Ceza: "İstanbul'un her semtinden rap yükseliyor"

27 Kasım 2021 - 13:52

İstanbul’u çok sevdiğini biliyoruz. Sence en büyük sorunu nedir şehrimizin?

İstanbul’un bir sorunu yok. Bana sorarsanız insanlar sorunlu. Sorunlar genellikle cehalet ve anlayışsızlık nedeniyle çıkıyor. Sanatsal anlamda çok eksiğiz örneğin. Ne yazık ki dünyanın metropol bile olmayan şehirlerinde sanatın önü açılmış, tüketicisi tatmin oluyorken biz emekliyoruz hâlâ. Kimse kimseyi rahatsız etmesin ayrı bir konu, ama müzik sesinden, insanların eğlenmesinden özel olarak rahatsız olanlar var ve bu bir kültür meselesi. Çok şükür güzel gelişmeler oluyor ama halen yeterli sayıda performans mekânı yok, konser sayısı da yetersiz. Spora yönelik olarak da çok eksik var. Birçok müzik ve sanat festivali için artık “yasak” diyebiliriz. Oysa insanların bugün morale çok ihtiyacı var. Biz abuk sabuk televizyon dizileri ile avutuluyoruz ama özellikle gençler özgür olmak, bu özgürlüğü İstanbul sokaklarında yaşamak istiyorlar artık. İstanbul’un sadece bazı semtlerinde değil, topyekûn özgürleşmek istiyorlar. Hâl böyleyken, İstanbul’un enerjisini, gücünü, ruhunu yurt dışına nasıl anlatabiliriz ki?

Doğma büyüme İstanbullu bir Üsküdar çocuğu olarak hikâyeyi senden dinlesek...

Çocukluğumdan beri o kadar çok taşındım ki, neredeyse oturmadığım semt kalmadı. Halen İstanbul Anadolu yakasındayım. Bu şehir müziğime ilham veriyor. Hep geçmişimi hissettiren, geleceğimi belirleyen bir yer. Üsküdar küçük bir İstanbul’dur. Her memleketten insanı, tutulan her takıma ait bir bölgesi vardır; birliği beraberliği farklıdır. Samatya, Çengelköy, Beykoz gibi herkesin birbirini tanıdığı eski ve özel semtlerden biridir. Her şeyi öğrendiğim, tanıdığım yer Üsküdar. Farklı din, dil, ırktan insanlarla büyümek; camiler, kiliseler, sinagoglar; farklı uluslardan insanlar; bu özel alışveriş benim müziğimdeki barışçı ruhu çok etkilemiştir.

Türkçe rap’in kökleri ortaya çıkarken sen de oradaydın. Daha önemlisi rap’in kitlelerle buluşmasına öncülük ettin. Sence Türkçe rap’in temel meselesi neydi?

Türkçe rap’in en önemli mücadelesi var oluşla ilgiliydi. Yeraltından çıkmak istedik. İlk çalışmalarımızı doksanlı yıllarda tüm dünyada rap çok yeniyken ve Türkiye’de adı bile anılmazken yaptık. Derdimiz kendimizi ifade etmekti. Türkiye’de bir yol açılmış oldu rap müzikle. Zamanla farklı tarzlar da belirdi. Yepyeni isimler çıktı. Rap dünyada şu an çok önemli bir yerde. Biz de kendimizi ülkemizde ispatladık. Türkçe rap’in yayılmasındaki en önemli sebep, bu işle uğraşanlar olarak kendi toplumumuzu iyi tanıyıp onlara iyi şeyler sunabilmemizdir. Bu işi bize kimse öğretmedi, kendimiz deneyip hatalar yaparak öğrendik ve kendimizi geliştirdik. Dinleyici kitlesini kendimiz oluşturduk, büyüttük ve bu işin öncülerinden olmayı başardık. Mücadelemiz devam ediyor.

Ceza

Yeni nesil rap, hip hop sahnesinin en dikkat çekici ekipleri, isimleri sana göre İstanbul’un hangi semtlerinde, mahallelerinde yetişiyor, yeşeriyor şu sıralar?

Hip hop’ın doğuşuna bakarsınız semt olayı çok önemlidir. Amerika’da da semtlerin yapıları, kültürleri, sosyal anlayışları farklıdır. Brooklyn’de, Queens’de, Harlem’de rap başka başkadır. Diyalektleri, deyimleri, argoları ayrı ayrıdır. Bu İstanbul’da da böyle şimdi. Gazi Mahallesi’nde, Ümraniye’de, Kadıköy’de, Beşiktaş’ta başka rap oluşumları, farklı siyasi görüşler ve yorumlar var. Öte yandan İstanbul’un her yerinde her tarzda müzik yapan kardeşlerimizin artmasına da şahit ve mutlu oluyoruz. Bu nedenle artık bu işi bir kalıba sokmak istemiyorum. Herkes oturduğu yerin derdini, acısını, getto ruhunu anlatmak zorunda da değil zaten.

