Avedis Kendir: 50 yılda 50 bin tasarım

Fotoğraf
Koray Berkin
23 Kasım 2022 - 14:38

Tarihî Yarımada’nın manzarasına Cağaloğlu’ndaki yüksek bir terastan bakarken, “Buradan ilham almamak mümkün mü?” diyor Avedis Kendir. Sadece Türkiye’nin değil dünyanın en çok aranan mücevher tasarımcılarından biri Kendir. 50 yıllık kariyeri boyunca, söylediğine göre 50 bine yakın parçayı tek tek işlemiş. Tom Cruise’dan Kraliçe II. Elizabeth’e herkes onun takılarının güzelliğine gönlünü kaptırmış. Ama bu isimlerin onun için özel bir önemi olmadığını, tasarımlarını –yapılan işe kıymet verecek– kim alsa mutlu olacağını söylüyor. Her sabahın altısında hâlen işine koşarak giden, ürettiklerine büyük bir tutkuyla bağlı bir insan Kendir. Onunla Cağaloğlu’ndaki atölyesinde buluştuğumuzda çoktan masasına oturmuş tasarımlarını yapmaya başlamıştı. Sohbetimiz boyunca da ara sıra döndüğü çalışma masası belli ki onun hayatında en fazla vakit geçirdiği yer...

Avedis Kendir Cağaloğlu’ndaki atölyesinde

En başa gidelim; nasıl başlıyor her şey sizin için?

1959 yılında Beyoğlu’nda doğdum. Babam bir ahşap ustasıydı. Onun vesilesiyle el sanatlarına bir yatkınlığım da vardı. Dokuz yaşlarında Kapalıçarşı’da çıraklıkla başladım ben her şeye. Kapalıçarşı benim dünyaya açılan penceremdi. İyi ustaların yanında yetiştim. 10-12 yaşlarındayken o zamanki ustam dükkânın anahtarını bana teslim etmişti. Çok büyük bir mutluluktu bu benim için. Ustalarım genelde Osmanlı tarzı, alaturka işler yapardı. Onlardan işin bu kısmını da çok iyi öğrendim.

İstanbul’da doğup büyüyorsunuz, nasıl bir çocukluk yaşadınız?

Ben Taksim İlkyardım Hastanesi’nde doğmuşum. Beyoğlu’nda babamın ve onun etrafındaki ustaların yanında çıraklık yaparak büyüdüm. O zamanlar Elmadağ’daydı babam. Hatırlıyorum; okulu da hiç sevmediğim için yaz tatilinin gelmesini ve çalışmayı beklerdim. Çalışmak bana her zaman güzel gelirdi. Oto tamircisinde bile çalıştım. Sonrasında Kapalıçarşı yıllarım başlıyor.

Sizi mücevhere çeken şey neydi?

Mücevherdeki ışıltı, madenlerin değeri, rengi, mineleri, taş işçilikleri beni her zaman çekmiştir. Yüzük, kolye gibi aksesuarlar tüm devirlerde var. Medeniyetlerin hepsinde bunların olması beni çok etkilemişti. Biraz da bu yüzden mücevhere doğru yöneldim.

Kapalıçarşı’ya ilk girişinizden neler hatırlıyorsunuz?

Kapalıçarşı’ya girdiğim zamanlarda orası Topkapı Sarayı’ndan bile güçlü bir yerdi. Her yer mücevherlerle ve elmaslarla doluydu. O dönem orada bulunan esnaf da turist de çok kaliteli, görgülüydü. Bunların hepsini birebir gördüm ve yaşadım. Orada gördüğüm kültür ve zenginlik de bana ilham kaynağı olmuştur.

Yıllar içerisinde Kapalıçarşı’da mücevhercilik sizce nasıl değişti?

