Taksim’in eylemli yılları

26 Şubat 2024 - 14:27

Yaşları 40’ın altında olanlar kendi aralarında yeni coğrafi bölgeler oluşturdu. Onlara göre İstiklal Caddesi’nin Tünel ucundan Taksim Meydanı’na kadar olan iki kilometrelik alan ve çevresinde bulunan her yer “Taksim.” 

Yaklaşık on yıl önce Taksim Meydanı’na kuş uçuşu yüz metre mesafede olan İZTV ofisinde çalışırken bir telefon geldi: 

“Nazım Hocam Taksim’deyim de bi arayayım dedim.” 
“Aaa neredesin?” 
“Tünel’de!!!” 
“Evladım orası Tünel, iki kilometre kuzeydoğu istikametine yürürsen Taksim Meydanı’na gelirsin. İşte Taksim burasıdır.” 

İstanbul’un eski kuşakları için Taksim şehrin merkezi, Taksim’in merkeziyse Cumhuriyet Anıtı’dır. İtalyan heykeltıraş Pietro Cannonica tarafından yapılan Anıt 8 Ağustos 1928’de açıldı. 

“HALKÇI ECEVİT! HALKÇI ECEVİT!” 

Geçmiş tarih bu kadar… Ben kendi yaşadıklarımdan hareketle Taksim’in eylemli tarihini anlatmak istiyorum. 

Taksim Meydanı’na ilişkin ilk anılarım, babamın elini tutarak yürüdüğüm yıllara ait. Muammer Karaca Tiyatrosu’ndan çıktıktan sonra İstiklal Caddesi üzerindeki Japon oyuncak mağazasından, mekanik kurma sistemiyle çalışan küçük bir oyuncak otomobil alışımızı hatırlıyorum. 6-7 Eylül 1955’te bu cadde üzerinde bulunan dükkânların nasıl yağmalandığını o zamanlar bilmiyordum. 

Meydandan hareket eden İETT’nin 42 numaralı Taksim-Sarıyer otobüsüyle Boğaz kıyısında Yeniköy’e gelir, vapur iskelesinin yanından kalkan dolmuş motorlarıyla karşı kıyıya geçip Beykoz’a varırdık.

ŞENAY YÜZBAŞIOĞLU (FOTOĞRAF: DEPO PHOTOS)

Taksimli “sıkı” anılarımın başında 14 Ekim 1973 genel seçimlerinin en büyük mitingi yer alır. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yeni lideri Bülent Ecevit’in konuşacağı miting o zamana kadar yapılanların en kitleseli... Taksim Gezi Parkı’nın beyaz merdivenleri üzerine kurulu kürsüde iki gün sonra İstanbul milletvekili seçilecek olan Metin Tüzün var, müthiş bir ajitatör. Kürsüden hiç slogan atmıyor, “Ne ezen ne ezilen insanca halkça bir düzen, diyen Bülent Ecevit geliyor” diye bağlayınca konuşmasını meydana toplanmış on binler gök gürültüsü gibi haykırıyor: “Halkçı Ecevit! Halkçı Ecevit!” 

Kürsünün en önündeki sıradayım. İstiklal Caddesi o tarihte trafiğe açık. CHP’nin seçim otobüsü üzerinde İstanbulluları selamlayan Bülent Ecevit alana güçlükle giriyor. Ecevit’in konuşmasından önce şarkıcı Şenay (Yüzbaşıoğlu) kürsüye davet ediliyor. Şenay mikrofonu alınca “Atatürk’ten sonra sanata ve sanatçıya en fazla değer veren siyasetçi Bülent Ecevit için söylüyorum” diyerek o dönemin çok sevilen şarkısına başlıyor: “Gel kardeşim elini ver bana/ Sev kardeşim neşe getirdim sana…”

Bu an, bir siyasi parti toplantısında profesyonel bir sanatçının şarkı söylediği ilk miting olarak kayıtlara geçiyor. O gün alanda olanların hiçbiri bu tarihî anın öneminin farkında değil. Sonraki yıllarda diğer partiler de bu modeli benimsiyor ama uzun yıllar sonra… 

İŞÇİLER TAKSİM'DE 

Taksim Meydanı yüz binlerce insanı kucaklayınca daha bir güzel olmuştu. Bülent Ecevit’in büyük mitinginden üç yıl sonra bu sefer de Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) 1 Mayıs 1976’da yasal bir toplantı yapma kararı aldı. 1 Mayıs resmî tatildi ama adı pek hoştu: Bahar Bayramı! Oysa bu tarih bütün dünyada İşçi Bayramı olarak bilinip kabul ediliyor ve kutlanıyordu. Türkiye’de ise yasal olan son 1 Mayıs İşçi Bayramı 1925 yılında Adana’da kutlandıktan sonra yasaklanmıştı. DİSK aradan 50 yıl geçtikten sonra 1 Mayıs’ı özüne uygun olarak kutlamaya karar vermişti. İşçilerle birlikte işçi sınıfının dostları da o gün Taksim’e geldi. DİSK Başkanı Kemal Türkler’in konuşmasını dinleyip alkışladılar. 