İstanbul rap sahnesinin mevcut haline dair ne gibi tespitlerin var?

Gettoya yakın olanla iyi eğitim almış kişilerin anlattıkları fark ediyor. Önemli olan ne kadar fakir ya da iyi durumda olduğunuz, eğitimli ya da eğitimsiz oluşunuz değil. Anlatırken duygu sömürüsü ve ajitasyon yapmayın yeter. Arabesk zihniyetin kışkırtmasını bu halk artık yemiyor. Acındırmak, acımak çocukça ve saçma geliyor bana. Gerçekten yaşadıklarınızı, semtinizi doğal bir şekilde aktardığınızda bu hem Türkiye’de hem dünyada dikkat çekiyor. Seyrettiğim dizi ya da filmlerde de gözüm hemen doğal ve samimi ortam arıyor. Müzik video’ları için de bu böyle. Gerçeği göster! Rap’te herkes geldiği yeri anlatır çoğunlukla ve bununla övünür. Bu aidiyet duygusu rap’te de futbolda da vardır. Bence ne anlattığından önemlisi samimiyet ve barışçıllık.

Bugün Türk rap dünyasında “eski ekol” (old school) ve yeniler arasında bir kopukluk var sanki... Saygıda kusur ediyorlar mı bu işi kuranlara?

Öncelikle eskide takılıp kalan da köklerini inkâr eden de cahildir bana göre. Türk hip hop kültüründe “oldschool” diye bir şey var ama ne yazık ki bu da tara arlık gibi yaşanıyor. Old school’u anlamamış insanların sayısı çok. Ben anlatayım: Sizin anlamadığınız, dinlemediğiniz o dönem ve dönemin insanları sizin için bir rap kitlesi hazırladı. O kitleye rap yapıyorsunuz ve bu nedenle seviliyorsunuz. Kimse kimseye saygı vurgusu yapmak zorunda değil, röportajlarında bizden bahset demiyoruz ama saygısızlık da yapma. Dünyada hip hop kültüründe en yoğun saygısızlığı ben maalesef Türkiye’de görüyorum. Siz daha doğmadan bu ülkede rap müziğini yaratmışız ama bize saygı duymuyor musunuz?

Kim bu saygı duymayanlar?

Türkiye’de işin içine cemaatçilik ve siyaset girdiği zaman hak, hukuk, adalet birçok alanda olduğu gibi müzikte de kayboluyor maalesef. Bizim ortamımızda da var bunlar. Ne kadar iyi bir insan olduğunuza, ne kadar iyi müzik yaptığınıza değil, onlardan olup olmadığınıza bakıyorlar. Ben buna karşıyım. İyi insan ve kötü insan vardır bu dünyada. İyi müzik, kötü müzik vardır. Beni yirmi yaşındaki rap’çiyle kıyaslıyorlar mesela, hangisi daha iyi diye. Bilmiyor ki ben gurur duyuyorum bundan. Benim yaşımda biriyle yirmi yaşında birini kıyaslıyorsan ben iyiyim demektir.

Ceza: "Türkçe rap, Türkiye’deki en muhalif müzik kesinlikle."

Sen yeni nesil rap’çilerden kimleri beğeniyorsun?

Ben kardeşlerimin hepsiyle gururluyum. Kendi işine bakan “diss” (sataşma) yapmayan, yaratıcı işler üreten tüm rap’çiler benim gururum. Kendi konserini veren herkese saygım var. Yeni nesli aslında hoş karşılıyorum. Old school’u bilmiyorlar. Ama biz de yeni olana, moda olana kendimizi kaptırırsak ortada bir fark kalmaz. İki tarafın da dinozorluğu yanlış. İsteyen eskiyi, isteyen yeniyi, isteyen hepsini dinler. Yeni çıkanları elimden geldiği kadar bana önerilenlerden ve takipleştiğim rap’çiler üzerinden dinliyorum; yurt dışındakileri seksenlerden beri dikkatle takip ediyorum. Rahmetli babam sayesinde arşivcilik tarafım vardır biraz.

Dijital ortamdan mı takip ediyorsun, yoksa arşivciliğin de old school mu?

