Doğanın kucağında yeni mutluluk

26 Kasım 2020 - 12:29

Hayat karmaşık ve sıkıntılı bir hal aldığında bile Göksel ile sohbet ettiğim zaman sakin ve huzurlu hissederim kendimi. Bunun en önemli nedeni her zaman yumuşak, umutlu ve gülümseyen cümleler kurmasıdır. Bir de yüzündeki güneş gibi parlayan o tebessüm... Bu söyleşide Göksel’in harika tebessümünden yoksun kaldım. Çünkü ben İstanbul’daydım, o Göcek’te. Sorularıma verdiği cevaplardan anladım ki çok sevdiği, beslendiği şehir olan İstanbul’dan bir süreliğine de olsa ayrılmak iyi gelmişti ona. Sadece şehrin karmaşasından uzaklaşmak değildi iyi gelen, daha mutlu bir insan olma çabasında çıktığı yolculuktu. Yeni şarkısının adı “Lütufsuz Yaz” ama belli ki Göksel, bu yazı iyilikle ve güzellikle geçirmiş.

Göksel: "Kurtlar, kuzular, yılanlar derken artık hayvanlar âlemi ile ilgili oldukça bilgiliyim"

Dünyanın içinden geçtiği zorlu süreç senin de yeni kararlar vermene ve yaşamında önemli bir değişikliğe yol açtı. Marttan beri Göcek’tesin. Bunu önceden planlıyor muydun yoksa pandemi sürecinde verilmiş bir karar mı?

Pandemi süreci hayatımda daha önce hayal bile etmediğim büyük değişikliklere sebep oldu. Mart ayından beri Fethiye’de, Göcek yakınlarındayım. Aslında planlı olarak aldığım bir karar da değil; pandemi ilan edildiği ilk günlerde İstanbul’dan ayrıldım, bahar aylarını buralarda geçirip geri dönmeyi planlıyordum. Buradaki yaşamın beni giderek daha mutlu birine dönüştürdüğünü fark ettikçe İstanbul’a geri dönüşü erteledim. Şimdi pandemi sona ermeden dönmek anlamsız geliyor. Burada salgının yarattığı endişeyi de biraz daha rahat kontrol edebiliyorum.

Göcek’te günlerin nasıl geçiyor?

Şu an burada hayatım, ilk günlerde olduğundan oldukça farklı. İlk günler karantinada ben de herkes gibi bolca ev temizliği ve yemek yaptım. Şimdiyse yerleşik bir hayat düzeninde kendimle daha çok ilgilenebiliyorum. Evdeki stüdyomuzda yeni şarkılar kaydediyoruz. Doğanın içinde müzik yapmak çok daha ilham verici. Demo vokal kayıtlarım ağustosböcekleri ve horozlar eşliğinde, bu da beni çok eğlendiriyor. Bunun dışında yoga yapıyorum, ses ve nefes çalışıyorum, bisiklete biniyorum, ufaktan denizcilik öğreniyorum. Yılların alışkanlığı olsa gerek, vaktimi boş geçirmekten pek hoşlanmıyorum, köydeki programımı bile doldurmayı başardım.

Benzer şeyler yapmışız. Ben salgının ilk günlerinde, epey başarısız olduğum bir ev işinde kendimi geliştirmeye çalıştım ve artık daha iyi ütü yapıyorum. Bu süreçte sen de hayatında yeni şeyler öğrendin mi? O baştaki sert süreçte zorlandın mı?

Çok zorlandım Yekta’cığım ama bir yandan da keyifliydi. Pandemi dönemi beni oldukça iyi bir aşçıya dönüştürdü. Ev işlerinde maalesef gereken ilerlemeyi kaydedemedim (gülüyor). Yeni hayat bana tabiatla ilgili çok şey öğretti. Buradaki üç ayımı Kayaköy’de, dağdaki eski bir taş evde geçirdim. En yakın komşularımız bir çobanla ailesiydi. Hayatımın en maceralı günleriydi diyebilirim. Kurtlar, kuzular, yılanlar derken artık hayvanlar âlemi ile ilgili oldukça bilgiliyim.

