Hasan Can Kaya: "Komedyenlik çok konforlu"

Fotoğraf
Koray Berkin
22 Şubat 2022 - 17:57

Komediye senarist olarak başladınız. Daha sonra stand-up geldi. Yazmakla sahnede olmak arasında nasıl bir fark var size göre? Geçiş sizin için nasıl oldu?

Ben lisedeyken mizahı meslek olarak yapmaya karar verdiğimde sahnede kendimizi deneyebileceğimiz yer yoktu; mecburen mizahçı olmanın yolu mizahtan geçiyordu. Yani senaristliğe de komedyen dürtüleriyle başladım diyebilirim. O zaman da çok konuşan, yazılan şakaları iyi satan ve hiperaktif bir senaristtim. Dolayısıyla sahneye geçmek benim için zor olmadı. Hatta ait olduğum yeri buldum diyebilirim. Yazarlıkla komedyenlik arasında ana tema hariç çok fark var. Örneğin senaristlik çok çileli bir iş. Öğrenmesi uzun zaman alan ve çalışmayı azaltmanızın anında yaptığınız işin kalitesine yansıdığı bir iş. Üstelik okutması, sunması, satması da ayrı bir dert. Komedyenlik ise öyle değil. Daha direkt, olumlu ya da olumsuz sonucunu hemen görebileceğiniz, kalitenizin hızla sınandığı bir yer. Komedyenlik başarı elde edilmesi çok zor ama başarılı olunduğunda karşılığı inanılmaz pozitif olan bir iş. Bir kere çok konforlu. Ön hazırlığı yok (en azından benim tarzımda.) Muhtemelen senaristlik hayatım komedyenlikten önce değil de sonra başlasaydı iyi bir senarist olmayabilirdim; komedyenlik konforunu yaşadıktan sonra senaristliğin o çileli yolunu göze alamayabilirdim.

Senaristliğe başladığınızda ilham kaynaklarınız kimlerdi? Kendinize örnek aldığınız birtakım ustalar var mıydı?

Çok vardı. Hatta akademik bir kariyer yapmadığım ve tek bir ustaya bağlanma fırsatım olmadığı için bulabildiğim her yerden besleniyor, yararlanabileceğim herkesten öğrenmeye ve ilham almaya çalışıyordum. Ama bunlar arasında en çok etkilendiğim isimler Yavuz Turgul, Sadık Şendil, Ferhan Şensoy, Aaron Sorkin diyebilirim.

Hasan Can Kaya

Yaptığınız komedi türünü nasıl tanımlarsınız?

Yaptığım komedi türünü seyircinin tanımlaması daha doğru olur. Ama daha önce yapılmamış tarzda bir üslubum olduğu söylenebilir.

Bir röportajınızda komedi anlayışınızda hayatın tezatlarını fark edip yaşanılan travmalara gülmenin önemli bir yer tuttuğundan bahsetmiştiniz. Güngören’de zorluk içinde geçen çocukluk döneminin yaptığınız mizahı halen beslediği görülüyor. Güngören için de bir travma diyebilir miyiz?

Güngören’de büyümek hem olumlu hem olumsuz anlamda insanı daha derin ve daha güçlü yapan bir tecrübe. Çocukken yaşadığım bazı olaylar o gün için travma olsa da bugün avantaja çevirdiğim ve hikâye olarak yararlandığım, tezatlıktan mizahi ürüne dönüştürdüğüm birer malzemeye evrildi.

Nasıl bir mahalle, nasıl bir alt kültür, nasıl bir gençlik vardı Güngören’de?

Gençler için futbol oynamak ve kavga etmekten başka pek seçeneğin olmadığı bir mahallede büyüdüm. Reşit olunca bunlara kahvede batak oynamak da ekleniyordu. Bu kasvetli ortamda “muhabbet” ve “mizah” tek çıkış yolum oldu.

Şu an orada yaşamadığınızı biliyoruz. Peki, özlediğiniz şeyler var mı bugünün ve çocukluğunuzun Güngören’inden?

Sokaklarda top oynamayı özlüyorum en çok.

Çok güldüren biri nelere, kimlere güler?

Gülmek için çok kasmam. Yerli ve yabancı komedyenlerin bir kısmına denk geldiğimde gülerim. Onun dışında Atilla Atalay ve Ferhan Şensoy kitaplarını çok lezzetli buluyorum mizah anlamında.

Hasan Can Kaya seyirci kitlesini çok sevdiğini söylüyor

Ailenizin portresini çizerken; babanızı ticaretle uğraşan iyi niyetli bir girişimci, annenizi evin sağduyulu ve mantıklı hareket edeni, ablanızı ise çevreye duyarlı bir aktivist olarak resmediyorsunuz. Siz bu ailede kime ne yönüyle benziyorsunuz?

Ablamla hiç benzemiyoruz. Aynı konuyu savunduğumuzda bile konuyu birbirimizden farklı algıladığımızı fark ediyoruz. Annemin özverili oluşunu ve ailesine düşkünlüğünü; babamın girişimci ruhunu, onun dışında ikisinin de insanüstü çalışkanlığını aldığımı söyleyebiliriz.

Bir hikâye anlatıcısı olarak yoksulluğun size zenginlik kattığını söylüyorsunuz. Burada da bir tezat var sanıyoruz. Zenginleştikçe yoksullaşan şeyler var mı hayatınızda?

Evet, başarılı oldukça iş dışında hiçbir şeye vakit bulamamaya başladım. Bu da ruhen beslenmemi çok zorlaştırıyor.

Aileniz halen Güngören’de mi oturuyor? Siz şimdi nerede yaşıyorsunuz? Şu anda yaşadığınız yer yaşamaktan mutlu olduğunuz bir yerse, seçimi neleri düşünerek yaptınız?