Zaman içerisinde İstanbul’dan –bir kısmı da siyasi olan– çok fazla göç oldu. Bu özellikle azınlıkların aktif olduğu bazı mesleklerde bir boşluk yarattı. Bunu eskisi gibi dolduran bir akım da gelmedi. Maalesef mücevhercilikte kalite gittikçe düştü. Kapalıçarşı’nın gelenekleri de bozuldu. Eskiden çarşıda her tür esnaf bulunurdu; mobilyacısı, sünnetçisi, gümüşçüsü, bakırcısı kimi ararsanız vardı çarşıda. Bu esnaflar birbirlerinden de beslenirdi. Bunlar Kapalıçarşı’dan silinip gitti; başka sitelere göç etmek zorunda kaldılar. Bugünkü Kapalıçarşı’nın bana sorarsanız vitrinleri de dokusu da tamamen bozuldu. Her tara a özensiz Çin malları dolu. Artık baklavacı, lokumcu var Kapalıçarşı’da. Gelen turistin de kalitesi farklı. Eskisi gibi varlıklı turistler gelmiyor.

"Mücevherin doğduğu yer Anadolu topraklarıdır" diyor Avedis Kendir

Türkiye mücevher açısından dünyada nasıl bir yerde duruyor?

Mücevherin doğduğu yer Anadolu topraklarıdır. Anadolu’daki kazılarda hâlâ binlerce yıllık mücevherler çıkabiliyor. Medeniyetin beşiği burası; burada içinde mücevherciliğin de olduğu birçok sanat akımı da doğuyor. Çok önemli bir coğrafyada yaşıyoruz. Bizim bu sanatımız çok eskiye dayanıyor. Türkiye mücevher alanında çok güçlü ama sanayinin gelişmesiyle işçilik ve kalite bozuldu. Canı sıkılan herkes kuyumcu oldu artık. Mesleğin hiçbir kalitesi kalmadı. Üstelik herkes paranın peşinde. Bizim gibi çalışanlar müzelik oldu (Gülüyor).

Nasıl bir çalışma süreciniz var?

Mesleğimi çok sevdiğim için kafamda hep bu mesleğe dair düşünceler vardır. Kafamın içinde tasarladıklarımı besleyecek güzel şeyler, sanat akımları, filmler, müzikler dolaşır. En büyük şansım da istediğimi yapabiliyor olmak. Bir şeyi hayal etme gücünüz vardır ama eliniz tasarlamaya yetmez. Belki de tam tersine, eliniz iyidir ama hayal gücünüz dardır. Bana Tanrı ikisini de verdiği için çok şanslıyım. Kafamın içinde beni kötü yöne çekecek hiçbir şey yok. Kötü film izlemem, kötü insanlarla konuşmam. İşe gelirken bile yolun güzelinden yürürüm. Bu yarımadada büyümekten çok mutluyum. Topkapı Sarayı, Ayasofya, Aya İrini... Bunları görmek çok kıymetli. Bu sokaklarda her şeyden  dokumacısından da esnafından da mimarisinden de– beslenebiliyorsunuz. Ben Şark kültürünü de severim ki bizde o da var. Batı bana snop gelir. O yüzden bu ülkede yaşamaktan da çok mutluyum.

Sizce işinizin püf noktası nedir?

Benim için tüm madenler değerlidir. Çakıl taşı da pırlanta da aynı öneme sahiptir. Yeri geldiğinde çakıl taşı pırlantadan bile değerli olabilir. Demirde, bakırda, pirinçte, her şeyde başka bir güzellik görüyorum. Bana sorarsanız işin püf noktası hayalinizdeki tasarımı yaparken kullanacağınız malzemeleri yerine göre kullanmaktır. Demirden de bir kuruyemiş kabuğundan da çok güzel mücevher yapabilirsiniz. İşin püf noktası her şeyi değerlendirmek ve yerine göre kullanmak.

Avedis Kendir Kristof Kolomb'un Santa Maria'sını 23,5 kilogram altın ve gümüş, 37 karat elmas ve 1,6 karat yakut kullanarak yapmış

Malzemelerinizi nasıl temin ediyorsunuz? Aklınızda unutamadığınız bir parça var mı?

