstanbul’u hakkını vererek yaşayanlardan. Bu şehri kelimenin gerçek anlamıyla sokak sokak gezip el yazısı apartman tabelalarını fotoğrafladı ve şehrin hafızasına ilişkin önemli bir çalışmaya imza attı. On yıldan uzun zamana yayılan bu çaba, günden güne değişen ve irili ufaklı parçalarını kaybeden şehri kayıt altına alma konusunda önemli bir adım oldu aynı zamanda.
Cumhuriyetin ilanından sonra şehirde düzenlenecek törenler için uygun bir alan olarak Taksim seçildi. İstanbul’un yeni kutlama, toplanma alanı burası olacaktı. Bir de özel anıt siparişi verildi. Halktan ve kurumlardan toplanan bağışların da katkısıyla tamamlanan Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın 8 Ağustos 1928’deki açılış törenine yaklaşık 40 bin kişi katıldı, meydana sığmayanlar ertesi günün sabahına kadar anıtı görmeye geldi.
"Boğaz’ı yaşamak, sadece yalı sakinlerinin değil tüm İstanbulluların hakkı" diyor profesyonel tur rehberi ve yazar Mois Gabay. Boğaz Şaşırtmacası adını verdiği turlarda, yalnızca Şehir Hatları vapurları kullanılarak gezilebilecek bir rota çiziyor: yalılar, müzeler, camiler, gizli mabetler... Sımsıcak bir yaz günü siz de Boğaz serinliğini yaşamak isterseniz, Şehir Hatları tarifesine ve bu yazıya göz atmanız yeterli.