Müziği sanal ortamdan dinliyorum artık. Eskiden plak alıyordum ama şimdi ulaşılmaz oldu ne yazık ki. Türk rap’çileri video’ları üzerinden takip ediyorum. Dijital ortamda iyi bir iş yaptığında kendini göstermek eskiye göre daha kolay artık. Bir gece şarkını yüklüyorsun ve yürüyüp gidebiliyorsun. Her an her yerdesin... Bu imkânları tüm müzikseverler değerlendirmeli. Kitap okumuyorsanız bari iyi müzik dinleyin.

Türkçe rap duruş itibariyle yeterince muhalif mi sence?

Türkçe rap, Türkiye’deki en muhalif müzik kesinlikle. Hiçbir müzik tarzında rap’teki kadar sert ve net sözler göremezsiniz. Rap özü itibariyle yanlış olan her şeye karşıdır. Gücü elinde tutanlar ve onlara yakın olmayı tercih edenler sayıca hep daha fazladır ama rap ve rock onları eleştirir, gerekirse karşılarında durur. Türkülerimizde de böyledir bu... Rap gençleri aydınlatıyor, yön veriyor ama farklı örnekleri de var... Dinî ve milliyetçi konuları kullanarak insanların samimi duygularını sömürenler de yok değil. Bana sorarsanız Türkiye’nin genelinde rap’çiler aydın insanlardır. Sadece ona buna sataşmakla var olmaya çalışan tipler de, kendindeki hiçbir yanlışı düzeltmeyip başkalarını düzeltmeye çalışan “tespitçi” tipler de var ama sonunda silinip gidiyorlar. Herkes her şeyin farkında ve rap konserlerine artık sadece rap’çiler gitmiyor. Türkiye için genç bir müzik hızla gelişiyor ve hep birlikte daha ileri götüreceğiz.

Ailene bağlılığını biliyoruz. Yakın geçmişte kardeşin Ayben ve sen babanızı kaybettiniz. Ardından eşin Roka’nın babasını kaybettiniz; pandemi ve müzisyen işsizliği söz konusu oldu. Bugün geçmişe baktığında, zor dönemi iyi atlattım diyebiliyor musun?

Babamızdan beri, son üç dört senedir kayıplarımız devam ediyor. Soyadımla tanıdığım dünyada son insan amcam kaldı mesela. Kayıplardan tüm insanlar etkileniyor ama sanatçı olduğunuz zaman daha büyük hassasiyet gösteriyorsunuz. Birlikte büyüdüğünüz, sizi büyüten, sizi seven, sizin sevdiğiniz insanlar gidiyor. Size asla zarar vermeyeceğini bildiğiniz, en çok güvendiğiniz insanlar artık yoklar. Bunlar hayatın acı gerçekleri. Ama bunlara takılarak yaşamak değil de bu duyguları daha farklı ifade etmek gerekiyor. Pandemi, savaş ortamları; bunlar tarih boyunca hep vardı ve olacak. Maddi manevi direnmeye, sabretmeye çalıştık birçok müzisyen arkadaşımla birlikte. Çok etkilendik. Eğlence sektörü her toplumsal acıda faaliyetlerine ilk son verilen ve o olaylarla ilgili yardım gerektiğinde ilk çağrılan kesim biliyorsunuz. İzledik, bekledik, elimizden geleni yaptık. Olumlu tarafından bakıp bir öğreti gibi değerlendirmek gerekiyor olanları. “Canım sıkıldı, etrafa saldırayım” gibi değil de hem iç hem de dış dünyanızı tekrar tekrar okumak için bir fırsat olarak görmek gerekiyor.

Ceza yeni EP'sinin yolda olduğunu söylüyor: "Sabredin, az kaldı."

Ceza olgunlaştı diyebilir miyiz?

Benim için mücadele bitmedi. Evet, olgunlaştım ama heyecanım aynen devam ediyor. Duygularım, bakış açım törpülendi; farklı şekle büründü. Eski agresifliğim kalmadı. Türkiye’deki rap’çileri dinlediğim zaman anlattıkları dertlerin yüzde doksanı dert değil diye düşünüyorum. Bunu olgunlaşmayla anlıyorsun. Elbette sosyal hayatta, ailede herkesin derdi var. Ama iyi müzik yapmaya çalışmak lazım, ağlamak, acındırmak, provoke etmek değil; benim için bu tavır değişmedi örneğin. Şu an biraz daha “show flow” tadında modern rap’e dair şeyler üretmeye çalışıyorum. Savaşım devam etmekte bu müzik için. Sağlığım elverdikçe de böyle olacak. Yeni dostlar katıldı hayatıma, iyi ve kötü insanlar tanıdım. Birçok başarının yanı sıra sayısız doğru ve yanlışla bu zamana kadar geldik.