Malzeme her yerde karşınıza çıkabilir. En güzelleri de beklenmedik bir anda karşınıza çıkanlar oluyor. Ben sevdiğim malzemeleri her zaman alırım. Ama ne zaman kullanacağım belli olmaz. Tezgâhımda her zaman 200-300 parça iş olur. Tek bir parça üstünde çalışmam ve her gün başka bir şey yapabilirim. Mesela bir bıçak almıştım 15-20 sene önce. Daha geçen gün ondan minik bir kama yaptım. Çok fazla malzemem var ve onları seyretmek bile hoşuma gidiyor.

Birçok tasarımınız var. Hangisinin hatırası sizde farklı?

Çocukluğumda Kristof Kolomb’a çok hayrandım. Ondan esinlenerek maket gemiler yapardım. Santa Maria’yı yapmak ve onu İspanya’da sergilemek her zaman hayalimdi (Kendir’in Santa Maria’sında 23,5 kilogram altın ve gümüş, 37 karat elmas ve 1,6 karat yakut kullanılmış). Kristof Kolomb’un naaşının yer aldığı İspanya’daki Sevilla Katedrali’nde sergilendi bu eser. Benim için o sarayın arşivlerine girmek çok mutluluk vericiydi. Yoksa para için yapılacak işler değil bunlar.

Elizabeth Taylor’dan Rihanna’ya pek çok ünlü isim için de takılar yaptınız. Nasıl buldular sizi?

Eğer işinizi iyi yapıyorsanız, işiniz dalga dalga yayılıyor. Benim çalıştığım insanların zaten yüzde doksanı yurt dışında. Çok profesyoneller; onlar da sizi bulabilir siz de onları bulabilirsiniz. Bir şekilde bu insanlara ulaşıyorsunuz. Böyle isimlerle çalışınca işinize daha fazla saygı duyuyorsunuz. Çünkü tahmin edilmez yerlere ulaşıyorsunuz. Ben çok şanslıyım bu açıdan. Dünyanın en iyi yönetmenleriyle, sanatçılarıyla, oyuncularıyla çalıştım. Hiç aklıma gelmezdi. Küçükken Dallas’ta J.R.’ı çok severdim. Onunla aynı masada bile oturdum. Hiç unutmam (Gülüyor).

Avedis Kendir, Kraliçe Elizabeth'e de takı tasarladı

Kraliçe Elizabeth’le de tanıştınız...

Herhâlde, yemek de yedik (Gülümsüyor). Türkiye’ye geldiğinde Osmanlı lalesi tasarımımı takmıştık yakasına. Benim için bunlar çok güzel şeyler. Misal, Elton John’un bütün düğün takılarını da ben yaptım. Tom Cruise’la da çalıştık. Barbara Streisand’le de çalıştık. Rihanna, Beyonce, Bill Clinton ve Jennifer Aniston’a da takı yaptık. Herkese yaptık. Benim için normal insanlar hepsi. Çalıştığım insanların her birinin ayrı karakteri var. Önce insanların karakterlerine göre düşünüyorsunuz. Benim kendi yaptığım işler de var. Onları da beğenen oluyor.

Galataport’ta yeni bir mağazanız var. Nasıl bir güdüyle açıyorsunuz mağazalarınızı?

Çırağan Sarayı’nda da vardı, artık Galataport’ta. Ben bu dükkânları bizim insanımız bu işlerin Türkiye’de yapıldığını görsün diye açıyorum. Mağazalar benim için süs. New York’ta da açtık ama işin başında olmazsan yürümüyor. Bizim işte müşteri beni görmek istiyor. Ben yoksam bedava ver, almaz.

Dünyanın birçok yerinde yaşayabilirsiniz ama siz Türkiye’de yaşamayı tercih etmişsiniz. Neden?

Ben ülkemi çok seviyorum. Palavradan söylemiyorum bunu. Ülkeme vergi veriyorum, okullarda çıraklar yetiştiriyorum, emek veriyorum. Sen ülkeni seviyorsan taş üstüne taş koyman lazım. Ülkenin insanlarını da seviyorum. Yurt dışına gittiğimde Türkiye saatini bile değiştirmem. Nereye gidersem de ilk uçakla geri dönerim. Duramam oralarda, öylesine seviyorum burayı.