"Bazen İstanbul gözümde tütüyor ama eski haliyle"

Çıkan haberlerde İstanbul’a dönme niyetinin olmadığını okudum. Bir müzisyen olarak ve bir sahne insanı olarak bundan sonraki süreci nasıl planlıyorsun?

Aslında İstanbul’a döneceğim. Tamamen buraya yerleşme kararı vermedim. Burada kış hayatını henüz deneyimlemiş değilim. Şimdilik hayal ettiğim, yılın belli dönemlerini burada geçirmek. Konserlerime buradan gidip geleceğim. Geçen yıllardaki gibi yoğun bir takvimimiz olmadığı için organize olmak çok daha kolay.

İstanbul’da bıraktığın ve özlediğin şeyler var mı?

Arkadaşlarımı özlüyorum. Anne ve babamı uzun zamandır göremedim, çok özlüyorum tabii... Bazen İstanbul gözümde tütüyor ama eski haliyle. Maalesef İstanbul’umuz yaşaması çok zor, yorucu bir şehre dönüştü.

Temmuz sonunda harika bir şarkı yayınladın. “Lütufsuz Yaz” isimli şarkın klibiyle birlikte geldi. Bildiğimiz yaz şarkılarından oldukça farklı, içe dönük bir şarkı. Bu yaz sana neler hissettirdi Göksel?

"Lütufsuz Yaz” yazın öteki yüzünü anlatıyor. Yazdığım şiirlerden biriydi, ne tesadü ür ki bir önceki yaz Göcek’te yazmıştım. Şarkının klibini burada yaşadığım hayatın içinden resimlerle çektik. Küçük bir ekiple, gönül bağı kurduğumuz ve çok sevdiğimiz bir iş oldu. Yazdığım şarkıların, içinden geçtiğim dönemin enerjisini etkilediğine inanıyorum. Şarkıyı paylaştıktan sonra şöyle bir düşündüm; yazın geri kalanı lütufsuz mu geçecek, yazdığım cümleleri tekrar tekrar hissedecek miyim diye. Ama bu defa öyle olmadı, pandemiye rağmen güzel bir yazdı. Köyde olmayı çok sevdim.

Müzik sektörü, içinden geçtiğimiz süreçten her anlamda olumsuz etkilendi. Sektörün, özellikle de konser kültürünün geleceği hakkında neler düşünüyorsun?

Konserlerin neredeyse tamamen durmuş olması beni çok üzüyor ve endişelendiriyor. Müzisyenlerle beraber, binlerce müzik emekçisi çok uzun süredir işsiz ve sosyal güvenceden yoksun. Konserlerimizi, birbirimizi, sahnenin enerjisini özlüyoruz. Her şeye rağmen pandemi bittiğinde konserlere devam edeceğiz elbet. Çünkü müzikle bir olmaya hepimizin ihtiyacı var.

Bu yeni yaşamında doğayla iç içesin. Doğa sana unuttuğumuz bazı kavramları, değerleri hatırlatıp söz yazarlığında ve besteciliğinde yeni bir bakış açısı sunuyor mu?

Doğa ve buradaki sade yaşam bana kendimi yuvamdaymışım gibi hissettirdi. İnsanların içtenliğinden, dayanışma halinden çok etkilendim. Çocukluğumun İstanbul’u da böyle güzeldi. Şehirler betonlaştıkça insanlar da sertleşiyor, araya daha fazla mesafe, duvarlar giriyor sanki. Burada doğayla akışta, telaşsız, daha sakin bir haldeyim. Bu yeni halin müziğimi özgürleştirdiğini hissediyorum.

Yazdığın şiirleri kitaplaştırma projenle ilgili bir şeyler yapmaya başladın mı?

Evet, şiirlerimi ve kısa öykülerimi toparlıyorum. Vaktimi iyi değerlendirebilirsem 2021 yılı içerisinde yayınlamayı düşünüyorum.

Göksel, Göcek'te yeni şarkılar yazdığını söylüyor

Merak ettiğim bir konu da sosyal medyayla ilişkin. Elbette çok güzel yanları var; yaptığın işleri duyurmanı, hayranlarınla sıcak bir ilişki kurmanı sağlamak gibi... Ama bir yandan da özellikle siz göz önünde olanların maruz kaldığı bir “sanal taciz”den söz edebiliriz. Ne düşünüyorsun bu konuda?