Bir "ceza defteri”n olsa kimlerin adını yazardın bugün?

Ceza de erim olsa en başta kendim olmak üzere dünyadaki tüm insanların adını yazardım. O kadar çok yanlışlar yaptık ki bu dünyaya ve canlılara... İnsanlığa yaptığımızın çok daha fazlasını diğer canlılara yaptık üstelik. Kafamız kızdığında ya da bayramda fark etmiyor; çoğunlukla hayvanları katlettik. Çocuklara acımadık. Geleceğe miras bırakmayı beceremedik. Dini siyasete alet edenler, boyun eğenler, barışı savunamayanlar; hepsi cezalı. Biz savaşlara, kötülüklere müzikle karşı durmaya çalıştık ama bu dünyayı hak etmiyoruz bence.

İleride rap’in prodüktörlük tarafında yer almayı, yeni isimler çıkarmayı düşündün mü hiç? GAIN TV’deki Açık Mikrofon programı öyle bir izlenim yaratıyor. Yeri gelmişken o projeden de söz eder misin?

Prodüktörlük ilk günden beri var bende. Kendimiz için yaptığımız da bu. Yazdığımız şeylerin nasıl sunulacağı meselesine kafa yoruyoruz. Elbette altyapıyı, kaydı, miks ve mastering’i yapanlar var ama bu süreci yönettiğiniz zaman prodüktör de siz oluyorsunuz. Ama şu anda aktif olarak rap söylemek tercihim. Açık Mikrofon’da diğer kardeşlerle birlikte ben de jüriyim. Bu da Türkçe rap için önemli bir adım. Bugün bireysel başarıları konuşuyoruz belki ama rap genel olarak yürüyüp gidiyor. Türkiye çapında bir pazar oluşma yolunda, gençlerin yolu açılıyor. Yılların birikimiyle öğrendiklerimizi bu programda gençlerle paylaşıyoruz.

İçinde eşlikler olan yeni bir EP hazırlığındaydın, ne durumdasın?

EP’yi çok daha önce çıkarmayı planlıyordum. Ama yaşadığım acılar bunu öteledi. İçimde yaşadıklarımı etrafa anlatan biri değilim. Meselem, “Biz ölüyoruz, dertliyiz” şeklinde şarkı yazmak değil. İçimden yazmak ya da sunmak geldiği zaman zaten yapıyorum. EP de yolda, içinde arkadaşlarımla yaptığımız çok güzel düetler var. Ben para kazanmak ya da yapmış olmak için değil, benim için en doğru zamanda çıkarmayı tercih ediyorum. Sabredin, az kaldı.

Ceza
Rap
Hip Hop
İstanbul
Üsküdar
Tolga Akyıldız
Sayı 008

BENZER

Diyaloglarıyla Türk televizyon tarihinde kendine ayrı bir yer edinen Leyla ile Mecnun’un yaratıcısı Burak Aksak, Suriçi eski İstanbul’da doğup büyüyenlerden. Onun kalemine çocukluğunun, mahalle anılarının ve yitik güzel zamanların nostaljisi sinmiş sanki... Son olarak senaryosunu yazdığı ve Netflix platformunda gösterime giren dizisi 50 Metrekare’de de bunu yaptı ve kentsel dönüşümün kıskacında bir mahallenin ve kimlik kargaşasında bir adamın iç içe geçmiş hikâyesiyle karşımıza çıktı. Aksak “gerçek İstanbul”da geçen çocukluğunu ise İST için kaleme aldı.
Şehrimizdeki en güzel konser salonlarından birine adı verilen müzik insanı Cemal Reşit Rey’in öğrencisi olarak yetişen Ertuğrul Sevsay, aynı anda hem tıp hem de müzik eğitimi almış bir gastroenterolog, tango tutkunu, besteci ve orkestra şefi; en kısa haliyle böyle özetleyebiliyoruz kendisini. Çocukluğunun İstanbul’undan AKM’nin yeniden açılışına müzik eğitiminden Cemal Reşit Rey’le tanışmasına merak uyandırıcı pek çok detayı Osmantan Erkır’a anlattı.
Düşünen, üreten, son üç sayıdır bizimle yürüyen, çok sevilen müzisyenimiz Kalben, bu sayımız için kaleme aldığı öyküsünde, 14 Şubat Sevgililer Günü’nde toplanan ve sınır çizmeyi, kendisini sevmeyi öğrenmeye başlayan bir terapi grubunu anlattı.