İstanbul sizi nasıl etkiliyor?

İstanbul sizi dünyanın en değerli tarihî eserleriyle etkiliyor. Nasıl etkilemesin? İçinde bulunduğumuz şu Tarihî Yarımada bile yeter. Kim bilir ne kadar renkli insanlar yaşadı buralarda. Ama İstanbul günden güne bozuluyor da elbette. Şu tarihî eserlere etra aki kötü yapılar yakışıyor mu? Tüm bunlara rağmen de çok güzel İstanbul. Çocukluğumuzdaki İstanbul parklarıyla, restoranlarıyla, her şeyiyle daha da nostaljik ve romantikti. Ama bahsettiğim değişim elbette tüm dünyada oluyor, sadece İstanbul’da değil.

Mücevher dışında nelerle ilgileniyorsunuz?

Eski eşya severim, motosiklet severim, birkaç da klasik arabam var. Şurada duran Harley motorumu da çok seviyorum. Arkadaşlarımızla birleşip bir yıl boyunca motor seyahatleri için planlarımızı yapıyoruz. Afrika’da, Güney Amerika’da motorla seyahat ettik. Her seferinde bir aya yakın vakit geçirdik. Oralarda ülkemizin kıymetini de daha iyi anlıyorsunuz. Ama bir yandan da Afrika’daki fakirliğe rağmen çok büyük bir gusto olduğunu da yakalıyorsunuz. Çok paranız olur ama gustonuz olmaz. Gezerken de bunu anlıyorsunuz.

Dünya tarihinden sizi çok etkileyen bir mücevher var mı?

Mısır takıları çok hoşuma gidiyor; müzelerdeki parçalara hayran oluyorum. O zamanlarda nasıl yapmışlar hayret ediyorum. Nasıl bir uzak görüşe sahiplermiş... Şu anda onları çok zor yaparsınız. Anadolu medeniyetlerinde çıkan takılara da hayran kalıyorum.

50 yıllık bu kariyer ve hayatınız size ne öğretti?

Mademki bu dünyaya geldik; ülkene, topluma, arkadaşlarına faydalı olman gerekiyor. Bir iz bırakıp gitmek gerekiyor bu dünyadan. Hayat zaten kısa. Günler su gibi akıp gidiyor. Boş insan olmamalı... Dünya o kadar güzel bir cennet ki burayı sadece kötü insanlar zorlaştırıyor. O yüzden önce iyi insan olmak gerekli.

Avedis Kendir
Mücevher
Mücevher tasarımı
Kapalıçarşı
Cağaloğlu
Alper Bahçekapılı
Sayı 012

BENZER

İBB'nin girişimiyle hayata geçirilecek "Sahnede Bir Hayat" projesi kapsamında ekim ayı boyunca usta tiyatrocular sahnede olacak.
İsveç’in İstanbul Başkonsolosu Peter Ericson, diplomat, siyasetçi gibi unvanlarla yan yana telaffuzuna pek alışık olmadığımız özelliklere sahip biri. Doğallığı, teklifsizliği ve enerjisiyle ışıldayan başkonsolosu Beyoğlu’nda bulunan ve 150. yılını kutlama hazırlığı yapan İsveç Sarayı’nda ziyaret ettik.
İlk sayımızda, kapsadığı ilkbahar dönemine denk gelen Anneler Günü vesilesiyle anne şarkılarını bir araya getirmiştik. Bu kez de, 21 Haziran tarihiyle ikinci sayımızı yakalayan Babalar Günü’nü bahane edip baba şarkılarını derledik. En yakınlarımıza sevgimizi göstermekte genellikle cimri davranıyoruz, o yüzden bu ve benzeri şarkılar hep biraz hüzünlü, hep özlem dolu oluyor. Sevdiklerimizi kaybetmeden sevmek de böylece kulağımıza küpe olsun.