Benim şikâyetim sanal tacizden daha çok sosyal medyanın bizlerden çaldığı zaman ve enerjiyle ilgili. Sosyal medya işlerimizi duyurmak için bir gereklilik oldu, evet, ama ben sosyal medyanın hatta akıllı telefonların hayatlarımızda olmadığı dönemlerde çok daha mutlu, yaratıcı olduğumuza inanıyorum. Son zamanlarda ben de bu konuda senin gibi düşünmeye başladım. Bir de dünyanın durumu var: Her güne içimizi parçalayan, kaygılandıran, korkutan, hatta öfkelendiren haberlerle uyanıyoruz. Sen bu karanlıkla nasıl başa çıkıyorsun?

Son yıllar hepimiz için gerçekten zordu. Endişe ve korku hayatımızdan hiç eksik olmadı. Doğada olmak, hareket etmek, yazı yazmak ve müzik benim karanlıktan çıkma yollarım. Dünyanın karanlıklarından söz ederken, özellikle konuşmamız gereken bir konu da kadınlara yönelik her türlü şiddet. Bir yanda her gün onlarca şiddet ve hatta katliam haberi, bir yanda bu şiddeti normalleştirmeye çalışan sözler, demeçler...

Maalesef ardı ardına hepimizi dehşete düşüren, insanlığımızı sorgulatan haberlerle karşılaştık. Şiddet; öğrenilen, görmezden geldikçe büyüyen bir davranış ve toplumumuzun büyük çoğunluğunda erkek şiddeti gizli bir onay alıyor. “Erkek adam sinirlenir, erkektir yapar, erkektir kıskanır, kırar döker” gibi cümlelerle büyütüyoruz çocuklarımızı. Köklü bir değişim için kadın-erkek en yüksek sesimizle anlatmaktan, çocuklarımızı daha güzel cümlelerle büyütmekten ve kadın şiddetine yönelik cezaların artırılmasını sağlamaktan başka yol görünmüyor.

Konserler ve benzeri çalışmalar için ara ara İstanbul’a gelsen de uzun süre Göcek’ten hiç ayrılmasan da üretmeye ve çalışmaya devam edeceğini biliyorum. 2021 projelerini öğrenebilir miyiz?

Evet, burada yeni şarkılar yazdım. Bir albüm çıkarmayı çok istiyorum. Burası ve yeni hayatım albümümü bitirmek için de fırsat yaratıyor. 2021’de pandeminin son bulması ve yeni albüm şarkılarımı sahnede dinleyicilerimle söylemek en büyük dileğim.

Göksel
Yekta Kopan
Röportaj
İstanbul
Göcek
Sayı 004

BENZER

Yetmişli yılların ortaları. Marmara’nın kuzeydoğusunda, denizin ortasında bir tekne. Teknede bir adam ve bir ıstakoz. Adamın sudan çıkarırken akşam yemeği hayallerini süsleyen ıstakoz, şimdi kalkmış adama tehditler savuruyor... Bu "aile" hikâyesinin devamını Kaan Sezyum’dan dinleyelim.
İstanbul kıyılarında kışın yüzenler, az olmakla birlikte hep vardı. Fakat 2020-2021 sonbahar-kış döneminde sayılarının çok arttığını gözlemledik. Sarayburnu, Caddebostan, Suadiye, Kireçburnu, Üsküdar... Tek sebep iklim krizi yüzünden mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar olamazdı.
Gazeteci ve yazar Umur Talu’nun, COVID-19’un ilk günlerinden itibaren sosyal medya hesabı üzerinden her gün paylaştığı kısa insan öyküleri, kitap olarak yayımlandı (Literatür Yayınları). İnsan yazgılarının asırları ve sınırları aşıp nasıl birbirine bağlandığını anlatan öykülerin her biri kendi içinde bir öyküler yumağı, bir matruşka. Talu, “Kaderlerimiz birbirini etkiliyor. Yalnız yürümek zorunda değiliz” diyor.