Bir yıl sonra 1 Mayıs’ın hazırlıkları 1977 yılının Ocak ayından itibaren başladı. Sadece İstanbullu işçiler değil Marmara Bölgesi’ndeki fabrikalarda çalışan işçiler de Taksim’e doğru yola çıkmıştı. Sadece işçiler de değil tabii… Burada “yazarlar, çizerler, aydınlar, sanatçılar” diyerek katılanların niteliğini ıskalayamam… Yazarlar Sendikası flaması altında gördüklerimi yazayım: Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Can Yücel, Ataol Behramoğlu, Şükran Kurdakul, Kemal Sülker, Adnan Özyalçıner... 

Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği pankartının altında Cüneyt Arkın, Halil Ergün, Fatma Girik, Tarık Akan, Nur Sürer, Arif Keskiner, Atıf Yılmaz, Deniz Türkali, Yavuz Özkan alkışlar eşliğinde Taksim’e giriyorlardı. 

1 Mayıs 1977’nin alandaki “protokol görevlisi” olarak yine Gezi Parkı merdivenlerinin üzerindeki kürsünün yanında hazır ve nazır olarak yerimi almıştım. Atatürk Kültür Merkezi’nin önündeki panoda yerleştirilen Orhan Taylan imzalı, kollarını iki yana açmış devasa işçi resmi Taksim Meydanı’na gülümsüyordu.

2 MAYIS 1977 TARİHLİ CUMHURİYET GAZETESİNİN MANŞETİ

1 MAYIS 1977 

O gün alana gelenlerin sayısı konusunda değişik sayılar telaffuz edilir. Yüz binden başlayıp üç yüz bine kadar gider. Hepsi de doğrudur. Çünkü Taksim’e ilk gelenler yerlerini aldıklarında saat 10.00’du. Alan akşama kadar iki üç kez dolup boşalmıştı. DİSK Başkanı Kemal Türkler konuşmasına başladığında saat 18.30’u geçiyordu. İlk silahın 19.10’da patladığı savcılık kayıtlarında duruyor. Büyük işçi şenliği büyük bir katliamla sonlandı. Kimliği belirsiz (!) kişilerce Meydan’daki işçilerin üzerine ateş açıldı. Yaylım ateşinden kaçarak yere yatanların üzerine ses bombası ve tazyikli su sıkarak giren polis panzerlerini kullananlar ve onlara bu emri verenler için aynı “bilinmezlik” söz konusu değildi. O gün Taksim’de yaşananların tümüne tanık olmuştum. 

Saat 20.30 olduğunda alanda “görevli” olarak 200 kişi kalmıştık. Kürsünün demirlerine çarparak yere düşen mermi çekirdeklerini de bayraklarımızla birlikte toplayıp alandan ayrıldığımızda içimizde bazıları Taksim’i kastederek “Bir daha buraya gelirsem beni öpsünler” gibi büyük laflar edebiliyordu. 

Ne demişler: Büyük lokma ye, büyük konuşma! Aradan sadece bir ay geçecekti ve biz yine orada olacaktık! 

5 Haziran 1977 genel seçimleri için propaganda çalışmalarının finalinde büyük bir Taksim Mitingi vardı. CHP’nin gövde gösterisi öncesinde Başbakan Süleyman Demirel, ana muhalefet partisi lideri Bülent Ecevit’i telefonla arayarak tüyler ürpertici şu bilgiyi vermişti: “Bana ulaşan istihbarat bilgilerine göre Sheraton Oteli’nin çatısından uzun namlulu tüfekle size ateş edilecek. Onun için siz mitinginizi iptal edin. Can güvenliğiniz için bu önemli!” 

Olur mu olur! Daha bir ay önce Taksim Meydanı’ndaki InterContinental Otel’den (sonra The Marmara oldu) DİSK’lilerin üzerine ateş edilmemiş miydi? 