Ailem de de ben de artık Güngören’de yaşamıyoruz. Aileme kalburüstü bir semtte ev aldım. Ben de altı ayda bir semt değiştiriyorum. Çocukken oturmayı hayal ettiğim yerlerde yaşamayı deniyorum. Gerçekten ait olduğumu hissettiğim bir yer bulduğumda durup orada kök salmak istiyorum.

Bir an için mesleki kariyerinizin bu şekilde gitmediğini ve Güngören’deki hayatınıza devam ettiğinizi varsayalım. Hasan Can Kaya şimdilerde ne yapıyor, nasıl yaşıyor olurdu?

Muhtemelen şansımı yurt dışında aramaya başlamıştım. Mesleki olarak da bu meslekten başka hiçbir alternatif yoktu benim için. Muhtemelen hayatta kalabilmek için idareten başka bir iş yapıp meslekle ilgili çıkış yolu arıyor olurdum.

Konuşanlar, son zamanların en popüler gösterilerinden

İstanbul’da yaşıyor olmakla ilgili en sevdiğiniz ve en sevmediğiniz şeyler neler?

En sevmediğim şey trafik ve gürültü kirliliği. En sevdiğim şey hayat doluluğu, genç nüfusun çok olması, 24 saat canlılığını koruması ve daha bir sürü şey.

Yaşlanınca bir kıyı kasabası hayali var mı, yoksa her şeye rağmen İstanbul’dan kopamayacağını söyleyenlerden misiniz?

Türkiye’deysem kopamam diye düşünüyorum. Çünkü sakinliği ve enerji düşüklüğünü sevmiyorum. Cıvıl cıvıl, hareketli ve ilham dolu bir hayatım olsun istiyorum. Bu da İstanbul’da mümkün.

Yeniden mesleğinize dönecek olursak, seyirci/takipçi kitlenizi nasıl tanımlarsınız? Örneğin, gösterilerinizde dikkatinizi çeken bir profil var mı? Ve bu size ne söylüyor?

Bana göre seyirci kitlem mizah duygusu çok yüksek, kendisiyle barışık, çok büyük bir kısmı tahsilli. Ama toplumun diğer kesiminden de çok kişinin dahil olduğu bir kitle söz konusu. Örneğin gösteriye Sorbonne Üniversitesi’nden profesör hayranım geliyor; aynı gösteriye asgari ücretli bir işçi de geliyor. İkisi de kardeşçe çok eğlenip, çok gülüp evlerine dağılıyorlar. Kendi seyirci kitleme baktıkça bu ülke ile ilgili umudum artıyor. Hepsini çok seviyorum.

YouTube gibi bir platformdan dijital bir başka platforma geçiş sizde nasıl bir hissiyat yarattı? Çünkü Exxen her ne kadar yeni nesil bir platform olsa da klasik TV geleneğinden de tam kopmuyor. Bunun Konuşanlar üzerinde sizce nasıl bir etkisi oldu; hem sizin açınızdan hem seyirciniz açısından?

Bizim açımızdan bir şey değişmemesi için uğraştık ve başardık diyebilirim. Çünkü benim mizah tarzımda bağımsız olmak ve “serseri” kalabilmek hayati önem taşıyor. Seyirci de ilk başta YouTube’daki bağımsız tarzımdan ödün vereceğim diye korktu ama daha sonra öyle olmadığını gördü ve bizi dijital platform rekoru kıracak kadar büyük izlenme oranlarına ulaştırdı. İlgi her geçen gün artarak da devam ediyor. Dolayısıyla kendi kitlem ile güven ve sevgi ilişkim en üst düzeyde.

Geleceğe yönelik mesleki hedefler arasında söyleyebileceğiniz neler var? Dijitalleşen dünyada her şey çok hızlı gelişiyor, ilerliyor, tükeniyor. Siz kendinizi uzun vadede nerede görüyorsunuz?

Orta vadede mizah alanında evrensel ölçüde ilgi gören, ses getirecek işler yapmak istiyorum. Yabancı dilde stand-up yapabilirim, yeni formatlar söz konusu olabilir, dizi filmler olabilir. Şu an iki yılın sonunda ulaştığımız başarı seviyesini koruyarak nitelikli işler yapmaya devam etmek istiyorum. Zaman içinde hayallerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini hep birlikte göreceğiz.

Hasan Can Kaya
Konuşanlar
Komedi
Sosyal Medya
YouTube
İstanbul
Güngören
Sayı 009

BENZER

Halide Edip Adıvar’ın Türk kadınını ön plana çıkarmayı hedefleyerek yazdığı Ateşten Gömlek romanını aynı hedefle senaryolaştıran, Muhsin Ertuğrul’un filminin seçmelerine katıldıktan sonra hayatı değişen Neyyire Neyir’in, Münire Eyüp’ten Neyyire Neyir’e dönüşme yolculuğu...
Çoğunluğu “izlenimci” olarak tanımlanan ressamlar tarafından yaklaşık 200 yıl boyunca tuvale yansıtılmış iki yüzün üzerinde İstanbul resminden oluşan önemli bir koleksiyon var. Sizi, bu koleksiyondan seçtiğimiz örneklerle bir İstanbul turuna çıkmaya davet ediyoruz.
1972, acısıyla tatlısıyla pek çok olaya sahne olan bir yıl hem ülkede hem dünyada. Müzik açısındansa fazlasıyla bereketli. “Bu bereket, biraz da 45’lik plakların yaygınlaşması, pilli pikapların neredeyse her eve girmesiyle bağlantılı” diyor Murat Meriç ve bundan 50 yıl önce dillere pelesenk olan kayıtlardan bir seçki yapıyor.