Bülent Ecevit bu bilgiyi mitingden bir gün önce akşam radyo konuşmasında kamuoyu ile paylaştı: “Bu koşullarda kimseye mitingimize gelin diyemem” dedi ve ekledi: “Ancak eşim ve ben yarın Taksim’de olacağız!”

3 Haziran 1977 Cuma günü Taksim Meydanı’na yüz binler sığmaz hâldeydi. Halk, Ecevit eşiyle gelecek de biz de eşimiz çocuğumuzla orada olmaz mıyız dercesine alanı doldurmuştu. Ecevit’in coşkulu konuşması sık sık alkışlar ve sloganlarla kesiliyordu. O yıllarda (CHP’nin solunda) ne kadar sol-sosyalist parti, dernek, fraksiyon varsa hepsi CHP toplantılarına kitlesel olarak katılmaktan kompleks duymazdı. En belirgin slogan da “Faşizme karşı omuz omuza” idi. Kapsayıcı olduğu inkâr edilemez. 

Kanlı 1 Mayıs’tan sadece bir ay sonra yapılan bu mitingin bitiş anını çok iyi hatırlıyorum. Bülent Ecevit katılanlara teşekkür edip kürsüden inerken alandaki herkes tedirginlikle sağa sola bakınıyordu. Acaba nereden ateş edilecek? Panzerler yine kitlenin üzerine ses bombası atarak insanları çil yavrusu gibi dağıtacak mı? Bunların hiçbiri olmadı. Büyük miting suikast yapılmadan kazasız belasız bitti. 

TAKSİM'DE HER MAYIS 

1970’li yılların görece demokratik ortamı Taksim’in renkli hayatına imkân tanıyordu. 1978’e girerken DİSK’te yönetim değişikliği olmuş, örgütün kurucu başkanı Kemal Türkler’in yerine Abdullah Baştürk gelmişti ama DİSK’in yolu belliydi, 1 Mayıs 1978 yine Taksim’de kutlanacaktı. Tabii ki biz de orada olacaktık. Bu sefer organizasyonda büyük değişiklikler yapılmıştı. Kürsü Gezi Parkı’nın beyaz mermer merdivenlerinin üzerinde değil, tam karşıdaki InterContinental Otel’in verandasına kurulmuştu. İşçi alayları bu yıl otelin önünden akıp geçiyorlardı. Sonra alanda yerlerini alıyorlardı. Bu 1 Mayıs olaysız, sakin bir şekilde sona erdi. 

Bir sonraki yıl İstanbul sıkıyönetim altında yönetiliyordu. 1 Mayıs’a izin verilmedi. Hatta sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Artık askerî darbenin ayak sesleri duyuluyordu. 1980’in Eylül’üne gelinceye kadar İstanbul’un merkezinde yer alan küçük meydan unutulmayacak anların ve anıların da odağındaydı. O dönemi yaşayanlar her zaman böyle hatırlar: 

“Taksim’in eylemli yılları!”

1 Mayıs
1 Mayıs 1977
Taksim Meydanı
Taksim
Bülent Ecevit
DİSK
İstanbul
Şenay Yüzbaşıoğlu
Siyaset
Nazım Alpman
Sayı 017

BENZER

Burası farklı kentlerden, köklerden gelen insanların “İstanbullu” potasında dönüştüğü, kaynaştığı bir kent olmalı. Bizler bunun için çalışıyoruz. Aslında İstanbullulara, bu konuda ne kadar şanslı olduklarını yeniden hatırlatmaya çalışıyoruz.
İlk yerli otomobil Anadol’un üretimine bundan tam elli sene önce başlanmıştı. Adı geniş katılımlı bir anketle halka sorularak seçilen, direksiyonu Türk şoförlerinin araba kullanma eğilimine uygun olarak sola meyilli tasarlanan ve her aileyi araba sahibi yapmak vaadiyle piyasaya sunulan Anadol, yetmişlerden itibaren değişen rekabet koşullarına boyun eğdi. Yine de ilk yerli otomobilimiz, hafızalardaki yerini filmlere, kitaplara konu olan nostaljik bir unsur olarak korumayı başardı. Anadol’un yol öyküsünü Derya Bengi yazdı.
Bir elin parmaklarını geçmeyen saatlik uyku süresi dışında kocaman bir gün kalıyor kendisine ama boş anını yakalamak mucize gibi. Teknoloji sağ olsun, WhatsApp marifetiyle gerçekleştirebildiğimiz söyleşide Haluk Levent, salgının verdiği derslere rağmen, duyguya değil paraya dayalı sistemde ne yazık ki her şeyin eski haline döneceğini düşündüğünü anlatıyor.